jump to navigation

kritik analitik dusunme 9 Ekim 2007

Posted by Aybars in AB, ABD, Almanya, Filistin, Mesih/Armegedon.
add a comment

http://www.haber10.com/haber/38659/

EVANJELİKLER VE SİYONİSTLER: ‘ARMAGEDDON!’ İTTİFAKI

Alman devlet televizyonu ARD’nin resmi haber sitesinde yayınlanan ilginç bir makale, niçin coğrafyamızda kanın durmadığına, ırak’ın işgalinden, pkk’ya, israilin vahşetinden, Amerikanın sınırsız desteğine kadar bir çok meseleye açıklık getiriyor.
08.08.2006 00:12



Julia Leonhard’dan

Beyruta düşen bombalar, Hayfada siren sesleri.
Hristiyan Evanjelikler , Ortadoğu’daki savaşı sonun başlangıcı olarak görüyorlar.
İsrail’de iyi ve kötünün son savaşı gerçekleşmeli.
Dünyanın beklenildiği üzere batması için İsrail desteklenmeli.

Margaret Stratton, 3 haftadır televizyon ekranlarından takip ettiği ortadoğudan yansıyan görüntüler için, acıklı fakat beklenildiği gibi diyor.
‘’Robinson Drive Metodis’’ kilisesinin rahibesi, Şimdi İsrail ve komşuları arasında olan savaşın incilin bir kehaneti olduğunu söylüyor.
Rahibenin Texastaki cemaati, aslında barışa inanmadan, ortadoğuda barış için dua ediyor.Çünkü evanjelikler dünyada kalıcı bir barış için,insanlık tarihinin şahit olmadığı kadar kanlı bir savaşın olması gerektiğine inanıyorlar.Yol haritaları onları kıyamete (Armegeddon) doğru götürüyor.

Son kanlı çatışma çoktan başladı

Strattons Cemaati mensupları ve milyonlarca Amerikalı için, son kanlı savaş çoktan başladı.Pew Araştırma merkezinin tahminlerine göre tüm Amerikalıların dörtte biri evanjelik, evanjeliklerse incilin kelime karşılığı yorumunu kabul ediyorlar ve bununla beraber iyi ve kötü arasındaki son büyük savaşın israilde gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorlar.

İsrail devletinin kurulması ile beraber evanjeliklerin geneli incilin kehanetin gerçekleştiğine ve Mesihin geri dönebilmesi için hristiyan olmayan bütün herkesin katledilip, yok edilmesi gerektiğine ve ancak böylece bin yıllık barışın başlayacağına inanıyorlar.
Güney Lübnandaki İsrail birlikleri ve Kuzey İsraile düşen hizbullah füzeleri, bütün bunlar özlemle beklenen sonun müjdecileri.

İsrail son kanlı savaşın sahnesi

Evanjelikler, armegeddonun gerçekleşebilmesi için İsrail’in doğal sınırlarını koruması (ardı mevud) gerektiğine inanıyorlar. 18.000 kişilik cemaatiyle Amerika’nın en nüfuzlu evanjelik rahiplerinden olan John Hagee, İsrail’in tanrı tarafından yaratılan tek millet olduğunu, Kudüs’ün bu yüzden sonsuza kadar bölünmemiş başkent olarak kalması gerektiğini söylüyor.

En çok satan kitabı ‘Kudüs için gerisayım’da (Jerusalem Countdown) korkunç bir ahir zaman senaryosu tasarlamış.Rusya ve müslüman devletler birleşip İsraile karşı savaşıyorlar.Bütün bu karmaşıklıklar ve savaşların ardından, hristiyan karşıtı olan Avrupa birliği lideri, İngiliz ve Amerikan ittifakına karşı savaşıyor.Mesih geri dönüyor ve yeryüzündeki ebedi krallığını Kudüs’te inşa ediyor.

İsrailin düşmanları için tek kuruş yok.

Hageenin kitabını, şimdiden 600.000 Amerikalı satın aldı.Hagee okurlarının büyük bölümünün “İsrail İçin Birleşmiş Hristiyanlar Lobi grubu” na katılmasını bekliyor.Zira böylelikle evanjelikler Amerikan politikasında daha etkin hale gelecekler.Temmuz ortalarında, İsrail ve Lübnan krizi patlak verdiğinde, tüm Amerikan eyaletlerinden 3500 evanjelik Washingtonda buluştu.“Biz Amerikan yönetimini, İsrail’in Hamas ve Hizbullah’a karşı sürdürdüğü operasyonu engellememesi hususunda uyarmak istiyoruz.Şuna kesinlikle emin olmak istiyoruz ki, meclis İsrail’in düşmanlarına tek cent bile vermesin“. Hagee bu konuşmasını 40 milyon amerikalı adına yaptığını söylüyor.

