Türk Ordusu’ndan Rahatsızlıkta Batı- Siyasal İslam Birlikteliği: 30 Ekim 2007
Posted by Aybars in AB, ABD, AKP, Erbakan, Erdoğan, Fethullah, Ordu, İslam.add a comment
Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk -19.12.2005
Batı’nın, özellikle Avrupa’nın Türk Ordusu’na kini tarihin tanıdığı en amansız kinlerden biridir.
İngilizler İstanbul’u işgal ettiklerinde ilk istedikleri, Cuma selamlığındaki askerlerimizin oradan uzaklaştırılması olmuştur. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 8/138)
Türkiye, benzeri bir rahatsızlığa, AKP iktidarının bir ‘milletvekili’nin TBMM’deki ‘Mareşal Atatürk’ tablosuyla, TBMM’de güvenlik görevi yapan askerlerin yürüyüşleri sırasında çıkardıkları seslerden şikâyeti üzerine, 2000′li yıllarda da tanık oldu.
Aynı AKP’nin kurmay isimleri Türk Ordusu’ndan rahatsızlıklarını değişik vesilelerle ve değişik tavırlar sergileyerek ortaya koymaktadırlar. Bir milletvekilinin, Türk Ordusu’na mensup birliklerin ve okulların Ankara dışına çıkarılmasını ve Başkentin ‘askerî bir kent’ görünümünden kurtarılmasını istemesi ayrı bir örnektir.
Ayrı ve talihsiz bir örnek…
Ne ilginç! Atatürk’ten rahatsızlık konusunda, Haçlı Batı ile siyasal İslamcı odaklar tarihin her döneminde bir biçimde kader ve mücadele birliği yapmışlardır. Bugün de aynen böyledir.
Tam bu noktada, Falih Rıfkı Atay şu ibret verici tespiti vicdanlarımıza iletiyor:
“Kurtuluş Savaşı öncesindeki işgal sırasında, ordu kumandanlarını şu veya bu vasıta ile küçük düşürmek bir parola idi.” ((Atatürk’ün Bütün Eserleri, 8/138)
Bugün de aynı değil mi?
Batı’nın Türk ordusuna kininin sebebi sadece Türk ordusunun caydırıcılığı, Haçlı tasallut ve emperyalizmi karşısındaki susturucu ve püskürtücü gücü değildir. Sebeplerin başında, Türk ordusunun, sadece ordu olarak kalmayıp aydınlık ve atılımın öncüsü oluşu gelmektedir.
Türkiye, bunca devrimi böylesine kansız ve kavgasız bir biçimde ve çok kısa bir zaman çerçevesinde nasıl başardı? Ordunun, sadece ‘asker’ olarak kalmayıp, aydınlanma ve ilerlemenin öncülüğünü de yapmış olması sayesinde…
Türkiye’nin işte böyle bir kaderi olagelmiştir. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, ama gerçek budur.
Türkiye, sanayi devrimini gerçekleştirmemiş, bunun için de, cumhuriyet ve demokrasiyi taşıyan temel iki sınıf olan burjuva ve proleteryayı oluşturamamış bir ülkedir. Buna rağmen hem cumhuriyeti hem de aydınlanmanın motor unsurları olan temel devrimleri akıl almaz bir maharetle hayata geçirebilmiştir. Nasıl? Ordu’nun aydınlanmadaki öncülüğü sayesinde…
Batı’da demokrasi, özgürlük, insan hakları ve aydınlanmanın yaratıcı ülkelerinden biri olan Fransa’da, sanayi devrimi yaşanmış, burjuva ve proletarya doğmuş olmasına rağmen, cumhuriyetin yerleşmesi büyük badirelerden sonra gerçekleştirilebilmiştir. Serüvene bakın:
1792 cumhuriyetin kuruluşu, 1799 Napolyon’un İmparatorluğunu ilanı, 1814 yeniden krallığa dönüş, 1848 ikinci cumhuriyetin ilanı, 1852 yeniden imparatorluk tartışması ve nihayet 1871′de bugünkü anlamda cumhuriyetin kuruluşu.
Batı bunları biliyor. Batı, bizim birçok nimeti ve değeri, Atatürk dehası sayesinde bedavadan elde ettiğimizi de biliyor. Millet olarak bizi kıskanırken, birey olarak Atatürk’e tatmin bulmaz bir kinle diş biliyor. Batı için Atatürk, Orta Asya steplerinin metafizikten habersiz, aydınlık, akıl ve bilim nedir bilmez vahşilerini tarihsel süreç anlayışlarının hiçbiriyle izah edilemeyecek bir maharetle, aydınlanmanın doruğuna taşıyan, cumhuriyet ve laiklikle donatan affedilemez bir düşmandır.
Atatürk öldü, bu iş bitti diyemezsiniz. Diyebilmenize engel bir güç ve gerçek var: Türk Ordusu.
Türk Ordusu, Atatürk demek, Atatürk’ün ölümsüzlüğünün göstergesi ve garantisi demektir.
Türk ordusu, tagallüp ve tahakküm unsuru değil, öncelikle aydınlanma ve demokrasi unsuru olarak yer almıştır bizim tarihimizde. Batı şöyle düşünmekte ve bunun gereğini yapmayı değişmez iman olarak taşımaktadır: Türk ordusu ya yok olmalı, yahut da ruhu pörsütülmelidir. Birincisini yapmak imkânsız denecek kadar zordur. İkincisine gelince, Türkiye’nin içinden elde edilecek hain ve gafillerle gerekli işbirliği kurulursa amaca ulaşmak mümkündür.
İşte bugün bu ‘mümkün’ gördükleri amaca ulaşmaya çalışıyorlar. Çünkü Haçlılar biliyorlar ki, İslam dünyasında, o arada Türkiye’de, Atatürk’ün Anıtkabri’ni yok etmeyi Kâbe’yi yok etme şartına bağlasalar, buna razı olacak alçakların sayısı epeycedir.
Batı, özellikle son birkaç yılda, İslam dünyasında yakaladığı bu tarihsel fırsatı heba etmemek için can havliyle çırpınıyor. Esasında nefret ettiği AKP’yi bağrına basıp var gücüyle desteklemesi AKP’de, az önce değindiğimiz hayatî emellerine uygun çok şey bulmasındandır.
O halde, Türk ordusunu tâciz etmek ve etkisizleştirmek Avrupalı için iki maksada hizmet etmektedir:
1. Haçlı emel ve egemenliğine darbe vuran bir numaralı gücü zaafa uğratmak,
2. İslam dünyasının kaderini değiştirecek örneklere imza atan bir aydınlatma ve ilerletme gücünü etkisiz kılmak.
Büyük Atatürk, Türk ordusunun, işaret ettiğimiz bu özellikli durumuna çok erken bir zamanda dikkat çekmiştir. 30 Ağustos 1925 günü Kastamonu’da yaptığı bir konuşmada bu gerçeğin altını emsalsiz bir vukufla şöyle çiziyor:
“Ordumuz, milletin ilerleme ve yükselme adımlarına öncü olmuştur. Milletimizin bütün inkılaplarında birinci adımı işgal etmiştir. Diğer milletlerde, ordu ile millet yekdiğeriyle daima karşı karşıyadır. Halbuki iş bizde tamamıyla tersinedir…” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 17/290)
İşte, Türk Ordusu dendiğinde Haçlı Batı’yı rahatsız eden temel sebep budur.
Bu temel sebebi bilmeden Türkiye’nin dış politikalarına, özellikle AB ile ilgili politikalarına yön vermeye kalkmak, uçuruma giden kayalıklarda gözleri bağlı olarak yol almaya benzer. Böyle bir yol alışın en dikkat çekici örneği ise AKP iktidarının uyguladığı dış politika, özellikle AB politikasıdır.
