jump to navigation

ERMENİSTAN’DA NİYE TEK BİR TANE BİLE TÜRK YOK? 19 Ocak 2009

Posted by Aybars in Ermeni, Türk Soykırımı.
2 comments

[Hüseyin Adıgüzel]

Ermeni soykırımı değil Türk soykırımı (1)

 Ermenistan’da niye tek bir tane bile Türk yok?

Ermenilerin tarihi Ermeniler, beşinci-altıncı yüzyıldan itibaren tarihi kaynaklarda yer almış, İran, Suriye ve Anadolu’nun doğu bölgesinde dağınık olarak yaşayan bir halktır (Atamoğlan Memmedli, Ermenilerin Gerçek Tarihi, s. 9, Bakü, 2005). Tarihleri tamamen efsanelere dayalıdır. Ermeni tarihçisi Karakaşyan; “Ermenilerin geçmişi hakkında tarih ya da salname sayılabilecek bilgiler yoktur” der (Karakaşyan, İstoriya Vostaçnogo Voprosa, Londra, 1905) Vatan olduğunu iddia ettikleri topraklar hiçbir dönemde onların hakimiyetleri altında olmamıştır. Ermeni tarihçisi Kapançyan’a göre; “Ermenilerin ilk vatanı Hayasa olmuştur. Hayasa, bugünkü Fırat, Çoruh ve Aras Nehirlerinin akış istikametindeki toprakları kapsamaktadır. Batıdan doğuya doğru uzunluğu 150-170 km.den çok değildi” (Kapançyan, G. Hayasa, Kolibel Ermeniya, s. 64, Erivan, 1948). Fakat Heredot, Evdoks gibi tarihçiler Ermenilerin bu topraklara dışarıdan geldiklerini yazarlar. İ. M. Dyakonov; “Tarihen açıktır ki, Ermeniler Küçük Asya topraklarına dışarıdan, başka bir yerden gelmişlerdi. İÖ yedinci, altıncı yüzyılda eski Ermeni halkı Fırat yaylasına yerleşmiştir” der (İ. M. Dyakonov, Ermenistan Tarihi, s. 209, Moskova, 1968) Kaynaklar ve belgeler Ermenilerin vatan saydıkları Fırat, Çoruh ve Aras Vadisi’ne, tıpkı Kimmerler gibi, İskitler gibi, Hurriler gibi, Saklar gibi sonradan gelip yerleştiğini yazmaktadır. Ermeniler tarih boyunca bir iki küçük krallıktan başka bir devlet kuramamışlardır ve genelde bu küçük krallıklar, zamanının güçlü devletlerine bağımlı olarak yaşamışlardır. Kimi zaman Bizans, kimi zaman Selçuklu, kimi zaman Emevi, kimi zaman Abbasiler bu alanların hakimi olmuşlar ve Ermeniler onlara bağımlı olarak yaşamışlardı (Atamoğlan Memmedli, Ermenilerin Gerçek Tarihi, s. 13, Bakü, 2005). “Ermeniler, en güzel ve hoş yıllarını Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşamışlardır. O kadar ki, isyanların başladığı dönemlerde bile, Osmanlı paşası, Osmanlı milletvekili, Osmanlı bakanı Ermeniler vardı” (Prof. Dr. Cemil Hesenli, Rus-Ermeni-Tü rkiye İlişkileri: 1915-1921, Bakü, 2002). Ermeniler için yapılmış en güzel ve gerçekçi tespitlerden biri budur. Çünkü Ermeniler Osmanlı toprakları içerisinde en fazla ilgi gören, kayırılan, korunan bir halk olmuşlar ve Osmanlılar Ermenilere o kadar güvenmişler ki, onlara “Tebay-ı Sadıka” (sadık teba) adını vermişlerdi. Bu durum, askerlik yapmayan Ermenilerin hızla artmasına, ticaret ve küçük sanayi diyebileceğimiz sanayinin ellerine geçmesine neden olmuş, ellerindeki para ile de çok geniş topraklar alarak zenginleşmişlerdir. Doğu Anadolu’nun birçok yerindeki büyük Ermeni çiftliklerinin çalışanların çoğu Türklerdi. Yani tabi bir milletin fertleri gerçekte efendi konumundaydılar. Ermenilerin katlettiği Türk köylüleri… Ermeni sorununun ortaya çıkışı Ermeni sorunu, bizim bazı araştırmacı ve tarihçilerimizin iddia ettiği gibi 1876/1877 Osmanlı Rus Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmış bir sorun değildir. Eğer Ermeni sorununu, sadece Anadolu Türklerinin bir sorunu olarak görürsek bu iddiaya hak verebiliriz. Fakat sorun sadece Anadolu Türkleri ile değil, dünya Türklüğü ile, hiç olmazsa Azerbaycan Türkleri ile yakından ilgili olduğu için, başlangıç tarihinin daha gerilere götürülmesi gerektiği düşüncesindeyim. Bu, hem Anadolu Türklerini 1915 saplantısından kurtaracak hem de sorunun tüm Türkleri, bilhassa Anadolu Türkleri ile Azerbaycan Türklerini ilgilendirdiğ ini ve birlikte bu sorunun üstüne gidilmesi gerektiğini ortaya koyacaktır. Ermenilerin soykırım iddialarına başladıkları 1948 yılından beri, Anadolu Türkleri 1915 yılına saplanıp kalmışlar, 1915 yılında bir soykırım olmadığını, sadece tehcir (yer değiştirme) yapıldığını iddia etmekten, yani kendilerini savunmaktan başka bir şey yapmamışlardır. Bunun yeterli olmadığı, yirmi beşten fazla ülke parlamentosunun soykırım iddialarını kabul etmesinden açıkça görülmektedir. Bu durumda bir politika değişikliği şart gibi görünmektedir. Savunmadan vazgeçip hücuma geçilmeli, esas soykırım yapanların Ermeniler olduğu kanıtlanmalıdır. Bunun için, sorunun başlangıcını biraz daha geriye götürmek, o tarihten bu yana Azerbaycan Türklerine ve Anadolu Türklerine yapılan zulüm ve işkenceler, toplu katliamlar, sürgünler ve soykırımlar ortaya çıkarılmalıdır. 1915 sorun değil, soykırım değil, iki halkın uzun yıllardan beri sürdürdükleri mücadelesinin dönüm noktası, hesaplaşma tarihidir. Bu tarihte Anadolu Türkleri Ermenilerle hesaplaşmışlar ve ilişkilerin boyutunu tam anlamıyla gerçekçi bir şekilde ortaya koymuşlardır. Bunun adına ne derseniz deyiniz, burada bir hesaplaşma söz konusudur. Bu olay, Ermeni katillerinin masum halkı, silahsız sivil halkı katletmesinin önüne geçilmesidir ve burada yaptıklarının hesaplarını vermeleri söz konusudur. Duruma böyle baktığınız zaman 1915′in öncesinde bir şeyler olduğu sonucuna varırsınız. Yani Osmanlı, ortalıkta hiçbir neden yokken Ermeni halkını tehcir etmemiştir. 1915′in öncesi vardır. 1915′ten önce Anadolu’nun içinde bir şeyler olmuştur. Azerbaycan’da bir şeyler olmuştur. Bütün bu olanlar 1915′in nedenleridir. Bir de olayın sonrası, yani 1915′in sonrası vardır ki, bu da tamamen Azerbaycan Türklerine yöneliktir ki, yapılan katliamlar, 21. yüzyılda insanlığın ulaştığı boyutu göstermesi açısından da ilginçtir! Bize göre Ermeni sorunu, İran ve Azerbaycan arasında imzalanan Türkmençay Anlaşması (1828) ile ortaya çıkmış bir sorundur. Çünkü o tarihte Ruslar, Türk topraklarında daha kolay yayılma ve yerleşme düşüncesi ile Ermenileri kışkırtmış, onlara vatan ve devlet vaat etmişlerdir. Bu düşünce ile bir iki yıl içerisinde Türkiye’den ve İran’dan getirilen iki yüz bine yakın Ermeni Azerbaycan topraklarına yerleştirilmiş tir. O tarihlerde İran’ın Rusya elçisi olan Griboyadev; “1829-1830 tarihleri arasında Erivan bölgesine İran’dan kırk bin, Türkiye’den seksen dört bin Ermeni getirilerek yerleştirildi” diyor (Gribodayev, Rusya Anıları, s. 73, Tahran, 1901- Tahran, 1972) Bunlar, bölgeye yerleştirilen Ermenilerin sadece bir kısmıdır. Erivan bölgesi dışarıdan getirilen Ermenilerle doldurulurken, Ruslar, yerli halk olan Azerbaycan Türklerini de sürgüne gönderiyorlar, onların topraklarını Ermenilere veriyorlardı. ” Erivan guberniyası (bölgesi) 15. yüzyılın başlarından 1828 yılına kadar Türk hanlar tarafından yönetilmiştir ve tamamen bir Türk toprağıdır. Halkın büyük çoğunluğunu Ermeni göçlerine kadar Türkler oluşturuyordu” (Hovhannes Şahhatuyan, Ecmiadzin Vilayetinin ve Ararat Baş Kazasının Tarihi, c. 2, s. 765/766, Erivan, 1921). 1926 yılında Ermenistan’da 500.000 olan Türk nüfusun bugün en az 1.500.000 olması gerekirdi. Halbuki Ermenistan’da hiç Türk yaşamamaktadır. Peki bu 1.500.000 Türk’e ne oldu? Türk soykırımı Birinci Dünya Savaşı devam ederken 1917 yılında Ermeniler Güney Kafkasya’daki Türk topraklarına saldırı başlattılar. Yüzlerce Azerbaycan köyünü yakıp yıktılar. Taşnak saldırganlarından bir birliğin komutanı olan A. Emiryan; “Sadece Erivan guberniyasında Taşnaklar tarafından iki yüz Azerbaycan köyü yakılıp yıkılmıştır” diye yazıyor (Favst Bhozand, no. 3 sıra 18). Bu bölgedeki katliamları kendi gözleri ile görmüş ve gören subaylarından bilgi almış olan Amiral Bristol, günlüğüne şunları yazmış: “Ben, General Dro ile birlikte çalışmış kendi subaylarımın verdiği bilgilere dayanarak… korumasız köyler önceden bombalanır, sonra zaptedilir, kaçamamış köy sakinleri vahşice öldürülür, köy yağmalanır, bütün mal ve para götürülür, sonra ise yakılırdı. Bütün bunlar Müslümansız (Türksüz) bir Ermenistan için sistemli olarak yapılırdı” (Nalbandyan, V. S. Ermenistan Literatürü, s. 23, Erivan, 1976). Birinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği günlerde, Kafkasya’daki tüm Türk topraklarını ele geçirmeye kararlı olan Ermeniler, savaştan kaçan Rus askerlerinin de desteği ile 31 Mart 1918 günü Bakü’ye girdiler. On iki bin Azerbaycan Türkünü iki gün içinde katlettiler. Azerbaycan Türklerine ait gazete binalarını, kültür kurumlarını yakıp yıktılar. Camileri ve kutsal mekanları top ateşine tuttular. Arşiv belgelerine göre sadece Bakü’de on iki bin; Haçmaz, Kuba, Hacıqabul ve Saylan’da sekiz bin kişiyi, silahsız ve savunmasız yirmi bin Azerbaycan Türkünü katlettiler. 28 Nisan 1920 tarihinde ise bu sefer Bolşevik olarak Bakü’ye giren Ermeniler, Pankaratov komutasında bir-iki gün içinde şehir halkının yarısından fazlasını, on altı bin Azerbaycan Türkünü acımasızca öldürdüler. O tarihlerde Kafkasya’da görevli olan İngiliz generali Bristol anılarında bu katliamlar hakkında şunları yazıyor: “11 Nisan 1920 tarih ve 00214/738 sayılı raporla Dışişleri Bakanlığına durumu bildirdim. Ermeniler; Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye’de Türkleri vahşice katlediyorlar. Bu tam anlamı ile bir soykırımdır. Bunun durdurulması ancak Majestelerinin Hükümetinin uyarısı ile olabilir.” Erivan Bölgesi İngiliz Komutanı Albay A. Rawlinson, “Advantures in the Near East 1918-1920 (Yakın Doğu Maceramız)” isimli kitabının 227. sayfasında; “Kısa zaman içinde Ermeni çetelerinin Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye topraklarında yaptıkları vahşi katliamlar hakkında insanı dehşete düşüren bilgiler aldım. Dehşete düştüm ve insanlığımdan utandım” diyor. 