Aydın Doğan’ın bilmediğimiz rolleri; Almanya’da Türkler neden sahipsiz? 23 Aralık 2008
Posted by Aybars in Almanya, Basın, Ecnebi.add a comment
FRANKFURTER ALLGEMEİNE ZEİTUNG: YENİ BİR ROLDE ESKİ ALIŞKANLIKLARLA
BERLİN, 22/12 (BYE)—Tirajı günde 366 bin 478 olan muhafazakar eğilimli Frankfurter Allgemeine Zeitung’un 22 Aralık 2008 tarihli sayısında Uta Rasche imzasıyla ve yukardaki başlık altında yayımlanan yazının geniş özet çevirisi şöyledir:
Ludwigshafen yangınından sonra Hürriyet için durum sarihti: Yangının bir saldırı sonucu ortaya çıktığı ve yabancı düşmanı Almanlar tarafından hazırlandığını tahmin ediyordu. İzleyen aylarda bunun bir kundaklama olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunamadı. Ancak Hürriyet aceleci hükmü ve yanıltıcı haberleri için özür dilemedi. Aksine, akabinde yaşanan ufak yangınlarda dahi aşırı sağcı Almanların suçlu olduğu tahminlerinde bulunuyordu. Bu yangınların kaza sonucu meydana geldikleri ortaya çıktığında ise, haberleri kesiveriyordu.
Avrupa Şampiyonası’nın Haziran ayında oynanan Almanya-Türkiye yarı final maçında polis, Alman ile Türk taraftarları arasında sokak çatışmalarının yaşanacağından endişeleniyordu. Fakat Hürriyet yeni bir role bürünerek, Bild gazetesiyle bir nevi barış imzaladı ve başarılı oldu, zira arbede yaşanmadı. Hürriyet maç günü, “Bu futbol karşılaşmasının galibi dostluk olsun” manşetini attı.
Hürriyet Bild gazetesiyle birkaç yıldır işbirliği yapıyor. Buna Bild gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kai Diekmann ön ayak olmuştu.
Münih’te bir metroda bir Alman emeklisine saldırıda bulunulması sonrasında Bild her gün dayak atan Türkleri haber yapmaya başladığında Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Aydın Doğan meslektaşını aramış ve ölçülü olmasını rica etmişti. Türkiye’nin misafir ülke olduğu kitap fuarında ise Diekmann ve Hürriyet gazetesi başköşe yazarı Ertuğrul Özkök “Süper Freunde – Süper Dostlar” isimli bir kitap çıkardılar.
Hürriyet’in Almanya baskısı bir değişimden geçti: Nisan 2007’den bu yana gençlere hitaplı haftalık “Young Hürriyet” ekiyle yayınlanıyor. Tabii ki bununla ilk planda uyum amaçlanmıyor. Daha ziyade, Almancayı çoğu zaman Türkçeden daha iyi konuşan Türk gençleri kazanılmaya çalışılıyor. Öte yandan, 2005 yılından bu yana Necla Kelek, Seyran Ateş veya Serap Çileli gibi ataerkil aile yapılarını, namus cinayetlerini ve zorunlu evlilikleri eleştiren kadın hakları savunucularına yönelik itibar zedeleyici kampanyalardan da vazgeçti.
Buna rağmen Hürriyet’in haber yapma şekli kuşkulu olmaya devam ediyor. Dortmund Üniversitesi’nde Hürriyet hakkında araştırmalarda bulunan Tarihçi ve İslam bilimcisi Daniel Müller Hürriyet’i, Türk cemaatinin hukuki ve kurumsal açıdan değeri arttırıldığı – örneğin bir Alman üniversitesinde Türkçe bir bölüm açıldığı – takdirde uyumun başarılı olacağı yönündeki illüzyonu beslemesinden ötürü eleştiriyor. Halbuki Almanya’da, daha fazla Türk kökenli öğrencinin Alman üniversitesinde okumasının uyuma katkı sağlayacağı görüşü savunuluyor. Müller aynı zamanda, Hürriyet’in Almanlar ile Türkler arasında bir münakaşa konusu olduğunda daima Türk tarafında yer almasını ve örneğin Kürt meselesinde aşırı derecede milliyetçi olmasını da tenkit ediyor.
Hürriyet Alman siyasetçiler tarafından Almanya’daki Türkler arasında fikir oluşturucu bir unsur olarak hem korkulan hem de saygı duyulan bir gazetedir. Kuzey ren Vestfalya Eyaleti Uyum Bakanı Laschet (CDU) gibi göçmen konularıyla ilgilenen bazı siyasetçiler bunu adeta amaçları için kullanıyorlar. Schaeuble’nin karar verdiği kucaklama stratejisi de bu yöne oynuyor. Belli ki, Doğan’a ödül verilerek uyumu teşvik edici haber yapılması amaçlanıyor. Ödül takdiminden sonra Şansölye Merkel (CDU) birkaç saat Doğan’la geçirdi. 40 bin tirajlı başka hangi gazete böyle bir şerefe nail olabiliyor?(BEBM/HU)
ERMENİ ŞAKŞAKÇISI MİLLİYET 6 Kasım 2007
Posted by Aybars in Basın, Ermeni.add a comment
Milliyet yine yaptı yapacağını
06 Kasım 2007 Salı 15:15
Milliyet yine salladı.. Dink’in oğlu Arat ile ilgili haberleri balon çıktı..
Milliyet Gazetesi’nde suikaste uğrayan gazeteci Hrant Dink’in oğlu Arat Dink’in Brüksel’e yerleşme kararı aldığı yayınlandı.
Habere göre 301. madde olan “Türklüğü aşağılamak” suçundan yargılanan Arat Dink’in tehdit telefonları yüzünden Brüksel’deki ablasının yanına eşi ve çocuklarıyla yerleşme kararı verdiği yazıyordu.
Fakat Agos Gazetesi yetkilileri odatv.com’a Arat Dink’in bugün İstanbul’a döndüğünü ve Brüksel’e yerleşme kararı vermediğini sadece bir akraba ziyareti için Brüksel’e gittiğini açıkladılar.