Büyük üzüntü duyarak söylemeliyim ki, AKP’nin uyguladığı genelde Batı politikaları, özel olarak da AB politikaları Türkiye üzerindeki Haçlı emellerine tatmin fırsat ve imkânı yaratan, temelinden basîretsiz politikalardır. Eğer ‘basîretsiz’ tâbirine itiraz ediliyorsa, onun yerine kullanılacak kelime çok daha ağır ve sarsıcı olacaktır.
Bu politikaların üçüncü bir izahı yoktur.
Avrupa’nın Türk ordusuna kini sadece Avrupa’daki silahlı güçlerde, siyasetçilerde değildir. Avrupa’nın en hümanist aydınları, filozofları, şairleri, edipleri, ressam ve heykeltraşları da, Türk ordusuna duyulan müthiş kinin taşıyıcıları arasındadır. Luther’den Kant’a, Dante’den Engels’e, Hugo’dan Marx’a, Voltair’den Byron’a kadar…Melherbe, Ronsard, Boileau, Hegel…gibi isimler de bu kin ve öfke listesinde yer alanlardan bazıları.
Luther ve Voltaire’in nasıl bir Türk düşmanlığı (Türk vurucu gücü düşmanlığı) sergilediklerini, Batı Sömürgeciliği ve İslam Dünyası adlı eserimin misyonerliği değerlendiren sayfalarında ayrıntılarıyla gösterdim. Burada küçük birkaç ekleme yapacağım:
Ünlü Fransız yazarı Hugo, Osmanlı’dan ‘katil imparatorluk’ diye söz eder ve “Bundan yakamızı kurtarmalıyız, bağnazlık ve zorbalığı susturmalıyız!” diye ekler. Engels’e göre, Osmanlı Türk İmparatorluğu ‘ayak takımının egemenliği’dir. Engels’in beklentisi şudur: “Bu egemenlik er-geç sona erecek, Avrupa’nın en güzel toprakları ayak takımının egemenliğinden kurtarılacaktır. Zaten Türkler devlet ve asker gücünü ellerinde tutmasalardı çoktan yok olup giderlerdi. Ama artık güçsüzlüğe doğru gidecekler. İşin doğrusu şu ki, Türkler’in ortadan kaldırılması gerekir.”
Marx’a göre, “İstanbul, Doğu ile Batı arasındaki altın köprüdür. Batı uygarlığı, bir güneş gibi bu köprüye uğramadan dünyanın çevresinde dönemez. Osmanlı Sultanı’nın İstanbul’u elinde tutması gerekli devrimin yapılmasına kadar olacaktır…” (Bu alıntılar için bk. Özdemir İnce’nin yazısı, 2 Ağustos 2003 tarihli Hürriyet Gazetesi)
Neden özellikle Türklere böylesine kin duymaktadır Batı?
Şaşılacak bir yan yok bunda. Biz; Batı’ya rağmen devlet kuran, asla tutsak olmayan ve bu halimizle öteki müslümanlara da örnek olan bir milletiz. Büyük Atatürk bunu ilk gören ve ifade eden önderdir. 20 Haziran 1920′de yaptığı bir konuşmada şöyle diyor:
“Biz, Batı emperyalistlerine karşı sadece kurtuluş ve bağımsızlığımızı muhafaza etmekle yetinmiyoruz; aynı zamanda Batı emperyalistlerinin Türk milletini emperyalizme vasıta yapmalarına da mani oluyoruz. Bu suretle bütün insanlığa hizmet ettiğimize kaniiz.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 8/345)
Atatürk, tam bu noktada, ‘amansız ve büyük düşman, Doğu kavimlerini çiftlik hayvanları derekesine indirmek isteyen, insanlık mikrobu, alçak’ diye nitelediği İngilizlere (Aynı eser, 7/167) özellikle atıf yapıyor. 1 Ekim 1920 gibi erken bir tarihte şunları söylüyordu:
“Mahvımızı emel edinmiş olan İngiltere’nin bütün İslam âlemini kapsayan genel bir esaret tesisi hususundaki hainâne teşebbüslerine muhalefet ve mukavemet edebilecek yegâne İslam hükûmeti Türkiye devleti olduğu içindir ki, bütün Batı emperyalizminin ve kapitalizminin en müthiş taarruzları Anadolu üzerine yöneltilmiş bulunuyor.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 10/21-22, 31)
Avrupa’nın müslüman Türk’ü tarihe gömme düşünün gerçeğe dönüşmesinin talep belgesi olan Sevr, Mustafa Kemal tarafından engellendi. Gök gözlü kumandan, kollarına girip savaş meydanlarına çektiği milletiyle Sevr’i yırtıp bir paçavra gibi yazanların ve imzalayanların suratına attı.
Mustafa Kemal, Batılı-Haçlı kini doruk noktasına çıkaran bir iş yaptı. Onu asla affetmezler. Mustafa Kemal onların genlerini tâciz etti, tarihsel rüyalarını kararttı, ufuklarını, ocaklarını söndürdü.
Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik Batı düşmanlığını değerlendirirken bu arka planı unutmak gafletini gösterenlerin aklına şaşarım.
Şimdi, Türk yeniden ‘Hasta Adam’ haline getirildi. Düyunu Umûmiye yeniden yaratıldı. Sevr’in şartlarını, çeşitli gerekçelerle ’sineye çekilir’ bulan yeni Damat Ferit ekipleri ihdas edilip gereken yerlere oturtuldu.
Batılı-Haçlı için gün tam bu gündür. Korkulu rüyanın tepelenmesi için uygun zamandır.
Mustafa Kemal’i olmayan bir Sevr kulvarındayız.
Daha neyi bekleyecekler! Gün bu gündür.
Tabiî önce MGK, sonra da devamı…MGK bunların, âdeta korkulu rüyası idi. Varsa yoksa MGK. Bunların MGK ile ilgili söz ve tavırlarını okuyunca insan gayrı ihtiyarı şunu düşünüyor: Güneş tutulmaları, gök taşlarının düşmesi, ozonun delinmesi, doğal felaketlerin ortaya çıkması, 11 Eylül terör dehşeti vs. şu bizim MGK yüzünden olmasın!..
Gerçek şu ki, Hıristiyan Avrupa’nın bir tür ‘üst kurmaylar Grubu’ olan Avrupa Parlamentosu (AP) için MGK, asırlarca korkulu rüyalar yaşatmış bir gücün sembolü olarak ortadadır. Bu sembolden rahatsız olmamalarını beklemek, sadece saflık değil, ahmaklık olur…O MGK ve hatırlattığı güçler ayakta durdukça, bizi AB’ye üye yapacaklarını sanmak da öyle…Unutmayalım, AKP iktidarının oylarıyla MGK’nın kolu-kanadı kırılıp ’sivilleştirilme’ işlemi TBMM’de tamamlandığı gün (30 Ağustos 2003) Avrupa âdeta bayram etmişti. Türkiye ve Türkleri tâciz eden demeçleriyle ünlü Günter Verhuegen, gülücükleri ve heyecan dolu demeçleriyle bu bayramın âdeta resmî duyurusunu yapmıştı.
MGK’nun işini bitirdiler; şimdi doğrudan doğruya orduya bindiriyorlar. Fırsatlar yaratarak, bahaneler üreterek, sağdan girerek, soldan girerek, şöyle veya böyle, belirli aralıklarla Türk Ordusu’na mutlaka ve muhakkak sataşıyor veya saldırıyorlar.
6 Ekim 2004 İlerleme Raporu’nu, 17 Aralık 2004 Zirve Kararları’nı, 3 Ekim 2005 Müzakere Çerçeve Belgesi’ni ve nihayet, 8 Kasım 2005 Katılım Ortaklığı Belgesi’ni okuyun, bu söylediklerimi belgeleyecek çok şey bulacaksınız.
