Kimse Yok mu ? 9 Ekim 2007
Posted by Aybars in ABD, AKP, Başörtüsü.add a comment
http://www.turksozu.com/yazar.php?id=2093
|
Neval Kavcar nevalkavcar@yahoo.com |
|
|
|
17 Ağustos 2007 00:11 |
|
|
|
|
|
|
|
Amerikan’ın işgal projesi olan “Küreselleşmeye” direniş cephesinde Çölaşan tehdit olarak algılanmıştır. Bekir Coşkun’un deyimi ile “arkadaşını dalga almıştır.” Okyanus ötesinden gelen tsunami daha kimleri alacak hiç belli değildir.
Irak’ı demokratikleştirirken bir milyondan fazla insanı katleden ABD, Türkiye’yi AB üzerinden yasalarla bölmekte, özgürlükleri kısıtlamaktadır. Çölaşan’ı Aydın Doğan mı aldı görevden yoksa o piyon mudur?
Çölaşan’ın elinden kalemi alanların “demokrasi meydanlarına” benzettiği mitinglerini hatırlayınız. “Yola Devam mı?” diye soruyorlardı. Medyayı tek elde toplayarak, yazarların sesini kısarak mı yola devam edilecektir? Türkiye’nin Irak’tan farkı nedir? Irak’ta “Kahraman Amerikalı askerler!” Müslümanı öldürerek özgürleştiriyor, bizde muhalefetin sesini soluğunu keserek. Yasalar çıkarıp ülkeyi bölünme kıvamına getirmenin adı ise AB uyum yasalarını uygulamak. Orhan Pamuk: “Türkler Ermenileri kesti” söyleminden ceza almasın diye 301 kaldırılmaya çalışılıyor, Emin Çölaşan AKP nin ne yaptığını açıkladığı için yazarlıktan alınıyor. Bu mudur demokrasisi? AKP Mersin Milletvekili Zafer Üskül, Anayasa’dan Atatürkçülük” çıkmalıdır diyor, “Cumhuriyet mitingleri “ile milyonları toplayan Atatürkçülerin bugün hiçbiri ortada yok. Üç miting yaparak bu ülkenin kazanımlarını korumuş mu oldular? “Taze seçimle yeni Cumhurbaşkanı seçilir” dendi diye, “ ‘Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek “ diyen Gül’ü Çankaya’ya mı taşıyacaktır MHP?
Ya CHP, Cumhurbaşkanlığı seçiminde TBMM i çatısı altına girmemekle görevini yapmış mı olacaktır? Sarı öküz hikayesini herkes bilir. Tüm AKP muhaliflerini, millî devlet yanlılarını susturmaya gitmektedir iş. Müslüman kisvesi ve batı ile sonsuz işbirliği içinde olan bu kimliklerle “Türban ” üzerinden savaşmak, olup biteni anlamayan halk kitlelerinin onları desteklemesine sebep olmaktadır. Müslüman bir lider, “İslâm’ı bitirme, Türkiye başta olmak üzere Orta Doğuda 22 ülkenin sınırlarını değiştirme” operasyonu olan BOP’a destek verir mi?
Hürriyet Gazetesi Yazarı Bekir Coşkun’un, Emin Çölaşan’ın alınması ile ilgili satırlarını okurken gözyaşlarımı tutamadım. Türkiye’ye din ve etnik temel üzerinden saldırı yapanlara karşı, devleti korumak milletin bekasını sağlamak gerektiğini düşünenler nerede diye soruyorum.
Dünyayı işgal etmek için 11 Eylül senaryosunu hazırlayan ABD için; ” Kesinlikle doğru yolda “diyen Abdullah Gül’ün Çankaya’ya çıkmasına müsaade edilmesinin bedelinin toplumca ödeneceğini kimseler göremiyor mu?
“Ne yapalım 22 Temmuzda % 46 oy aldı” diyenler, YSK nin seçim öncesi açıkladığı milyonlarca silinen mükerrer oy hakkında bilgi istemişler midir? Türkiye’yi askerle işgal etmenin zorluğunu geçmişte görenler bugün bizi yasal olarak bölüyor ve seçimlerle vuruyor olmasın sakın. Muhalefet nerededir? Tek amaç TBMM i çatısı altına girmek midir? Oyunu kuralına uygun oynarım diyenlere soruyorum, “kuralı kim belirledi” biliyor musunuz?
