jump to navigation

Yakın Siyasi Gelişmeler hk. Yorum 29 Mayıs 2008

Posted by Aybars in AKP, CHP, Hatırla!.
add a comment

ILGINC BIR ANALIZ YORUMSUZ ILETIYORUM

 DR. ERDAL SENER

dogalgaz@yahoogroups.com, “Orhan Pak” <orhanpak1@…>

Siyasette yeni yapilanma kurgulari, olacaklar teorileri, tam gaz

gidiyor… Ama bunlarin cogu “sis bombasi” yani Amerikanca

deyimiyle “smoke-screen”… Esas aktorler daha sahne almadi, orta

oyununun sakinlesmesini bekliyorlar… Bir de toplantilar yapip,

yorumlar cekip, on almaya calisan ama aslinda minimal duzeyde

etkinlige sahip dernekler, kisiler var… Bunlarin hicbirinin ne

sanslari ne de gucleri var…

 

Her zaman ki gibi once, son soyleyecegimizi bastan soyleyelim: AKP

sonrasi Turkiye’de baslica uc sey olacaktir…

 

Birincisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) secimlerden birinci parti

olarak cikacaktir…

 

Ikincisi, AKP sonrasi, onun kullerinden 2 veya 3 yeni parti (veya

olusum) cikacak ve Nur cemaatinin (Gulen) kontrolundaki siyasi parti

yeniden baraji gececektir…

 

Ucuncusu, Turkiye’ de “yeni siyasetli” yeni bir siyasi parti

kurulmasi ve onun tabana yayilmasi hayalleri gerceklesmeyecektir ve

bu tip hayalperest yaklasimlara bel baglayanlar yine husrana

ugrayacaklardir…

 

Tabii bir de Buyuksehir belediyelerine yani taze paraya hukmedenleri

unutmamak gerekir, onlar da her zaman ki gibi yeni sahnenin aranan

yildizlari olacaklardir…

 

Simdi gelelim hikayemize, once gecmise ve perde gerisindeki

aktorlere bakalim ve gelecegi gorelim… AKP nasil kuruldu, kim

kurdurdu, Tayyip Erdogan nasil lider oldu… Cok ozet gecersek,

Tayyip Baskan Necmettin Erbakan’in yildiziydi, oglu gibiydi ve ona

cok guvendigi icin Istanbul belediye baskanligini ona vermisti…

Necmettin hoca guc ve paraya hukmetmesi icin ( ve de Refah partisine

maddi manevi faydada kusur etmemesi icin) oglunu (RTE) en verimli

noktaya koymustu ama oglunu ayarttilar, kanina girdiler ve AKP

olusumunun basina getirdiler ( tabii Refah partisine gitmesi gereken

maddi ve manevi degerler de, yon degistirip AKP’ ye gitti)…

 

Kimler AKP’ye gizli olusum sirasinda destek cikti: bir kisim

Naksibendi gruplari, (Bulent Arinc, Abdullah Gul, Kadir Topbas

vs..), Nur cemaati, Fethullah Gulen, Amerika (20 yildir light-islam

projesine calisiyor), Korkut Ozal, eski ANAP takimi vesaire…

Mesela bir Abdulkadir Aksu guneydogudaki kurt destegini organize

etti, bir Cemil Cicek ANAP Anadolu destegini organize etti, bir 

Cuneyt Zapsu dunya yahudi cemaati destegini organize etti… Daha

duzinelerle isim, hukmettikleri ve yillarin tecrubesine sahip

olduklari konu ve ortamlarda, yeni kurulacak AKP’ye destek oldular

ve tabanlarini getirdiler…

 

Yine bu olusuma, Turkiye’deki guc odaklari, “uluslararasi buyuk

patronlardan” mesaji alinca, sorgusuz sualsiz destek verdiler…

Isin bu kismini filmlerdeki “uykudaki uyelere” benzetebiliriz, yani

telefonda gizli bir ses “parolayi soyler” ve mesaji alan harekete

gecer… Boylece buyuk medya, iletisim ve reklam gucu harekete

gecti, AKP’ yi parlattilar, rakiplerini un ufak edip parcaladilar

ve “secilmis parti” AKP iktidar oldu… (Halk,  maalesef Turk

medyasinin yalan dolan makinesi onunde sadece bir figurandir)…

 