Suat İlhan, işin gerçeğini ta bel kemiğinden yakalamış. Şöyle yazıyor:
“Anlaşılıyor ki, Avrupa, bin yıldan daha uzun zamandan beri kahrını çektiği Türk Ordusu ile, AB mevzuatı içinde hesaplaşmaya niyetleniyor. Gerçekte hesaplaşmaya başladılar. AB’nin açık amaçlarından birinin, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni küçültmek, etki ve caydırıcılığını azaltmak olduğu anlaşılıyor.” (Suat İlhan, adı geçen eser, s.27-28)
Türk milleti, ordusuna tasallut ve sataşmanın en kahırlı dönemini yaşıyor denebilir.
Eğer Allah bu milletten vazgeçmemişse (ki ben vazgeçmediğine inanıyorum) bu gidişin sonu birilerinin sonu olacaktır.
ETİYOPYA İLE AYNI SEVİYEDE OLMAK! 27 Eylül 2007
Posted by Aybars in ABD, Erdoğan, Kimlik.add a comment
CİHAN HABER AJANSI
direkt: 0 212 552 29 20 / 452 60 28 E-Mail: goruntulu@cihan.com.tr
17.30 Yayın Bülteni – 25 Eylül 2007 Haber kodu:2509083Emine Erdoğan, Laura Bush’un yemeğine katıldıNEW YORK (CİHAN) – Birleşmiş Milletler (BM) 62. Genel Kurul Çalışması nedeniyle New York’a gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, ABD Başkanı George W. Bush’un eşi Laura Bush’un verdiği öğle yemeğinde bir araya geldi. Bayan Bush, yemeğin verildiği Kütüphaneye ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile birlikte geldi. Rice, “Yakın arkadaşım ve benim first Ladyim” dediği Laura Bush’u takdiminden sonra kürsüden ayrıldı. Bayan Bush, ‘Eğitim ve Sağlık İlişkisi’ konulu öğle yemeğinde davetlilere hitaben 20 dakikalık bir konuşma yaptı. Emine Erdoğan’ın Bayan Bush ile yemek öncesi fotoğraf çekimi sırasında kısa süreli sohbet ettikleri öğrenildi. Türk basının yoğun ilgisi nedeniyle kısa bir açıklama yapan Emine Erdoğan, Laura Bush’la, Başkan Bush’un 62. Genel Kurul Çalışmaları için gelen dünya liderleri onuruna vereceği akşam yemeğinde tekrar buluşacaklarını ifade etti. Etiyopyalı first lady ile aynı masada oturan Emine Erdoğan, yanında bulunanlara Türkiye’de yapılan eğitim seferberliğini anlattı. Kızların eğitimi için pozitif ayrımcılık yaptıklarını masa arkadaşlarına aktaran Erdoğan’ın konuşmasını yanındakiler “ilham verici” olarak niteledi. Beyaz çiçeklerle donatılan masalarda öğle yemeğinde kabak çorbası, pear slou, levrek balığı, karışık sebze ile vanilla soslu böğürtlenli trüf ikram edildi. New York’un en eski kütüphanelerinden olan Morgan’ da düzenlenen etkinlikte Bayan Bush konukları ile yakından ilgilendi. Yemek sonunda Afrikalı çocukların söylediği şarkılar ise salonda bulunan Başkan ve Başbakan eşlerinden büyük alkış aldı.GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:Emine Erdoğan’ın masada oturması (Fotoğraf)Emine Erdoğan’ın konuklardan biri ile tokalaşması (Fotoğraf)Rice ve Bush kürsüde (Fotoğraf)Bush kürsüde (Fotoğraf)Zenci çocuklardan oluşan koro ve Bush
Üç dilekçe 25 Temmuz 2007
Posted by Aybars in AKP, Erdoğan, Hukuk, Kişiler.add a comment
Ankara, 23 Haziran 2005
Cumhuriyet Başsavcılığı
Ankara
Şikayet Eden : Prof. Dr. Yalçın Küçük-Yazar
Gazi Üniversitesi-İİBF Öğretim Üyesi Beşevler-Ankara Tel:2862778
Şikayet Edilen : Recep Tayyip Erdoğan-Başbakan
Başbakanlık- Bakanlıklar-Ankara
Suç : Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırarak yerine başka bir düzen koymak, Anayasa ve diğer yasalara göre münhasıran kamu görevliler ve bahusus memurlar tarafında yapılmak gereken kamu işlerini yetkisiz ve memur olmayanlara yaptırmak, bakan ve başbakanları denetlemek yetkisine sahip milletvekillerini özel sekreteri olarak kullanarak Büyük Millet Meclisi’ni işlemez hale getirmek, devlet sırlarını bir takım tüccara vermek ile TCK 309 ve TCK 316 maddelerinde yazılı suçları işlemek.
T. Konusu: Cumhurbaşkanı Makamı’na sunulan ve ekte yer alan 12 Haziran 2005 tarihli ariza’da teferruatla izah olduğu veçhile, Anayasa’nın altıncı maddesindeki “hiç kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz” hükmüne muhalif olarak, Anayasa’nın 70 ve 128 maddelerinde devlet hizmetlerinin memurlar ve kamu görevlileri tarafında yürütüleceğini emretmesine rağmen, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile tarif edilen memuriyet vasfı taşımayan ve 657/6 maddesinde yazılı memur yeminini içmemiş bir takım zevata devlet işleri ve sırları vererek TCK 309 suçu işlenmiş olmaktadır. Tekrarlanan suçlar, sadece başbakanlık erki ile donatılmış olan Recep Tayyip Erdoğan’ın emirlerinden doğmaktadır. Israrla aynı eşhasın kullanılması nedeniyle TCK 316 şartları mevcuttur.
Mebus iken, denetlemek durumunda olduğu başbakanın emrinde ve hatta bir özel sekreter misali çalışan, yetkisiz olmasına rağmen ve memur-sadakat yeminini içmeksizin memur-tercüman işlerini yapan ve hatta memur-müşavir olduğu mervu Egemen Bağış ile hiçbir münasebeti olmaksızın, devlet memuru olmadığı ve memur-yemini içmediği halde devlet işlerine karışan, yüksek devlet sırlarını elde eden tüccardan Cüneyt Zapsu için ayrı yazılar vardır.
İlgili Maddeler: Anayasa m.6, Anayasa m.8, Anayasa m.87, Anayasa m.82, Anayasa m.70, Anayasa m.128, 657 sayılı kanun m.6, Türk Ceza Kanunu m. 262, m.309, m.316.
Yüksek Mahkeme
Kararları: Yargıtay 8.Ceza Dairesi E.2001/16176 K.2001/125 T.15.1.2002 tarihli, “hukuk devleti olmaktan çıkma” ve “devletin meşru güçlerinin yerini alma” hakkında kararı ile Danıştay 1. Daire, E.1993/19 K.1993/137 T. 16.9.1993 tarihli, milletvekili statüsü taşıyanların, seçimle gelen ve siyasi kimlik bile taşıyan, ancak memur sayılan belediye başkanı dahi olamayacağı hakkındaki kararı.
Ekler: Cumhurbaşkanı Hazretleri’ne sunulan ve dava açılmasının bilimsel ve hukuki dayanaklarını ihtiva eden sekiz sayfalık ariza ile kanunlara aykırı hallerini tespit eden sekiz fotoğrafı kapsayan CD.
Sonuç ve İstek : Recep Tayyip Erdoğan hakkında TCK 309* ile dava açılmakla açılan davanın tarih ve yerinin, suçtan zarar gören olarak, tarafıma bildirilmesini arz ederim. Saygılarımla.
(*Müeebbet hapis istemi. ed.)