odatv
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=112376
changeTarget(document.getElementById(“news_content”))
YUNANLILAR BASIN SEKTÖRÜNE GİRİYOR! 27 Eylül 2007
Posted by Aybars in Basın, Yunan.add a comment
http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=1769&kat2=1#
|
Yunanlilar Turkiye’de Bankaciliktan Sonra Medya Sektorune de Giriyor Sema SEZER Yunan bankalarının, Türkiye’deki bankaların hisselerini satın almaya başlamalarının ardından, bu kez Yunan şirketleri Türk medyası için atağa geçti. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) 7 Kasım 2007′de ihaleye çıkacağı Sabah Gazetesi ve ATV için şartname alan dünyaca ünlü medya şirketleri arasında Yunan Antenna Şirketi de bulunuyor. Bedelin yaklaşık 1.1 milyar dolar olarak belirlendiği ATV-Sabah ticari ve iktisadi bütünlüğü içinde; ATV Televizyonu, Radyo City, Sabah, Takvim, Günaydın, Yeni Asır ve Pas Fotomaç gazeteleri ile Bebeğim ve Biz Merkez, Sinema Merkez, Sofra Merkez, Home Art Merkez, Şamdan Plus, Yeni Aktüel, Para, Global Enerji Merkez, Transport, Hukuki Perspektifler dergileri yer alıyor. Hatırlanacağı üzere, Yunan bankaları da özellikle son iki yıldır Türkiye’deki bankaları satın alma konusu ile yakından ilgileniyorlar. Nitekim,Yunan Novabank Sitebank’ın yüzde 100′ünü, National Bank of Greece (NBG) Finansbank’ın yüzde 46′lık hissesini, EFG Eurobank Tekfenbank’ın yüzde 70′ini satın almış, Alpha Bank ise Alternatif Bank’a müşteri olmuş ancak sonuca ulaşamamıştı. Bu satışları destekleyen çevreler, Yunan bankalarının ilgisinin, Türk ekonomisindeki istikrarlı gidişten kaynaklandığı ve iki ülke ilişkilerini geliştirmeye yardımcı olacağını savunuyorlar. Ancak, Yunanistan’ın Balkanlar’daki banka alımlarında olduğu gibi Türkiye’de “stratejik yerleşim yapmayı” hedeflediği ve orta-uzun vadede Türkiye’nin Balkan ülkeleri ile ekonomik ilişkilerinin zarar göreceği yönünde ciddi eleştiriler de yöneltiliyor. Ayrıca, gelişmiş ülkelerde bankacılık sektöründe yabancı payları yüzde 20′yi geçmezken, az gelişmiş ülkelerde yüzde 45′in üzerine çıktığı, Türkiye’de ise yüzde 40 sınırına ulaşıldığı belirtiliyor. Bu çerçevede, aralarında Yunanistan’ın da bulunduğu yabancı bankaların elde edecekleri ‘kredibilite’ istihbaratı yoluyla, finans dışı sektörlerde de yerli firmaların el değiştirdiği bir sürecin başlayabileceği uyarısında bulunuluyor. Buna ek olarak, ekonominin resesyona girmesi veya makro göstergelerde dalgalanma yaşanması halinde; bu bankaların, kredi kullandırmalarını büyük oranda azaltma yoluna gidebilecekleri, böylece kredi pazarının daralmasıyla ekonomik büyümenin daha da düşmesi gibi bir riskin mevcut olduğu da ifade ediliyor. Bu alımların, ilk bakışta iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Seçim Beyannamesinde yer alan “ekonomik ilişkileri arttırmak yoluyla yaratılacak güven ortamının, siyasi sorunların çözümü için zemin oluşturacağı” görüşüne uygun olduğu söylenebilir. Ancak, son yıllarda iki ülke arasında ekonomik ve ticari ilişkilerde gözlenen artışın, başta Ege olmak üzere temel siyasi anlaşmazlıkların çözümüne bir katkı yapamadığı görülüyor. Bu çerçevede, Yunanlıların Türkiye’de bankacılık, telekomünikasyon ve medya gibi sektörlerde alımlar yapmaya yönelmeleri, iki ülke ilişkilerinde, ekonomik boyutu dışında, üzerinde çok yönlü değerlendirme yapılması gereken bir konuya dönüşmüş durumda. ATV-Sabah işletmesinin, bir Yunan ticari grubunun eline geçme ihtimalinin de, bu kapsamda ele alınması gerektiği düşünülüyor. Üstelik, Antenna Grubu’nun Yunan yönetiminin Batı Trakya Türk azınlığının radyo istasyonlarını kapatmaya yönelik yasal düzenlemeler yaptığı bir dönemde, Türkiye’de bir medya kuruluşuna müşteri olması zamanlama açısından ilginç. 19 Temmuz 2007′de yürürlüğe giren ve Yunanistan’da özel radyoların faaliyetlerine düzenleme getiren 3592 Sayılı yeni lisans yasası ile Türkçe yayın yapan yeni radyo istasyonlarının açılmasının güçleşecek, var olan altı radyodan bazılarının da kapanma tehlikesiyle karşılaşacak olması, Yunan yönetiminin Türk azınlığın kimliğini, kültürünü ve dilini yaşatmasını engellemeye yönelik faaliyetlerinin son örneğini teşkil ediyor. Bu konuda yapılabilecek değerlendirmeye katkı yapabileceği düşüncesiyle, Antenna Grubu hakkında bazı bilgilere yer vermekte yarar görülüyor. 1983′te Minos Kyriakou başkanlığında kurulan Antenna Grubu, 1988′de ANT1 Group adı altında medya sektörüne de yönelerek, aynı adla oluşturduğu radyo istasyonları ve televizyon kanalı ile kısa sürede dünyadaki en büyük Yunan medya grubu haline geldi. Balkanlarda da varlık göstermek isteyen grubun bu yöndeki ilk adımı, Bulgaristan’da Nova TV ve Radyo Ekspres ile atıldı. 1993 ve 1998 yıllarında Güney Kıbrıs’ta ANT1 TV Cyprus ve ANT1 Radio Cyprus adı altında faaliyet göstermeye başlayan grup, bugün birçok Avrupa ülkesi ve ABD’de değişik isimlerde radyo ve TV kanallarının sahibi. Aynı zamanda bir spor kulübü, internet ve müzik şirketleri de bulunan ve Yunan Olimpiyat Komitesi Başkanlığı’nı yapan, Antenna’nın sahibi Kyriakou’nun, ülkenin Peloponnese bölgesinde imar planına aykırı yazlık ev yaptırdığı gerekçesiyle Şubat 2007′de 48 ay hapis ve 15 bin avro para cezasına çarptırılması büyük yankı yaratmıştı. Ege Krizi ve Kıbrıs sorunu hakkında 1986 ve 1987 yıllarında basılarak pek çok dile çevrilen iki kitabı bulunan Kyriakou’nun sahibi olduğu ANT1 TV kanalı, Türkiye ile Yunanistan arasında Ocak 1996′da baş gösteren ve iki ülkeyi sıcak çatışmanın eşiğine getiren Kardak Kayalıkları krizinin boyutlarının büyümesinde önemli rol oynamıştı. Krize giden süreci başlatan, Kalimnos Adası Belediye Başkanı’nın yanında adanın papazı, aileleri ve Antenna televizyon kanalı çekim ekibini alarak 26 Ocak 1996 tarihinde Kardak kayalıklarına çıkarak, kayalıklara Yunan bayrağını dikmesi olmuştu. Böyle bir grubun, Türkiye’de önemli bir medya kuruşuluna müşteri olmasının, gelecekte iki ülke ilişkileri ve Türkiye’deki gayrımüslüm azınlıklar konularında yürütebileceği propaganda faaliyetleri açısından önemli siyasi sonuçları olabilir. |
Bir Musibet 24 Temmuz 2007
Posted by Aybars in AB, ABD, AKP, BOP, Basın, Başörtüsü, Derin Devlet, Fethullah, Hatırla!.add a comment
Basın Kirliliği 14 Şubat 2007
Posted by Aybars in Basın, Ermeni.2 comments
|
BİZANS MEDYASI VE DİNK CİNAYETİ 26 Ocak 2007
Posted by Aybars in Basın, Ermeni, Hatırla!, Hırant Dink.2 comments
BİZANS MEDYASI VE DİNK CİNAYETİ
Bülent Esinoğlu
Cinayeti nefret ile kınadığımı söyleyerek başlamak isterim.
