jump to navigation

Teslim olmaya az kala 21 Ocak 2007

Posted by Aybars in AB, ABD, Kerkük, Kişiler.
trackback
Ahmet GÜRSOY
ahmetgursoy@yenicaggazetesi.com.tr

…………………………………………………..

Teslim olmaya az kala
Neredeyse çeyrek asra yakın bir zaman dilimi içinde sürekli gündemdeki yerini koruyan Kuzey Irak ve Kerkük meselesi, artık Türkiye dışındakilerin istediği sona doğru yaklaşıyor. 36-42. paraleller ile başlayan ve bu anlamda ABD tarafından özellikle kontrol edilebilir durumda tutulan Kuzey Irak artık Sevr’in şartları arasında bulunduğu hal de gerçekleştirilemeyen hedefe doğru iyice yaklaşmış durumda.
Batı, ABD önderliğinde ve AB’nin desteğinde ABD’nin bölgeye fiili müdahalesinden sonra bu hedefine gecikmeli de olsa çok yaklaşmış durumda.
Türkiye’de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da terörle mücadele etmiş kimi emekli askerlere bakılırsa, “Kuzey Irak’a girmek hem sakıncalı ve hem de artık şartlar eskisi gibi değil”.  
Öyle ki kendisine eski MİT’çi denilen kimselere göre ise,  “Irak’a müdahale bataklığa saplanmak”  demektir.
Devlet kademelerinin en mahrem yerlerinde çalışanların yükselttiği bu ses, bize açıkça  “teslim olmamız gerektiğini söylüyor.”
Nitekim ABD sözcüsü, Kerkük’te  “Irak hükümetinin referandum yapması gerektiğini” söyledi. Demek ki Türkiye, sorunlarını yönetemeyen dış politikada tarih boyunca çok kere tekrarladığı rolüne duraksamadan devam etmenin pişkinliği içinde Irak’ta önce siyaseten, sonra da tüm hedefleri itibariyle yenilgliyi kabul edecek.
Çok daha yalın bir ifade ile savaşmadan yenilmiş olacak.
Irak’ta savaşmadan, politik ve stratejik taktiklerle hiçbir manevra yapmadan, düz AB siyasi ve Amerikan stratejik ortaklığı çerçevesinde yenilmek sorunu kökten çözecek mi?
Hayır!
N’olacak peki?
Kuzey Irak’ta egemen olacak Kürt devlet hareketinin talepleri Irak içi ile sınırlı değil ki. Türkiye’den de istekleri var. Nitekim birkaç ay evvel bu isteklerin neler olduğunu ortaya koyan harita İtalya’da bir Amerikan subayının çantasından çıkmadı mı? Üstelik NATO toplantısının konukları arasında bizim subaylarımız da yok muydu?
Vardı.
Türkiye Başbakanının eş başkanı olmakla övündüğü Büyük Ortadoğu planının (politikasının) Türkiye ayağı böyle gerçekleştiriliyor.
İşte bütün mesele bu.
Kuzey Irak’ta kurulan Kürt Devletinin Türkiye uzantısının alt yapısını kurma görevi ise AB’nin. “Uyum yasaları”  çerçevesinde  “pembe devrim yoluyla”  1923’te kurulan milli devlete pek çok haklarından vazgeçirildi.
Türkiye Başbakanı, önce terör meselesine açıklık getirdi ve  “Kürt realitesini”  yani ayrıcalılığını kabul etti. Ardından, TC’nin milli kimlik tezine karşıt olarak  “alt kimlik-üst kimlik” tartışmalarını başlattı. Sonra, ikinci bir dil ve yayın haklarını tanıdı, şimdi de ekonomik yapıya yöneldi.
PPK’nın pek çok talebi AB programı içinde meşrulaştırıldı.
Şu sıralar, yeraltı kaynaklarının ve özellikle de petrolün kullanımına ilişkin yasa teklifi meclisin gündemine getirilmiş durumda. Buna göre, bir bölgede çıkan petrolün yüzde ellisi o bölge il özel idaresine bırakılacak. Yani yarın Türkiye’den bir taviz koparılır da mesela Talabani veya Barzani için özerk bir alan oluşturulursa, şimdiden alt ekonomik paylaşım tamamlanıyor.
Ya bankalar ve finans?
Onları da uluslararası sermayenin eline bırakarak, ekonominin damarında dolaşan kanın (finansın) kontrolünü de yabancılara verdik. Böylece yabancıların Türkiye’deki etkisi ve gücü, ülke yönetimindeki ağırlığı yüz katına çıktı. Artık Türkiye kolay denetlenebilir, kolay yönlendirilebilir ve kolay dize getirilebilir bir ülkedir.
Kerkük ve/veya Kuzey Irak mı dediniz?
Büyük Orta Doğu politikasının eş başkanına sorunuz.

Yorumlar»

No comments yet — be the first.