jump to navigation

Aydın Doğan’ın bilmediğimiz rolleri; Almanya’da Türkler neden sahipsiz? 23 Aralık 2008

Posted by Aybars in Almanya, Basın, Ecnebi.
add a comment

FRANKFURTER ALLGEMEİNE ZEİTUNG: YENİ BİR ROLDE ESKİ ALIŞKANLIKLARLA

 

BERLİN, 22/12 (BYE)—Tirajı günde 366 bin 478 olan muhafazakar eğilimli Frankfurter Allgemeine Zeitung’un 22 Aralık 2008 tarihli sayısında Uta Rasche imzasıyla ve yukardaki başlık altında yayımlanan yazının geniş özet çevirisi şöyledir:

 

Ludwigshafen yangınından sonra Hürriyet için durum sarihti: Yangının bir saldırı sonucu ortaya çıktığı ve yabancı düşmanı Almanlar tarafından hazırlandığını tahmin ediyordu. İzleyen aylarda bunun bir kundaklama olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunamadı. Ancak Hürriyet aceleci hükmü ve yanıltıcı haberleri için özür dilemedi. Aksine, akabinde yaşanan ufak yangınlarda dahi aşırı sağcı Almanların suçlu olduğu tahminlerinde bulunuyordu. Bu yangınların kaza sonucu meydana geldikleri ortaya çıktığında ise, haberleri kesiveriyordu.

 

Avrupa Şampiyonası’nın Haziran ayında oynanan Almanya-Türkiye yarı final maçında polis, Alman ile Türk taraftarları arasında sokak çatışmalarının yaşanacağından endişeleniyordu. Fakat Hürriyet yeni bir role bürünerek, Bild gazetesiyle bir nevi barış imzaladı ve başarılı oldu, zira arbede yaşanmadı. Hürriyet maç günü, “Bu futbol karşılaşmasının galibi dostluk olsun” manşetini attı.

 

Hürriyet Bild gazetesiyle birkaç yıldır işbirliği yapıyor. Buna Bild gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kai Diekmann ön ayak olmuştu.

 

Münih’te bir metroda bir Alman emeklisine saldırıda bulunulması sonrasında Bild her gün dayak atan Türkleri haber yapmaya başladığında Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Aydın Doğan meslektaşını aramış ve ölçülü olmasını rica etmişti. Türkiye’nin misafir ülke olduğu kitap fuarında ise Diekmann ve Hürriyet gazetesi başköşe yazarı Ertuğrul Özkök “Süper Freunde – Süper Dostlar” isimli bir kitap çıkardılar.

 

Hürriyet’in Almanya baskısı bir değişimden geçti: Nisan 2007’den bu yana gençlere hitaplı haftalık “Young Hürriyet” ekiyle yayınlanıyor. Tabii ki bununla ilk planda uyum amaçlanmıyor. Daha ziyade, Almancayı çoğu zaman Türkçeden daha iyi konuşan Türk gençleri kazanılmaya çalışılıyor. Öte yandan, 2005 yılından bu yana Necla Kelek, Seyran Ateş veya Serap Çileli gibi ataerkil aile yapılarını, namus cinayetlerini ve zorunlu evlilikleri eleştiren kadın hakları savunucularına yönelik itibar zedeleyici kampanyalardan da vazgeçti.

 

Buna rağmen Hürriyet’in haber yapma şekli kuşkulu olmaya devam ediyor. Dortmund Üniversitesi’nde Hürriyet hakkında araştırmalarda bulunan Tarihçi ve İslam bilimcisi Daniel Müller Hürriyet’i, Türk cemaatinin hukuki ve kurumsal açıdan değeri arttırıldığı – örneğin bir Alman üniversitesinde Türkçe bir bölüm açıldığı – takdirde uyumun başarılı olacağı yönündeki illüzyonu beslemesinden ötürü eleştiriyor. Halbuki Almanya’da, daha fazla Türk kökenli öğrencinin Alman üniversitesinde okumasının uyuma katkı sağlayacağı görüşü savunuluyor. Müller aynı zamanda, Hürriyet’in Almanlar ile Türkler arasında bir münakaşa konusu olduğunda daima Türk tarafında yer almasını ve örneğin Kürt meselesinde aşırı derecede milliyetçi olmasını da tenkit ediyor.