Hrant Dink cinayeti ile ilgili çok şey söylendi ve yazıldı. Bizans medyası Amerikan propaganda makinesi gibi çalıştı. Yavuz hırsız ev sahibini bastırdı. Hepimiz Hrant Dink’iz diye manşetler atıldı. Milliyetçiler/ulusalcılar, Kemalistler, vatanseverler suçlandı. Türklerin katil olduğu vurguları yapıldı. Katil devlet sloganları atıldı. Ceza yasası suçlandı. Ne faşistliğimiz ne ırkçılığımız kaldı. Irkçılığın anavatanı Avrupa ve Amerika’dan Türkiye’ye suçlamalar yağdı. Baskılar geldi. Amerikan Kongresinde Demoklesin Kılıcı gibi başımızın üstünde duran Ermeni Soykırımı (Yalanı) Tasarısı hatırlatıldı.
Hırant cinayeti Bizans medyası tarafından Türk Halkının suçlu ilan edilmesine yetti. İçlerindekini kustular. Ne kadar Türkiye düşmanı varsa Türkçe konuşan Amerikan kanallarında boy gösterdi. Amerikan demokrasisi dersleri verdiler. Irak işgali ile ortaya çıkan Atlantik düşmanlığını yenmeye çalıştılar. Kaybettikleri mevzileri yeniden kazanırız sanıyorlar.
Bölücüler ,mandacılar, kendini solcu sanan Soroz’cu dangalaklar ve Amerikan payandaları ortaya aç kurtlar gibi fırladılar. Ve önüne geleni suçladılar. Bu güruh bir tek yeri suçlamadı. O da Amerikan derin devleti. Çünkü bu güruha cinayeti işleyen merkezden emir verilmişti. Yani cinayeti de onlar işledi. Suçlamayı da aynı merkezden yönettiler. Provokasyon halen devam ediyor.
Orta Doğuda yenilen Amerika yeniden bilinen provokasyonlarına döndü. Sabotajlar, bombalamalar, ünlü ve sevilen (sağdan veya soldan onlar için fark etmez) insanları gizli servisleri vasıtası ila katletmek.
Sanki Türkiye’nin derin devleti varmış gibi Türk Devletini katil ilan ettiler. Tarih ve yaşadığımız son elli yıl göstermiştir ki bir Türk derin devleti yoktur. Türk Devletinin içine çöreklenmiş Amerikan derin devleti vardır. Keşke Amerika’dan bağımsız kendimizin bir derin devleti olsa. Öyle olsa zaten bu cinayetler olmazdı. Ortalığı boş bulan MOSAD ve CIA cirit atıyor.
Bu iki örgütün sınanmış ve istikrarsızlaştırmada başarıya ulaşmış iki sistemi vardır. Bu iki sistemi konjonktüre bağlı olarak piyasaya sürerler.
Liberalizmde yol almak için liberal düşünceye sahip ünlü birisini öldürüp solcuların üzerine atmak. Laik ve Kemalistleri katledip İran’ı suçlamak. Her iki halde de devlet ile pazarlığa oturup istediklerini almak. Sistem budur. Bu güne kadar bu hain sistem ile epey yol almışlardır.
Ama artık papaz pilav yemez. Oynadıkları oyuncak bozuldu. Uzman olmaya gerek yok. Sıradan Türk Halkı bile bu cinayeti Amerika yaptı diyor. Halkın %95 Amerikan karşıtı iken bu tarz provokasyonlar artık işlemez. Hatta bir iki ay sonra göreceğiz bu provokasyon ters tepecektir. Ama şu bir gerçektir ki; Amerika’dan mantıklı işler yapması beklenemez. Çöken imparatorluklar bir yanlışı düzeltmek için daha fazla yanlış yapmak zorundadırlar. Amerika’dan yeni çılgınlıklar beklememiz gerekir. Amerika yenilmiştir. Amerikanın yanındakiler Amerikanın bozgununu paylaşacaklardır.
Trabzon’da ikamet eden bir ailenin İşsiz – Güçsüz çocuğu cinayet faili olarak yakalandı. Bunlar bir gurupmuş. Başta Başbakan olmak üzere sırası ile , bu müthiş ???? haber , birbirlerini kutlayarak verildi. Halbuki , İstihbarat – Güvenlik birimleri bu gibi durumlarda her şey ortaya çıkmışken, yakalamak yerine Takip ve Kontrole alarak , kimlerle görüşüyor, bağlantıları nedir ??? Sonuna kadar takip ederek, neticeye ulaşırlar. Bu arada da KAMU Oyunu oyalarlar. Bu kadar acemice bir operasyon olamaz. Mesela en başta , HOPA ‘ ya Sarpa gideceği , güzel medya da !!!! belirtilmişti. Doğru ise oradan , nereye gidecekti acaba . Gene her şeyi öğrenmeye meraklı , Medyanın Demokratik ?????? – Özgürlükçü ??????? muhabirleri , soruları ile ne kadar da Güvenlik birimlerine yardımcı oluyorlar. Hele o malum TV kanalları zannedersin ki,mahkeme , her şeyi detayına kadar öğrenirlerse NE OLACAK ACABA ! Benim de Ermeni asıllı vatandaşımız olan, bir çok arkadaşım var. Ama ben neden Hepimiz ERMENİYİZ sloganını kabul edeyim. Bu slogan TV kanallarından verildiğine göre , Medyatik Valinin de haberi var demektir. O ERMENİLER değilmi ki bütün Dünyada aleyhimize propaganda yapıyorlar. İlgili İlgisiz bir sürü Devlet, Başarısız Yöneticiler nedeniyle sinirlerimizi bozuyorlar. Zamanında bunca Şehit verdiğimiz DIŞİŞLERİ görevlilerinin kemikleri Sızlamaz mı acaba ????? Ne demek Ermenistan’dan – Ermeni Diasporasın’dan temsilciler davet ediliyor. Hani Maktul , Delikanlı TÜRK vatandaşı idi. Ne işleri var onların , bizim vatandaşımızın Cenazesinde. Biz böyle ne Güzel insanlar kaybettik. Kimse geldimi. Dikkatle Takip etmemiz gerekiyor. ŞER KUVVETLER neler istiyor. Zira hepsi Kıpır – Kıpır . Zamanı gelince onlarıda belirtiriz. Vatandaşımız , Hırant DİNK ‘ e Rahmet , Ailesine – Yakınlarına Başsağlığı Dilerim. H. Vural VURAL
Ermenilerin Ermenistan’da kuracağı asil kan damarında mevcuttur, yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun ” diyen, Hrant Dink’in Ancak, son günlerde slogan haline getirdikleri “Bende Ermeniyim” diyerek, yarın cenaze töreninde yer alacaklara lütfen iyi bakınız. Gerçek tarihi saptırarak, sözde bir Ermeni katliamı varmış gibi, Ermeni Diasporası ile kol kola cenaze törenine katılacak olanları da gelecekte unutmayınız! Gerçekten bu cinayetin arkasında, neler olduğunu ileriki günlerde daha iyi göreceğiz! Çünkü bu cinayetin arkasına saklanarak, birileri Ermenistan kapısını açılmasını isteyecekler ve bunun önünü açmak için de, Hrant Dink’i öldürerek, “toplumu sindirme ve acıma duyguları operasyonu” başlatmışlardır. Dolayısı ile, Dink’in cinayeti bir başka hareketin bir başlangıcı olamaz mı? Ermenistan kapılarının açılması için, bu toplumda başka türlü bir operasyon yapmaları hiç te mümkün olamazdı! Yani birileri kalkıp ta, “eh biz Ermenistan ile artık dostluk bağları kuracağız, Ermenistan kapısı açacağız” demesi, teamüllere hiç de uymayacağı gibi, topluma kabul ettirmeleri de mümkün olamazdı! Bunun ötesinde, ileride Azerbaycan ile doğacak diplomatik sorunlara da hep birlikte şahit olacağız! Daha da kötüsü, Orta Asya Türk Devletlerinde, kendi Milleti’ne ihanet eden bir ülke olarak görüleceğimiz günler çok yakındır!