9 Haziran 1849 tarihinde ilan edilen Çar Nikolay fermanı ile oluşturulan Erivan özerk bölgesinin Ermeni nüfusunun arttırılması gerekiyordu. Bölgenin Ermenileştirilmeye başlanması ile birlikte, oraya yerleşecek Ermeni bulmak ve Anadolu Türkleri ile Azerbaycan Türklerini korkutarak yerlerinden kaçırmak için terör eylemleri yapılması gündeme geldi. 1887 yılında Avetis Nazarbekyan Hınçak (Zil) örgütünü, 1890 yılında ise bir grup Rusya Ermenisi Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaksutyun) gizli terör örgütünü kurdular. Bu iki gizli terör örgütü, bilhassa Rusya’nın açık desteğini alarak, “Türksüz Büyük Ermenistan” ülküsünü hayata geçirebilmek için, “tarihi vatan” dedikleri topraklarda (Güney Kafkasya-Fırat-Ç oruh-Aras Vadisi ve Akdeniz Bölgesi) organize ettikleri terörist saldırılarla, binlerce masum Türk-Ermeni insanın ölmesine neden oldular. Tam bir cinnet içerisinde, canice saldırılarla kendi insanlarını da katlettiler. Bir Ermeni tarihçisi olan Arakel Babakhaniyan; “Hınçak ve Taşnak liderleri, yetiştirdikleri teröristlere, hem Ermenilerin hem Osmanlı ve Azerbaycan Türklerinin arasında, şehirlerde ve köylerde kendileri için tehlikeli olabileceğine inandıkları insanları öldürme emri vermişlerdi. Bu teröristler Türklerin kanlarını dökmekte hiç tereddüt etmediler. Onlar kendilerine yardım etmeyen varlıklı, varlıksız Ermenileri de öldürdüler. Yani bu katiller sürüsü, şeytani emellerine ortak olmak istemeyen ve onlara yardım etmeyi reddeden kendi insanlarını da acımasızca öldürdüler… Bu arada Hınçak komitesinin özel bir ölüm kolu da kuruldu ve Türkiye Ermenilerinin kaderi bir avuç Rusya Ermenisinin ellerine teslim edilmiş oldu. Bu olay Ermeni tarihinin dönüm noktasıdır. Çok uzun yıllar sürecek kanlı olaylar bundan sonra başlayacak ve Ermeni Kilisesi de bir araç gibi olaylardan yararlanacaktı r” diye yazıyor (Leon Arekel Babakhaniyan, Türk-Ermeni Devrim İdeolojisi, c. 2, s. 642, Paris, 1934-1945). Bu iki gizli örgütün militanları kiliselerde eğitiliyor, barındırılıyor ve kiliselerin yönlendirmesi ile cinayet işliyorlardı. Bunların mensuplarının Ermenileri kışkırtması sonucu bilhassa Doğu Anadolu’daki Türk köylerine saldırılar düzenleniyor, savunmasız, masum sivil halk katlediliyordu. Hınçak ve Taşnaksutyun terör örgütlerinin işledikleri cinayetlerin büyük çoğunluğu hayasız ve edepsiz, güya bilim adamı Ermeniler tarafından Türklerin üzerine atılıyor, Kilisenin ve Katalikosun emri ile güya tarih yazan, belge düzenleyen bu sahtekarlar Avrupa’yı ayaklandırmayı , Avrupa hükümetlerini etkilemeyi başarıyorlardı. Bu yapılanmada başrolü her zaman Ermeni Kilisesi oynuyor ve Kilisenin istediği her şey yapılıyordu. Terör örgütlerinin silahlı militanları daha çok kiliselerde barındırılıyor, yetiştiriliyor ve korunuyordu. Ermenistan nüfusu nasıl değişti? 1829 Türkmençay Anlaşması’ndan sonra Rusların kurulmasını vaat ettikleri Ermeni devletinin hiç toprağı yoktu. Üzerine konmaya çalıştıkları topraklar tarihi Türk toprakları idi ve o tarihlerde üzerinde yüz binlerce Azerbaycan Türkü yaşıyordu. 1849 tarihinde Çar fermanı ile kurulan Özerk Erivan Ermeni Bölgesi’nde elli yıl sonra, yani 1897 tarihinde kendilerinin yaptıkları bir çalışma ile nüfus tespiti yapıldı: “Toplam nüfus 829.550 ve bu nüfusun 313.178′i Azerbaycan Türküdür” (Hovhannes Şahhatuyan, Ecmizadin Vilayetinin ve Ararat Baş Kazasının Tarihi, c. 2, s. 765-766, Erivan, 1921). Erivan bölgesinde yüz on yıl önce 313.178 kişi olan Azerbaycan Türklerinin bugün bir milyondan fazla olması gerekir. Ama ne acıdır ki, bırakın o bölgeyi, Ermenistan’ın bütününde tek bir Azerbaycan Türkü yoktur. Peki orada 1897 yılında yaşayan bu insanlara ne oldu? Buhar olup uçtular mı? Yoksa sürgüne ve soykırıma mı uğradılar? Buhar olup uçmayacaklarına göre, bunların soykırıma uğradıkları ve yok edildikleri gayet açıktır. Ermeni tarihçi Korkodyan; “1920 tarihinde Sovyet Ermenistanı Devleti’nde Taşnakların soykırımından dolayı ancak on bin civarında Azerbaycan Türkü kalmıştı” diyor (Korkodyan, Ermenistan’ın Nüfusu: 1831-1931, Erivan, 1937). Yani yirmi üç yıl içerisinde, Erivan bölgesinde 313.178 olan Azerbaycan Türkü sayısı 10 bine iniyordu. Üç yüz bin kişi, kelimenin tam anlamı ile katlima, soykırıma ve etnik temizliğe tabi tutulmuştu. Yine aynı dönemin tarihçilerinden biri olan A. A. Lalayan, “İstoriçeskie Zapinski” isimli eserinde; “Bu dönemde, Ermeniler tarafından Azerbaycanlıları n katledilmesi, etnik temizliğe tabi tutulması önceden planlanmış Kilise-devlet politikasıydı. Bu politika sadece Azerbaycan toprakları ile sınırlı kalmamıştır. Bu yüzden Ermenistan’da Taşnak hükümetinin otuz aylık (Mayıs 1918-Kasım 1920) iktidarı döneminde, Ermenistan arazisinde yaşayan Azerbaycan Türklerinin yüzde altmışının katledilmesine kimsenin şaşırmaması gerekir” diye yazıyor. Nüfusunun yüzde yüzü Ermeni olan bir ülke… 1926 yılında yayınlanan Büyük Sovyet Ansiklopedisi’ nin Ermenistan maddesinde Ermenistan’ın nüfusu 1.510.000 olarak verilmiştir. “Etnik durum” başlıklı başka bir maddede ise bu nüfusu meydana getiren milliyetler sıralanmıştır. “795.000 Ermeni, 575.000 Azerbaycan Türkü ve 140.000 diğer milliyetler. ..” Bugün Ermenistan’ın nüfusu resmi belgelere göre iki buçuk milyondur ve bunun içerisinde maalesef diğer etnisitelerden tek bir fert bile yoktur. Burada da yukarıda sorduğumuz soruyu yineleyelim. Doksan yıl içerisinde, 575.000 Azerbaycan Türküne ve 140.000 olan diğer etniklere ne oldu? Bu insanlar kayboldu mu? Yoksa soykırıma mı uğradılar? Kaybolmaları mümkün olmadığına göre soykırıma uğradılar ve zorla sürgüne gönderildiler. Yani etnik temizlik yapıldı. Bu yüzden bugün dünyada Ermenistan kadar homojen bir ülke yoktur. Nüfusunun yüzde yüzü Ermeni olan bir ülke… Kafkasya’nın o karmaşık etnik yapısı içerisinde bu iş nasıl başarıldı? Etnik temizlik ve Türk soykırımı yapılarak!… SSCB Politbürosu 23 Aralık 1947 tarih ve 00902 sayılı bir karar aldı. Bu karar gereği, Ermenistan denilen yapay ülkede yaşayan Azerbaycan Türkleri yerlerinden, yurtlarından zorla göç ettirildi. Gitmek istemeyen, direnmeye çalışan 476 Azerbaycan köyü yerle bir edildi, binlerce insan öldürüldü, binlerce insan zorla topraklarından sürüldü. O günlerin gazetelerine akseden birkaç haberi verelim: “Yollarda kalanlar, yolların kenarına yorgunluktan çöküp kalanlar bir daha yerlerinden hiç kalkamadılar. Büyük göç ölüm kervanı haline gelmişti. Yüz elli bin kişiden ancak kırkbir bini gidecekleri çöllere ulaşabildiler” (Rabonçski gazetesi, 23 Aralık 1952, Bakü). “1948 yılından 1952 yılına kadar yurtlarından zorla çıkarılan Azerbaycan Türklerinin yüz binden fazlası yollarda öldü ya da öldürüldü” (Komünist gazetesi, 21 Şubat 1953, Erivan). Bazı ansiklopedik bilgileri karşılaştırarak, Ermenilerin yaptığı Türk soykırımının belgelerine ulaşmak çok kolaydır. Mesela Büyük Sovyet Ansiklopedisi’ nin 1960 yılı baskısında SSCB’de yapılan nüfus sayımının sonuçları yer alır. Buna göre o zaman Ermenistan’ın toplam nüfusu 1.501.600′dir. Bu toplam nüfusun 1.301.000′i Ermeni, 107.700′ü Azerbaycan Türkü, geriye kalanı diğer milliyetler olarak verilir. Yine aynı ansiklopedinin 1995 yılı baskısında Ermenistan’da 155.000 Azerbaycan Türkünün yaşadığı yazılıdır. Ermenilerin nüfusu ise 2.101.752 olarak gösterilir. Aradan geçen otuz beş yıl içerisinde Türk nüfus 48.000 kişi artarak 155.000 olurken, Ermeni nüfus 855.000 kişi artmış, 2.100.000′e ulaşmıştır. İki halkın nüfus oranlarını onda bir olarak ele alırsanız, Türk nüfusun en az 85.000 kişi artması gerekir ki, Türklerde nüfus artış oranı dünya ortalamasının üzerindedir. Burada tam tersi bir oran söz konusudur. Bu normal olmayan durumun nedeni ya Türklere soykırım yapılması ya da Ermenistan’ın dışarıdan gelen göçlerle doldurulmasıdı r. Her iki hal de soykırımı gözler önüne seren sonuçlar çıkarır. Çünkü Ermeni göçleri, zaten dar olan ülkede toprak sıkıntısı yaratıyordu. Gelen Ermenilere verilecek toprak yoktu. Bu yüzden Azerbaycan Türklerinin topraklarına saldırılar yapılıyordu ve bu da etnik temizliği ve soykırımı ortaya çıkarıyordu. 2001 yılında Ermenistan’da yayınlanan Ansiklopedia Hırist Armenia isimli Ermeni ansiklopedisinde Ermenistan nüfusu 2.969.555 olarak verilmiş. Aynı askiklopediye göre Ermenistan’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin sayısı 5.568′dir. 1995 yılında 155.000 olan Azerbaycan Türkleri, aradan geçen altı yıl içinde 150.000 azalarak 5.500′e düşmüştür. Savaş olmadı, deprem olmadı, sel olmadı, yangın çıkmadı. Ne oldu da altı yıl içinde 150.000 kişi yok oldu? 2001 yılında orada yaşayan 5.500 Azerbaycan Türkü de artık yok! Bunun adı Türk soykırımı değilse nedir? Ermeniler, Sovyetler Birliği’nin çatırdamaya, sallanmaya başladığı yıllarda, yine Ermenistan’da konuşlanmış Rus birliklerinden destek alarak Karabağ’a saldırı başlattılar. Bu saldırının amacı Ermenistan ile Karabağ arasında bulunan Azerbaycan topraklarını ele geçirmek ve Ermenistan ile Karabağ’ı birbirine bağlamaktı. 1992 yılının Şubat ayında Ermeni ordusu Hocalı baskınını ve katliamını gerçekleştirdi. Tüm dünyanın ” demokrasi ve insan hakları” çığlıkları attığı bir dönemde yapılan bu saldırıda çocuk ve kadınlar dahil 653 Azerbaycan Türkü vahşice katledildi. Hem de tüm dünyaya insanlık dersi vermeye kalkanların gözleri önünde. Hocalı katliamı 20. yüzyılın son çeyreğinde işlenmiş en büyük insanlık suçu olarak tarih mahkemesinin önünde durmaktadır. Miloseviç’leri yargılayıp ölüme mahkum edenlerin bu insanlık suçunu görmezden gelmeleri, onların insanlık için değil, sadece çıkarları için hareket ettiklerinin en canlı kanıtıdır. Bu hesap kesinlikle sorulacak ve Ter Petrosyan’ları n, Koçeryan’ların döktükleri Türk kanları, yaptırdıkları Türk soykırımı, tarihin şaşmaz adaletinin önüne konulacaktır.

