jump to navigation

Goben-Breslav, NATO, AB ve Papa 20 Ocak 2007

Posted by Aybars in AB, ABD, Almanya, Milli Gazete, Osmanlı, Papa, Patrikhane, Türk, İttihat ve Terakki.
trackback
Goben-Breslav, NATO, AB ve Papa 30.11.2006

Hazırlayan: İbrahim BALCIRiga Zirvesi gündeminin arka planını NATO’nun Ekim 2006’da İsrail’le imzaladığı işbirliği programı oluşturuyor. NATO-İsrail işbirliğinin adı: “Güçlendirilmiş Akdeniz Diyaloğu” yani NATOAkdeniz’in güvenliğini İsrail’le sağlayacak.

Bu ülkenin yöneticileri, ülkesini seven okur-yazarları ve duyarlı halkı geçmişte olup bitenleri unutup, olanlardan ders almazsa, ülkemiz, bölge ve İslâm coğrafyası daha büyük badirelerle yüzyüze gelecek demektir.

ABD Patrikhane’yi bir Truva Atı olarak kullanmak için 1984’te başlattığı diplomatik ziyaretlerle yeni bir fasıl açıyor. Papa Patrik buluşmasıyla ikinci perde açılıyor.

1839’da Tanzimat’la başlayan melankolik Batı sevdasının ulaştığı AB macerası salı günü (28 Kasım 2006)  ABdönem başkanı Finlandiya’nın Tampera şehrindeki Kıbrıs görüşmeleriyle çöktü. Ve… Almanya Başbakanı Angela Merkel; Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık önerisinde bulunulması gerektiğini açıkladı.

NATO üyesi 26 ülkenin devlet ve hükümet başkanları 28 Kasım Salı günü Letonya’nın başkenti Riga’da 19. NATO Zirvesi’nde buluştular.

Gündem: NATO’nun siyasî ve askerî dönüşüm süreci.

NATO, Amerikan ordusuna dönüşüyor

Riga Zirvesi gündeminin arka planını NATO’nun Ekim 2006’da İsrail’le imzaladığı işbirliği programı oluşturuyor. NATO-İsrail işbirliğinin adı: “Güçlendirilmiş Akdeniz Diyaloğu” yani NATOAkdeniz’in güvenliğini İsrail’le sağlayacak. Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP), Büyük İsrail Projesi (BİP) olduğunu daha nasıl söylesinler?

NATO Akdeniz’in güvenliğini İsrail’le sağlamakla yetinmiyor, hedefi daha net bir biçimde ortaya koyuyor.

NATO artık Amerikan ordusuna dönüşüyor, BİP veya BOP’un uygulayıcısı oluyor. Riga’da NATO’nun artık ABD, İsrail ve İngiltere’nin vurucu timi olduğu zımnen ilan ediliyor ve NATO Türkiye’ye karşı konuşlandırılıyor. Bunu biz söylemiyoruz, ABD yetkilisi söylüyor. Eski BMDaimi Temsilcisi ve Kıbrıs Özel Temsilcisi Richard Holbrooke, Amerikan düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu’nun (GMF) Direktörü Rolan Asmus’un ortaklaşa kaleme aldığı metin, Riga zirvesi öncesinde, 26 Kasım 2006 Pazar günü NATO’nun Yeniden Keşfi başlıklı rapor olarak ajanslara şu şekilde yansıyor:

“Türkiye’de Güneydoğu’ya sürekli saldırılarda bulunan PKK terör örgütünün ortadan kaldırılması için Kuzey Irak’ın işgalinden açıkça söz edenler var. Bu riski azaltmanın en iyi yolu, Kuzey Irak’a NATO gücü konuşlandırmaktır. Böyle bir konuşlandırma, diğer bazı amaçlara da hizmet edebilir. Kürt liderleriyle yapılacak bir anlaşma PKK’yı sınırlandırır. Bu, Türkiye’nin askerî operasyonunu önlemenin en iyi yoludur. İkinci olarak, NATO askerleri Irak’taki iç savaşın, hâlâ barış içinde olan, istikrarlı ve yarı demokratik parçasına (Irak’ın kuzeyine) yayılmasını önler.”