Muhafazakar Evanjelikleri başarı ile temsil eden Cumhuriyetçi Parti, evanjeliklerin söylediklerinide dinliyor.Hristiyan birliğinin seçkin misafirlerinden biriside Rick santorumdu.Rick kasımda yapılacak kongre seçimlerinde tekrar seçilebilmek için mücadele verecek.Cumhuriyetçi partinin Kongre başkanı Ken Mehlmanda evanjelik oyları alabilmek için şu sloganla yola çıkıyor.

İster Hristiyan, Yahudi yada Müslüman ol,
İster Amerikalı, Japon yada Hindistanlı ol
Kim hürriyeti seviyorsa, Bugün İsrailli olmalı.

2004 yılında yapılan başkanlık ve kongre seçimlerinde evanjelik oylar önemli bir rol oynadı.11 Eyalet seçimlerle beraber, homo evlilikler için referandum yapılıyordu. Tabi bu referandum bir çok kızgın muhafazakar hristiyanı sandıklara doğru yöneltti.Bazı Cumhuriyetçiler, gizlice İsrailin’de aynı şekilde seçmenleri sandıklara doğru hareket ettiren motor görevi yapacağını ümit ediyor olabilirler.Çünkü şu andaki iktidar İsrail dışında, evanjeliklerin beklentilerine cevap verebilecek fazla bir şey yapmadı.

Yüksek bağış temayülü

Seçmen oylarının yanında evanjelikler, mensuplarının yüksek bağış yapma temayülleri kartınıda masaya sürebilirler.’Uluslararası Hristiyan ve Yahudi derneği’ başka bir ifade ile ‘yahudi hristiyan lobisi’ yaklaşık 20 miyon dolar civarında bağış aldı.Başkan ‘Yechiel Eckstein’ bağışların hatırı sayılır bölümünün evanjeliklerden geldiğine inanıyor.

Evanjelik-Yahudi işbirliği ilk bakışta gerçekçi gelmeyebilir.Evanjelik anlayışa göre yahudiler, ancak hristiyan olurlarsa Armegeddondan sonra yaşayabilirler.Bir çok amerikalı yahudi bu teolojiyi yabancı buluyor.Onun dışındada bu iki gurup arasında dağlar kadar fark var.Konservativ hristiyanlara karşın, amerikan yahudileri genellikle liberal demokratları seçiyorlar.Sadece İsraile destek konusunda iki gurupta aynı cizgide buluşuyorlar.

Önemli olan bakış açısı

Armegeddon Lobisi ilişkilerinde bazıları için önemli olan sadece doğru bakış açısı.İsrail’in Amerikan Konsolosu Daniel Ayolan, İsrail için birleşik Hristiyanların düzenlemiş olduğu yemekli ziyafete katılmıştı.Kendisi İsrail hükümetine verilen bu destekten dolayı son derece memnun gözüküyordu.Yahudilerin inandığı gibi Mesihin dünyaya ilk gelişi mi, yoksa evanjeliklerin inandığı gibi Mesih’in dönüşü mü yaklaştı sorusuna direkt cevap vermeyerek “Bırakın mesih gelesiye kadar Hepimiz yahudi miyiz yoksa hepimiz hristiyan mıyız sorusu ile meşgul olup saçlarımı ağırtmak istemem.Eğer Mesih gelirse ona ilk kez mi geldiniz yoksa sadece geri mi döndünüz diye sorarız şeklinde karşılık verdi.“

Almancadan Tercüme: Fehim Taştekin
filistin.wordpress.com
Bu yazının almanca aslı için tıklayınız