Gecen seneki secimlerde ise, paranin ve medyanin gucu tekrar devreye

girdi ve AKP yeniden daha buyuk bir cogunlukla secildi… Bazilari

bu olayi dini kaliplar ile aciklamakta israr etmektedirler ama, olay

tamamen tarafli medya gucu, gida torbasi ve komur dagitimi, yesil

kart ve saglik karnesi dagitimi vesaire gibi maddi kaynaklarin

yonlendirilmesi ile ilgilidir… Tabii, dunya yahudi orgutlenmesinin

bir kopyasi gibi hareket eden musluman cemaatlerinin televizyon,

gazete, haber ajansi, internet gibi medyalara yaptigi cok akillica

yatirimlar da, “dedikoduya ve gaza gelmeye bagimli Turk halkinin”

oylarinin AKP’ ye yonlendirilmesinde cok buyuk etkisi olmustur…

 

Tum bunlari niye anlatiyorum, cunku gecmis gelecegin anahtaridir…

Hicbirsey bir anda peydahlanmaz, hersey gecmisin farkli

versiyonudur…

 

Devam edersek, herkes su andaki AKP icindeki cekismeleri, guc

savasini, “kapatma davasina” baglamaktadir… Ama gercekte AKP

icindeki guc savasinin, liderlik savasinin, kapatma davasi ile

yakindan uzaktan ilgisi yoktur… Sadece,kapatma davasi bir

katalizor gibi parti icindeki kaynamalari gun isigina seffaf bir

sekilde cikarmistir… Parti kapansa da, kapanmasa da, AKP icindeki

liderlik savasi olacakti…

 

Nedeni ise cok basittir, tamamen insan dogasi ile ilgilidir… AKP

iktidara gelmeden once (‘2002 oncesi) bir kisim Naksibendiler,

Nurcular, RTE belediye takimi ve digerleri, kendilerine inanan insan

gucu organizasyonu bakimindan guclu idiler, ama “zengin”

degildiler… Tabii herkesin (Gulen’ in Amerikadan, belediye

takimlarinin belediyelerden, Naksi cemaatlerinin orta sinif

bezirganliktan) kendine gore bir paralari vardi ama “zengin”

degildiler… (Zenginlik derken, kendi ihtiyacinin disinda paraya

hukmedebilmeyi ve sosyal olaylara para dagitabilme kabiliyetinden

bahsediyorum…) Ama simdi hepsi zengin oldular… Hayallerinin

otesinde paraya ve guce sahip oldular…

 

Tabii dogal olarak, paraya ve guce kavusan her insan ve grup gibi,

onlar da yanlarindakini begenmemeye basladilar ve kendilerinin

patron olmasi gerektigini dusunmeye basladilar… Alttan yavas yavas

kaynamaya baslayan kazandan, oncu olarak ilk Nur grubu cikti ve

ustatlari Fethullah Gulen’ in basa gecmesi icin manevralara

basladilar… ( Cunku en guclu onlardi ve son 6 yilda el degistiren

degerlerin en az yuzde ellisine onlar sahip olmuslardi ve Anadolu

deyimiyle “guc ve para konusurdu”)… Yine, dislanan Bulent Arinc,

herkese selam veren Abdullah Gul ile bir manevra cekip, Fethullah

hoca ekibi ile de menfaat birligi paralelinde, ilk darbeyi yapti ve

Cumhurbaskani sayin Abdullah Gul oldu…

 

Konumuza donersek, aynen 6 yil once Necmettin Erbakan’ a yapilanlar,

simdi Recep Tayip Erdogan’ a yapilmaya baslanmistir… Bunda hayret

edilecek birsey yoktur cunku “bugun bana, yarin sana”, “ne ekersen

onu bicersin”, “ne oldum deme, ne olacagim de” gibi Anadolu

terimleri bu gelismelerin sosyolojik yapisini cok iyi aciklarlar…

 