Yoruma gerek var mı? Herşey apaçık dünyanın gözleri önünde seyrediyor, herşeyi gözümüze gözümüze sokuyorlar, hâlâ anlamamakta direnen ve olup bitenleri hayra yoranlara ne diyelim? Allah akıl, fikir versin.

Millî Görüş Lideri, Millî Görüş partileri, Millî Gazete, ülkenin karşılaşacağı tehlikelere 40 yıl, 20 yıl, 10 yıl öncesinden dikkat çekmeyi hep görev bildi, tehlikelerin bertaraf edilmesi için canla başla çalıştı. Ama anlamamakta direnenler ülkenin başına hep gaileler açtılar ve açmaya devam ediyorlar.

Siyonizmin vurucu timi Letonya’da…

Millî Gazete, Riga’daki zirveyi 28 Kasım 2006 günü 8. sayfasında şu başlıkla duyuruyordu: Siyonizmin vurucu gücü NATO Letonya’da toplanıyor.

28-29 Haziran 2004’te İstanbul’da toplanan NATOZirvesini siyasiler ve medya büyük başarı ve mutlulukla veriyordu. 27 Haziran 2004 tarihli Millî Gazete’nin manşeti şöyleydi: “Zirve öncesi Kutan, AKPiktidarını son kez uyardı. Haçlılara alet olmayın.”

Haberin spotu: “Kutan, NATO’nun haçlı ittifakına dönüştürülmek istendiğine dikkat çekerek, “Ne acıdır ki bu NATO, tarihinin en görkemli zirvesini 400 yıl haçlı seferlerine karşı koymuş bir medeniyetin merkezinde yapıyor. Bundan daha üzücü ne olabilir” dedi.

26 Haziran 2004 tarihli Millî Gazete’nin manşeti: “NATO Zirvesi başlamadan Türkiye’yi terörün karanlık yüzüyle karşı karşıya getirdiler. Hedef Türkiye.”

Haberin spotu: “11 Eylül saldırılarının ardından dünyanın başına “küresel eşkıya” kesilen Amerika, BOP için Türkiye’yi taşeron olarak kullanmak istiyor. Mehmetçiği Irak’a gönderme ısrarından vazgeçmeyen ABD, işgallerine meşruiyet kazandırmak için NATO’yu devreye soktu.”

28 Haziran 2004 tarihli Millî Gazete’nin manşeti: “Bugün yapılacak NATO Zirvesi dünyayı kan ve ateşe boğabilecek gelişmelere gebe. Çember daralıyor.”

Haberin spotu: “ABD, bölgemizi kontrol etme ve İsrail’i rahatlatmak için NATO’yu maşa olarak kullanıyor.”

29 Haziran 2004 tarihli Millî Gazete’nin manşeti: “NATO işgal gücüne dönüyor.”

Haberin spotu:“NATO zirvesinde, ABD’nin Ortadoğu’ya dayatacağı sözde “demokrasi” tartışılırken bölgenin kanayan yarası Filistin sorunu görmezden gelindi. ABD, Afganistan’da işgalin dolgu gücü haline getirdiği NATO’yu, Irak ve bütün Ortadoğu’da en büyük işgalci yapmak istiyor.”

30 Haziran 2004 tarihli Millî Gazete’nin manşeti: “Bir gövde gösterisi şeklinde gerçekleşen ve Türkiye’yi emperyalizmin merkez üssü haline getiren zirve sona erdi. En büyük tehdit NATO.”

Haberin spotu: “İstanbul zirvesi, tarifi Amerika tarafından yapılan “teröre” karşı NATO’yu, Ortadoğu’nun göbeğinde açık tehdide dönüştüren kararlarla sona erdi.”