İşte Başbakan Erdoğan’ın eşbaşkanı olduğu projenin gerçek yüzü 9 Ekim 2007

Posted by Aybars in ABD, BOP, Filistin.
add a comment

Bu bombalar İncirlik’ten
Bu bombalar İncirlik’ten


Adana’daki İncirlik Üssü dün yeniden hareketlendi. Üsten dün sabah üzerinde ‘patlayıcı’ yazan konteynerlerle yola çıkan 15 TIR, Mersin’deki NATO Limanı’na hareket etti. Etrafında kuş uçurtulmayan patlayıcı yüklü konteynerlerin nereye götürüldüğü gizli(!) tutuluyor.
Harıl, harıl cephane taşıyorlar Dün sabah saat 05.00’te üsse boş olarak giren TIR’lar, üç saat sonra üzerinde ‘patlayıcı’ yazan konteynerlerle yüklü olarak dışarı çıktı. Yüklemenin ardından 15 TIR, özel harekat timleri ve ABD askerleri eşliğinde Mersin Limanı’na doğru hareket etti. TIR’ların Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Taşucu beldesindeki NATO Limanı’na gittiği belirtildi. İncirlik’ten TIR’ların çıktığı saatlerde limana bir fırkateyn yanaşırken, yoğun güvenlik önlemleri alındı. “Gördüğüm manzara korkunç” Bu arada Lübnan’da bulunan AKP’li Turan Çömez, Beyrut’ta İsrail’in akşam saatlerindeki saldırısıyla yaşadığı dehşeti dile getirdi. Çömez, “Gördüğüm manzara korkunçtu. Beş katlı bina yerle bir olmuş, yanındaki binalarda büyük hasar var, semtte bulunan arabalar parça parça olmuş. Kurtarma zorlukla sürüyor, çıkarılan cesetler yürekleri burkuyordu. Sivillerin yaşadığı bu semtin vurulacağı kimsenin aklına gelmemişti” diyerek insanlık dramını dile getirdi. BEYRUT
İsrail saldırılarının yoğunlaşması nedeniyle önceki gün güney Lübnan’a yapacağı inceleme gezisini iptal eden AKP Balıkesir milletvekili Turan Çömez, Beyrut’ta onlarca kişinin hayatını kaybettiği bir bombalama olayına tanık oldu. Güney Beyrut’taki Sayda bölgesinde beş katlı bir binanın da yıkıldığı saldırıdan sonra bölgeye giden Çömez, kurtarma çalışmalarını izledi, fotoğraf çekti.

Lübnan’da incelemelerini sürdüren Çömez, AA muhabirine, önceki gün akşam saatlerinde yaşadıklarını anlattı. Bulundukları binanın çatı katında şiddetli bir patlamayla sarsıldıklarını belirten Çömez, “Ardı ardına iki patlama bize yaklaşık 2 kilometre uzaklıktaydı. Bulunduğumuz noktadan görülebilen havaya yükselen dumanlarla ürperdik” dedi. Bir süre sonra saldırının yapıldığı bölgeye gittiklerini belirten Çömez, gördüklerini şöyle anlattı:

“Gördüğüm manzara korkunçtu. 5 katlı bir bina yerle bir olmuştu. Yanındaki binalar ise hasarlıydı. Semtte bulunan arabalar paramparça olmuştu. Zor koşullarda sürdürülen kurtarma çalışmalarına tanık olduk. Çıkarılan cesetler yürekleri burkuyordu. Bazıları da sağ olarak çıkarıldı. Sivillerin yaşadığı bu semtin vurulacağı kimsenin aklına bile gelmemişti. Her gece geç saatlerde bomba sesleri yükseliyor kentten. Bir korku şehri haline dönen Beyrut’ta, insanlar endişeli.” Savaşta ölenlerin büyük bölümünün siviller olduğuna dikkati çeken Çömez, “Karşılıklı misillemelerle giden bu savaşta insanlık dramı yaşanıyor. Beyrut’a yapılan bu saldırılara, Hizbullah da İsrail’de yeni bombalarla cevap verecek olursa şiddet daha da tırmanacak. Bu şekilde, bu savaşın sonu gelmez. Dünya bu vahşete seyirci kalamaz” dedi. Çömez’in bugün Türkiye’ye dönmesi bekleniyor.

Kaynak : (aa)

Dört günlük kıyamet savaşı!.. 9 Ekim 2007

Posted by Aybars in ABD, Filistin, Yahudi.
add a comment

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Cuma günü, Beyrut’un merkezine yapılacak her hangi bir saldırıya karşı Tel Aviv’i bombalayacaklarını söyledi. İsrail’in BM’deki temsilcisi Dan Gillerman, BBC’ye verdiği söyleşide, “Hizbullah’ın Tel Aviv’e saldırması bir savaş ilanı sayılacak. Çünkü Hizbullah Tahran’ın açık talimatı olmadan böyle bir şey yapamaz” dedi. Bu söz; İsrail’in Tel Aviv’e yönelik saldırıya Tahran’ı bombalamakla cevap vereceği şeklinde yorumlanıyor. İran Devrim Muhafızları Komutanı Yahya Rahim ise dün, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısına yüz kat daha güçlü cevap vereceklerini, cevabın İran halkının öfkesi ve gücüyle sınırlı kalmayacağını söyledi. Suriye bölgesel savaşa hazır olduğunu bir çok kez açıkladı ve Hizbullah’a desteğini yineledi.