Cumhuriyet Başsavcılığı
Ankara
Şikayet Eden: Prof.Dr.Yalçın Küçük-Yazar
Gazi Üniversitesi-İİBF Öğretim Üyesi-Ankara Tel:2862778
Şikayet Edilen: Egemen Bagış-Başbakanlık’ta Tercüman ve TBMM’inde mebus-
Başbakanlık-Bakanlıklar ve/veya TBMM-Yenişehir-Ankara
Suç: Anayasa’nın m. 82 hükmü, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri, devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde… görev alamazlar” hükmünü havi olmakla, Danıştay Birinci Daire T.16.9.1993 “Karayalçın Kararı” ile, milletvekilliğinin, seçimle gelen ve nim siyasi addolunan belediye başkanlığı ile dahi bağdaşamayacağını karara bağlamış, Anayasa madde 87, milletvekiline, “bakanlar kurulunu ve bakanları denetlemek” görevini vermiş iken, Egemen Bağış, bakanlar kurulu başkanının emrine girmiş ve mütemadiyen emrinde çalışmış ve çalışmaktadır.
Diğer taraftan Anayasa madde 6, “hiç kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz” hükmünü getirmiş olup, anayasanın hiçbir yerinde, bir milletvekilinin hükümetler arası görüşmelerde tercümanlık yapma izni veya yetkisi bulunmamaktadır. Bunlar ve bakanlara veya başbakana müşavirlik, devlet memurluğu işleri olup kimlerin devlet memuru oldukları kanunlarda yazılıdır. Ayrıca 657/6 memuriyeti, sadakat yemini ile bağlamaktadır ki Bağış bu yemini de içmemiştir. Durumu, “sahte doktor”, sahte avukat, “sahte savcı” misalleri kategorisinde olmakla “sahte memur-tercüman” halindedir. Açık suçtur. TCK m. 262, bu durumları cezalandırmaya amirdir. Ayrıca bu fiil, ısrar ve bazı muayyen eşhas ile mükerreren işlenmekle TCK m.316 işlemektedir.
T. Konusu: Cumhurbaşkanlığı Yüksek Makamı’na sunulan 12 Haziran 2005 tarihli ekte mevcut ariza teferruatlı ve mufassaldır. Bağış’ın halleri, Cumhuriyet’in güvenliğini yüksek derecede tehdit etmektedir. Ceza tertibi ile durdurulması elzem görünmektedir.
İlgili Maddeler : Anayasa m.6, Anayasa m.8, Anayasa m.87, Anaysa m.82, Anayasa m.70, Anayasa m. 128, 657 sayılı kanun m.6, Türk Ceza Kanunu, m.262, m.316 ile Yargıtay 8. Ceza Dairesi E.2001/16176 ve 15.1.2002 tarihli, “hukuk devleti olmaktan çıkma” ve “devletin meşru güçlerinin yerini alma” hakkında kararı ve Danıştay Birinci Daire, E. 1993/19 ve 16.9.1993 tarihli, milletvekili statüsü taşıyanların, seçimle gelen ve siyasi kimlik taşıyan, ancak memur sayılan belediye başkanı dahi olamayacağı kararı.
Ekler: Cumhurbaşkanı Hazretleri’ne sunulan ve dava açılmasının bilimsel ve hukuki dayanaklarını ihtiva eden sekiz sayfalık ariza ile şikayet edileni, diğerleri R.Tayyip Erdoğan ve Cüneyt Zapsu ile birlikte ve kanunlara aykırı hallerini tespit eden sekiz fotoğrafı kapsayan CD.
Sonuç ve İstek: Egemen Bağış hakkında TCK 262 ve TCK 316 ile dava açılmakla, açılan davanın tarih ve yerini, suçtan zarar gören olarak, tarafıma bildirilmesini arz ederim. Saygılarımla.
|
Ankara, 23 Haziran 2005 Cumhuriyet Başsavcılığı Ankara Şikayet Eden : Prof. Dr. Yalçın Küçük-Yazar Gazi Üniversitesi-İİBF Öğretim Üyesi Beşevler-Ankara Tel: 2862778 Şikayet Edilen: Cüneyt Zapsu – Başbakanlıkta Danışman-Bakanlıklar- Ankara İstanbul’da Tacir-İstanbul Ticaret Odası-İstanbul Suç: Müşteka Cüneyt Zapsu, başbakanlıkta danışman ve hükümetler arasındaki resmi görüşmelere müdahil olmakta ve hatta iki ülke arasındaki resmi görüşmelerde Türk heyetinde bulunmaktadır. Nitekim Batı Almanya-Türkiye Cumhuriyet hükümet başkanları arasındaki resmi görüşmelerde masada oturduğu dahi tespit edilmiştir. Bu kanunsuzdur. Çünkü Anayasa, “hiç kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz” demektedir. Yürürlükteki anayasaya göre, bakanlar ve başbakan hariç, hükümetler arası görüşmeleri ancak ve ancak devlet memurları yapabilmektedir. Müşteka Zapsu, devletin resmi işlerine girmek ve üzerine almakla ve hatta resmi tercümanlık işlerine müdahale etmekle suç işlemektedir. TCK 262 bu durumlar hakkında cezai kovuşturmayı ve men edilmeleri mecburiyetini koymaktadır. Devlet memuriyeti ticaretle iştigali yasaklamaktadır. Devlet Memurları Kanunu’nda yazılı yolla memur olmayanların ve bu arada hassaten memur-sadakat yemini içmemiş olanların, devlet memuru olarak davranmaları da suçtur. Bunların devlet sırlarına vakıf olmaları ve bunlara sır verilmeleri de cezayi sorumluluğu gerektirmektedir. Müşteka Zapsu, bu fili mükerreren, aynı zattan izin alarak ve aynı insanlarla birlikte işlemektedir. Müşteka Zapsu’nun devlet memuru olmadığı sabit iken devlet işlerine girmesine izin ve emir vermek dahi suçtur. Bu mükerrer fiiller, hem anayasaya aykırı olup hem de anayasada yazılı devlet düzenini tahrip ile değiştirmekte ve yerine başka bir düzen getirmektedir. TCK 316, bu haller için vaaz edilmiştir. T. Konusu:Cumhurbaşkanı Hazretleri’ne sunulan ve ekte var olan, 12 Hizran 2005 tarihli ariza’da teferruatla izah olunduğu veçhile, Anayasa’nın 70 ve 128 maddelerinde devlet hizmetlerinin memurlar ve kamu görevlileri tarafından yürütüleceği emredilmektedir, 657 sayılı Devlet memurları Kanunu ise devlet memurlarını tarif etmektedir; tüccardan C. Zapsu, hem bu tarifin dışındadır ve hem de devlet memuru sadakat yeminini içmemiştir. Böyle bir şahsın resmi görüşmelere girmesi, devletin, anayasada yazılı hukuki yapısını sona erdirmekte ve Türkiye Cumhuriyeti’ne bir “çadır devleti” kisvesi geçirmektedir. Müşteka Zapsu, hiçbir devlet sırrını, almaya ehil değildir. Devam eden fiilleri, devlet güvenliğini, yüksek derecede tehdit etmektedir. İlgili Maddeler: Anayasa m. 6, Anayasa m.8, Anayasa m.87, Anayasa m. 82, Anayasa m.70, Anayasa m. 128, 657 sayılı kanun m. 6, Türk Ceza kanunu m.262, m.316 ile Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi E.2001/16176, 15.1.2002 tarihli “hukuk devleti olmaktan çıkma” ve “devletin meşru güçlerinin yerini alma” kararı. Ekler: Cumhurbaşkanı Yüksek Makamı’na sunulan ve dava açılmasının bilimsel ve hukuki dayanaklarını ihtiva eden sekiz sayfalık ariza ile müşteka Zapsu’nun, diğerleri ve bu arada E. Bağış ve R. T. Erdoğan ile birlikte, kanunları çiğneyen fiillerini tespit eden sekiz fotoğrafı kapsayan CD. Sonuç ve İstek: Cüneyt Zapsu hakkında TCK 262 ve TCK 316 maddelerine göre dava açmakla açılan davanın tarih ve yerini, suçtan zarar gören ve bu nedenle müşteki olarak, tarafıma bildirilmesini arz ederim. Saygılarımla. |
Teröristbaşını Kimler İdamdan Kurtardı? 24 Temmuz 2007
Posted by Aybars in AKP, Bahçeli, Erdoğan, Kürtçe-Kürtçülük, PKK.add a comment
“APO’nun idam edilmemesini sağlayan kararın altında Devlet Bahçeli’nin imzası vardır” diyerek, ortalıkta dolaşanlar artık çekilmez oldular. Bölücübaşının idam sürecinin defalarca açıklanmasına rağmen, MHP ve Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi suçlamanın herhangi bir mantıksal açıklaması yoktur. Tüm bu sebeplerden ötürü bir kez daha baştan sona bu süreci açıklamakta fayda görmekteyiz. Belki bir bilmeyen kalmıştır hâlâ da okur ve öğrenir diyerekten başlayalım dilerseniz.