KALDIRIN ARIKAN’I UZANDIGI KALDIRIMDAN… 19 Ocak 2009

Posted by Aybars in Ermeni, Hırant Dink, Kişiler.
add a comment

Ve Baydar’la Demir’i vurulduklari otel odalarindan; Gunduz’u kursunlandigi is yerinin girisinden; Altikat’I ve daha 70 kadar Turk vatandasini basildiklari, olduruldukleri elcilik binalarindan… Hepsini kaldirin, sadece Hrant’I degil… Insan yasamiyla “secmeli ahlak” oynamayi birakin! Yasaminizda bir defa gercek insan olun, insan…

*** Cengiz Candar’in 18 )cak 2009 daki Hrant yazisi bana bu duygulari yasatti. Candar ve onun gibiler, secmeli ahlaka basvurmasa, bu icli yazilari sadece belli bir grup vatandas icin yazmasa, tum insanlarimiz icin yazsa, altina ben de imza atacagim. Ama Candar’in ve onun gibilerin hedefi, niyeti baska. Onlar hala 1970 lerde duvara toslayan devrimci hayallerini yikan Turkiye Cumhuriyeti’nden intikam alma pesinde. Candar, Berktay, Akcam, ve daha yuzlercesi hala 1970 lerin hesabini baska sekillerde soruyorlar. Gayeleri insalik filan degil. Olsa, tas yurekleri ayni guzel taziyeleri, bassagligi yazilarini gozleri yasli diplomat esleri, cocuklari ve anneleri, babalari icin yazarlardi. Siz simdiye kadar Ermeni terror ve kurbanlari hakkinda tek soz duydunuz mu bu sol dizanorlardan? Dikkat edin, bu 1970lerin intikami pesinde kosan eski sol dinazorlar her alanda, her konuda, bir koro halinde, gelmis gecmis tum hukumetleri surekli asagilarlar, kucimserler, hakaret yagdirirlar. Peki bunlar hic mi iyi is yapmmmsitir? Yahu, bozuk saat bile gunde iki defa dogru zamani gosterir. Bu dinazorlardan insanlik, adalet, sefkat, yurtseverlik beklerseniz, daha cooooook beklersiniz….

Ergun KIRLIKOVALI

Daha bir yasinda bebek iken tum ailesi, akrabalari ve koyu tamamen yokedilen Turk bir baba ile, Ailesinin sadece yarisi kesildigi icin kendilerini cok sansli addeden bir ailenin kizi olan Turk annenin kurdugu ve hikayelerinin hicbir zaman anlatilmadigi, romanlastirlmadigi ve hor goruldugu bir Turk ailenin en kucuk oglu