Bu cenaze işi bittikten sonra, Türk Toplumu üzerinde yürütülecek olan yeni bir 5.kol faaliyetine karşı uyanık olmaktan ve sorgulamaktan geri durmamalıyız! Her gün annesine ” şehit” olarak teslim edilen gencecik çocuklarımıza merhamet etmeyenler, terörü protesto etmeyenler, ”Bende Ermeniyim” diyerek; ” Türk’ten boşalacak kanının yerini, Ermenilerin Ermenistan’da kuracağı asil damarında mevcuttur, yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun” diyebilecek kadar fanatik Ermeni milliyetçisine Dink’e timsah gözyaşları akıtacak olanlar da, ne solculardır, ne demokrattırlar, ne yurtseverdirler. Onlar ne yazık ki, globalist emperyalistlerin işbirlikçi zavallı maşaları ve 301.maddenin kaldırılarak, Türklere rahat rahat hakaret etme özgürlüğünü, demokratlık olarak görenlerdir. Ve görüntü kutularında da göreceksiniz ki, ön plana çıkan, adları belli olanlar, hep aynı ekiplerden oluşacak. Bugün AB hepsine pasaport verse, ilk ülkeyi terk edecek olanlar da onlardır. Netice de, Hrant Dink Türkçe olarak gayet güzel kendini ifade edebilirken, böyle bir lafı evirip çevirip, altından iyi niyetli buzağı arayanlar milletçe hepimizi salak zannediyorlar!
Dink; Türk Devleti’nin sözde “ Ermeni soykırımını kabul etmesi şartı ile ancak bu ülkeyi seviyordu” ve bu şartların kabul edileceği güne kadar ve sözde “Batıyı kınıyor” ve yine sözde “yine diaspora ile işbirliği yapmıyor” ve yine Sakarya üniversitesinden Dr. Emin Gürses’e göre, sözde ”devletle işbirliği yapmıyordu ama, Ermenistan kapısının açılması için önerilerde bulunuyordu”!!! Tabi Emin Gürse’in bu lafı çok manidar! Ancak, Emin Gürses “devletle işbirliği yapıyor diyemem” diyerek ne demek istediğini gerçekte aslında iyi yorumlamak lazım. Netice de bir stratejist ve en civcivli ortamlara girip çıkan biri olarak, Gürses hoca, ne deyip ne demeyeceğini çok iyi bilir! Acaba demek istediği, “hükümetle işbirliği” olmasın? Böyle bir düşünceden hükümeti pek tabiî ki tenzih ederiz. Öyle karmaşık , girift ilişkilerle, çirkin düşüncelere aldananların olabileceğini düşünmek bile istemeyiz. Gerçi, hükümetin genel gidişatına baktığınız zaman, devletimizin ne kırmızı çizgilerimizin kaldığını görüyoruz, ne Kıbrıs’ta istikrarlı bir politika, ne uluslararası arena bir vakar bir duruş!
Cenaze törenleri ve şova dönüştürülecek olan cenazeye katılım yürüyüşünde umarız bu sefer MİT boş durmaz ve tehdit altında gördüğü ulusal devletimizin bekası için bol bol çalışır! Bir laf da güvenlik konusunda, umarım yarın doğacak provokasyonlara karşı alınan tedbirler yeterlidir! 8 kilometrelik “Sessiz yürüyüşün” sessiz kalabileceğine pek ihtimal de vermiyoruz ya… Umarız provokasyonlar olmaz…
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Görgü Tanığı
Hrant Dink, Neden Ermeni Protestan Mezarlığına Gömülmedi?
Türkiye’de estirilen rüzgarı dağıtmanın tam zamanı olacağı için, Ermeni Patriği Mutafyan, Protestan Ermeni Hrant Dink ve Anadolu Ermeni’lerinin nasıl ve kimler tarafından Protestanlaştırıldığı ile kilisesinin İstanbul’da hala bu tehdit ile karşı karşıya olup olmadığını kesinlikle açıklamak zorundadır… (Aynı tehlike İslam’ın FGÖ tarafından Protestanlaştırılması ile ilgili olarak yürütülmektedir…) Tehcir ve sözde Ermeni soykırım masallarının asıl başlangıç olan, Türk Ermenilerinin Protestanlaşması en önemli etkendir… Türk Ermeni’lerinin büyük çoğunluğu Gregoryan’dır (Ortodoks)… Onun için Ermeni Patriği Mutafyan Gregoryan (Ortodoks) olduğu halde Hrant Dink’e neden sahip çıktı?
- Neden, Hrant Dink’in Protestan Ermeni Kilisesi mensubu olduğu dikkate alınmadı?
- Hrant Dink’in cenazesi Protestan Kilise tarafından kaldırılması ve kabrinin ise Osmanbey’deki Feriköy Ermeni Protestan veya diğer Protestan Mezarlığı olması gerekmiyor muydu?
Ayrıca, Türkiye Ermenileri Patrikhanesi, Ortodoks bir kilisedir. Hukuki statüsü ise Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşların dini vecibelilerini yerine getirmek üzere faaliyet göstermektedir. Yani Türk Ermenilerini temsil gibi siyasi ve hukuki bir statüsü yoktur… Niçin, Meclis başkanı ve CHP genel başkanı böylesi bir ziyaret ile böylesi bir imaj yarattılar… En son şehit edilen Necip HAPLEMİTOĞLU’da inançlı birisiydi… Baş sağlı için Diyanet İşleri Başkanını ziyaret eden oldu mu?
Sayın Kirkor senin görevini elinden kim aldı? Diyerek aşağıdaki haber metnini ise yorumsuz olarak bilgilerinized sunuyoruz…Hrant Dink’in çocukluğunu geçirdiği Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi’nde sessizlik ve hüzün var Dink’in ailesinin yakın dostu olan Kilise Ruhani Lideri Kirkor Ağabaloğlu, yaşadıkları acıya rağmen kimseye kin gütmediklerini söyledi. Türk toplumunun vicdanına güvendiklerini belirten Ağabaloğlu, “Hrant’ın ölümü barışa ve kardeşliğe vesile olsun. Ben olacağına inanıyorum” diye konuştu.