TBMM i çatısı altına girmek ya da dışarıda kalmayı “demokratik “hak olarak görenlere, “Türkiye demokratik ” olarak bölünüyor diyorum.
Vatandaş; medyanın verdiğinden başkasını bilmiyor, sadece evine giren kömür ve eğitim yardımından haberdar. Birde ortada “Türban ve şeriat” istemeyiz diye dolaşanları görüyor, Müslüman diye AKP ye sarılıyor. Bu millete bunu niçin yapıyorsunuz?
AKP li vekil Atatürkçülüğü Anayasa’dan çıkarma teklifi getiriyor, ardından başka aday kalmamış gibi gerginliği körüklercesine Gül’ü aday gösteriyor, Genel kurmay 30 Ağustos resepsiyonunu Kara Kuvvetleri karargahına çekiyor. Millet tabanda bu işleri maç seyreder gibi izlemekten, skor kaydetmekten bıkmıştır.
Devleti AB hedefinde, BOP yoluna kurban edeceklere geçit veriliyorsa eğer bunu benimseyen her kurum ve Siyasi parti net tavrını açıklamalıdır .
Herkes çıkarak mertçe hangi cephede olduğunu söylemeli, gereğini yerine getirmelidir.
Bugün bunu bilmeye çok ihtiyacımız var.
|
Bir Musibet 24 Temmuz 2007
Posted by Aybars in AB, ABD, AKP, BOP, Basın, Başörtüsü, Derin Devlet, Fethullah, Hatırla!.add a comment
Exeter Lobisi 24 Mayıs 2007
Posted by Aybars in AB, ABD, AKP, BOP, Başörtüsü.add a comment
Arslan BULUT
arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr
…………………………………………………..
Turkiye’deki
Exeter lobisi ve Abdullah Gul
Ingiltere’de bir Exeter Universitesi vardir. Ingiliz Universiteleri
arasinda ”Kurt Arastirmalari Enstitusu” olan tek yuksek ogretim
kurumudur. Exeter Universitesi’nde ayrica Arap ve Islami Arastirmalar
Enstitusu de bulunuyor!
Ingiliz istihbarat servislerinin yurt disi gorevlere gonderilecek
ajanlarinin onemli bir bolumu Exeter Universitesi’nde egitim gorur.
Ayrica Arap ve Islam Dunyasi ile Kurtler hakkinda uzmanlasmasi ger
eken
Ingiliz ajanlar da bu universitenin hocalari tarafindan egitilir.
Universite yayinlarinda, Irak’in kuzeyinden ”Irak Kurdistani” diye
soz edilir.
* * *
Ingiliz istihbarat servisinin bir yan kurulusu olan Green Peace (Yesil
Baris) orgutu de Exeter Universitesi tarafindan kurulmustur.
Exeter Universitesi’nden mezun olan veya doktorasini burada yapan
kisileri, daha sonra ozellikle Islam ulkelerinde onemli ekonomik ve
siyasi kuruluslarin basinda veya devlet gorevlerinde gormek mumkundur.
Mesela Islam Kalkinma Bankasi’nin butun onemli yoneticileri
Exeter
Universitesi’nde yuksek lisans veya doktora yapmistir! Tabii buraya
gonderilecek ogrencileri de kendi ulkelerindeki ”Islami kuruluslar”
secer!
Ingiliz tarihinde kullanilan iskence aletlerinden biri “Exeter Dukunun
Kizi” olarak anilir.
* * *
Istanbul Milletvekili Nevzat Yalcintas seneler once Ingiliz Disisleri
Bakanligi’nin kendisini Londra’ya ve guneye Exeter Satosuna davet
ettigini, burada medyanin demokrasiyi tahrip etmesi uzerine bir beyin
firtinasina katildigini bir Meclis konusmasinda aciklamistir.
Disisleri Bakani Abdullah Gul, Exeter Universitesi’nde iki yil
egitim-ogretim gormustur. Merkez Bankasi Baskani Durmus Yilmaz da
Abdullah Gul’un bu universitedeki sinif arkadasidir!
Abdullah Gul, Prof. Dr. Nevzat Yalcintas ve Prof. Sebahattin Zaim gibi
hocalarinin tesviki ve sagladiklari Milli Kultur Vakfi bursu ile
1976-1978 yillarinda Fehmi Koru ve Sukru Karatepe ile birlikte
Ingiltere’ye gonderilmistir.