Los Angeles, Kaliforniya, ABD

***Cengiz ÇANDAR cengizcandar@referansgazetesi.com

Kaldırın Hrant’ı uzandığı kaldırımdan…

Bundan iki yıl önce bugün Hrant Dink son kez bu dünya yüzünde ve evinde uyudu. Ertesi gün, 19 Ocak günü havanın karardığını göremedi. Evinin yolunu tutamadı. Arkasından sıkılan alçakça kurşunlarla kaldırımın üzerine boylu boyunca yüzükoyun uzandı. Üzerine önce gazete kağıtları örttüler. Birkaç gün sonra İstanbul’un gördüğü en görkemli ve en vakur insan seliyle onu toprağa bıraktık. Nihayet toprağına girdi. Su çatlağını buldu. O gün bugündür Hrant Türkiye’nin tutması gereken yolu bir dev ve ebedî bir ışB 1ldak gibi aydınlatıyor. Yarın ondan fiziki ayrılışımızın ikinci yılı tamamlanacak ve hayatında olmadığı kadar, her daim, her lahza bizimle birlikte yaşamaya devam ediyor. Yaşamında neyi görmeyi arzu ettiyse, son iki yıldır ona gösteriliyor. Şu an itibarıyla 30 bin dolayında vatandaşı, aslında onun şahsında onun soydaşlarından özür diledi. Hrant, bu gelişmeye tanık olsa, kimbilir, ne yapardı? Ne yapacağını Karin Karakaşlı yazmıştı. “Belki tam karşınızda size doğrudan seslenebilen bir iki istisna dışında, Ermeni kardeşlerimiz dediğiniz insanları daha çok görmeye ihtiyacınız var ve sanki onlar dışında başka kim varsa bir şey söylüyor gibi de hissediyorsunuz. Ama ne olur anlayın halden. Size bu kadar hakaret, tehdit yağdırılan bir ortamda hangi Ermeni çıksın ortaya? Hrant çıkardı dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız çıkmak ne kelime, inmezdi bile! Ama hatırlatmak isterim, o Ermeni değildi, “Bu ne biçim Ermeni” diye bir kategori varsa, onun bir başına=2 0temsilcisiydi. En azından ben onu tanıdığımda ilk böyle düşünmüştüm çünkü benim Ermeni diye bildiğim kimselere benzemiyordu. Onun biricikliği ile birlikte ne kadar bildik, ne kadar sıradan kılınmış bir Ermeni prototipi yaratıldığını da fark etmiştim. Hem geniş toplumda hem Türkiye Ermeni toplumunun kendi kendini konumlandırışında. Hrant Dink, o sadece nostaljisi yapılan ama nereye kaybolduğu sorgulanmayan ya da sadece iç mihrak algısıyla sunulan ve hep daha da içine kapanmış, kapattırılmış Ermeni’ye dair bildik fotoğrafı aldı, gözümüzün önünde parça parça yırttı. Fazla görünür olmadan yaşanmıştı ya hani bugüne kadar, o görünür olmak ne kelime, göze batmayı göze aldı. Ve tabii ilham verdi. İçinden çıktığı küçük topluma, yüreğinin hep birlikte attığı büyük topluma ilham verdi. O yüzden işte size, bize, hepimize tam da şu an yine Hrant lazım. Çok özlediniz onu değil mi? Şöyle çıkacak ekrana, gözleri dola dola, koca ellerini sallaya sallaya “Ya arkadaş, ne yapayım ben üçüncü ülkelerin koşullara, kozlara, pazarlıklara bağlı Ermeni tasarılarını. Bakın benim ülkemde kardeşlerim bana seslendi. Ben şimdi bu sözü alır da dünyaya yaymaz mıyım? Tarih yazıldı bugün, tarih. Benim Ermeni tarihim değil artık mesele, Türkiye’nin önünü açtık hep birlikte” diyecek. Ve daha kimbilir neler neler…” *** *** *** Hrant’ın ölüm yıldönümüne birkaç gün kala diaspora Ermenileri çıktı ortaya. Ermeni kökenli tanınmış Fransız aydınları, Türk aydınlarına bir “Teşekkür” metni kaleme aldılar ve Hrant’ın ölüm yıldönümünde, 19 Ocak’ta başlamak üzere bizlere bir “Teşekkür” kampanyası başlatıyorlar. İmzalara baktım, dünyaca ünlü rejisör Atom Egoyan ile eşi, sinema oyuncusu Arsine Hancıyan’ın imzaları var mı diye… Var. Hrant ne kadar sevinmiş, ruhu ne kadar şâd olmuş olmalı. Hrant’ın ilk kez pasaport alıp yurtdışına çıkmasına vesi le olan 2001’de ABD’de Michigan Üniversitesi’ndeki o toplantıda tanımıştı Arsine Hancıyan’ı ve onunla beni o tanıştırmıştı. O günlerde orada konuştuklarımız bugün Hrant’ın sayesinde gerçekleşiyor. Fransız Ermeni aydınlarının “Teşekkür” bildirisindeki şu satırlar Hrant’ın oynamaya devam ettiği eşsiz ve olağanüstü role tanıklık ediyor. “Şahıs olarak bugünün Ermenilerinden af dilemek için dilekçe girişimini başlatan Türkiye vatandaşlarına teşekkürler. Bu kişiler kamuoyu önünde, tüm dürüstlükleriyle neredeyse 94 yıldır tabi bırakıldıkları inkâra daha fazla boyun eğmeme kararı aldılar. Bir ilk olan bu jestleriyle, 1915 soykırımının kurbanlarının inkâr edilmesinin, hayatta kalanlar ve çocuklarının ahlaki yaralarının inkârı anlamına geldiğini kabul ediyorlar. Göze aldıkları risklerin bilincinde olarak, ben de buna umursamazlık, eleştiri veya bekleme politikasından başka bir yolla cevap vermek istiyorum… Bu, Hrant Dink’in açtığı yol. İnsani planda bu süreci hı zlandırmak için her iki taraftan kadın ve erkeklerin güçlü kararlılığına inanıyorum… Bu bağlamda bu girişimi gerçek bir umut ve tarihi ilerleme işareti olarak memnuniyetle karşılıyor ve şahsen destekliyorum.” Hrant, bu satırlara okusa, “ölse de gam yemez”di… *** *** *** Ya en büyük çocuğu, kızı Baydzar (Delal) Dink’in, 6 Eylül 2008 günü oynanan Ermenistan-Türkiye maçının ardından Agos’ta yazdığı Erivan izlenimlerini okusaydı… “… Sonra yemeğe gidiyoruz hep beraber. Babamın Türkiye’den gelen gazeteci dostları, arkadaşları orada toplananlar. Utanmadan masanın başına oturuyorum, masayı en iyi noktadan doyasıya seyretmek istiyorum. Babam da bu restorana gelmiş daha önce. Restoran sahibi neredeyse eliyle yedirecek bana yemekleri. Masadakilere bakınca, babam n son yazısında yazdıkları aklıma düşüyor: “Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, tanıdık-tanımadık binlerce dostumuza olan saygımızın gereğiydi.” Ne kadar da kızgınım babama, bırakıp da gitmediği için yurtdışına. Al bak, dostların yaşıyorlar, onlar ‘Türk’, benim saf babam, bir türlü anlamadın ‘Ermeni’ olduğunu; kendini onlarla nasıl da bir tuttun, denk saydın. Ne kadar da kızgınım, bilemedin diye; Ermeni yazar çizerin, aydının, Türkiye’de yaşama hakkı yoktur diye. Ama ya bu akşam? ‘Hrant’a!’ diye kadeh kaldırıyorlar. İlacımın son damlasını veren, Cemal Paşa’nın torunu oluyor. Burada gelenekmiş masadakilerin sırayla kalkıp konuşma yapması ve kadeh kaldırılması. Kalkıyor ayağa ve onu buraya babamın getirdiğini anlatıyor. Birbirimizin acılarına saygı duymaktan bahsediyor, gözleri yaşlı, sesi titrek. Herkesin gözlerinden yaşlar süzülüyor masada. Dayanamıyorum, dışarı kaçıyorum restorandan, doyasıya ağlamak için. ‘Benim aslan20babam’ diyorum o akşam. Bu insanları bırakıp nereye gidilir? Elbette kalacaktı! Kızgınlığım, öfkem azalıyor bu gezide. Sanki 19 Ocak’tan beri içine kapatıldığım yüksek basınçlı kavanozun kapağı pıt diye açılıyor Yerevan’da. Yüreğim genişliyor. Şöyle büyük bir nefes çekiyorum içime. Sıkışmış yüreğim genleşiyor, büyüyor… Havası mıdır acaba bu Yerevan’ın?.. Yoksa, onlar yaşadıkları, ama babam öldürüldüğü için hayatlarını kıskandığım dostlarıyla, babamın bir rüyasında yaşamak üzere bir arada olmak mıdır? Acı zamanlarda da yanımızdaydı bu insanlar, ama bu defa farklı. Geleceği Ermenilerle birlikte inşa etmek için gelmişler buraya. Umut yolculuğuna çıkmışlar babamla. İlaç öyle bir ilaçtı ki, ertesi gün hiç uyanmadım. Bir rüyada yaşadım… Bütün Yerevan’la birlikte maça yürüyerek gittim… Stadyuma girer girmez müziği duydum; Ara Kevorkyan. Hani bazı müziklerin insanın hafızasında özel bir yeri vardır ya, işte bu müzik de benim hafızamda Arara t ile Karolin’in düğün müziği. Sonra babamı gördüm sanki. Stadyumun tam ortasında göbek atıyor. Bir oraya koşuyor, bir buraya. Dayanamadım, babam öldürüldüğünden beri hiç hissetmediğim bir coşku hissettim ve oynamaya başladım. Göbek attık o gece biz babamla Hrazdan Stadyumu’nda karşılıklı. O günden, 19 Ocak’tan beri gözümün önüne gelen bütün görüntülerde babam yüzükoyun kaldırımda. Ayağa kalktı babam kısa süreliğine, Hrazdan Stadı’nda, 6 Eylül akşamı. şölene katılmak için. Davet sahibi yine babam. Bir keyifli, bir keyifli. Açmış kollarını iki yana kocaman, sanki kucaklayacak herkesi, bütün stadyumu. Ararat’ın düğünündeki gibi, Agos’un 10. yıl gecesinde oynadığı gibi, gözümün içine baka baka, o sahanın göbeğinde oynadı da oynadı. Gözleri dolu dolu… Bir Ali’ye sarılıyor, bir Tuba’ya, bir Salpi’ye, bir Dikran’a, bir Gül’e, bir Sarkisyan’a. ‘Rüyası’nda buluştuk babamla Hrazdan Stadı’nda o akşam. Sarhoş olduk sırf umuttan, bir damla alkol bile almadan. Umut yolculuğunun=2 0bir durağında buluştuk… Türkiye tribününün yanındaki tribünde oturan, Kanadalı bir diaspora Ermenisi soruyor bana ‘Türkiye’ye ayrılan tribününün yanında oturuyorduk. Orada maçı izleyenlerin ellerinde çiçek vardı, onlar Türk mü gerçekten?’ ‘Türk tabii’ diyorum. Garip bir ışık beliriyor yüzünde, ‘Bravo!’ diyor. Üzülüyorum onun için. Belli ki, bugüne kadar, günlük hayatında Türklerle tanışma, yakınlaşma fırsatı olmamış… Önümde yürüyen birinin tişörtünün arkasındaki yazı ilişiyor gözüme: ‘I won’t forget – I won’t forgive.’ Peki ya ben? Unutacak mıyım? Affedecek miyim? Hastalığım tekrar nükseder mi? İyi olmak pek kolay değil bu ülkelerde. Belli olmaz devletin çıkarının bugün yarın ne getireceği, kimin acı çekeceği, ezileceği… Pek kolay değil, babanın asıl katillerinin bulunmadığı, bulunmak istenmediği bir devletin vatandaşı olarak yaşamak!.. Üstelik, bütün bu acıları, salt belli bir ırktan olduğun için yaşıyorsan… Hastalık tekrar nükseder mi bilmem, ama en önemlisi, ben reçeteyi buldum bu 5-6 Eylül Er menistan gezisinde. Tek reçetem, ‘babamın rüyalarında’ yaşamak. 6 Eylül 1955′e alternatif bir ‘6 Eylül’ yazıldı Hrazdan’da o gece, 6 Eylül 2008′de. Ne 6 Eylül 1955′i ortadan kaldırdı, ne de yaşanan diğer acıları… ne de babam geri geldi. Değiştiremedi geçmişi. Ama alternatif bir geleceğin kapısını araladı. Hadi birlikte ittirelim o kapıyı. Hadi be, gelin birlikte kaldıralım şu adamı o kaldırımdan, sonsuza kadar. Nasıl birazcık kalkıp geldiyse Hrazdan Stadı’na göbek atmaya, coşmaya, gelin, öyle bir şeyler yapalım ki, hiç yatmamak üzere kalksın o kaldırımdan. Bırakmayalım orada kanamaya devam etsin. O orada yattıkça ve kanadıkça acıyor, acıtıyor… Gelin, bırakalım, geçsin sınır kapısından, bir o yana bir bu yana. Kedi-köpek koştursun sınırda, hayalindeki gibi. Hadi be, Ermeni’siyle, Türk’üyle… Hadi, tutun babamın bi ucundan. Uzatın elinizi. Merak etmeyin, zaten o nazlanmaz, hele sizi hiç kırmaz, bir dediğinizi iki etmez, hemen kalkar, sizinle birlikte sınır kapısında gidip göbek atmaya. Yeter ki bir el verin…” Yarın 19 Ocak. El verin. Uzatın elinizi. Tutun Hrant’ı bir ucundan. Kaldırın Hrant’ı, hiç yatmamak üzere, uzandığı kaldırımdan… 18 Ocak 2009

IĞDIR’DAKİ SİVİL TOPLUM ORGUTLERİNDEN TEPKİ “ASIL ÖZÜR DİLEMESİ GEREKEN VARSA ODA ERMENİLERDİR” 31 Aralık 2008

Posted by Aybars in Ermeni.
1 comment so far

              Iğdır’da bulunan 13 sivil toplum kuruluşu, ortak bir yazılı açıklama yaparak “Bir gurup aydın tarafından başlatılan Ermenilerden özür diliyorum” imza kampanyasına tepki gösterdi.

   Iğdırlılar Dayanışma Derneği başkanı Volkan Bayat, Iğdır Organ Bağış Derneği başkanı ve www.igdirim76.com sitesi adına Serdar Ünsal,Türksam başkanı ve www.igdirli.com sitesi adına Sinan Ogan, Ülkü Ocakaları Dergisi Iğdır il temsilcisi Mücahit Yalcın, Iğdır Azerbaycanlılar Dayanışma Evi yönetim kurulu adına Veli Tabaru, Iğdır Balkan Türkleri Yardımlaşma Derneği adına başkan Mustafa İz, CHP il başkanı Nazım Karadağ, Iğdır 1. Dünya Harbinde Ermeni Çetecilerin Katliamına Uğramış Mağdurlar Derneği Yönetim Kurulu adına Göksel Gülbeyi,Türkiye Eczacılar Birliği Iğdır İl Temsilciliği adına Nazım Karadağ, Iğdır Azerbaycan Tarih ve Kültür Derneği Yönetim Kurulu adına Ziya Zakir Acar, ,Sigara ve Uyuşturucularla Mücadele Derneği Yönetim Kurulu adına Dr. Mehmet Kum, Dağcılık ve Doğa Sporları Derneği Yönetim Kurulu adına Coşkun Oluz , Yeşil Iğdır Gazetesi yönetim kurulu adına Cabbar Şıktaş, Türk Kadınlar Derneği Yönetim Kurulu, Kuyumcular Derneği Yönetim Kurulu, Iğdırlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu, Iğdır Balkan Türkleri Dayanışma Derneği,Türk Eğitim Sen Iğdır İl temsilciliği adına Yapılan açıklamada;

  Nüfus cüzdanlarında T.C. yazan fakat yürekleri Ermeniler için atan sözde aydınlar..! “Ermenilerden Özür diliyorum “adı altında imza kampanyası başlatmış bulunmaktadır. Türkler tarihte hiçbir zaman kimseye zülüm etmemiştir aksine Ermeniler, Doğu Anadolu bölgesinde 80 bin Türk’ü şehit etmişlerdir. Asıl özür dilemesi gereken bir varsa o da Ermenilerdir Aydınların bu kampanyasını kınıyoruz ” denildi.