 

Hürriyet Alman siyasetçiler tarafından Almanya’daki Türkler arasında fikir oluşturucu bir unsur olarak hem korkulan hem de saygı duyulan bir gazetedir. Kuzey ren Vestfalya Eyaleti Uyum Bakanı Laschet (CDU) gibi göçmen konularıyla ilgilenen bazı siyasetçiler bunu adeta amaçları için kullanıyorlar. Schaeuble’nin karar verdiği kucaklama stratejisi de bu yöne oynuyor. Belli ki, Doğan’a ödül verilerek uyumu teşvik edici haber yapılması amaçlanıyor. Ödül takdiminden sonra Şansölye Merkel (CDU) birkaç saat Doğan’la geçirdi. 40 bin tirajlı başka hangi gazete böyle bir şerefe nail olabiliyor?(BEBM/HU)

Türk kaşığıyla ecnebi herzesi? 25 Temmuz 2007

Posted by Aybars in Ecnebi, Gıda, Reklamlar.
add a comment

Bu ileti Asar Bahçe tarafından paylaşılmıştır.

İlginç bir tesbit olduğundan ben de katkı yapayım dedim…

Acaba beyaz Türkler, efendiler, müslüman görünümlü kodamanlar
çorbası önümüzdeyken bize alternatif diye sunulan Atatürkçü görünümlü
dönmelerin çorbası ya da aha bu gördüğünüz medyanın bulunduğu ülkeyi
koruyan askerlerin karavana kazanındaki çorbası ya da… Ya da, ya da…

Ülker ‘biskerem versem’le seks boyutuna girerken, bir de benim görüdüğüm
cıscıbıldak görünümlü ve göğüslerinde ‘ateş suyu’ yazan Ülker’in manken
kızlarının dinen yasaklı alkolizmine çağrısı…

| Kapitalizmin, ataerkilliği ve Mustafalar’ı beslediğinin açık kanıtı: Ayşeler de tadabilir!

Televizyondan kulağıma ilişti, galiba biraz (birazı nasıl oluyorsa) feminist bir hanım Ülker Rodeo‘nun reklam filmindeki “Ayşeler de tadabilir!” lafına takmış, verip veriştiriyordu. Konuşmalardan anladığım kadarıyla reklam filmi, oluşan tepkilerden dolayı yayımlanmıyormuş artık. Sohbete biraz daha kulak kabartayım derken çalışma odamdaki kumandayı bir anda eline geçiren Nesrin Hanım, sık sık yaptığı gibi zart diye kanalı değiştiriverdi. Herhalde adı Ayşe olmadığı için mevzu onu ilgilendirmemişti!

Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet'ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi.
Hatırlarsınız, Rodeo’nun iki reklam filmi var. Lansman filminde Rodeo yiyen Mustafa, maruz kaldığı kuvvet macunu etkisi sayesinde annesinin salça kavanozunun kapağını acı kuvvetiyle bir çırpıda açıveriyordu. İkinci filmde ise Mustafa; Ahmetler, Aliler, Vedatlar şeklinde çoğalıvermişti. Ancak, nuga ve karamele batırılmış çıtır çıtır fıstıkların nefis Ülker çikolatasıyla eşsiz uyumu olan ve ağızlarda gerçek bir lezzet patlaması yaşatan enfes çikolatalı bar ve ‘kuvvet macunu’ Ülker Rodeo’yu yalnızca Mustafalar ve onun gibiler yiyebiliyor, Ayşeler ve onun gibiler ise isterlerse tadabiliyorlardı. İddiaya göre bu filmlerde açıkça cinsiyet ayrımı yapılıyordu.