Gul, burada Islam ulkelerinde ileride gorev alacak olan doktora
ogrencileri ile sIki bir arkadaslik kurmustur. Donuste Sebahattin
Zaim’in daveti ile Sakarya Universitesi’nde gorev almistir. Doktara
tezi, ”Turkiye ile Islam Ulkeleri Arasindaki Ekonomik Iliskilerin
Gelisimi” basligini tasir. Tez hocasi ise Prof. Dr. Nevzat Yalcintas’tir!
Abdullah Gul, 12 Eylul’den birkac gun sonra evinden alip goturulur ve
Istanbul’da Metris Askeri Cezaevine kapatilir!
Ciktiktan bir sure sonra 48 Islam ulkesinin uye oldugu Islam Kalkinma
Bankasi’nda diger
Exeter mezunu arkadaslari ile birlikte ekonomi
uzmani olarak gorev alir.
* * *
Islam Konferansi Orgutu Genel Sekreteri Ekmeleddin Ihsanogu,
Exeter
Universitesi’nde doktora sonrasi calismalar yapmistir. Harry Potter
serisinin yazari Joanne Rowling, Exeter Universitesi’nde, Fransizca ve
klasIk edebiyatlar okumustur!
Nufus ve Vatandaslik Isleri Genel Mudur Yardimcisi Mustafa Tutulmaz
Exeter Universitesi’nde kamu yonetimi yuksek lisansi yapmistir.
Exeter Universitesi’nden Prof. Dr. Ian Markham’in ”Said Nursî’nin
basarisi: Hakikat ve hosgoru” baslikli bir makalesi vardir! Yani bu
universite ”dinlerarasi diyalog” un kurgulanmasinda da vardir.
Markham, Exeter’de ilahiyat dalinda ogretim gorevlisidir.
* * *
Icisleri Bakanligi, bircok kaymakam adayini Milli Guvenlik Akademisi
egitiminden sonra Exeter Universitesi’ne gondermis ve burada dil
egitimi almasini saglamistir. Halen Turkiye’de, ozellikle Guneydogu
ilcelerinde gorev yapan bircok kaymakam ve vali yardimcisi Exeter’de
doktora yapmistir! Yuksek yargi organlarindan da tetkik hakimleri
Exeter Universitesinde yuksek lisans egitimine gonderilmektedir!
Bilgilerinize sunulur!
Tarih:19.04.2007.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türban Konusuna Son Noktayı Koydu:
“Üniversitelerde türban yasağı insan haklarına aykırı değildir.”
AIHM: Türbanlı fotoğrafla kayıt yapılamaz Hürriyet 17-10-2006
Marmara Üniversitesi?ne “türbanlı” fotoğraf verdiği için kaydı yapılmayan Emine Araç?ın 2002 yılında yaptığı başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından
kabul edilir bulunmadı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), “türbanlı fotoğraf” sunarak üniversiteye kayıt yaptırmak isteyen öğrencilerin davasını reddetti. Böylelikle 1993?te aldığı benzer kararın içtihadını sürdürdü. AİHM, Marmara Üniversitesi?ne kayıt yaptırırken “türbanlı bir fotoğrafını” veren ve bu nedenle kaydı yapılmayan Emine Araç?ın, 2002 yılında yaptığı başvuruya “ret” kararı aldı. Araç, üniversitenin kararının “din ve vicdan” özgürlüğünü kısıtladığını belirtmiş ve aynı zamanda eğitim hakkının engellendiğini belirtmişti. Strasbourg Mahkemesi, Araç?ın başvurusunu “
kabul edilebilir” bulmadı.
Mahkeme gerekçeli kararında, halen AKP Kahramanmaraş Milletvekili olan Mehmet Ali Bulut?un eşi Lamia Bulut?un 1988?de açtığı ve 1993?te sonuçlanan davasını hatırlattı ve türbanlı fotoğraf sunduğu için diplomasını alamayan bu başvurunun reddedildiğini de belirtti. AİHM, bir öğrenciye başı açık bir fotoğrafla kayıt yaptırma zorunluluğu uygulamasının o öğrencinin dini vecibelerini yerine getirme özgürlüğünü kısıtlamadığını belirtti. AİHM, bu tür kuralların uygulanması ile ilgili, ülkelerin geniş yargı alanı bulunduğunu belirtti. Araç?ın kendisine “ayrımcılık” yapıldığı yönündeki itirazı da
kabul edilmedi, mahkeme, uygulamanın bir dine ya da cinsiyete yönelik değil, “kimlik tespitine” yönelik olduğunu belirtti.