  ”Ermenilerin 1918-1920 yılları arasında bu bölgede yaptığı katliamın hala izleri canlı duruyor canlı tanıkları yaşıyor” denilen açıklamada, “1918 yılından sabıkalı olan Ermeniler gerçek yüzlerini 1988-1992 yıllarında Azerbaycan’da göstermiştir. Türk topraklarını işgal etmiş Hocalı’da insanları tıpkı atalarının 1918 yıllarında yaptığı gibi vahşice katletmişlerdir. Hala Ermeni katliamına uğrayan bir milyon Azerbaycan Türk’ü evlerinden uzakta yaşamaktadırlar. Yine Türk düşmanı Ermeniler Onlarca Türk diplomatımızı şehit etmişlerdir. Diplomatlarımızı şehit edenlere Ermeniler, kahramanlık unvanları vermişlerdir. Peki bu durumda Ermeniler neden özür dilemiyor? da 1915 yılında ne olduğu belli olmayan” sözde soykırım “iddialarına dayanılarak Ermenilerden sözde aydınlar özür diliyor. Biz diyoruz ki, Bugün asıl özür dilemesi gereken varsa Ermenilerdir. En kısa zamanda Türkiye’de ve Azerbaycan’da yaptıkları insanlık dışı katliamlardan dolayı Türk milletinden özür dilemelidir.

               Biz de bu vatanı karşılıksız seven, Ermeni katliamına uğramış bir neslin torunları olarak  “Ermeniler, Türk milletinden özür dilesin” diyoruz.

    Hür dünyayı, İnsan hakları savunucularını, Ermeni hayranı aydınları, Ermenilerin 1918 -1920 -1990-1992 Yılları Arasında Türkiye de ve Azerbaycan’da yaptıkları katliamlardan dolayı Türk Milleti’nden ve Azerbaycan Türk’ünden özür dilemeye çağırmaların, İşgal ettiği Azerbaycan topraklarından bir an önce çıkmaya zorlamalarını bekliyoruz. Türkiye’de ki sözde aydınlar çok büyük bir oyunun parçası durumundalar. Bizim üzerimizde emelleri olanların oyununa geliyorlar? Burada tarih açıkça söylüyor ki, özür dilemesi gereken Türk aydınları değil, Ermeni aydınlarıdır. Türk Milletini asla böyle yalanlarla bir yerlere götürerek, karalayarak, küçük düşürmeyi başaramayacaklar.” dediler.

Türk yağıdan üzr istemez. 30 Aralık 2008

Posted by Aybars in Ermeni.
1 comment so far

Azerbaycanın xalq şairi Zelimxan Yaqub son günler Türkiyede “ermenilerden üzr üsteyirik” kampaniyasına öz keskin etirazını bildirib. Xalq şairi bu meseleye hesr etdiyi yeni şeirini eksklüziv olaraq Lent.az-a teqdim edib. ( http://www.lent.az/news.php?id=14394 )

 


Hardan çıxdı bu bed xeber
Türk yağıdan üzr istemez.
Dağılar kend, batar şeher
Türk yağıdan üzr istemez.

Düzü terse yazanlar var,
Doğru yoldan azanlar var,
Türke quyu qazanlar var,
Türk yağıdan üzr istemez.

Haqqı nahaq yazanlar var,
Sefimizi pozanlar var.
Qır qaynadan qazanlar var,
Türk yağıdan üzr istemez.

Birleşdirer bölgeleri,
Nurlandırar kölgeleri.
Qılınc çeker bilgeleri,
Türk yağıdan üzr istemez.

Ata çoşqun, ana dolu,
Qeyret axıb qana dolu.
Baş qaldırar Anadolu
Türk yağıdan üzr istemez.

Sınmaz, görse sınaq, qala,
Qıymaz bize qınaq qala,
Silkelener Çanaqqala,
Türk yağıdan üzr istemez.

Oğuz olar, qopuz olar,
Qopuz dönüb toppuz olar,
Biri doxsan doqquz olar,
Türk yağıdan üzr istemez.

İster ala, sata türkü,
Tapar herden xata türkü,
Min-min olar Atatürkü,
Türk yağıdan üzr istemez.

Yaxşı bilir doğu batı,
Hardan gelib türkün zatı
Elden vermez ehtiyatı,
Türk yağıdan üzr istemez.

Tilovudu, qarmağıdı,
Şer yoluna varmağıdı,
Barmaq iblis barmağıdı,
Türk yağıdan üzr istemez.

Elden eyri, ağıldan çaş,
Şeytanındı atılan daş,
Dünya alt-üst olar, qardaş,
Türk yağıdan üzr istemez.

Şehid ruhu şehid canı,
Şehid beyi, şehid xanı,
Sel-sel olar şehid qanı,
Türk yağıdan üzr istemez.

Mezar olar, beşik olar,
Senger olar, keşik olar,
Bağrı deşik-deşik olar,
Türk yağıdan üzr istemez.

Dağ uçar, dere töküler,
Şer suyu şere töküler,
Göy qopar yere töküler
Türk yağıdan üzr istemez.

Axtarın, tapın zatını,
Öyrenin yeddi qatını,
Varaqlayın heyatını
Türk yağıdan üzr istemez.

Dünya boyda heqiqetdi,
Tanrı payı bir milletdi.
Basılmazlıq, qetiyyetdi,
Türk yağıdan üzr istemez.

Ne köhleni, ne nalı var,
Qana batmış bir halı var.
Küle dönmüş Xocalı var,
Türk yağıdan üzr istemez.

Ey yağıdan üzr isteyen,
Erzurumda, Qarsda, Vanda,
Qarabağda Naxçıvanda,
Lenkeranda, İrevanda
Şehid qanı göl-göl olan,
Her bir yurdda, her bir yanda,
Qanadları sındırılan,
Körpelerden üzr iste!
Beli sınan, tağı çöken,
Körpülerden üzr iste***!!!

Gözü yolda er gözleyen,
Sonalardan üzr iste!
Oğlu ölen, odu sönen,
Analardan üzr iste!
Şehid olan her kişiden,
Her qadından üzr iste!
Süngülerin ucundakı
Qundaqların, beleklerin
Feryadından üzr iste!
Eger qanın temizdirse,
Get evinde öz anandan,
Arvadından üzr iste!!!

Bu torpağın her qarışı,
Sakaryadı, Malazgirtdi.
Her qalası bir ordudu,
Her qayası bir igiddi,
Eyil türkün torpağına,
O torpaqdan üzr iste!
Türkün ana dövletine
Dalğa-dalğa işıq veren
Min illerdi sönmez olan
Gur ocaqdan üzr iste!
“Şüheda gövdesi bir baxsana
dağlar, daşlar.
O rükü olmasa
Dünyada eyilmez başlar.
Vurulub tertemiz alnından
uzanmış yatıyor.
Bir hilal uğruna, Ya Rebb
Ne Güneşler baxıyor!” ****
Öp bu şerin er setrini,
Her varaqdan üzr iste!
Eyil Türkün bayrağına,
İstiqlalla bütünleşen
Ay-Ulduzla Vetenleşen
O bayraqdan üzr iste!!!
O torpaqdan üzr iste!!!



22.12.2008       *yağı – düşman;  **üzr istemez –özür dilemez;  *** üzr iste –özür dile

**** Şeir parçası Mehemmed Akif Ersoyun “Çanaqqala şehidleri“ şeirindendir.

Sarıkamış Faciasını Unutma! 29 Aralık 2008

Posted by Aybars in Ermeni, Hatırla!, Sarıkamış.
add a comment

Büyük Felaket “Mets Eghern” aldatmacası ve özür tartışmaları…. 29 Aralık 2008

Posted by Aybars in Ermeni.
add a comment
SİNAN OĞAN

 

Yayına Giriş Tarihi 23.12.2008 15:09:27
Güncelleme 23.12.2008 15:09:27

Bir gurup Türk vatandaşının internet üzerinde açmış oldukları bir site üzerinden 1915 yılında yaşanan olaylar sebebiyle Ermenilerden özür dileme kampanyası ülkemizde geniş bir şekilde tartışılmaktadır. Türk tarihini sorgulayan ve Türkiye’yi uluslararası alanda güç durumda bırakabilecek neticeleri olma ihtimali yüksek olan bu girişimin doğru bir şekilde analiz edilmesi ve bu girişimle neyin hedeflendiğini açıkça ortaya koyma ihtiyacı hasıl olmuştur.İki cümleden oluşan sade bir metin olarak sunulan ve görünürde basit bir “kişisel” özür dileme çabası olarak gösterilen bu girişim detaylı olarak incelendiğinde karşımıza çok daha farklı bir manzara çıkmaktadır. Öncelikle metini ele almak ve bu metin içerisinde ustalıkla gizlenen “soykırım” suçlamasını irdelemek gerekir. İnternet sitesinde sunulan metin aşağıdaki iki cümleden oluşmaktadır:

“1915′te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”

Metin okunduğunda ilk olarak göze çarpan hususun metinde dikkatli bir ifade kullanıldığı ve ilk bakışta Türkiye’ye karşı klasik “soykırım” suçlamasının olmadığı görünümü verilmiştir. Metinde “soykırım” yerine “Büyük Felaket” sözcüğü kullanılmıştır. Bu sözcüğün İngilizce karşılığı “Great Calamity”dir. Bu kelimenin Ermenicesi ise Mets Eghern (Մեծ Եղեռն)’dir. Uluslararası literatürde bu kelimeyle eş anlamlı olarak şu kelimelerin de kullanıldığı görülmektedir. “Armenian Genocide”, “Armenian Holocaust”, “Armenian Massacres”.

Ermenistan’da ve Ermeniler arasında “Büyük Felaket- Mets Eghern” sözcüğü Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi için de kullanılmakta ve bu sözcük içerisinde dini motifler de barındırmaktadır. Sıradan bir Ermeni ile konuştuğunuzda “Büyük Felaket- Mets Eghern” sözcüğünden Ermenilerin uğradığı büyük yıkım, büyük soykırımı anladığını görürsünüz. “Soykırım” sözcüğü literatüre İkinci Dünya Savaşı sonrası girdiği için bu terim Ermenistan’da “Soykırım” sözcüğünün karşılığı olarak kullanılmaktadır. Ermenilerin bu sözcüğü uluslararası literatürde tercih etmelerinin sebebi de bunu Yahudilerin soykırımı olarak anılan “Yahudilere has soykırım” anlamına gelen “Holocaust” kelimesini kullanmış olmalarından esinlenerek “Ermenilere has soykırım” anlamına gelen “Büyük Felaket- Mets Eghern” kelimesini kullanmak isteklerinden kaynaklanmaktadır.