Sadece bu sefer ki en onemli fark, Necmettin Erbakan’ in aksine

Tayyip Erdogan’ in cok akillica bir sekilde kendi medyasinin patronu

olmasidir… Medya demek oy demektir ve her sartta, RTE kendi

medyasina hukmedebildigi surece, % 10-20 arasi oy’ a sahsen hukmeder

durumda olacaktir… (Tabii temsilci patron pozisyonundaki kader

arkadaslari kendine oyun etmedigi surece)… Medyanin en az % 30′

una hukmeden bu pozisyon, kendisini yeni bir lider ile degis tokus

etmek isteyen eski dava arkadaslarinin onundeki tek gercek

engeldir… Ek olarak, medyanin en az % 25′ inin de kendisine vefa

borcu vardir… (Disarida kalanlar Nur cemaati medyasi, Aydin Dogan

medyasi ve gecen ay 500 milyon dolar yeni borc cikarilan Karamehmet

medyasi vardir… Bir de Ciner medyasi ve gecen ay 70 milyon dolar

borc arti faizleri icin kolaylik saglanan Dogus medyasi vardir)…

 

Eski siyaset arkadaslarini frenleyen ikinci engel ise, Tayyip

Erdogan’ in, ozellikle tutucu hanimlar uzerindeki karizmasidir…

Hicbir yeni lider, Tayyip Erdogan’ in karizmasi kadar oy toplayamaz

(burada karizmadan, arti % 8-15 arasi oydan bahsediyoruz)… Ama bu

engeli asmak icin de, yavas yavas carklari donen, bilincli bir plan

devreye girmistir…..RTE “yipratilirken”, Ali

Babacan “cilalanmaktadir”…. Ali Babacan’in bir diger ozelligi de,

Gulen hoca onayli, AB onayli, dunya zengin hristiyanlar dernegi

Bilderberg onayli, dunya yahudi cemaatleri onayli olmasidir… (

Simdi bazilari “ya peki Turk halki ne diyor” diye soracaktir: Turk

halkini kim takar… Verdin mi gazi “patron odakli Turk

medyasindan”, Turk halki sariyi yesil, kirmiziyi mavi kabul eder, ve

tipis tipis gider oyunu verir… Tabii bunu acikca soylemek biraz

ayip oluyor ama ben burada sadece olan biten gercekleri soylemek

mecburiyetindeyim)…

 

Gelelim kurulacak AKP sonrasi yeni partilere… Oncelikle hicbir

yeni parti, 6 sene once devreye giren “isi bilenlerin” yeniden

onayini almadan kurulamaz… Gelecegi yine bu eski isimler

sekillendirecektir… Mesela ismi cok az gecen bir Korkut Ozal,

Istanbul’ da muhtesem bir butceye hukmeden Kadir Topbas, Ankara

gediklisi Melih Gokcek, Guneydogu kurt oylari organizatoru

Abdulkadir Aksu, medya, para ve guc sahibi olmus ve artik kimseye

ihtiyaci olmayan Albayrak’lar, aniden istifa eden Cuneyt Zapsu ve

daha nice isimler, cemaat seyhleri, belediye baskanlari kurulacak

yeni siyaset ortaminda belirleyici olacaklardir… Mesela sadece

Cumhurbaskani Abdullah Gul’un, son senelerde muhtesem bir guc ve

servete kavusan Kayseri takimi bile olaylarin sekillendirilmesinde

cok buyuk oneme sahiptir… Yani gelecegi okumak icin, gecmisi kuran

bu insanlarin tavir ve davranislarini, ve kimlerle hareket

ettiklerini takip etmek gerekir… (Halihazirda tum bu

insanlar “dogru pozisyonda olabilmek” icin gozlem yapmaktadirlar ve

gidisati kollamaktadirlar)…

 

Gelecege hazirlikli tek grup Nur cemaatidir… Son kurusuna kadar

alinmis ANAP hazir tutulmaktadir ve bir de, bir sekilde Demokrat

partiyi de (DP) ilhak edebilirlerse, kaymakli kadayif olacaktir… 

Tayyip Erdogan’a ise, Soros-Virginia kuruluslu, Bilgi universiteli

Tuna Beklevic’in partisi gosterilmis ama begenilmemistir… Zaten,

Anadolu’daki sicakkanli Turk genclerini ve hatta Amerika’daki

sicakkanli Turk genclerini “fislemek” icin kurulmus bu siyasi

partiyi Tayyip Erdogan ne yapsin…

 