Dink in çocukluğunu geçirdiği kilisenin o dönemde Anadolu’dan gelen kimsesiz Ermeni çocuklarının barındığı bir yetimhane olarak kullanıldığını belirten Ağabaloğlu, Hrant ve iki kardeşinin ilk eğitimlerini bu kilisede aldıklarını ve kiliseye olan bağlılıklarını hiçbir zaman kaybetmediklerini söyledi. Bir dönem Hrant Dink’in de yöneticiliğini yaptığı kilise Dink ailesinin uğrak yeri. Bugün restore edilen kilisenin geçmişte yetimhane olarak kullanılan bölümünün Dink hatıralarıyla dolu olduğunu söyleyen Ağabaloğlu, “Hrant buradan hiç kopmadı” diye konuştu. 21 Ocak 2007 Yeni Şafak
SaygılarımlaMuammer KARABULUTMilli Güç Birliği Sözcüsü
Hrant Dink cinayeti olayın sıcaklığının da etkisi ile belki sağa sola saldırma ve akıldan–mantıkdan uzak duygusal tepkiler içinde kalıyor. Ama bu menfur hadisenin aklı başında sağ salim bir değerlendirmeye ihtiyacı var.
Meselenin birinci karesinde şu var:
“70 Milyonlık bir ülke bir cinayetle teslim alındı.”
Cinayeti elbette küçümsemiyorum ve elbette gerekenler adam gibi yapılmalıdır ama sonuçta ortada bir tek cinayet var ve bir tek cinayetle bir ülke adeta toptan teslim alınıyor.
Öyle bir hava oluşturuluyor ki sanki ihtilal olduğu hissine kapılıyorsunuz. Basın–yayındaki tek seslilik “patronundan sansür yemiş haber” havası veriyor.
Olayı takiple görevlendirilmiş bakanların “başımızda büyük bir bela var” izlenimini özellikle vermeye çalışan ve kravatsız gömleklerle desteklenen görüntülerinde bir zorlama durum söz konusu.
Daha önemlisi bu cinayetten sonra Ermeni soykırımının kesin bir şekilde kabul edileceği, hatta AB’ye girmemizin sırf bu nedenle mümkün olamayacağına dair yazılar yazılıyor. Hem de en kalantor kalemler tarafından!
Hatta “en çok izlendiğini iddia eden” bir televizyon kanalı ulusalcıların kendi aralarında telefon görüşmesi yapmadığını haber olarak yayınlıyor.
Ulusalcılar kimler?
Sen kimin telefonlarını dinliyorsun?
Bu haberi eline kim tutuşturdu? gibi ufak soruların geldiğimiz noktada anlamı yok.
Ama anlamı olan bir şey söyleyeyim size:
“Bu normal bir durum değil.”
Şunu söylemeye çalışıyorum:
“Ortada bir töhmet havası var ve 70 Milyon adeta cinayetten sorumlu hale getirilerek ferd ferd vicdan azapları oluşturuluyor”
Tıpkı Yahudi Soykırımında olduğu gibi!
Soykırımı sürekli taze tutarak yanlışlarına bir “masumiyet zırhı” kaplayan İsrail’in uyguladığı taktik benzeri bir durumla karşı karşıyayız. En azından ben böyle anlıyorum.
Yazık ki bu anlama şekli hem şu çok tehlikeli noktanın habercisi, hem de cinayetin şifresini de çözecek analiz anahtarlarından birisi olabilir:
“Soykırım kabul edilecek. Millet buna hazırlanıyor!”
Soykırımı kabul edecek olanları ABD Kongresi olarak algılamayın. O zaten sorun bile değil!
Burada kasteddiğim şey Siyasi İrade’nin bunu kabul etmiş olması ve aynı Siyasi İrade’nin söz konusu cinayetin Milletin tamamında oluşurulmaya çalışılan “suçluluk psikolojisi” ile önünün açılması faliyetidir.
Yani K.Irak’daki kırmızı çizgilerin silindiği süreç benzeri bir durumla karşı karşıyayız. Burada değişen şey sadece başlıktır ve onun adı Ermeni soykırımının içselleştirilmesidir.
Bu noktanın önemli olduğunu ve Hrant Dink cinayetinden Sözde Ermeni Soykırımının kabul edileceği bir milad oluşturulacağını şimdiden söyleyebilirim.
Hrant Dink ve TürkiyeHrant Dink’in katledilmesi planlı, örgütlü bir siyasi komplo mu? Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak, Irak’tan uzak tutup İran’a karşı kullanmak amacıyla düzenlenmiş bir provokasyon mu? Yoksa, kendisini “milliyetçi-mukaddesatçı” sanan bir ya da birkaç ırkçı nefret meczubunun “sözde infazı” mı? Umarız, tetikçinin ve birkaç arkadaşının yakalanmış olması, bu sorunun yanıtının önceki siyasi cinayetlerdeki gibi karanlıkta kalmasına yol açmaz. Öncelikle, Trabzon’daki izi açıkça ortaya çıkan cinayet hücresinin ideolojik ortamı ve bu ortamı besleyip büyüten karmaşık ilişkiler ağı bu kez kararlılıkla izlenir ve aydınlatılır. Hiç bir şey karanlıkta bırakılmaz. Bunun için, önceki siyasi cinayetlerin aydınlatılmasında gösterilen performansın aşılması Türkiye’nin sorumluluğudur. Burada kahpece ve korkakça arkasından vurulan sadece Hrant Dink değildir. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın sözleriyle, onun şahsında bir kurşun da Türkiye’ye sıkılmıştır. Türkiye düşmanlığı mı?Hiç kuşkusuz, Hrant Dink cinayetinin sonuşları Türkiye’yi iyice zora sokacaktır. İçinde bulunduğumuz konjonktürde Türkiye’ye, Hrant Dink’in katledilmesinden daha fazla zarar verebilecek bir olay düşünülemez.İşte Avrupa, işte Amerika.. Türkiye karşıtlığı alabildiğine yükselmişe, Türkiye’ye karşı beslenen önyargılar daha da güçlenmişe benzemektedir. Bu acı olayın Türkiye’de, etnik ve dinsel ayrımcılığı reddeden, düşünce özgürlüğüne kucak açan bir ulus-devlet dayanışması yaratması görmezden gelinmektedir. Türkiye “farklı kimliklere”, açık anlatımıyla azınlıklara; farklı düşüncelere tahammülü olmayan, hoşgörü göstermeyen barbar insanların yaşadığı bir ülke olarak suçlanmaktadır. Oysa Türkiye, Ermeni soykırımını bırakın reddetmeyi, tartışmayı dahi yasaklayan, 90 yıl önce Birinci Dünya Savaşı koşullarında yaşanmış bir savaş trajedisini soykırım olarak tanımlamayı yasa gücüyle antidemokratik bir “resmi tarih tezine” dönüştüren çoğu Batılı ülkeden çok daha özgürlükçü ve çağdaş bir çabanın içindedir. Buna rağmen Hrant Dink cinayeti, Ermeni soykırımı iddialarının güncel ve geçerli bir kanıtıymış gibi istismar edilmek istenmektedir. İngiliz Independent gazetesinde Robert Fisk’in “Dink, soykirimin 1.500.001′inci kurbani oldu” biçimindeki değerlendirmesi, bu arada birden çok Batılı gazetede Türkiye’nin “geçmişiyle yüzleşmeye” çağrılması, bu istismarın ilk işaretledir. Ötesinde, Ermeni örgütleri bu cinayetin ABD Kongresi’nin gündemine taşınmasına çalışılan “Ermeni Soykırım Kararı’nın” geçirilmesi için fırsat yarattığını açıklamış, Fransız Senatosu’nu da Temsilciler Meclisi’nden geçen Ermeni soykırımı tartışmaya dahi hapis cezası getiren faşizan yasayı onaylamaya çağırmıştır. Bu da istismarın gelecekte ulaşacağı boyutu sergilemektedir.
Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin, bırakın AB’yi, çağdaş dünyadan dışlanması için kötü niyetli çabalar yoğunlaşacaktır. Kıbrıs ve Kuzey Irak gibi ulusal konularda üzerimizdeki baskı daha da yoğunlaşacaktır. Ermenistan Parlamento Başkanı’nın “Bu cinayet sonrası Türkiye AB üyeliği rüyasını unutabilir” demesi rastgele bir temenni olmanın ötesindedir.
Türkiye’nin dört bir koldan etnik ve dini cemaat temelinde karıştırılıp federasyonu, dolayısıyla bölünmeyi tartışmaya zorlandığı kuşkusuzdur.Ne yapmalı?Peki, biz ne yapacağız? Ne yapmalıyız?Öncelikle, Hrant Dink’in katledilmesini, fanatik Ermeniler tarafından katledilen diplomatlarımızla kıyaslama saçmalığına kendimizi kaptırmamalıyız? Onlarca Türk diplomatının ırkçı nefretle katledilmesini ve canilerin korunup kollanmasını görmezden gelenleri, kendi ayıplarıyla baş başa bırakmalıyız. Bunu sorgulamak bugün için bizim işimiz olamaz. Bizim bugün yapmamız gereken, Hrant Dink’in katledilmesini, diplomatlarımızın fanatik Ermeniler tarafından katledilmesini nasıl lanetlediysek aynı şiddetle lanetlemektir. Bunun için “Ermeni olmamıza” da gerek yoktur. Bunu Türk olarak ve Türk kalarak yapmalıyız. O zaman etnik kökenimizin, dini inancımızın ötesinde insan olabiliriz.Unutmayalım, biz Türkiye’de idam cezasını 1983 yılından buyana uygulamıyoruz. Bu konuda pek çok Avrupa ülkesine göre ön alabildik. Günümüzde cinayetle özdeş sayılan bu cezayı yasalarımızdan da bütün güçlüklerine karşın 2000’li yıllara girdiğimizde çıkardık. Türkiye’de bizim hiç bir cinayeti, hiç bir gerekçeyle sahiplenmemiz, küçümsemiz söz konusu olamaz, olmamalıdır. Batılı ülkelerde yükselen Türkiye karşıtı milliyetçi dalgadan yakınıyoruz. Avrupa’da faşizmin hortladığını, Yahudilerin yerine bu kez biz Türklerin koyulduğunu söylüyoruz. Bize karşı uygulanan “çifte standartları” örnek gösteriyoruz. Şimdi biz de mi aynı tuzağa düşeceğiz? Irkçı nefrete ırkçı nefretle mi karşılık vereceğiz? Bu özenle ve sabırla kaçınmamız gereken bir tuzaktır. Yüzyılların mirası olan hoşgörümüzü her koşulda korumamız bizi biz yapacak güçtür. Hrant Dink’in, özellikle Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili düşünce ve değerlendirmelerini beğenmiyor olabiliriz. Ancak düşüncelerini özgürce açıklamasının onun en doğal ve yaşamsal hakkı olduğunu unutamayız. Kendimizi, farklı düşünceyi yasayla cezalandıran Avrupa’nın sözde demokrat, özde faşist ülkelerine benzetemeyiz. Ben de, Hrant Dink’in Ermeni soykırımı iddiaları konusundaki görüşlerinin tarihi gerçeklerle örtüşmediği kanısındayım. Bunu bir televizyon programında kendisiyle açıkça tartışmıştım da.. Ancak bu, Hrant Dink’in düşünceleri, değerlendirmeleri nedeniyle yargılanmasına yazdığım her yazıda karşı çıkmama engel olmadı. Eğer Fransa’da, İsviçre’de ve öteki Avrupa ülkelerinde düşüncelerimi, bilgilerimi özgürge savunmak istiyorsam, bunun gereğini kendi ülkemde farklı düşüncelerin özgürce seslendirilebilmesi için de yapmam gerekir diye düşünüyorum. Bu anlayışla, Hrant Dink’in yargılanmasına karşı çıkarken, şimdi de kahbece, korkakça arkasından kurşunlanmasını hiç kabul edemiyorum. Hicbir gerekce, aynen diplomatlarımız gibi, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu,Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu gibi, Hrant Dink’in de katledilmesini kabul edilir kılamaz. Bunların hepsi insan yaşamına kasdeden utanç verici cinayetlerdir.
Güvenlik var mı?
Aradan kaç gün geçti, İstanbul Valisi’nin televizyonlarda izlediğim güvenlik konulu açıklamaları gözümün önünden gitmiyor. Vali, emniyetten sorumlu yardımcısının Hrant Dink’i makamına çağırdığını, beraberinde “dostlarım” diye tanıttığı istihbaratçılarla Dink’i “yazdıklarına dikkat etmesi” konusunda uyardığını itiraf ediyor. Ancak, büyük bir pişkinlikle “bir gözdağı verilmesinin söz konusu olmadığını” söylüyor. Hiç olacak iş mi?İstanbul’un emniyetten sorumlu vali yardımcısı bir kişiyi makamına çağıracak, beraberinde kimliği meçhul istihbaratçılar, “ölüm tehditlerini” konuşacak ve bu kişi aradan bir kaç gün geçtikten sonra İstanbul’da işyerinin kapısının önünde katledilecek..Nasıl bir güvenlik zaafıdır bu? “Hrant Dink koruma istemedi” gerekçesi bu güvenlik zaafının mazereti olamaz. Özelde İstanbul Valiliği ve emniyetinin, genelde devletin güvenlik konusundaki kararlılığını ortaya koyması kaçınılmazdır. Bir kişi, kim olursa olsun, ölüm tehditleri aldığını devlete bildiriyor ve bu bilgi ciddiye alınıp o kişiyle özel bir görüşme yapılıyorsa, yakın koruma istemese bile kişinin evi, çalıştığı yer en azından gözetim altında tutulmaz mı?Valinin bunlara hiç değinmeyen açıklamaları “geliyorum” diyen bir cinayeti engellemeyi becerememiş olmanın utancını ort<aya koymaktadır. Hrant Dink’in kimi ilgilelerin görevlerini yapmadığı için öldürüldüğünü sergilemektedir. Bu cinayetin sorumluluğu, tetikçiden işi planlayıp örgütleyen beyinler kadar, gerekli güvenlik önlemlerini almamış olanlara da aittir.Gözümüzün önündeki bu aymazlığın, bu güvenlik zaafının hesabının sorulması, kim istifa edecekse onun istifa etmesi, kim görevden alınacaksa bunun vakit geçirilmeden