Bu açıklamalardan sonra anlaşılmaktadır ki, özür metninde yer verilen “Büyük Felaket- Mets Eghern” kelimesi basit ve masum bir ifade değildir. Bu metinle özür dileyenler aynı zamanda Türkiye’nin dünyanın en büyük suçu olan “soykırım” suçunu kabul etmektedirler. Aslında metinde kelime oyunu yapıldığı ve Türk kamuoyunca çok da iyi bilinmeyen bu detaylar açıklanmadığı için birçok kişi metni basit bir özür olarak algılamakta ve bu sebeple imzalarıyla destek vermektedirler. Bu husus doğru olarak anlatıldığı takdirde Türkiye’yi “yargısız infaz” eden bu girişime desteğin azalacağı tahmin edilmektedir. Diğer yandan Nisan ayına kadar 1 milyon imza hedefi ortaya koyanlar bu hedefin çok daha altında kaldıklarını görünce siteye birçok sahte isim yazdıkları da görülmüştür.

Diğer bir önemli husus da bu metnin iyi niyetli olmadığıdır. Öncelikle bu girişim 6 Eylül 2008 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan’a futbol izlemeye gitmesiyle başlayan “Ermenistan açılımını” baltalama ihtimali yüksektir. İkinci olarak bu metinde hiçbir şekilde Türklerin uğradığı kıyımlardan ve soykırımdan bahsetmemektedir. Tarihe 93 harbi olarak geçen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan Osmanlının büyük bir yenilgi ve toprak kaybıyla çıkmasından sonra Ermenilerin Türk yerleşim yerlerinde başlattıkları kıyımlar Cumhuriyetin ilanına kadar devam etmiş ve bu kıyımlarda 500 binin üzerinde Türk Ermeniler tarafından katledilmiştir. Iğdır’da, Kars’da, Erzurum’da, Van’da ve birçok yerleşim biriminde katledilen Müslüman Türklere hiçbir şekilde değinilmemiştir. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun arşiv belgelerine dayanarak verdiği bilgilere göre, “Tehcir esnasında eşkıya saldırılarında ölen Ermeni sayısının, en fazla 8 bin 500’dür. 37 bin Ermeni`de ne yazık ki hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiler. Buna karşılık Erzurum`dan Kars`a, Bitlis`ten Ardahan`a kadar katledilen Müslüman sayısının 530 bindir.” Dünyaca ünlü Amerikalı tarihçi Bemard Lewis “1993′te Fransız Le Monde gazetesine verdiği demeçte, “1915′te Osmanlı’nın yaptığı Ermeni tehciri bir soykırım değil, savaşın bir yan ürünüdür” diyor. Justin McCarty, Stanford Shaw, Norman Stone, Andrevv Mango, Guenter Lewy gibi dünyanın en saygın tarihçilerinin İngiliz, Rus, Alman ve Türk arşivlerinde yaptıkları uzun araştırmalar sonunda “Ortada asla bir soykırım yoktur. Böyle bir dayatmayı Türklere yapmak acımasızlıktır” diyor. Amerikalı tarihçi Justin McCarthy’nin, sık sık yaptığı bir hatırlatma vardır: “Sizi baskı altında tutanlar ‘özür dileyin kapansın bu tarihi yara’ diyeceklerdir. Sakın oyuna gelmeyin. Rahatınız için bencillik ederseniz atalarınıza iftira etmiş olursunuz. Çünkü onlar böyle bir suç işlemediler!” Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovannes Kaçaznuni de bir konuşmasında “Özür dilemesi gereken taraf, özrünü 85 yıl önce Türklerden dilemiştir” demiştir. “Özür dileyen şahsiyet, Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovannes Kaçaznuni’dir. Kaçaznuni, 1923 yılında kurucusu olduğu Taşnaksutyun Partisi’nin kongresine sunduğu geniş raporunda ’Türkler ne yapacaklarını biliyorlardı. Ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır’ demiştir.

İşgalci İngilizlerin, aralarında eski sadrazam, bakan ve milletvekillerinin de bulunduğu önde gelen 143 Osmanlı aydınını zorla Malta’ya götürüp “Ermeni katliamı” suçlamasıyla sorgulamış ancak, özel dedektiflerin dahi tutulduğu bu dönemde sürgünde tutuklu bulunan Türk aydınlara ve görevlilere karşı herhangi bir maddi delil bulunamamıştır.

Sadece o dönem de değil, daha bundan birkaç yıl önce 1992’de Ermenilerce işgal edilen Azerbaycan’a ait Hocalı’da bir gecede bütün kasaba yok edilerek bütün dünyanın gözü önünde yapılan soykırıma da bu metinde yer verilmemiştir. Aynı şekilde Ermeni Terör Örgütü ASALA tarafından şehit edilen 43 diplomatımızın acısı da bu metinde yer almamıştır. Şimdi tabi şunu da sormak gerekir, Ermenistan’da yaşayan Türkler nerede? Eski SSCB’nin en monolit ülkesi Ermenistan’dır. Sadece Müslümanlar ve Türkler değil aynı zamanda Ermenistan’daki Camiler ve hatta mezarlıklar dahi yok edilmiştir. Eski bir Türk ülkesi olan, Revan Hanlığı olarak bilinen ve 1828’den sonraki yüzde 83.4 Türk ve Müslüman nüfus ağırlığı olan Ermenistan’da 1926 yılına gelindiğinde Müslüman ve Türk nüfusu yüzde 5’e düşmüştür. Hatta SSCB döneminde bölgeye yerleşen Müslüman Kürtler de Ermenistan’dan sürülürken Yezidi Kürtlere dokunulmuyor.

Türkiye’deki kampanyanın başlamasından sadece birkaç gün önce, 9 Aralık’ta Ermenistan’daki gazetelere tam sayfa ilan veren ‘üçyüz aydın’ Türkiye’yi soykırımı tanımaya çağırması bilinçli bir kampanya ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.

Yaşanan savaşlar ve çatışmalarda iki toplumun yaşadığı acıların, yine her iki toplumun mensupları tarafından karşılıklı olarak paylaşılması ve bunun da hazırlanacak ortak bir metinde ifadesini bulması durumunda bu metin “iyi niyetli bir metin” olarak algılanabilir ve o zaman da bu girişim toplumun her kesimi tarafından desteklenebilirdi. Ancak ortada karşılıklı olarak acıların paylaşılması gibi bir durum yok, tam tersine arşiv belgelerine, tarihi bilgi ve belgelere dayanmadan Türkiye’ye yönelik bir suçlama söz konusudur.

SİNAN OĞAN
TÜRKSAM BAŞKANI

AHLAKİ AYRIMCILIK YAPAN ÖZÜR İYİLEŞTİRMEKTEN ÇOK ZARAR VERİR 29 Aralık 2008

Posted by Aybars in ABD, Ermeni.
add a comment
26 Aralık 2008 

İletiŞim: 
Nurten Ural, BaŞkan, ATAA

Hakan Dakın, Sanat/Medya Yönetmeni, ATAA

Onur İŞci, Proje Koordinatörü, ATAA  

202.483.9090
assembly@ataa.org

 

Türk Amerikan Dernekleri Birliği (ATAA), Türkiye’de bir gurup akademisyenin internet ve basın üzerinden yürütmekte olduğu ve son birkaç haftadır ülkenin gündemini meŞgul eden “Özür Diliyorum” adlı tek taraflı imza kampanyasını esefle takip etmektedir.  Her ne kadar söz konusu özür metninde “soykırım” kelimesinin kullanımından dikkatle kaçınılmıŞ ve bu terimin içeriğinden kaynaklanabilecek bir takım eleŞtiriler önceden tasfiye edilmeye çalıŞılmıŞsa da, metni kaleme alan yazarların esas itibariyle hareket ettikleri saik birleŞtirici olmaktan çok bölücü bir niteliğe sahiptir.  1. Dünya Harbinde hayatını kaybeden etnik topluluklardan sadece birine (Ermeniler) iŞaret edilmiŞ, Türkler, Kürtler, Çerkezler, Azeriler, Yahudiler ve diğer topluluklar “paylaŞılan acıya” dahil edilmemiŞtir.  Ahlaki açıdan yapılan bu tür bir ayrımcılıkla Şüphesiz dilenen özür siyasi bir jeste, sistem-karŞıtı bir açıklamaya dönüŞmekte ve açıklamayı yapanların kendi reklamlarını yapmaktan öteye gidememektedir.
 
Özür kampanyasını takiben yapılan açıklamalarda dikkati çeken bir konu da bu metnin Türk kamuoyunun çoğulcu yapısını yansıttığı iddiasıdır.  Bu bağlamda Türkiye’nin farklı düŞüncelere karŞı hoŞgörülü olmadığı yönünde çoğu zaman yapılan eleŞtirilerin geçersiz olduğu iddia edilmektedir.  Süregelen tartıŞmalarda savunulan diğer bir görüŞe göre de, özür dileme eyleminin kendisi tutucu bir devlet ideolojisinin tepeden inme uygulandığı komŞu ülke Ermenistan’da benzer bir çoğulcu kamuoyunun olmadığını göstermektedir.  Her ne kadar yapılan tüm bu iddiaları ilgiyle takip etsek de, ortaya atılan savların toplumsal kutuplaŞmaya sebep olan bu özür kampanyasını hiç bir Şekilde meŞrulaŞtırmadığını düŞünmekteyiz.
 
Ermeni isyanları, aŞırı milliyetçi Ermeni çetelerin köy-kasaba baskınları, iŞgalci ordularla iŞbirliği yapan Ermeni gurupların ihaneti ve savaŞ zamanı herkesi etkileyen hastalık, kıtlık gibi yaygın felaketler sonucu 1. Dünya SavaŞı’nda hayatını kaybeden Müslümanlara iliŞkin hiçbir bilgi yapılan özür metninde yer bulamamıŞtır.  Türk Tarih Kurumu’nun araŞtırma sonuçlarına göre çoğu Türk olmak üzere 524.000 Osmanlı-Müslümanı Ermeni çeteler tarafından feci bir Şekilde öldürülmüŞtür.  Özür metninde bu insanların kaderlerine iliŞkin bir bilgiye yer verilmemesi onların sessiz hatırasına yapılmıŞ bir hakarettir.
 