Yavuz ve Midilli  ile bir imparatorluğa son verdik

İttihatçı çetenin İngiliz ve Alman sevdası onları, İngiliz ve Alman oyuncağı yapmakla kalmadı bir imparatorluğu yok edip dünya barışının sona ermesine, başta İslâm coğrafyası olmak üzere dünyanın işgalci ve sömürgeci akbabaları tarafından, barut, kan ve gözyaşı içinde bugünkü hale gelmesine sebep oldular.

İttihatçı çetenin Alman muhipleri ipi ele geçirince karasevdaları bir çılgınlığa dönüştü. Tarihin en büyük imparatorluklarından olan, tarihin akışını değiştiren birçok zaferlere imza atmış Osmanlı Ordusu’nun emir komutasını Almanlara teslim ettiler. Bununla da yetinmediler. Başlayan Birinci Dünya Savaşı’nda iki Alman savaş gemisi Goben’e (Goeben) Yavuz, Breslav’a (Breslau) Midilli adı verip 16 Ağustos 1914’te (Savaş 28 Haziran 1914’te başladı) Osmanlı bayrağı çekip, Alman askerlere de Osmanlı fesi giydirip Sivastopol’u bombalatarak Osmanlı İmparatorluğu’nu I. Dünya Savaşı cehennemine güle oynaya, tirajikomik bir senaryoyla sokarak ziruzeber ettiler.

AB-NATO-BM ve Papa-Patrik birer Goben-Breslav haline dönüşmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiçbir yetkili ve bürokratı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri’nin hiçbir yetkilisi bu haçlı mayınlarına Yavuz ve Midilli adı takamaz, ittihatçı çetenin gafletini gösteremez, buna artık Türkiye ve dünya tahammül edemez bu böyle biline.

Kıbrıs Rum kesimi gemilerine limanlarımızı açmadığımız için Türkiye’yi akılalmaz hakaretler yağdıran AB üyelerine verecek gülümüz yok. Tanzimatla başlayan batı sevdası, İngiliz ve Alman aşkıyla yıkılan bir imparatorluk ve o günün İngiliz ve Alman’ı yerine geçen AB’nin haçlı saldırılarına ve onun sinsi papasına, onların ve ABD’nin maşası olmayı kabul eden Patriğe bu ülke insanının daha fazla tahammülü yoktur. Hepsi aklını başına devşirmeli. Ama onlardan önce Türkiye’nin etkili ve yetkilileri aklını başına devşirmeli, içine düştükleri gafletten bir an evvel çıkmalılar.

Papa, Hıristiyan dünyasının koordinatörü

NATO zirvesi Riga’da başladığı gün (Salı) Papa da Türkiye’yi ziyaret ediyordu. 29 Kasım 2006 tarihli Millî Gazete’deki köşesinde yılların politikacısı, ferasetli ve geniş perspektifli, meseleleri berrak bir zihinle, vukufiyetle tahlil edenSüleyman Arif Emre, Papa’nın ziyaretini, Bush’a ve Blair’in yeteneksizliğini, köşeli yıldızları dökülüp haçı ortaya çıkan NATO’yu değerlendiriyordu. Haçlı seferlerini başlatan Bush ve Blair’in yeteneksizliğine değindikten sonra Papa’nın ziyaretini şu cümlelerle değerlendiriyordu:

“Gözüken odur ki, militan Papa Benediktus, nitelik bakımından bu boşluğu dolduracak ve bu ihtiyacı karşılayacak özelliklere sahip. Dört beş lisan biliyor. ABD’nin ve AB’nin siyasi alt yapısını üst yapısını insanların, psikolojisini iyi bilen birisi, çeşitli eserleri var. Üstelik Nazi subayı olarak, nizami ve gayri nizami harp bilgisine de vakıf. Hasılı, Hıristiyan dünyası, en azından İslâm âlemine karşı her cephede mücadele edebilecek, bir nevi, üst düzey koordinatörüne kavuşmuş bulunuyor.