Yine halihazirdaki eski tufek Naksibendiler, partiye bir sekilde

iliskilendirilenler, ve digerleri, nasil bir yol izlemeleri

konusunda ortak istisarelerine hizla devam etmektedirler… (Tabii

bu asamada, Erbakan hoca ve yanindakilerin de elleri armut

toplamamaktadir ve eski talebelerinden yedikleri tokadin acisini

nasil cikaririz diye bakmaktadirlar)…

 

Gelelim diger siyasi partilere… Turkiye’de yepyeni bir siyasi

parti kurmak mumkun olmadigina gore (yeni parti yoktur, eskisinin

devami “yeni” partiler vardir), halen oy potansiyeline sahip CHP,

MHP, DP, ANAP, DSP ve bir Kurt partisi vardir… Kurt partisi

yasarsa yeniden “bagimsizlardan” grup kurabilir ama direk baraji

gecemez… DSP Bulent Ecevit sonrasi baraji gecemez…

 

ANAP Nurcularin ve dagitilan AKP’den kalanlarin partisi olacaktir ve

ellerindeki medya gucu, taraftar gucu ve maddi guc dolayisiyla

baraji kesin asacaktir… DP (Demokrat parti) yeniden organize

olabilirse ve bir sekilde bir yerden bir “servet” bulabilirse,

birseyler yapabilir…

 

MHP ise, son secimlerde oy verenlerinin buyuk cogunlugunu, supriz

bir “dinci” ve “AKP destekcisi” pozisyonu sergileyerek gucendirdigi

icin, isi cok zordur… Turkiye’ de dinci milliyetcilik politikalari

guderek, ne kasabalardaki dincilere, ne de sehirlerdeki vatansever

milliyetcilere yaranilabilir ve maalesef MHP bu acmaza dusmustur…

(Ya dinci olacaksin, ya milliyetci, cunku hem ondan hem bundan

deyince oylar ikiye katlanmaz, aksine elindeki de gider)…

 

Gelelim CHP’ye… Herkesin ve ozellikle tarafli medyanin Deniz

Baykal’i acimasizca elestirmesine karsin, halihazirdaki en saglam

parti konumundadir… Turkiye’de sekillenen Cumhuriyetci,

milliyetci, laik, vatansever ve alternatif arayisi icindeki oylar,

doludizgin CHP’ye akacaktir ve secimlerden birinci parti

cikacaktir… Sadece yapmamasi gereken ilk sey, kendini “yeni Turk

secmeninin” nefret ettigi “solcu parti” soylemi icine sokmamaya

dikkat etmesidir… Ikinci yapmasi gereken sey ise, bir sekilde

medyada sesini duyuracak dostlar edinmesidir… Cunku artik dunyada

ve Turkiye’ de medyasiz oy toplamak mumkun degildir… Hele dusman

bir medya ile cok sey kaybedebilmektedir… (Kanalturk

televizyonunun satisina seyirci kalmasi yaptigi en buyuk hatalardan

biridir…. Cunku sadece bir bagimsiz sesi kaybetmekle kalmamis,

ayni zamanda onunla taraf olmayi dusunebilecek diger medya

gruplarini da “acaba bizi de yari yolda birakir mi” psikozu icine

sokmustur)… Tabii, tarafsiz bir Turk medyasi “olusmadan veya

olusturulmadan” yarisa giren bir CHP, potansiyel oylarinin en az %

15-20’sini kaybedecektir…

 

Gelelim Basbakan Tayyip Erdogan’in gelecek planlarina… Kader

arkadaslari, eski dostlari, “birsey” haline getirdigi insanlari

coktur… Medyasi vardir, gerektiginde harekete gecirebilecegi maddi

gucu vardir… Yepyeni ve atak soylemleri sayesinde, halkla

iliskiler kredilerini hizla depolamaktadir… Tutucu hanimlar

nezdindeki karizmasi hergun yukselmektedir… Ama bu sartlarda bile

yeni bir parti kurar mi bilinmez… Cunku 6 yillik tek adam

iktidarindan sonra, eski arkadaslarina dil dokmek ona zor

gelebilir… (Hepimiz insaniz; yukariya alisinca, asagidakiler ile

muhattap olmak zordur)… Bana gore sayin Basbakan buyuk ihtimalle

gelismeleri bekleyecek, en kotusunden bagimsiz milletvekili

olacaktir… Aslinda hersey dava arkadaslarinin vefasina

kalmistir… Basbakanin saglik durumunu bile kurt gibi takip eden

partili dostlari, ne kadar ahde vefa sahibidirler yasayip

gorecegiz…

 