Maalesef, kampanyayı düzenleyenlerin metine dahil etmedikleri diğer bir mesele de 1973 yılından itibaren yetmiŞten fazla Türk diplomatın ve yakınlarının ASALA(Ermenistan’ın Özgürlüğü için Gizli Ermeni Ordusu), JCAG (Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları) gibi Ermeni terör örgütlerince insafsızca katledilmeleridir.  Aynı Şekilde, anlamakta güçlük çektiğimiz ve esas itibariyle bize söz konusu özür metninde en ikiyüzlü gelen konu, Şubat 1992′de Hocalı’da yaŞanan Ermeni kıyımlarında Azerilerin çektikleri acılardan ve Rus desteği ile bölgeye müdahale eden Ermeni ordusu tarafından evlerine el konulan insanlardan bahsedilmemesidir.  Yüz binlerce Azeri kadın ve çocuk bugün hala Kafkasların sert kıŞ aylarını ve kavurucu yaz aylarını çadırlarda geçirmektedir. ABD’nin bölgeye ulaŞtırmaya çalıŞtığı yardımların ülkedeki Ermeni diasporasının yoğun lobi faaliyetleri sonucu engellenmesi yaŞanan acıya aŞağılanmayı da eklemiŞ bulunmaktadır.  Bizce hayret verici ve son derece üzücü olan bu “özür metninde” neden kendi ülkelerinde mülteci konumuna düŞen Azerilerden bir iki kelimeyle bahsedilmemiŞ olmasıdır.

1912 ve 1922 yılları arasında Ermeni isyanları, ihaneti ve terörizmi sonucu Doğu Anadolu’da hayatlarını kaybeden tüm etnik gurupları – Türkler, Kürtler, Çerkezler, Yahudiler ve diğerlerini – 1973 sonrası suikastlarda katledilen Türk diplomatlarını, 1992-1994 arası Ermenilerin yürüttüğü etnik temizlik sonucu öldürülen ve sürülen Azerileri burada ATAA olarak tekrar hatırlatmak isteriz.  Konuya yeterince hakim olmayan bir gurup akademisyen tarafından yazılan söz konusu “özür” metninde bu saydıklarımız hiçbir Şekilde yer bulmadığı için buradan yaptığımız açıklamada Ermeni cürümlerine değinmeyi gerek gördük. Dolayısıyla Ermeni’lerin insanlığa karŞı iŞledikleri suçlar sonucu ölen herkesin acısının da bizler tarafından paylaŞıldığını belirtmek isteriz. 

 
Türkiye Cumhuriyeti’nin, kendi vatandaŞları tarafindan iŞlenmemiŞ bir fiil dolayısıyla, hiç kimse ya da hiçbir ülkeden özür dilemesine gerek yoktur.  Sonuç olarak, kimse kendi yurdunu savunduğu için özür dilemez.

Saygılarımla,
 
Nurten Ural, BaŞkan
Türk Amerikan Dernekleri Birliği (ATAA)

Kendi hastalığını milletine mal etmeye çalışan bir özürlünün yorumu 23 Aralık 2008

Posted by Aybars in Ermeni, Kişiler.
add a comment

DİE WELT: SARGILANMIŞ RUH BERLİN, 22/12 (BYE) — Tirajı günde 264 bin 270 olan muhafazakar sağ eğilimli Die Welt gazetesinin 22 Aralık 2008 tarihli sayısında, Zafer Şenocak imzasıyla ve yukardaki başlık altında yayımlanan yorumun geniş özet çevirisi şöyledir: —Din, Laik Devlete İtaat Ederse. Türk Toplumunun Ahlaki Yetersizliği— Bir Türk seve seve affeder fakat af dilemekten kaçınır. Her Türk bir şövalyenin ruhuna sahiptir. Türkler tarih boyunca çok sayıda kavimi boyundurukları altına aldıklarından söz etmeyi pek severler. Türk tarih kitaplarında sayısız zafer yer alırken, kendilerine boyun eğmek zorunda kalanların çektikleri ızdıraplardan pek söz edilmez. Kendilerine karşı çıkanlar ise sefillik ve canilikle suçlanırlar. Osmanlı İmparatorluğu sayısız yenilgiler nedeniyle parçalanmış ve Birinci Dünya Savaşı’nın neticesinde Türk halkı işgal kuvvetlerine karşı Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır. Düşmanın Anadolu’dan kovulması da Türkler için bir kahramanlık öyküsüdür. Her ne şekilde olursa olsun okullarda Türk çocuklarına Türk oldukları için övünmeleri gerektiği öğretilir. Bu yapılırken her zaman bembeyazmış gibi gösterilen Türk ulusal gururunun gömleğindeki siyah lekelerden hiç söz edilmez. Son olarak çok sayıda Türk aydınının Ermenilerden özür dilemeleri Türk toplumunun büyük bir kesminde anlayışla karşılanmamıştır. Ermenilerden özür dilenen bildiriyi imzalayanlar vatan hainliğiyle suçlanırken, toplumda geniş kitleler, Türk tarihinin en karanlık sayfalarından birisi olan bu meseleye yönelik daha insancıl bit tavır takınılmasını istiyor. Türk ruhunun düğümlenmiş olmasının şüphesiz birçok nedeni vardır. Osmanlı’nın kanlı ve acı bir şekilde dağılmasının Türkler için bir travma yarattığından ve bu travma miras olarak kaldığından söz edilebilir. Türk halkının acı ve ızdırabını Ermenilerin acı ve ızdırapları ile mahsup etmek oldukça soğukkanlı bir ahlak anlayışını gerektirir. Devletin ideolojik olarak belirlediği Türk kimliğinin şekillenmesinde bu soğukkanlı ahlak anlayışı etkili olmuştur. Devlet tarih yazımını mutlak bir otoriteyle kendi elinde tutar. Bu şekillenme sadece okullarda değil, aynı zamanda aile içinde ve mahallede de gerçekleşir. Bu milliyetçi şekillenmeden kendisini soyutlamaya çalışan ise dışlanır. Bu şekilde toplum yalanlarını sürdürmekle birlikte bir sonraki nesile de miras olarak aktarmış oluyor. Fazla dikkate alınmayan başka bir husus şudur: Modern Türk toplumu Birinci Dünya Savaşı sonrası aşırı şekilde laik bir toplum olarak şekillenmiştir. Din olgusu artık kamusal tartışmalarda herhangi bir rol oynamamıştır. Bu kültür devrimi gelişiminin öncüleri Jön Türklerdi. Jön Türkler, Ermeni soykırımının sorumluluğunu taşıyan siyasi bir güçtür. Dinin ahlaki ölçülerinin Jön Türkler için de bir önemi yoktu. Acaba İslami ilkelere göre, Talat Paşa’nın tehcir kararı emrini vermesi nasıl değerlendiriliyor? Ermeni kadınları, çocukları, yaşlı insanları, silahsız erkekleri ölecekleri kesin olan bir yolculuğa zorla çıkartmak nasıl bir şeydir? Soykırımın dinin ahlaki ilkeleriyle çatışması durumu bu zamana kadar birbiriyle yüzleştirilmemiştir. Bu durum bir yandan, Müslümanlığın, Yeniçağ’da ahlaki ilkelerinden ödün verdiğini, diğer yandan da, toplumların rasyonalizme ve positivizme sadece yapmacık bir şekilde bağlı olurlarsa modernleşme sürecinde çektikleri sıkıntıları göstermektedir. Türkiye’deki imamların ve müftülerin büyük bir çoğunluğunun Anadolu’daki felaketin üzerinden neredeyse bir yüzyıl geçmiş olmasına rağmen Hristiyan bir halkın yokedilmiş olmasından daha ziyade bir rahatlama duymaları, İslamiyetteki ahlaki yozlaşmayı göstermektedir. Acaba Türkiye’deki en üst dini kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da aydınların özür dilemelerine katılmaları beklentisi yok mu? Hayır, bu tür bir beklenti yok. İşte bu durum gerek Müslümanlığın, gerekse seküler Türk devletinin içinde bulunduğu krizi gösteriyor. Türkiye’de devlet ve din birbirlerini malzeme olarak kullanıyorlar. Milliyetçilik, Müslüman olmayan her kişiyi Türklüğü sarsacak aday birisi olarak değerlendiriyor. Din, Türk kimliğinin tanımlanma şeklini kabul etmekle birlikte kendi ahlaki ilkelerini çiğnemekten kaçınmıyor. Bu şekilde İslamiyet ruhsuz bir teknik olgu haline dönüşüyor ve ahlaki yeterlilikten yoksun bir hale geliyor. Dinin pratiklerini yerine getiren bir Müslüman her gün defalarca abdest almak suretiyle vücudunu temizliyor. Peki bu Müslüman ruhunu ve vicdanını acaba nasıl temizliyor? Acaba Müslümanlıkta vicdan bir kategori olarak yer alıyor mu? Görünen o ki, Müslümanlıkta vicdan sargılanmış bir durumdadır. Geriye kalan birkaç liberal aydın artık bu yalanlarla yaşamak istemiyor. Bu kesim, affetme kültürünü benimseyen fakat kendi günahları için af dilemek erdeminden yoksun bir şekilde toplumda yalnız kalmış durumdalar. (BEBM/HU/)

Not:Bu hastalıklı yorum, Alman düşünce kuruluşlarının danışmanı olarak çalışan, Almanlar hesabına yorum yapan bir kişiye aittir. Tanıyalım ve unutmayalım lütfen!

Zafer Şenocak 1961 yılında Ankara’da doğdu. 1970’te ailesiyle birlikte Münih’e yerleşti. Münih Üniversitesi’nde Alman dili ve edebiyatı, felsefe, tarih ve siyasal bilgiler dallarında eğitim gördü. 1983 yılından beri yayımladığı şiir, hikâye, roman ve deneme kitapları Türkçeye, İngilizceye, Fransızcaya, İtalyancaya çevrildi. ABD’de yayımlanan deneme kitabı Atlas of a Tropical Germany geniş yankı uyandırdı. 1992 yılından beri ABD’nin önde gelen üniversiteleri Massachusetts Institute of Technology, Harvard, Yale, Dartmouth College, Georgetown ve University of California/ Berkeley’de konuk profesör olarak konferans ve dersler verdi.
Şenocak, Almanya’daki bazı düşünce kurumlarına ve platformlarına Türkiye ile ilgili danışmanlık yapıyor. Alman basınında, radyo ve televizyonlarında düzenli olarak yorum ve makaleleri yayınlanıyor.

Özür dilemeyen sürpriz isim! 23 Aralık 2008

Posted by Aybars in Ermeni.
2 comments

Özür dilemeyen sürpriz isim!

23 Aralık 2008 Salı 01:42

Özür diliyorum kampanyasına destek vermeyen Ermeni asıllı bir Türk… Bakın o isim kim? Ve kampanyayı niye desteklemiyor? Ermeni asıllı Türk besteci Garo Mafyan “Ermenilerden Özür Diliyorum” kampanyasına imza koymadı. NE ÖZÜRÜ Saba Tümer’le Bu Gece programına katılan Mafyan “‘Özür Diliyorum’ kampanyası hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sorulduğunda “ne özrü?” diye cevap verdi. Tümer’in “Ermeniler’den özür diliyorum” kampanyası” diye hatırlatması üzerine şunları söyledi:

BEN BUNA TARAF OLAMAM

 ”Ben senin adına kimseden özür dileyemem. Bu konu tarihçilin ve hukukçuların işi. Ben buna taraf olamam. Taraf olmam için o konu hakkında çok iyi bilgi sahibi olmam lazım. O dönemde yaşamam lazım. O dönemin şartlarını çok iyi bilmem lazım. Yani bu benim işim değil, tarihçilerin ve hukukçuların işi…” dedi.