Terörist başının yargılanma süreci şu şekilde başladı;
- 15 Şubat 1999; terörist başı Türkiye’ye getirildi.
- 31 Mayıs 1999; terörist başı Ankara 2 No’lu Devket Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanmaya başladı.
- 29 Haziran 1999; terörist başının TCK’nın 125. maddesine göre ölüm cezası ile cezalandırılmasına karar verildi.
- 25 Kasım 1999; Yargıtay 9. Ceza Dairesi, terörist başı hakkında verilen idam cezasını oy birliği ile onadı.
Böylece terörist başının idamına ilişkin iç hukuk süreci tamamlandı. Bu süreçten sonra terörist başı 25 Kasım 1999′da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdu. Burada birkaç soru sormamız gerekiyor.
Terörist başı hangi sözleşmeye dayanarak iç hukuk süreci tamamlandıktan sonra AİHM’ye başvuru hakkı kazandı?
- Bu sözleşme ne zaman kimin tarafından imzalandı?
- Terörist başının idam cezasının TCK’dan kaldırılmasına kimler söz verdi?
- Terörist başının idam cezasının kaldırılmasına kim evet oyu verdi?
- Kim hayır oyu verdi?
- İdam cezasını kaldıran uluslar arası sözleşmeyi kim imzaladı?
Dilerseniz ilk sorudan başlayalım;
Apo’ya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurma hakkı nasıl tanındı?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin daimi olması ve bireysel başvuru hakkı tanınması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11 no’lu protokolünün 1997 yılında kabulüyle mümkün kılınmıştır.
1997 yılında kabul edilen bu protokolle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisi daimi olarak kabul edilmiştir. Bu protokolle bölücübaşı mahkemeye başvuru hakkı elde etmiştir. 1997 yılında Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi koalisyonu görev yapmaktadır.
Peki terörist başına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurma hakkı tanıyan 11 no’lu protokol kararının altında kimlerin imzası vardı? Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın yardımcıları, 58. hükümetin Başbakanı Abdullah Gül ve Abdüllatif Şener’in bu protokolde imzası vardır.
Terörist başı bu protokole dayanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş ve dava sonuçlanana kadar infazın ertelenmesini istemiştir.
AİHM’nin 30 Kasım 1999′da 46221/99 başvuru numaralı ihtiyati tedbir kararı şu şekildedir:
Mahkeme 30 Kasım 1999 tarihi itibariyle başvuruyu incelemeye aldığını ve mahkeme iç tüzüğünün 39′uncu maddesi gereğince aşağıda belirtilen ihtiyati tedbire karar verilmiştir.
“İnsan Hakları Mahkemesi, sözleşme hükümlerine başvuranın şikâyetinin kabul edilebilirliğini ve esasını etkin bir biçimde sonuçlandırana kadar, idam cezasının infaz edilmemesi için gerekli bütün adımları atmasını ister.”
Kısacası apo, bugün AKP’li olan Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın yardımcılarının da imzasıyla kabul edilen protokole göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur. AİHM, mahkeme sonuçlanana kadar infazı erteleyin kararı vermiştir.
Bu karar üzerine 57. hükümet ne yapmıştır?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu kararı alması üzerine, DSP-MHP-ANAP aşağıda yer alan tavrı benimsemiştir:
12 Ocak 2000 liderler zirvesi karar metni:
Koalisyonu oluşturan DSP, MHP ve ANAP’ın genel başkanları, bugün Başbakanlıkta yaptıkları toplantıda, AİHM’nin terörist başı Abdullah Öcalan hakkındaki kesinleşmiş idam cezasının infazının bir süre ertelenmesine ilişkin ihtiyati tedbir kararını ayrıntıları ile değerlendirmişlerdir.
Bilindiği gibi Türkiye’nin de yargı yetkisini kabul etmiş olduğu AİHM’nin Türk yargısınca verilmiş kararları değiştirmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir. Anayasamızdan ve uluslar arası taahhütlerimizden kaynaklanan süreç tamamlandığında dosya, gereği için ivedilikle TBMM’ye gönderilecektir.
Genel başkanlar, hukuka saygı içinde aldıkları bu kararın, terör örgütü ve yandaşı çevrelerce milleti ve devleti ile Türkiye’nin yüksek menfaatleri aleyhine kullanılmak istendiğinin değerlendirilmesi hâlinde, erteleme süreci kesilerek infaz sürecine derhâl geçilmesi hususunda görüş birliğine varmışlardır.
Bülent ECEVİT-Devlet BAHÇELİ-Mesut YILMAZ
LİDERLERİN ALDIĞI KARARLAR:
1) İdam cezasının değişmesi mümkün değildir
2) Süreç tamamlandığında dosya, idamın infazı için meclise gönderilecektir.
3) Bu karar terör örgütü tarafından Türkiye aleyhine kullanılırsa AİHM kararı beklenmeden infaz sürecine derhâl geçilecektir.
Bu karar terörist başının idamdan kurtulamayacağına dairdir.
Bunun yanı sıra MHP’nin hükümet ortağı olduğu dönemde terör, savaş ve çok yakın savaş suçlarına ölüm cezası verileceği hükmü kondu. Buna ilişkin Anayasa değişikliği 3 Ekim 2001 tarih ve 4709 sayılı kanunla gerçekleştirildi.
29 Mayıs 2002 tarihli Hürriyet gazetesinin manşetten duyurduğu “Bahçeli’den Çin bombası” isimli haberde “Bahçeli: Öcalan’ın idamı meclise sevk edilsin” dedi. Öcalan’ın idam dosyasının meclise sevkini isteyen Devlet BAHÇELİ, AB’nin KADEK’i de terör listesine alması gerektiğini söyledi.
Bahçeli’nin şartı:
12 Ocak 2000′deki zirvede AİHM’nin kararı ne olursa olsun terörist başı dosyasının TBMM’ye sevk edileceği kararlaştırılmış ve bu kamuoyuna açıklanmıştı. Dosya hakkında yapılacak işlem, Meclis iradesi ve kararına tabi olacaktır.
İdam cezasını, AB önünde en büyük engel görenlere KİM HAYIR DEDİ?
İdam cezasının AB önünde engel olduğunu söyleyerek kaldırılması ile ana dilde öğrenim ve televizyon yayınını içeren uyum yasası hakkında 7 Haziran 2002 tarihinde Cumhurbaşkanının başkanlığında liderlerin katıldığı bir AB zirvesi toplanmıştır.
MHP Genel Başkanı Dr. Devlet BAHÇELİ Çankaya zirvesi sonrası basın toplantısında aynen şunları söylemiştir (7 Haziran 2002):
Geldiğimiz bu noktada, 10 ile 12 yıl sürecek bir müzakere sürecinin başlatılması için bir tarih verilmesinin bile, Ulusal Programın çerçevesinin dışında kalan bazı konularda ilave adımlar atılması şartına bağlandığı görülmektedir.