Türbanda son karar Hürriyet 11.10.2005
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), üniversitelerde türban yasağı konusuna son noktayı koydu ve bu uygulamanın, ?insan hakları ihlali olmadığına? karar verdi. AİHM?nin ?temyiz mahkemesi? niteliğindeki Büyük Mahkeme, dün 17 yargıcın kararıyla üniversitelerde ?türban yasağı? uygulamasının ?yasal? olduğuna hükmetti.
İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin, 1998?de bu nedenle ?disiplin? cezası almış ve uygulamayı AİHM?ye taşımıştı. 29 Haziran 2004?te davayla ilgili ilk karar, AİHM?nin 4?üncü dairesi tarafından verilmiş ve 7 yargıç oybirliğiyle türban yasağının ?insan hakları ihlali olmadığına? hükmetmişti. Dava daha sonra Şahin?in avukatları tarafından AİHM?nin büyük mahkemesine götürülmüştü. Dün davayla ilgili kararını açıklayan Büyük Mahkeme, türban nedeniyle okula girişi yasaklanan İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin?in başvurusunu ?haksız? buldu. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi?nin ?din ve vicdan özgürlüğünü? güvence altına alan 9?uncu maddesinin ihlal edilmediğine karar verdi. Böylelikle okullarda türban yasağı konusunda Avrupa genelinde ?içtihat? oluştu.
AIHM: Üniversitede Türbana Hayır (30.06.2004)
Mahkeme, kamusal alanda türban takılamayacağına oybirliğiyle karar verdi
(Cumhuriyet 30.06.2004)
AİHM, Leyla Şahin’in açtığı davada Türkiye’yi haklı buldu ve hukuk dersi verdi. Türban yasağının laikliğin gereği olduğunu vurgulayan AİHM, ‘türbana müdahalenin meşru’ olduğunu kaydetti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kamusal alanda türban yasağıyla ilgili Türkiye aleyhine açılan davada, Türkiye’yi oybirliğiyle haklı bularak yasağın meşru temeli olduğuna işaret etti. Dini kurallara dayalı bir toplum dayatmak isteyenlerin göz ardı edilemeyeceğine işaret
eden AİHM, laikliğin ve demokratik değerlerin korunması için kısıtlama getirilebileceğine hükmetti. Gerekçeli kararda, Türkiye’de aşırı siyasi hareketlerin varlığının ve bu hareketlerin kendi dini sembolleri ve dini kurallara dayalı bir toplum dayatma isteğinin de göz ardı edilmemesi gerektiği kaydedildi.
Ege Üniversitesi Hemşirelik Okulu öğrencisi Zeynep Tekin ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin , 1998 yılında derslere türban takarak girme konusunda ısrar etmeleri sonucu aldıkları disiplin cezalarının insan hakları ihlali olduğu gerekçesiyle AİHM’de dava açmıştı. Zeynep Tekin, avukatları aracılığıyla daha sonra Türkiye hakkında yaptığı şikâyet başvurusunu çektiğini açıklamıştı.
AİHM, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ‘ün eşi Hayrünnisa Gül ‘ün türban davasını çekmesine dayanak oluşturan ”örnek” davayı, dün karara bağladı.
AİHM, Türkiye’yi haklı bulurken üniversitelerdeki türban yasağı konusundaki müdahale için Türk yasalarının meşru temelleri olduğunu vurguladı.
Demokrasi kendini korumalı
Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin üniversitede türbana izin verilmesinin anayasaya aykırı olduğu yolundaki kararına atıfta bulunan AİHM, yüksek idari mahkemelerin de üniversitelerde türban takılmasının cumhuriyetin temel ilkeleriyle bağdaşmadığı yolunda görüş belirttiğini anımsattı.
”Üniversitelerdeki türban yasağının, başvuruyu yapanların üniversiteye kayıt yaptırmak istemesinden önce de var olduğu” anımsatılan gerekçeli kararda, ”yine başvuruda bulunanların kayıt yaptırdığı sağlıkla ilgili okullarda giyim konusunda da öğrencilerin uyması ger
eken özel kurallar olduğuna” dikkat çekildi. Gerekçeli kararda, Türkiye’de türban konusundaki müdahalenin ”gerekliliği” konusunda birbirlerini tamamlayan laiklik ve eşitlik ilkelerinin temel alındığının gözlendiğine işaret edildi. Kararda, Türk anayasasının, laikliğin, demokratik değerlerin korunması, din özgürlüğüne dokunulmazlık ilkesinin ve vatandaşların yasa önünde eşitliği ilkesini sağladığı görüşünü taşıdığı bildirildi. Anayasa Mahkemesi’nin, ”bu ilkeleri ve değerleri savunmak için bir kimsenin dinini göstermesine kısıtlamalar getirebileceği” yolundaki görüşüne atıfta bulunulan gerekçeli kararda, AİHM’nin de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre bu yoruma katıldığı bildirildi.