Küçük bir araştırmayla, Ankaralı feministlerin “Kapitalizmin erkek egemen sistem aracılığıyla kadınları iki kez sömürdüğü, yabancılaştırdığı, ezdiği, tüketim nesnesi haline getirdiği dünya(mız)da sessiz kalmak, var olan düzenden memnun olmadığına dair bir düşünce geliştirilmediği anlamına gelir.” diye başlayan, belki de haklı bir itirazı dillendiren açıklamalarına şöyle bir paragrafı eklediklerini görünce, doğrusu, hani nasıl derler, koptum yani… “Mustafalar, Aliler, Ahmetler için çıkartılan çikolata reklamlarının Ayşeler de tadabilir sloganlarıyla bittiği bir ülkede, kapitalizmin ataerkilliği yoğun olarak beslediği saklanan bir durumdur diyemeyiz. Çünkü Mustafa gibi yetiştirilen ‘Rodeo erkek’leri, hayat bir çikolataysa eğer, bu çikolata Mustafalara ‘güç versin’, ‘keyfini yerine getirsin’ veya Mustafalar ‘kendini göstersin’ diye erkekleri cinsiyetçi bir bakış açısıyla sunulurken Ayşeler bu pastadan, pardon çikolatadan, sadece tadabilirler! Çünkü pastayı (yine pardon, çikolatayı) yemesi gereken Ayşeler değil Mustafalar’dır.”

Bence, ilk cümlenin tüm iddiasını ve ciddiyetini silip süpüren bir ironi bu… Buna rutubetten nem kapmak denmez de, ne denir?

Şu anda yaptığım, bir film eleştirisi ya da savunması değil. Filmi beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, stratejiyi doğru bulursunuz veya bulmazsınız, o başka… Ama böyle mizahi bir yaklaşımdan “kapitalizmin ataerkilliği yoğun olarak beslediği”nin kanıtlarını devşirmeye kalkarsanız ben de sizi insafa davet ederim.

Ülker, genç-erkek hedef kitleye yönelik bir ürün geliştirmeyi düşünerek böyle bir segmentasyona yönelmiş, o kadar! Yarın, genç-kız hedef kitleye yönelik olarak da Kalemiti markasıyla bir ürün geliştirebilir ve bunun için de “Mustafalar da tadabilir!” diyebilir. Ne var şimdi bunda? O zaman da “kapitalizmin anaerkilliği yoğun olarak beslediği”nden mi dem vuracağız?

Bir kadın giyim markasının “Erkekler için hiçbir şey yapmıyoruz!” dediği gibi, zaman zaman ‘erkekleri aşağılayan’ bu türden esprili mesajlarla karşılaşmıyor muyuz zaten!

“Ayşeler de tadabilir!” cümlesi, ya reklam ajansının filmin mizahi yapısına bir katkısı ya da segmentasyon konusunda içi bir türlü rahat edemeyen her üreticideki “Yahu, hedef kitleyi acaba fazla mı daralttık?” açgözlülüğünün ve Dimyat’a pirince gitme arzusunun bir yansımasından ibarettir, daha ötesi yok!

Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet'ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi.
Ayrıca, eğer filmde cinsiyet ayrımcılığı yapılıyorsa, bunun, Mustafalar aleyhine yapıldığını pekala söyleyebiliriz. Eşşek kadar çocukların, hem de Rodeo yiyerek yaptıkları işlere bakın allahaşkına; kavanoz kapağı açmak ya da bir hanım şoförün yolunu kesen ineği karayolunun dışına çıkarmak… Hem de beş kişi birden! E, ben hiç Rodeo yemeden açarım hep kavanoz kapaklarını… İneğe de höst dersin, gider!

Bana göre kadınlar ve erkekler hayatı farklı paradigmalarla yaşarlar. Ve bu paradigmaları değiştirmek mümkün değildir; zaten gerekli de değildir. Evet, bu farklılıklardan ciddi çatışmalar da doğar, mizah da…

Ayşeler, Laleler, Semalar, Gamzeler… Hayata gülümseyin biraz! Ne bileyim, erkeklerle kafa bulun, çekiştirin, itiraf.com ‘a falan şikayet edin… Siz de anaerkilliği besleyin yoğun olarak, ödeşelim!

Kadın hakları demek, farklılıklardan doğan tatlı çekişmeyi yok saymak demek değildir.

http://selimtuncer.blogspot.com/
 –
ahmetdursun.gemisi.com
Bilginin arşivlendiği yer.