Ön şart olarak dayatılan bu talepler, idam cezasının bu safhada terör suçlarını da kapsayacak şekilde kaldırılması ve ana dilde eğitim-öğrenim ile televizyon yayını yapılmasına imkân verilmesidir.
Bugün dayatılmak istenilen üç konu ile Kıbrıs konusunda karşımıza çıkartılan denklemi, MHP’nin bugünkü konjonktürde kabul etmesi hiçbir şart altında mümkün değildir.
(Bkz. 7 Haziran 2002 Radikal gazetesi manşet: MHP Avrupa yolunu kapattı)
İdam cezasını AB önünde en büyük engel görüp idamın kaldırılmasına KİM SÖZ VERDİ?
Terörist başının idam cezasının kaldırılması dâhil, ana dilde öğrenim ve televizyon yayınını mümkün kılan AB uyum yasasının çıkarılmasını AB’ye girmemiz için gerekli gören ve “Liderlerin Sözleri”nin yer aldığı, “Avrupa Hareketi 2002″ isimli bir yapılanma tarafından 3 Ağustos 2002 tarihinde gazetelerde yayınlanan ilandan:
Gelişen ve küreselleşen dünyada medeniyetin ve gelişmenin varoşlarında kalmamak, kenar mahalle ülkesi olmamak için AB’ye girilmesi gerektiğini savunuyoruz.
Recep Tayyip ERDOĞAN
AKP Genel Başkanı
Avrupa Birliği’ne tam üyelik, Türk ulusunun, tarihten, coğrafyadan ve kültürden kaynaklanan doğal hakkıdır. Avrupa Hareketini bu konudaki çabaları için kutlarım.
Bülent ECEVİT
BAŞBAKAN
Onurlu, güçlü, kalkınmış, geleceğe güvenle bakan, vatandaşı olmaktan gurur duyacağımız, çocuklarımıza kıvançla bırakacağımız Türkiye, Avrupa Birliği Üyesi Olan Türkiye’dir.
Mesut YILMAZ
Başbakan Yardımcısı ve ANAP Genel Başkanı
Türkiye AB’ye üye olmalıdır. Bunun da barış içinde yeni bir dünya için hayati önemi vardır.
Recai KUTAN
SP Genel Başkanı
Görüldüğü üzere Recep Tayyip ERDOĞAN söz verdi.
İlanın altında aynen şu sözler yer almaktadır: “Meclis dün gece çalıştı. Bu sabah sözlerinin tutulup tutulmadığını tüm dünya görüyor.”
İdam cezasının kaldırılmasına KİM EVET OYU VERDİ?
TBMM tutanakları;
AKPARTİ grubu adına Bülent ARINÇ: Ölüm cezasının kaldırılması konusu geldiğimiz noktada, bir zaruret ifade etmektedir. 1 Ağustos 2002
AKPARTİ grubu adına Mehmet Ali ŞAHİN: Ölüm cezasının kaldırılmasını Parti olarak, Grup olarak biz de istiyoruz. 1 Ağustos 2002
AKPARTİ grubu adına Dengir Mir Mehmet FIRAT: Asamadınız; bundan sonra da asamayacaksınız. 2 Ağustos 2002
Kanuna geçilmesi için kabul oyu veren milletvekillerinin partileri:
“GÖKKUŞAĞI KOALİSYONU”
AKP 41 Evet
ANAP 76 Evet
DSP 55 Evet
DYP 65 Evet
SP 22 Evet
YTP 50 Evet
BAĞ.
VE DİĞER 11 Evet
İDAMIN KALDIRILMASINA SÖZ VERDİLER!
İDAMI KALDIRDILAR!
TEŞEKKÜR ALDILAR!
AB Uyum Yasalarının kabulü kapsamında, TBMM’de sadece MHP’nin red oyuna karşılık diğer bütün partilerin evet oylarıyla 3 Ağustos 2002′de kabul edilen 4771 no’lu idam cezası kaldırıldı.
“Bu çok büyük bir başarıdır. Ben, burada özellikle TBMM’yi takdir ediyorum, alkışlıyorum. ” AKP Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN
(Hürriyet Gazetesi- 3 Ağustos 2002)
İdam cezasının kaldırılmasına KİM HAYIR OYU VERDİ?
İdam cezasının kaldırılmasına yönelik AB Uyum Yasasının maddelerine geçilmesine sadece ve sadece MHP milletvekilleri ” HAYIR” demiştir.
Kanunun tamamının oylanmasında da MHP milletvekillerinin dışında “ HAYIR” oyu veren olmamıştır.
İdam cezasının kaldırılmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 nolu protokolünü KİM İMZALADI?
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN idam cezasının kaldırılması yönünde 6 nolu protokolü de imzalamıştır. Bununla kalmamış savaş zamanında bile idam cezasının verilmesini engelleyen 13 nolu protokolü imzalamıştır.
AKP, Anayasa’ya MHP zamanında konan terör, savaş ve çok yakın savaş suçlarına idam cezası verilmesi hükmünü kaldırdı.
TARİH: 7 MAYIS 2004 KANUN: 5170
SAYIN BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A AÇIK SORULAR!
- Neden terörist başının idamıyla ilgili attığınız bu adımları dürüstçe milletimize anlatmıyorsunuz?
- Neden idam cezasının kaldırılmasına MHP’nin karşı çıktığını ifade etmekten kaçınıyorsunuz?
- Neden terörist başının idam cezasının kaldırılması için söz verdiniz?
- Neden savaş, yakın savaş ve terör suçlarında idam cezası verilmesini engellediniz? Protokolü neden imzaladınız?
- Neden savaş zamanında bile idam cezasının tamamen kaldırılması için protokolü imzaladınız?
- Neden anayasayı değiştirerek imzaladığınız bu uluslar arası anlaşmaları kanunların üzerine taşıdınız?
- Neden terörist başının yeniden yargılanmasının önünü açan adımlar attınız?
- Neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları doğrultusunda yeniden yargılamayı mümkün kıldınız?
Terörist başının idam cezasının kaldırılmasına söz verdiniz, idamı kaldıran yasaya, sözleşmelere evet dediniz, savaş, çok yakın savaş ve terör suçlarına idam cezası verilmesine yönelik MHP zamanında konan Anayasa maddesini kaldırdınız.
BUNLARIN ALTINDA SİZİN İMZANIZ VAR.
İŞTE DOĞRULAR, İŞTE GERÇEKLER.
Hazırlayan: Muhammet Yılmaz
………………………………………….. ………………………………………….. ………………………………………….. ………………….
Apo’yu Kimler İdamdan Kurtardı ?
(TAM LISTE)
TBMM zabıtlarından Meclis’teki 550 milletvekilinin Öcal’ın asılması ile ilgili ne yönde oy kullandığını isim isim açıklıyoruz.
AKP’nin de TBMM’de 53 milletvekili ile yer aldığı, o zaman milletvekili olmayan Erdoğan’ın genel başkanları sıfatıyla misafir locasından izlediği AKP Grubu “EVET” oyu kullandı. Böylece 1 Ağustos 2002′deki olağanüstü toplantılarda idam cezası, yasalarımızdan çıkarıldı.
SADECE MHP grubu 117 milletvekili ile buna “RET” oyu verdi. Ancak diğer partiler ittifak yapıp idam cezasını kaldırarak Öcalan’ı da kurtardılar. MHP lideri Bahçeli’nin, “Gökkuşağı Koalisyonu” adını verdiği DSP, ANAP, DYP, SP, AKP ve YTP’li milletvekilleri, ittifak halinde idam cezasını kaldırdılar. O gün Apo asılmasın diyen AKP milletvekilleri dışında yine o gün Apo asılmasın diyen ama AKP’de olmayan birçok milletvekili de şu an AKP’nin milletvekili olarak TBMM’de bulunmaktadır.