Din toplumu dayatıyorlar
Gerekçeli kararda, laiklik ilkesinin Türkiye’de demokratik sistemin korunması için gerekli olduğu vurgulandı. ”Türk anayasasında da kadın haklarının korunduğu” anımsatılan kararda, kadın-erkek eşitliğinin, AİHM tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin en önemli maddelerinden biri olduğu ve üye ülkeler tarafından da uygulanmasına büyük önem verildiği vurgulandı. Kararda, bunun Türk anayasasının içinde de önemli bir yer aldığına işaret edildi.
AİHM’nin kararında, Türk anayasasının da belirttiği gibi, dini sembollerin taşınmasının, zorunlu olarak dini bir görev olarak değerlendirildiği ve sunulduğu yorumu yapılırken bu sembolleri taşımayı reddedenlere yapacağı etkinin göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulandı. Kararda, kadın-erkek eşitliğine değer veren ve çoğunluğu İslam inancını paylaşan toplumda, kamu düzeninin sağlanması ve diğerlerinin haklarının ve özgürlüklerinin sağlanması için bu karara varıldığı bildirildi. Gerekçeli kararda, Türkiye’de aşırı siyasi hareketlerin varlığının ve bu hareketlerin kendi dini sembolleri ve dini kurallara dayalı bir toplum dayatma isteğinin de göz ardı edilmemesi gerektiği kaydedildi.
Bakan Gül’ün korktuğu oldu
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül de türban nedeniyle Türkiye hakkında davacı olmuştu. ”Örnek” dava olarak nitelenen Leyla Şahin davası sürerken Hayrünnisa Gül, davasını geri çekme kararı almıştı. Hayrünnisa Gül, davadan vazgeçmesinin temel nedeninin, ”yargı kararlarının tartışılmasına fırsat vermemek, güven ve saygıyı sağlamak” olduğunu savunmuştu. Hayrünnisa Gül, davayı çekerken ”davayı açarkenki, haklılığına olan inancını” koruduğunu da vurgulamıştı. Gül, Dışişleri Bakanı olan eşini zor durumda bırakmamak için davasından vazgeçtiğini savunmuştu.
Kaynak: Cumhuriyet 30.06.2004
Laik üniversitenin kurallarına uyulmalı (Hüriyet 30.06.2004)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi?nin (AİHM) 4?üncü Dairesi, türban nedeniyle okula girişi yasaklanan İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin?in başvurusunu ?haksız? buldu.
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi?nin ?din ve vicdan özgürlüğünü? güvence altına alan 9?uncu maddesinin ihlál edilmediğine, üniversitelerde türbanla eğitimin yasaklanmasının, bu özgürlüğe kısıtlama getirmediğine karar verdi. AİHM?nin Dördüncü Dairesi?ndeki yedi yargıç, kararı oybirliği ile aldı. Alınan bu kararla, AİHM?nin daha önce verdiği kararlarla ilgili içtihat da bozulmamış oldu.
İşte Gerekçe
Yükseköğrenimini laik bir üniversitede yapmayı seçen öğrenci, üniversitenin kurallarını
kabul etmiş sayılır. Bu düzenlemeler, farklı inanışlardaki öğrencilerin birlikte öğrenim görmelerini sağlamak amacıyla yapılmaktadır ve bu kurallar, öğrencilerin dinsel inançlarını açığa vurma özgürlüklerine sınırlamalar getirebilir.
Dinsel simgelerin herhangi bir yer ve biçim sınırlaması olmaksızın sergilenmesi, sözü geçen dini uygulamayan ya da başka bir dine mensup öğrenciler üzerinde baskı oluşturabilir.
Üniversitelerdeki düzenlemeler, farklı inanışlardaki öğrencilerin birlikteliğini sağlama amacına yönelik olarak, ?eşitlik? ve ?laiklik? ilkesi esas alınarak dinsel inançları açığa vurma özgürlüğünü sınırlayabilir.