BEN BU BAYRAĞIN ALTINDA YAŞIYORUM

Bir müslümanla evli olan Garo Mafyan daha önce verdiği röportajlarda kendisinin Ermeni asıllı Türk olarak nitelendirilmesinden rahatsız olduğunu dile getirmiş ve “Çünkü ben bu bayrağın altında yaşıyorum. Asıllı yada asılsız kelimelerini anlamıyorum. Tamam ben Ermeniyim ama bunu her fırsatta belirtmek bana saçma geliyor.” demişti… “Türkiye’de Ermeni olma” durumunu ise hiçbir zaman dışlanmadım diye tanımlamıştı…

Türklerden Kim Özür Dileyecek? 23 Aralık 2008

Posted by Aybars in Ermeni.
add a comment
 
 
Hasan KANBOLAT
 

 

1783, 1864, ’93 Harbi (1877-78), 1913 tarihlerini günümüz Türk toplumunda kaç kişi biliyor? Sokaktaki adam için bu tarihler birşey ifade ediyor mu? Sanmıyorum.

BİR GECEDE YOK OLAN KÖY

1783′de Kırım Hanlığı’nın ortadan kaldırılarak Çarlık Rusyası’nın Kırım’ı ilhâkı sonrası Kırım’dan Osmanlı Devleti’ne zorunlu göçler gerçekleşmiştir.

21 Mayıs 1864’ soykırımın sona erdiği tarih 

‘21 Mayıs 1864′ tarihi ise Çarlık Rusyası’nın Kuzey Kafkasya’yı ele geçirmesi ile birlikte gerçekleştirdiği sürgün ve soykırımın sona erdiği tarihtir.

Çarlık Rusyası ile yaşanılan savaş sonrası Kuzeybatı Kafkasya halkları olan Adıgeler, Ubıhlar, Abhazlar ve Karaçay-Malkarlar nüfuslarının yüzde 95’ini soykırım ve Osmanlı Devleti’ne zorunlu göçten oluşan etnik temizlik ile kaybetmişlerdir.

Ubıhların tamamına yakını öldürülmüştü

En ağır soykırımı yaşayan ve Kuzeybatı Kafkasya’da bulunan Soçi kentinin yerel halkı olan Ubıhların tamamına yakını öldürülmüş, kalan sağlar ise Osmanlı Devleti’ne göçe zorlanmış ve böylece bu halkın tamamı yok edilerek tarihten silinmiştir. Yaşanılan acıların yıldönümü olan ‘21 Mayıs’ yıllardır Kuzeybatı Kafkasya halkları tarafından sessizce anılmaktadır.

Zorunlu göçle, 1 milyondan fazla göçmen bu topraklara geldi

Hicri takvimde 1293 yılına denk geldiği için ‘93 Harbi’ diye anılan savaş ise 24 Nisan 1877 tarihinde Çarlık Rusyası’nın savaş ilanıyla başlamış ve 9 ay 7 gün sürmüştür.

II. Abdülhamit döneminde meydana gelen bu savaş bir yıldan az sürmesine karşın Osmanlı Devleti’nin adeta belini kırmıştır.

Hem Tuna Cephesi’nde, hem de Kafkasya Cephesi’nde süren 93 Harbi, Osmanlı Devleti için büyük toprak kaybına neden olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Avrupa ve Kafkasya kanatları kırılmıştır. 93 Harbi, Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecini başlatan önemli olaylardan biri sayılır. 93 Harbi sonrasında Güney Kafkasya ve Balkanlardan Anadolu’ya zorunlu göç ile bir milyonu aşkın göçmen gelmiştir.

Yüzyıllardır sürgün ve soykırıma uğrayanlar Türkiye’de huzur buldu

1783’de Kırım’ın ilhakı, 1864’te biten Kafkas-Rus Savaşı, 93 Harbi, Balkan Savaşı (1912-13), Birinci Dünya Savaşı (1914-18) ve 1923 sonrası Cumhuriyet döneminde Kırım’dan, Balkanlardan, Kuzey ve Güney Kafkasya’dan sürekli zorunlu göç olmuştur.

Bu zorunlu göçler, modern Türkiye’nin nüfusunu, ekonomisini, tarihi ve kültürel yapısını şekillendirmiştir. Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya, Türkiye’nin yakın akraba coğrafyalarıdır. Bu bölgeler nezle olursa, Türkiye’nin burnu akar. Bu bölgelerde yüzyıllardır sürgün ve soykırıma uğrayanlar Türkiye’de huzur bulmuşlardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfusunun yarısı soykırıma uğramış insanların toruanları  

‘1783’, ‘1864’, ’93 Harbi’, ‘1913’ tarihlerini bilmeyen Türk toplumu Ermeni Soykırımı iddiaları yüzünden ‘1915’ tarihini bilmektedir.

Türkiye neden bu soykırım iddialarına karşı hep savunmada kalıyor?
Türkiye neden tarihinden korkuyor?

Aslında, Türkiye geçmişinden korkmamalı.

Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan nüfusun yaklaşık yarısı dünyanın herhangi bir yerinde etnik temizlik, soykırım ve sürgüne uğramış ve bu acılardan kurtulabilmiş insanların torunları değil midir?

İşte soykırıma uğratılan Türkler

Kuzeybatı Kafkasya’dan Adigeler,  Ubıhlar, Karaçay ve Balkarlar, Kosaklar (Rus Kazakları), Abhazlar; Kuzeydoğu Kafkasya’dan Çeçenler, Dağıstanlılar, Osetler; Güney Kafkasya’dan Karabağlılar, Azeriler, Ahıskalılar, Terekeme ve Karapapaklar, Acaralar, Gürcüler; Karadenizin kuzeyinden Kırım Tatarları, Ukraynalılar, Beyaz Ruslar; Balkanlardan Balkan Türkleri, Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar, Ulahlar, Torbeşler, Makedonlar; İspanya’dan Araplar ve Museviler; Ege’den Girit ve Rodos ve diğer Ege adalarındaki Türk ve müslümanlar; Kıbrıs’dan Kıbrıs Türkleri; Orta Doğu’dan Türkler, Filistinliler ve Kürtler; Afganistan’dan Özbekler, Kırgızlar ve diğer Afgan halkları, Orta Asya’dan Özbekler, Türkmenler, Kırgızlar, Kazaklar, Tacikler, Uzak Doğu’dan Uygurlar topraklarında etnik temizlik, soykırım ve sürgüne uğrayarak son 150 yılda Türkiye’ye gelmedi mi?

Haksızlığa uğrayanların vatanı

Aslında, Anadolu binlerce yıldır Türk üst kimliği altında göçmenlerin, sürgüne ve haksızlığa uğrayanların vatan edindiği, huzur bulduğu topraklar olmadı mı?

Peki Türkiye bu gerçekleri neden yüksek sesle telaffuz etmiyor?

Atalarımıza hürmeten sürgün ve soykırım anıtı Türkiye’nin herhangi bir yerine neden dikilmiyor veya dikilmesi için herhangi bir girişimde bulunulmuyor?

Kimi bekliyoruz?

Kafkasya’dan, Balkanlardan, Kıbrıs’dan, Girit’den, Rodos’dan, Kırım’dan, Orta Asya’dan, Doğu Türkistan’dan, Afganistan’dan ve diğer coğrafyalardan gelip Anadolu’yu yurt bilen ataların acılarını hatırlamak için bu ataların bir anıt hakkı yok mudur?

Kırım Tatarlarının tradejisi yok mu?

Türkiye’nin gündeminde sadece Ermeniler var.

Bir kısım Türk aydını Ermeni Tradejisi söylemini benimsemiştir. Son 150 yılda Anadolu’ya göçmek zorunda bırakılan ve günümüz Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturanların tradejisi yok mu?

Kırım Tatarlarının, Girit Türklerinin tradejisi yok mu?

Hıristiyan olmayanların trajedisi olamaz mı?

Türk aydını köklerinin trajedisiyle de ilgilenmez mi?

Türk aydını komşusunun acılarına ortak olmalıdır. Ama, kökenlerindeki, damarlarında akan kanın tradejisi ile de ilgilenmelidir. Ermeniler tehcire uğradığı ama deportasyona uğramadığı vurgulanmalıdır. Çünkü, tehcir ile Ermeniler Osmanlı Devleti içerisinde zorunlu olarak yer değiştirilmişlerdir. I. Dünya Savaşı koşuları nedeniyle Anadolu’dan Orta Doğu’ya kaydırılmışlardır. Sınırdışı edilmemişlerdir. Ancak, Türk ve müslüman göçmenler sınır dışı edilmişlerdir. Deportasyondan, sürgünden söz edebilmek için sınırdışı edilmek gerekmektedir.

ASALA’lı yıllar

7 Ağustos 1982 tarihinde ASALA terör örgütüne mensup 2 terörist, Ankara’nın Timur’un komutanı ve sağkolu olan Esenboğa’nın adını taşıyan havaalanına silahlı baskın düzenlemişlerdi. 2 güvenlik görevlisi, 2’si yabancı uyruklu 6 yolcu olmak üzere 8 kişi ölmüş, 72 kişi de yaralanmıştı.

Esenboğa baskını ASALA’nın Türkiye’deki ilk eylemi olmuştu. Ermeni kökenli terör örgütlerinin yurt dışındaki Türk diplomatlarına karşı saldırıları 1973 yılında başlamıştı.

1973-94 yılları arasında dünyanın dört kıtasından, 13 ayrı ülkeden, 17 ayrı şehirden (Roma, Marsilya, Atina, Lyon, Paris, Sydney, Kopenhag, Cenevre, Los Angeles, Ottowa, Boston, Lizbon, Burgaz, Belgrad, Brüksel, Viyana, Tahran) Ankara-Esenboğa havaalanına Türk bayrağına sarılı tabutlar ulaştı. 7 Ağustos 1982 tarihinde ASALA terör örgütünün silahlı baskını sonrası Ankara-Esenboğa havaalanında şehitlerimizi anmak için ne yapıldı? Hiç. Havaalanına şehitleri anmak için bir plaket bile konulmadı.

Şehitler için bir köşe bile açılmadı

Onların anısına fotoğrafları bile konmadı. Bir küçük barış heykeli bile dikilmedi. Hiçbir 7 Ağustos’ta Esenboğa havaalanında onların anısına saygı duruşu için sirenler bile çalmadı.

Türkiye’de artık “Atalarımızı Anma” günü kutlanmaya başlanmalıdır.

Halkın hafızası zayıf olsa da devletin ve aydınların hafızası daha kuvvetli olmalıdır. Ermenilerden özür dilemeyi bilen aydınların atalarının acılarına da sahip çıkmasını bilmesi uygun olacaktır.

Ermeniler, Türklerin kapı komşusudur. Aynı ailenin araya ayrılık girmiş parçasıdır. Bu nedenle, terör örgütlerinin ve radikallerin eylemleri Ermeni halkına mal edilemez. Ancak, unutmalayım ki son yüzyıl ile ilgili yalnız Ermenilerin değil Türklerin de acıları büyüktür.