Öcalan’ı kurtaranlar
Kanlı terör örgütü PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan’ın idamıyla ilgili olarak TBMM’ye gelen dosyaya hangi milletvekilleri “ret” oyu vererek karşı çıktı, hangileri “kabul” oyu vererek Öcalan’ı idamdan kurtardı. Bunları, Meclis tutanaklarından alınan belgelerle yayınlıyoruz
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde MHP dışındaki tüm siyasi parti milletvekillerinden çoğu Bebek katili Öcalan’ı asılmaktan kurtaran yasaya kabul oyu verdiler. Demokratik bir Meclis’te yapılan oylama sonucunda da ret oylarının yetersiz kalması idam yasasının kaldırılmasına neden oldu. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, MHP’ye “Apo’yu asamadınız” suçlamalarına verilecek en güzel yanıt Meclis tutanaklarından alınan bu belgelerdir. O dönemde milletvekili olmayan Recep Tayyip Erdoğan, Meclis locasından AKP’li 53 milletvekiline talimat verip, kabul oyu kullandırarak Öcalan’ı asılmaktan kurtarmaya fiili olarak önayak oldu. Işte tarihi oylamada kullanılan oylar ve renkleri:
İdamın kaldırılması için “kabul” oyu kullanan DSP milletvekilleri
Tayyibe Gülek
Melda Bayer
M.Zeki Sezer
Uluç Gürkan
Ayşe Gürocak
Aydın Tümen
Hikmet Uluğbay
Mustafa Ural
Ertuğrul Kumcuoğlu
Sebahat Vardar
Hasan Macit
Ali Rahmi Beyreli
Hayati Korkmaz
Orhan Ocak
Sadık Kırbaş
Hasan Erçelebi
Mehmet Kocabatmaz
Ali Ahmet
Ertürk Şadan Şimşek
Necati Albay
Hasan Akgün
Fadlı Ağaoğlu
Ziya Aktaş
Nami Çağan
Yücel Erdener
Ahmet Güzel
Osman Kılıç
Necdet Saruhan
Sulhiye Serbest
Masum Türker
Erdoğan Toprak
Güler Aslan
Saffet Başaran
Mehmet Çümen
Şükrü Sina Gürel
Hasan Metin
Atilla Mutman
Rahmi Sezgin
Necdet Tekin
Fikret Tecer
Ahmet Arkan
M.Emrehan Halıcı
Emin Kara
Ismail Bozdağ
Nazif Topaloğlu
Ş.Ramis Savaş
M.Cengiz Güleç
Fevzi Aytekin
B.Fırat Dayanıklı
Hikmet Sami Türk
Ömer Üstünkol
Fikret Ünlü
Hasan Suna
Erol Karan
Idamın kaldırılması için “kabul” oyu kullanan DYP milletvekilleri
Tansu Çiller
Sevgi Esen
M. Halit Dağlı
M.Nedim Bilgiç
Mahmut Bozkurt
Ismet Attila
Musa Konyar
Ahmet Iyimaya
Yıldırım Akbulut
S.Arıkan Bedük
Mehmet Baysarı
Salih Çelen
Hasan Ekinci
Ali Rıza Gönül
A. Oktay Güner
Ilyas Yılmazyıldız
Necati Yöndar
Yahya Çevik
Necmi Hoşver
Mustafa Örs
Teoman Özalp
Oğuz Tezmen
Nevfel Şahin
A. Mehmet Çay
M.Kemal Aykurt
Mehmet Gözlükaya
Nurettin Atik
M. Salim Ensarioğlu
Salih Sümer
Ayvaz Gökdemir
Mehmet Sadri Yıldırım
Burhan Kara
Rasim Zaimoğlu
Hakkı Töre
Mehmet Dönen
Ramazan Gül
Turhan Güven
Hayri Kozakçıoğlu
Nurhan Tekinel
Hasan Ufuk Söylemez
Süha Tanık
Yıldırım Ulupınar
Mehmet Gölhan
M.Ali Yavuz
Ismail Karakuyu
Rıza Akçalı
Metin Kocabaş
Mehmet Sağlam
Metin Musaoğlu
Veysi Şahin
Ibrahim Yazıcı
Mümtaz Yavuz
Nevzat Arcan
Kemal Kabataş
Erdoğan Sezgin
Takiddin Yarayan
Kadir Bozkurt
Nihan Ilgün
Enis Sülün
Ali Şevki Erek
Eyüp Aşık
Ali Naci Tuncer
Necmettin Cevheri
Hacı Filiz
Faris Özdemir
Saffet Kaya
Mustafa Eren
Idamın kaldırılması için “kabul” oyu kullanan Yeni Türkiye Partisi (YTP) milletvekilleri
İsmail Cem
İbrahim Y. Bildik
Ali Tekin
İsmet Vursavuş
Gaffar Yakın
Gönül Saray Alphan
Oğuz Aygün
Esvet Özdoğu
Ahmet S. Sayın
Metin Şahin
Halit Dikmen
Tamer Kanber
M. Güven Karahan
Mustafa Karslıoğlu
Abdulsamet Turgut
Mahmut Erdir
Ali Ilıksoy
Evliya Parlak
Ali Günay
Edip Özgenç
Akif Serin
İstemihan Talay
Erol Al
Perihan Yılmaz Doğan
Bülent Ersin Gök
H.Hüsamettin Özhan
Bahri Sipahi
Cahit Savaş
Yazıcı Burhan Bıçakçıoğlu
Salih Dayıoğlu
Hakan Tartan
Kemal Vatan
Çetin Bilgir
M.Hadi Dilekçi
Nural Karagöz
Halil Çalık
M.Turhan İmamoğlu
Hasan Gülay
M.Cihan Yazar
M. Kemal Tuğmaner
Tunay Dikmen
Zeki Eker
Eyüp Doğanlar
Tarık Cengiz
Şenel Kapıcı
Metin Bostancıoğlu
Ahmet Zamantılı
Hasan Özgöbek
Mehmet Y. Ünal
Hasan Gemici
C. Tufan Yazıcıoğlu
Faruk Demir
Idamın kaldırılması için “kabul” oyu kullanan Saadet Partisi milletvekilleri
Rıza Ulucak
Latif Öztek
A. Cemil Tunç
Fahrettin Kukaracı
Sacit Günbay
Ahmet Sünnetçioğlu
Hüseyin Karagöz
Ali Oğuz
Osman Yumakoğulları
Bahri Zengin
A. Sever Aydın
Fethullah Erbaş
Oğuzhan Asiltürk
Yaşar Canbay
M. Niyazi Yanmaz
Musa Demirci
Temel Karamollaoğlu
Mehmet Bekaroğlu
Mustafa Kamalak
Hüsamettin Korkutata
İdamın kaldırılması için “kabul” oyu kullanan AKP milletvekilleri
Dengir Mir Fırat
Sait Açba
Mahmut Göksu
Mehmet Özyol
Akif Gülle
Ismail Özgün
Mahfuz Güler
Zeki Ergezen
Ismail Alptekin
Faruk Çelik
Mehmet Altan
Ertuğrul Yalçınbayır
Osman Aslan
Nurettin Aktaş
Tevhit Karakaya
Ali Er
Abdülkadir Aksu
Mustafa Baş
Ali Coşkun
Hüseyin Kansu
Mehmet Ali Şahin
Nevzat Yalçıntaş
Abdullah Gül-(Bir zamanların geçici Başbakanı idi),
Salih Kapusuz
Mehmet Vecdi Gönül
Osman Pepe
Remzi Çetin
Özkan Öksüz
Avni Doğan
Ali Sezal
Sabahattin Yıldız
Eyüp Fatsa
Musa Uzunkaya
Ahmet Nurettin Aydın
Abdüllatif Şener
M.Ergün Dağcıoğlu
Yahya Akman