Laik üniversiteler, öğrencilerin kılık kıyafetlerine ilişkin sınırlamalar koyarken, köktendinci akımların yükseköğretimde kamu düzenini bozmamalarına dikkat gösterebilir.
Karar bütün Avrupa için
Avrupa?nın gündeminde yer alan ve büyük tartışma yaşanan türban konusunda AİHM?nin verdiği bu karar, tüm Avrupa ülkeleri için bir içtihat oluşturuyor.
Kaynak: Hürriyet 30.06.2004
Konuyla ilgili önceki haberler:
Avrupa Insan Hakları Mahkemesi’nden Başörtüsü Yasağına Onay
Strasbourg’daki Avrupa İnsan hakları Mahkemesi (AİHM), sınıfta başörtüsüyle ders vermesi yasaklanan İsviçre’li kadın öğretmenin başvurusunu reddetti. İsviçre Adalet bakanlığı’nın açıklamasına göre, Cenevre kantonunda çalışan anaokulunun müslüman öğretmeni derslere başörtüsüyle girmeye başlayınca, Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri, 1996 yılında öğretmenden bu uygulamaya son vermesini istedi ve aksi halde işten atılacağını bildirdi. Bir yıl sonra da Federal Mahkeme, başörtüsü yasağını onayladı. İsviçreli öğretmenin şikayetini ele alan AİHM de, kanton yetkililerinin getirdiği yasağın, din özgürlüğünü ihlal anlamına gelmediğine ve öğretmene ayrımcılık yapılmadığına hükmetti. AİHM, “Yasağın, davacının dini inançlarını hedef almadığını, başkalarının özgürlüklerini ve kamu düzeni ile güvenliğini korumayı hedeflediğini” bildirdi.
Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi, 28.02.2001
Yargıtay, türbanlı öğrencinin üniversiteye alınmamasının hukuka uygun olduğunu vurguladı
Cumhuriyet, 28.12.1999
Türban için son nokta
* İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu aleyhine başörtüsü ile fakültede sınavlara ve sınıfa alınmadığı için dava açan öğrencinin başvurusu reddedildi. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Alemdaroğlu’nun eyleminin yasalara uygun olduğuna karar verdi. Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın türbanla ilgili verdiği kararlara da atıfta bulundu.
**Yargıtay kararında ”Anayasa hükümleri ve diğer yasalarda yer alan hükümler bir bütün olarak görüldüğünde, türbanın, yükseköğretim kurumlarında serbest sayılan kılık kıyafet kapsamında düşünülemeyeceği sonucuna varılmasının uygun olacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının iddia ettiği gibi davalının keyfi davranmadığı sonucuna varılmıştır” dedi.
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) – Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, türbanın yüksek öğretim kurumlarında serbest sayılan kıyafet kapsamında düşünülemeyeceğine karar verdi. Daire, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ‘nun bir öğrenciyi türbanlı olduğu için derslere ve sınıflara almaması yönündeki işleminde hukuka aykırılık görmedi.
Bir öğrenci, başörtüsüyle fakültede sınıfa ve sınavlara alınmaması nedeniyle İstanbul Üniversitesi Rektörü Alemdaroğlu aleyhine, maddi ve manevi tazminat istemiyle dava açtı. Öğrenci, söz konusu yasağın Alemdaroğlu’nun çıkardığı bir genelgeden kaynaklandığını belirtti. Yerel mahkeme, Alemdaroğlu’nun eyleminin yasalara uygun olduğunu, öğrenciye yönelik bir kusurun bulunmadığını, ayrıca davalının kamu görevlisi olduğunu, bu görevi yerine getirirken kişisel kusurundan dolayı zarar görenlerin uğradıkları zararı idareden isteyebileceğini belirterek öğrencinin açtığı davayı reddetti. Bu karar, öğrenci tarafından temyiz edildi.
Temyiz istemini görüşen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davalı Alemdaroğlu’nun rektör olarak yayımladığı yazıda kızların başörtülü, erkek öğrencilerin sakallı olarak ders ve uygulamalara alınmamaları, direnmeleri durumunda durumu tutanaklarla belirlenerek haklarında işlem yapılması için bağlı oldukları fakültelere veya okul idaresine bildirilmelerinin öngörüldüğü kaydedildi. Davacı öğrencinin de alınan bu kararlara uymaması nedeniyle, hakkında tutanak düzenlendiği, bu eyleminden dolayı soruşturma açıldığı kaydedilen kararda, anayasanın temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeleri sıralanarak, bunların ne şekilde sınırlandırılacağı belirtildi.