yapılması, Hrant Dink’in katlinin bütün boyutlarıyla ortaya çıkarılmasının ön koşulları arasında ilk sıralardadır. İlgili siyasilerin, valinin, vali yardımcısının, emniyet müdürünün ötesinde, o istihbaratçı denilen kişiler kimlerdir, Hrant Dink’e yazdıklarına dikkat etmesini söyleme küstahlığını hangi makam ya da servis adına yapmışlardır?Bu sorunun yanıtı da karanlıkta kalmamalıdır. Ancak o zaman, sabahtan akşama komplo teorileriyle yatık kalkmaktan, utanç altında ezilmekten kurtulabiliriz. Ancak o zaman, bu pis işlerin arkasında bir yabancı gizli servis mi var, yoksa gladio-kontrgeriia artığı bir iç yapılanma ya da durumdan vazife çıkarıp kendilerine milleti, mukaddesatı kurtarma misyonu biçen meczuplar mı, gerçeğe ulaşabiliriz. Aynaya baktınız mı?. Bir sözüm de bizim basının kimi kalem erbabına.. Köşelerinizde Hrant Dink ile yakınlığınızı, bu alçak cinayetten ne kadar üzüntü duyduğunuzu yazıyorsunuz. Bu konudaki her satırınıza saygı duyuyor ve acınızı bütün yüreğimle paylaşıyorum.Ancak merak ettiğim bir konu var. Hrant Dink aldığı ölüm tehditlerini ve bu konuda valilikte karşı karşıya kaldığı skandalı bir hafta öncesinden gazetesi Agos’ta yazmış. Ben Agos okumuyorum. Ama sizin, Hrant Dink’in bu kadar yakınında olan sizin ve yönetiminizdeki yazı işlerinin gözünden hep birlikte nasıl kaçtı? Biriniz olsun bu konuyu cinayetten önce niçin gündeme getirmedi?“Bilmiyordum” derseniz bu benim için geçerli bir mazeret olur. Size sadece, Hrant Dink’in en yakınındaydım edebiyatına son vermenizi öneririm.Ama “biliyordum” diyorsanız, cinayet gününe kadar niçin suskun kaldığınızı sorgularım. “İstanbul valiliği ve emniyetinden daha az mı sorumlusunuz arkadaşınızın, dostunuzun katlinde”, diye sorarım. Aynada kendinize bakın ve yanıtlayın..
Uluç Gürkan
Kınama gösterileri 22 Ocak 2007
Posted by Aybars in Basın, Ermeni, Hırant Dink, Unutma!.add a comment
http://www.tgs.org.tr/
ıÜüHEPİMİZ HRANT DİNK’İZ
22 Ocak 2007
Ankara’da Kızılay’da toplanan gazeteciler, Hrant Dink’in katledilmesini kınadılar. Meslek örgütleri adına konuşan TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, “insanlık düşmanlarını, ırkçıları, inanç sömürücülerini ve katilleri lanetlediklerini” bildirdi. Ortak açıklamadan satırbaşları şöyle:
* Katledilen Hrant Dink’in her sözünde aranan art niyetin, şimdi onun katliamını kınayanlara yöneltilmesi, ırkçı ve düşmanca yaklaşımların değişmediğini bizlere üzülerek gösteriyor.
* Kabahati internet kafelerde bulmak ne kadar kolaysa, sorumluluk duyması gerekenlerin vicdanlarda aklanması da o kadar zordur…
* Bilinçli, birikimli insanlarımızı, aydınlarımızı ve düşünürlerimizi koruyamadan, ne çocukları suç odaklarının kucağına iten bu kokuşmuşluktan ve yozlaşmadan kurtulmak, ne de toplumu kin ve şiddet duygularından arındırmak mümkün…
* Bizler, bu katliamın arkasındaki şiddeti hedefleyen örgüt bağlantılarının, her türlü komplo teorilerinden uzak olarak ve tüm samimiyet çabalarıyla ortaya çıkarılmasını bekliyoruz.
* Bizler, katledilen Hrant Dink’in meslektaşları olarak, bugün her zamankinden daha fazla Hrant Dink’iz… Hepimiz Hrant Dink, hepimiz Uğur Mumcu, hepimiz Musa Anter, hepimiz Abdi İpekçi’yiz ve onlarca basın şehidinin temsilcisiyiz…
* Onların bıraktığı yerden, onların da kendilerinden öncekilerden devraldığı değerlerle, inanç ve cesaretle; doğruyu, güzelliği, insanlığı, özgürlükleri, eşitliği, adaleti, kardeşliği, paylaşmayı yazmaya devam edeceğiz…
* Düşman değiliz kimseye ama insanız; insanca duygularla lanetliyoruz insanlık düşmanlarını, ırkçıları, inanç sömürücülerini ve katilleri…
*************
http://www.medyatava.com/haber.asp?id=33842
Gazeteci Meslek Örgütleri Platformu (G-9), Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in silahlı saldırı sonucunda öldürülmesini kınadı.
10 meslek örgütü adına yapılan ortak açıklamada, “Bu saldırı, doğrudan doğruya basın özgürlüğünü ve ifade özgürlüğünü hedef almaktadır. Ülkenin geleceği bakımından da son derece provokatif bir siyasi cinayettir. Katillerin bulunması yeterli olmayacaktır. Bu saldırıyı planlayanların ve kışkırtanların da yargılanması, hukuk devleti olmanın bir gereğidir” denildi.
Dönem Sözcülüğünü Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) yaptığı G-9 Platformu’nda,
Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Başkanı Ahmet Abakay
Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD),
Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD), ıÜüAli DOĞANOĞLU
Foto Muhabirleri Derneği (FMD),
Haber-Sen, Baki Çınar
Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD), ıÜüNuri Sefa ERDEM
Profesyonel Haber Kameramanları Derneği (PHKD), ıÜüErgahi Gülbitti
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Ankara Temsilciliği ve Orhan Erinç
Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Türkiye Temsilciliği yer alıyor.
****************
07.12.2004 http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=2726
Türkiye eskiden ağzına dahi almadığı ya da başına bir “sözde” ekleyerek sıyrıldığını sandığı bu iddiaları yeni yeni ciddiye almaya başladı.
AB yoluna çıkan bu ağır taşı kaldırma çabasına girişti.