Zülfikar Izol
Maliki Ejder Arvas
Hüseyin Çelik
Ilyas Arslan
Mehmet Çiçek
Ramazan Toprak
Kemal Albayrak
Abdullah Veli Seyda
Şükrü Ünal
Idamın kaldırılması için “kabul” oyu kullanan Bağımsızlar
Cemil Çiçek
Numan Gültekin
Mehmet Ağar
Mail Büyükerman
Mustafa Yılmaz
Rıdvan Budak
Zafer Güler
Mustafa Düz
M.Ali Irtemçelik
Ihsan Çabuk
H.Fehmi Konyalı
Idamın kaldırılması için “kabul” oyu kullanan ANAP milletvekilleri
Mesut Yılmaz
Mehmet Ali Bilici
Musa Öztürk
Halil Ibrahim Özsoy
Yaşar Eryılmaz
Celal Esin
Nejat Arseven
Birkan Erdal
Yücel Seçkiner
Cengiz Aydoğan
Cengiz Altınkaya
Yüksel Yalova
Edip Safder Gaydalı
Kenan Sönmez
Beyhan Aslan
Nurettin Dilek
Abdülbaki Erdoğmuş
Seyit Haşim
Hamimi Sebğatullah Seydaoğlu
Evren Bulut
I. Yaşar Dedelek
Mustafa Taşar
Mecit Pürüzbeyoğlu
Hakkı Oğuz
Aykut Levent Mıstıkoğlu
Erkan Mumcu
R. Kazım Yücelen
Bülent Akarcalı
Ahat Andican
Aydın Ayaydın
Şamil Ayrım
Mehmet F. Fırat
Ediz Hun
Yılmaz Karakoyunlu
Cavit Kavak
Emre Kocaoğlu
Nesrin Nas
Sühan Özkan
Şadan Tuzcu
Işın Çelebi
Sümer Oral
Işılay Saygın
Rıfat Serdaroğlu
Ilhan Aküzüm
Murat Başesgioğlu
Cemal Özbilen
Sefer Ekşi
Mehmet Keçeciler
Miraç Akdoğan
Ahmet Tevfik Özal
Ekrem Pakdemirli
Ali Doğan
Süleyman Çelebi
Ömer Ertaş
Hasan Özyer
Erkan Kemaloğlu
Şükrü Yürür
Sefer Koçak
Ahmet Kabil
Mesut Ahmet Yılmaz
Ersin Taranoğlu
Mehmet Çakar
Yaşar Topçu
Ali Kemal Başaran
Eyüp Cenap Gülpınar
Kamran Inan
Lütfullah Kayalar
Ataullah Hamidi
Burhan Isen
M. Salih Yıldırım
Zeki Çakan
Ali Güner
Yaşar Okuyan
İdamın kaldırılmasına “RED” oyu kullanan TEK parti olan MHP milletvekilleri
Devlet Bahçeli
M. Çulhaoğlu
Ali Halaman
A. Fatin Özdemir
Recai Yıldırım
Hasari Güler
Abdülkadir Akcan
Mehmet Telek
Nidai Seven
Adnan Uçaş
Mehmet Arslan
Koray Aydın
Şefkat Çetin
Sedat Çevik
Ali Işıklar
Abdurrahman Küçük
Hayrettin Özdemir
Mustafa Cihan Paçacı
Şevket Bülent Yahnici
Osman Müderrisoglu
Tunca Toskay
Nesrin Ünal
Bekir Ongun
Orhan Bıçakçıoğlu
Ali Uzunırmak
Aydın Gökmen
Hüseyin Kalkan
Hüseyin Arabacı
Ibrahim Halil Oral
Ersoy Özcan
Süleyman Coşkuner
Burhan Orhan
Orhan Şen
Hakkı Duran
Irfan Keleş
Salih Erbeyin
Ali Keskin
Mustafa Gül
Mihrali Aksu
Mücahit Himoğlu
Ismail Köse
Cezmi Polat
Mehmet Ay
Ali Özdemir
Mehmet Hanifi Tiryaki
Mustafa Yaman
Bedri Yaşar
Süleyman Turan Çirkin
Mehmet Şandır
Mehmet Nuri Tarhan
Osman Gazi Aksoy
Mustafa Zorlu
Yalçın Kaya
Hidayet Kılınç
Enis Öksüz
Cahit Tekelioğlu
Ahmet Çakar
Mehmet Gül
Nazif Okumuş
Esat Öz
Bozkurt Yaşar Öztürk
Mehmet Pak
Mustafa Verkaya
Yusuf Kırkpınar
Ahmet Kenan Tanrıkulu
Oktay Vural
Arslan Aydar
Mehmet Serdaroğlu
Sabahattin Çakmakoğlu
Hasan Basri Üstünbaş
Ramazan Mirzaoğlu
Meral Akşener
Cumali Durmuş
Kemal Köse
Faruk Bal
Ali Gebeş
Mustafa Sait Gönen
Hasan Kaya
Basri Coşkun
Namık Hakan Durhan
Hüseyin Akgül
Ali Serdengeçti
Mehmet Kaya
Nevzat Taner
Metin Ergun
Ismail Çevik
Mükremin Taşkın
Mükerrem Levent
Cemal Enginyurt
Yener Yıldırım
Osman Fevzi Zihnioğlu
Ahmet Aydın
Vedat Çınaroğlu
Hüsnü Yusuf Gökalp
Lütfü Ceylan
Reşat Doğru
Nail Çelebi
Muzaffer Çakmaklı
Armağan Yılmaz
Ayhan Çevik
Ahmet Erol Ersoy
Mesut Türker
Şuayip Üşenmez
Ismail Hakkı Cerrahoğlu
Kürşat Eser
Sadi Somuncuoğlu
Şaban Kardeş
Hasan Çalış
Osman Durmuş
Abbas Bozyel
Ilhami Yılmaz
Mehmet Nacar
Birol Büyüköztürk
Mehmet Kundakçı
Müjdat Karayerli
Bekir Aksoy
-
__________________
Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır. HZ. MUHAMMED
Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet, Vatana ihanettir. Mustafa Kemal ATATÜRK
| Erdoğan’dan yalan ve iftiraya devam |
|
||||||
TOKİ 24 Temmuz 2007
Posted by Aybars in AKP, Erdoğan.add a comment
| TOKİ Konutlarının ilginç sahipleri! |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İşte Erdoğan’ın Villaları! 24 Temmuz 2007
Posted by Aybars in AKP, Erdoğan.add a comment
| İşte Erdoğan’ın Villaları! |
Recep Tayyip Erdoğan’ın çocukları için alınan villanın her biri 1 milyon dolar! Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal arasında başlayan “servet polemiği” tüm hızıyla sürüyor. Baykal, bugün Erzurum’dan seslendiği AKP Genel Başkanı Erdoğan’a, “Oğlunun villasını da satacak mısın?” diye sordu. Baykal’ın bu sorusu gözleri Erdoğan’ın çocuklarının villalarına çevirdi. Üç yıl önce “Oğlumu bursla okutuyorum” diyen Erdoğan’ın malvarlığındaki bu artış, “Villaların kaynağı nereden geliyor? Beş milyon dolar tutarındaki evlerin geliri nasıl oluşturuldu?” sorusunu ortaya çıkarıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu sorulara, “Bazı mülklerimi satarak sahip oldum” dese de kamuoyu tatmin olmuyor. GERÇEK GÜNDEM‘in ortaya çıkardığı fotoğraf ise tartışmayı daha da alevlendirecek gibi görünüyor. İşte Recep Tayyip Erdoğan’ın çocukları adına Üsküdar Çamlıca’da alınan beş villadan birinin fotoğrafı:
|