Davacının başörtüsüyle derse alınmadığının davada tartışmasız olduğu, tartışmalı olan yönün bu eylemin hukuka aykırı olup olmadığı, bu bağlamda kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediği vurgulanan kararda, Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın türbanla ilgili verdiği kararlara atıfta bulunuldu. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin kararında şöyle denildi:
”Belirtilen yasal düzenlemeler ışığında verilen yargısal kararlar, subjektif bir hakkın korunmasına ilişkin olmayıp, nesnel ve genel bir nitelik taşıyan bir hukuksal düzenlemeyi öngörmektedirler. Böylece anayasa hükümleri ve diğer yasalarda yer alan hükümler bir bütün olarak görüldüğünde, türbanın, yükseköğretim kurumlarında serbest sayılan kılık kıyafet kapsamında düşünülemeyeceği sonucuna varılmasının uygun olacağı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle davacının iddia ettiği gibi davalının keyfi davranmadığı, yürürlükteki yasal düzenlemelerin öngördüğü ve amaçladığı biçimde hareket ettiği, bu yüzden de hukuka aykırı davrandığından söz edilemeyeceği sonucuna varılmış ve yerel mahkemede gerekçeler de esas alınarak hükmün onanmasına karar verilmiştir.”
Danıştay 8. Dairesi de 19 Mayıs Üniversitesi’nde türbanlı bir öğrencinin okula alınmamasını hukuka uygun bulmuş ve türbanın demokratik bir hak olarak
kabul edilemeyeceğine işaret etmişti.
Yargıtay’dan şok yaratacak karar:
Türban laikliğe başkaldırıdır!
Yargıtay 8. Ceza Dairesi oybirliğiyle karar aldı: Türban, laiklik ilkesine karşı zaman zaman başkaldırı simgesi olarak kullanılmıştır
Kapanan Akit Gazetesinde 25.11.2000 tarihinde Asım Yenihaber imzasıyla yayımlanan “Başörtüsü generalleri ve Saim Hoca” başlıklı yazı üzerine harekete geçen İstanbul DGM Başsavcılığı TCK’nın 312. maddesine muhalefet edildiği gerekçesiyle dava açtı. Ancak İstanbul 2 No’lu DGM, 18 Nisan’da aldığı kararla gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü Mehmet Özcan hakında beraat kararı verdi. İstanbul DGM Başsavcılığının temyizi üzerine konu Yargıtay’a taşındı.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi söz konusu temyiz başvurusunu 25 Kasım’da karara bağladı. Dava konusu yazının bütününe bakıldığında TCK’nın 312. maddesinin değişen 2. fıkrasındaki suçun oluştuğu ve bu nedenle sanığın cezalandırılması gerektiği kaydedilen 8. Ceza Dairesi kararında, türbanla ilgili önemli saptamalarda bulunuldu. ANKA’nın edindiği bilgiye göre Naci Ünver’in başkanlığında biraraya gelen Yargıtay 8. Ceza Dairesinin aldığı örnek karar şöyle:
“…Toplumun kimi kesimlerince Cumhuriyetin temel ilkelerinden biri olan laiklik ilkesine karşı zaman zaman başkaldırı simgesi olarak da kullanılan türbanın, hukukun gereği olarak kamu alanında takılmasına karşı çıkanlar, düşman ilan edilerek, böylece bunlara karşı toplumun bir bölümünün din farklılığına dayalı olarak kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa ve kin beslemeye alenen tahrik edildiği ve bu suretle TCK’nın 312. maddesinin değişik 2. fıkrasındaki suçu oluşturduğu gözetilmeden, dosya içeriğine uymayan bir gerekçe ile mahkumiyet yerine yazılı biçimde beraat hükmü kurulması bozmayı gerektirmiştir.” 8. Ceza Dairesi’nin bozma kararının ardından sanık hakkında İstanbul DGM’de yeniden yargılama yapılacak, ancak uyum yasaları kapsamında son yapılan değişiklikler uyarınca sanığa hapis cezası yerine para cezası verilecek. DGM eski karaında direnirse konu bu kez, kararlarına itiraz edilemeyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu gündeminde nihai olarak ele alınacak .