Ozetle, yakin gelecekte yeni ittifaklar, yeni gelismeler

olacaktir… Tabii “siz deyin bunlar yeni seylerdir, ben diyeyim

olacaklar sadece eskilerin bir baska versiyonudur”….

 

Esasta, 21. yuzyil siyasetinde unutmamamiz gereken tek birsey

vardir…  Ister AB, ister ABD, ister dava, ister enflasyon, ister

darbe, ister buyume, ister devaluasyon; Eger ki medyayi ve ortalikta

gezen hinzir parayi kontrol edemiyorsan, yine birsey elde edemezsin,

secim kazanamazsin.. Halk yine goturup oyunu medya patronunun, guc

simsarinin,  para sarrafinin, iase organizatorunun temsilcisine

verir ve bundan kacis yoktur…

 

Kim ki, medya’lidir, para’lidir, secimleri o kazanir…

 

Kim ki medyasizdir, parasizdir, secimlerde ucun birini kazanir…

 

Mutlak guc bile olsan, medyayi insafa, hinzir parayi hizaya

getirmeden, halktan zirnik secim kazanamazsin…

 

Deniz Bey, o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi! 24 Temmuz 2007

Posted by Aybars in AB, ABD, AKP, BOP, CHP.
add a comment

Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım.

 

Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum.

 

Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım. 

 

Bunu bir borç olarak görüyorum:

 

***

 

 

Deniz Bey lütfen hatırlayın:

 

19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen’in evindeydik.

 

Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum.

 

Abdullah Gül Başbakandı, Tayyip Erdoğan’ın ise Meclis’e girme umudu kalmamıştı.

 

Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın “milletvekili olmadan başbakan olma” önerisini reddetmişti.

 

Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz “Tayyip Erdoğan başbakan olacak!” diye tutturdunuz.

 

Sizi “Çok tehlikeli bir oyun bu!” diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, “Hayır!” dediniz “İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.” 

 

Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: “Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.” 

 

İki ay dayanamaz iddianızı, “görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.” tezine oturttunuz.

 

Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz.

 

O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum. 

 

Bu gecenin tanıkları var: Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk.

 

Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir. Siz de bilirsiniz.

 

Tartışmanın sonunda dediniz ki: “Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rotuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?” 

 

Şimdi, 2007 seçimlerinin ardından o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey.

 

Ve düşünün; Meclis grubunda “Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!” diye bas bas bağırmanıza değdi mi?

 

Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)

 

Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.

 

Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu.

 

Size o gün söylediğim gibi, Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz.

 

Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. “Öyle değildi. Böyle konuşmadık.” deyin.

 

Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin.

 

Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.

 

Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim.

 

Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.

 

Tayyip Erdoğan’ın yüzde 34 oyla meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin manivelası oldunuz.

 

Daha önce Refah Partisi’nin belediyeleri ele geçirmesi de sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti..

 

Tayyip Erdoğan’ların ve yine çok yakın dostunuz olan Melih Gökçek’lerin en büyük şansı sizdiniz.

 

CHP’nin ise en büyük şanssızlığı oldunuz.

 

Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz.

 

Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.

 

Size defalarca “Bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz!” dememize rağmen, sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz.

 

Sağcıları ve sekreterinizi Meclis’e sokarken, İsmet Paşa’nın Avrupa Konseyi’nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu Gülsün Bilgehan’ı Meclis dışında bıraktınız.

 

İnanın ki bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum. Keşke haklı çıkmasaydım, keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı diyorum ama durum ortada.

 

Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara.

 

Artık bundan sonra istifa etseniz de bir etmeseniz de.

 

Bad-el harab-ül Basra!

Zulfu Livaneli