Altemur Kılıç 22 Ocak 2007
Posted by Aybars in Basın, Ermeni, Hatırla!, Hırant Dink, Kişiler.add a comment
| Hırant Dink’in ölümü-Altemur KILIÇ |
| Ermeni AGOS gazetesinin Genel Yayın Müdürü Hrant Dink, gazetesinin önünde alçakça öldürüldü. Bu menfur cinayeti telin etmemek için ya duygusuz, ya deli, ya da komplocu -tetikçi olmak- gerek. Allah’ın bildiğini, kullardan neden saklayayım; şimdiye kadar Hrant Dink’i ve düşüncelerini tasvip etmediğimi hep yazdım ve hele \revised “Zehirli Türk kanının” yerine “asil Ermeni Kanı” koymak iste\revised0 mesini cinas da olsa, hiç beğenmemişim. Amma böyle kalleşçe öldürülmesini de tasvip etmiyorum. Üzgünüm, çünkü her ölüm, hele içimizden ve mesleğimizden birinin böylesine bir cinayet sonucu ölümü, insanlıktan bir parça koparıyor! Hrant Dink, “Benin vatanım burası” diyordu. Bu topraklarda yaşayan bütün Ermeniler de bu topraklardandır. Birileri, maksatlı olarak aramıza nifak soktular. Unutmayalım, 50’den fazla insanımızı Ermeni ASALA terör örgütü katletti. Ama bunların suçunu bütün Ermenilere, hele bizim Ermeni vatandaşlarımıza yüklemek yanlıştır. Ermeni diasporası “Türk düşmanlığını” tahrik etse de, bizim “Ermeni düşmanlığını” tahrik etmemiz yanlıştır, onların maksatlarına hizmet edecektir. Hrant “Soykırımı iddiaları konusunda” hep muğlâk konuştu, muğlâk yazdı. Bu yüzden de Ermeni diasporasındaki aşırıları da rahatsız etti. Suçluyu-suçluları ararken bunu da unutmamak gerek. Başbakanın dediği gibi bu cinayetin zamanlaması, Türkiye - Kerkük konusu gündemde iken, dünyada soykırımı iddialarını yasalaştırma çabaları varken ve özellikle bu konudaki yasa önerisinin görüşeceği sırada işlenmiş olması anlamlıdır. Soykırımı iddiacılarına, bilumum Türk düşmanlarına, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olan devletlere gün doğdu. Sanki böyle suikastlar, kendi ülkelerinde de işlenmiyormuş gibi ve Ermeni militanların onlarca Türkü öldürdükleri suhuletle unutturularak “Bakın Türkler böyle hunhardırlar ve Ermenilere katliamı da bunun için yapmışaydı” diyecekler. Demeye başladılar bile… Kısacası, karanlık eller kurşunlarını asıl Türkiyeye sıkmışlardır. Asıl suikast Türkiye’ye ve onurumuza karşıdır. Tıpkı Ermeni aşırılarının Türklere karşı işledikleri cinayetler gibi…Gene de o menfur cinayetler, bu menfur cinayeti mazur kılmaz. Her cinayette, ilk önce bir maksat, bir sebep aranır. Salim kafayla düşülürse, bu cinayetin Türk tarafından veya milliyetçiler tarafından işlenmiş olması mantıki değildir. Çünkü dediğim gibi bu cinayet, Türkiye’ye, Türklüğe karşı işlenmiştir. Malum çevreler cinayeti duyar duymaz, peşin hükümle, parmaklarıyla “devleti”, “derin devleti” ve milliyetçileri işaret etmeye, göstermeye başladılar. Devletin - sığ veya derin devletin – , milliyetçilerin, Hrant Dink’ten adeta hınç almak için Türkiye’nin ve çıkarlarına karşı olacağı besbelli olan böyle bir cinayeti tetiklemiş olmaları mantıki midir? Suçlu veya suçluları başka yerde, Türk düşmanlarında, hatta bölücülerde aramak daha makul olacaktır. Ve kim olurlarsa olsunlar, suçlunun – suçluların – tetikçilerin, onlara tetik çektirenlerin hemen yakalanmaları ve sürate cezalandırılmaları gerekiyor. Yoksa Türkiye aleyhindeki komplo derinleşir! Şimdi heyecanla “Katil devlet”, “Hepimiz Ermeniyiz”, “Hrant Dink Türkiye’dir” gibi sloganlar atmak, kısacası ayıptır. Dengeleri muhafaza atmak gerek! Bu “eserleriyle, asıl gurur duyacak olanlar” yakalanana kadar! Allah’tan Hrant Dink’in günahlarını affetmesini ve rahmetini ondan esirgememesini diliyorum. “Barış içinde” yatsın. Yakınlarına ve AGOS ailesine de baş sağlığı diliyorum. |
Akıldanelik 22 Ocak 2007
Posted by Aybars in Basın, Ermeni, Hırant Dink, Kişiler.add a comment
http://www.sonsayfa.com/author_article_detail.php?id=2110
Neval Kavcar
Turkiye’nin Atacagi Adim Nedir?
21 Ocak 2007 Pazar 12:54
*Güvercini vurdular…* 22 Ocak 2007
Posted by Aybars in Basın, Hatırla!, Hırant Dink, Kişiler.add a comment
20 Ocak 2007 14:49
*Güvercini vurdular…*
BİR an bilmediğim, sadece uzaktan tanık olduğum bir yaşam geçti gözlerimin
önünden:
Malatya’da doğmuş, o sokaklarda henüz oynamaya vakit bulamadan yetimhanede büyümüş…
Kendisi gibi yetimhaneden bir kızla evlenmiş…
Urfa’da hakkında üç yıldan beri davalar süren… İstanbul’da yargılanıp altı aya mahkûm olmuş bir gazeteci.
Son yazısında taciz ve tehditlerin artık ailesine, hatta yakınlarına kadar ulaştığını söyleyip kendini “ürkek güvercine” benzeten bir yaralı insan…
Dün vuruldu…
*
Şimdi o ebedi bilirkişi-yorumcu (!) koca çeneli adam, televizyonlara çıkacak ve bunun “provokasyon” olduğunu anlatacak.
Öbürleri “dış mihrak”, “yabancı parmağı”, “tahrik” diyeceklerdir, yine koca çeneleriyle.
Benim ise kafamın içinde yanıtını vermekten korktuğum kendi sorularım var:
Tüm bu süreç, bir tetikçinin işi miydi?..
Peki:
Bu cinayetten sonra… Bir tek Ermeni vatandaşımıza yapılan bunca eziyetten sonra… Bizler dünya kamuoyunun önüne çıkıp “Ermeni soykırımı doğru değildir” diyerek nasıl kendimizi savunacağız?..
Son zamanlarda dozu iyice artmış toplumsal histeriye, akıl almaz çıldırışlara, el ele verip yarattığımız sevgisizliğe ve merhametsizliğe, insani değerlerin bir bir yok oluşuna bakıp yukarıdaki sorunun yanıtlarını nasıl vereceğiz?..
Nasıl?..
*
Hrant Dink’in son yazısında bir paragraf var:
“Güvercinler dahi kentlerin en içlerindeki kalabalıklarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Ürkek, ama bir o kadar da özgür…”
Bu satırlar canımı yaktı.
Bu duyguları taşıyan ve kentin meydanlarındaki ürkek güvercinlerin dahi özgürlüğünü özleyen bir gazeteci-yazar dün vuruldu.
“Katil kim?” sorusu çok önemli değil.
Bizler bu ülkeyi bu hale getirdik.
“Asil duygularımız” yüzümüzün karası oluverdi.
Durmadan suç işliyoruz.
Dün yine kötü bir şey oldu.
Güvercini vurdular…
Bekir COŞKUN
Hürriyet
–
Türk Milleti!
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
“Ne mutlu Türküm diyene! “
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Ankara, 29.Ekim.1933
-Yeni nesil, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler
topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. 1924
“Bir zifir karanlıkta düştüm yola
Vurdum yolumu dağlara
Can görirem, cin görirem, korkmirem
Kükremiş aslan görirem, korkmirem
Bir yobaz insan görirem, korkirem
Onun bana can alıcı fikirlerinden
Can alıcı zikirlerinden,
korkirem balam , korkirem.”
Mirza Alekber Sabir