Ayrıca işe nereden başlayacağını biliyor. Beyan ettiğimiz gibi Hıristiyan dünyasının, İslâm’a karşı tasarlanan Büyük Ortadoğu Projesi’nin, hayata başarıyla geçirilebilmesi için önce, alt yapının sağlanması ile işe başladı. Ortodoks Kilisesi PartiğiBartholomeos’a EKÜMENLİK vererek, Katolik Kilisesi ile bir ittifak gerçekleştirdi. NATOZirvesiyle eş zamanlı gerçekleşenPapa’nın Türkiye ziyareti Riga zirvesini örttü, gizledi.

İstanbul’da başladılar, Riga’da noktaladılar…

Riga zirvesi NATO’nun Yeniden Keşfi başlığıyla duyuruluyordu. Geçen ay Akdeniz’in güvenliği için İsrail’le anlaşma yapan NATO, Riga’da Haçlı-Siyonist İttifakın vurucu gücü olduğunu ilan ediyor. Yani BİP’in vurucu timi. NATO’nun yeniden keşfi başlığıyla da bunu sağır sultanların da duymasını istiyor. Afganistan ve Irak’a NATO’yu yerleştirip bataktan kurtulmak isteyen ittifak, BM’yi de Lübnan’a yerleştirdi. Teacher’in 1992’de söylediği, Brezezinski’nin projesi Riga’da uygulamaya kondu.

Bush, Riga’da konuşuyor; “İran ve Suriye’nin Irak’ın istikrarını bozmasına izin vermeyeceğiz” Bush-Blair-Şaron Irak’a getirdikleri “Özgürlük ve demokrasi”ye halel gelmemesi için, köşeleri silinmiş haçı ortaya çıkmış NATO ile sömürü ve işgallerini derinleştirmek için sözde müttefiklerini kafa kola almakla meşguller.

NATO’nun hedefi İslâm

NATO (North Atlantic Treaty Organization yani Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün kısaltması), resmen açıklanmasa da II. Dünya Savaşı sonrası oluşan politik ayrımda, İngiliz Lord Ismay’ın deyişi ile “Rusları dışarıda, Almanya’yı alaşağı edilmiş halde ve ABD’yi içeride” tutmak için kurulmuştur. Yani amaç salt SSCB’ye karşı güvenlik değil, aynı zamanda Avrupa’nın güvenliği için ABD’nin katkı koymasını sağlamak, Almanya’nın yeniden silahlandırılmasını bölgeye tehdit oluşturmadan gerçekleştirmektir. 9 Nisan 1949′da Washington Antlaşması ile kurulan NATO bir kollektif savunma örgütü olarak bilinmektedir. İngiltere eski Başbakanı Margaret Teacher, NATO’nun 1992 Londra toplantısında yıkılan Sovyet sistemi ve çöken komünizmden sonra “İslam fundamentalizmi”nin yeni bir tehdit algısı teşkil ettiğini açıklamıştı. Türkiye’nin zayıf itirazlarına rağmen NATO, stratejik bir konsept çerçevesinde “İslam’ın ötekileştirilmesi”ne karar vermişti. Jimmy Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brezezinski, daha sonra bunu teyit eden açıklamalarda bulunmuştu: “Komünizmin çöküşünden sonra bir düşman gerekiyordu. Radikal İslam işte bizim yeni hedefimizdi. Bir zamanlar İsrail’i tehdit eden Arap milliyetçiliğine büyük darbe indiren Amerika, şimdi hem kendisi hem tarihsel müttefiki İsrail için büyük tehlike oluşturan İslam’a karşı top yekun bir savaş başlatmış bulunmaktadır.”

Va esefa…

Yorumlar»

No comments yet — be the first.