ABD’nin Fransa ile birlikte hazırladığı BM Güvenlik Konseyi karar tasarısı, Lübnan, İran, Suriye, bazı Müslüman ülkeler, Rusya ve Çin tarafından reddedildi. Şu bilinmeli: Lübnan’ı kurtarmaya, İsrail saldırılarını durdurmaya yönelik hiçbir diplomatik girişim olmayacak. Bütün girişimler savaşı bölgesel düzeye çekmeye ayarlı olacak.

Irak işgalinden hemen sonra başlayan askeri yığınak Lübnan’a saldırılarla bambaşka bir boyut aldı. ABD’den İsrail’e füzeler, bunker-buster bombaları, askeri mühimmat taşıyan uçaklar, İngiltere hava sahasını kullanıyor. İki haftadır devam eden seferlere kimse dikkat etmiyor. Şimdi İncirlik hava üssü de bu amaçla kullanılmaya başlandı. Dün İncirlik’ten Mersin’e giden ABD konvoyun da İsrail’i silah taşıdığı iddia ediliyor.

Bu füze ve bombalar Lübnan’da kullanılıyor ama asıl hedefi İran ve Suriye. Askeri yığınak Lübnan ölçeğini çoktan aşmış durumda. Dünya; Büyük Ortadoğu Savaşı’nın hangi ölçeklerde seyredeceğini tartışmaya başladı. Bunu yaparken de, ABD-İngiltere-İsrail-Türkiye ilişkilerine dikkat çekiliyor.

Bölgesel savaş aslında Irak işgaliyle başlamıştı. Üçüncü Dünya savaşı ise Afganistan işgaliyle. Şimdi merak edilen, Büyük Ortadoğu Savaşı’nın nükleer içerikli olup olmayacağı. Çok tehlikeli ve ürkütücü senaryolar dile getiriliyor. İran-İsrail/ABD çatışmasında nükleer silahların kullanılabileceği, bölgede büyük bir yıkım yaşanabileceği ifade ediliyor.

7 Eylül 2004′te “En korkunç senaryo” başlığı ile buraya aldığım bir metni tekrar hatırlatmak istiyorum.

Claude Salhani, 2003 yılında “The American Conservative” dergisinde “Four Day War” (Dört Gün Savaşı) başlıklı hayali bir senaryo yayınladı, ben de 7 Eylül 2004′te “En korkunç senaryo” başlığı ile bu köşeye aldım. Bugün yaşanan sapkınlığın nerelere uzanabileceğine dair biraz durup düşünmek için hatırlatayım:

“Birinci gün: Çarşamba.

Şafak vakti Negev çölündeki askeri üslerden kalkan İsrail savaş uçakları İran’ın Buşehr’deki nükleer tesislerini yok eder. Saldırı İslam dünyasını sarsar. Milyonlarca insan sokaklara dökülür.

İkinci gün: Perşembe.

İsrail’in ABD desteği olmadan saldıramayacağına inanan İran misillemeye geçer. Binlerce devrim muhafızı Irak içlerine girer. Şiddetli çatışmalar yaşanır. Hizbullah, İsrail’e füze yağdırır. İslam dünyasında dev kalabalıklar sokakları kaplar. Kahire, Amman ve Ankara’da İsrail büyükelçilikleri tahrip edilir, ABD büyükelçilikleri ateşe verilir.

Üçüncü gün: Cuma:

İslam dünyasında Cuma namazı sonrası kalabalıklar harekete geçirilir. Devlet binaları yağmalanır. Çatışmalar büyük bir zayiatla sona erer. Sıkı yönetim ilan edilir. Ancak kargaşa durdurulamaz. S. Arabistan’da İslamcı gruplarla güvenlik güçleri arasında yaygın çatışmalar başlar. Suudi kraliyet ailesi ortadan kaybolur. Endonezya’da, Malezya’da, Mısır’da İsrail’e savaş açılmasını isteyen halk çılgına döner.

Dördüncü gün: Cumartesi.

Pakistan ordusundaki İslamcı subaylar Perviz Müşerref’i devirme planını hareket geçirir. Pakistan istihbarat servisi ISI, ülkenin nükleer tesisleri ve nükleer kodların denetimini ele geçirir. Birkaç saat içinde, nükleer silah yüklenen iki uçak, gizli bir hava üssünden kalkar. Hedefleri Tel Aviv ve Ashdod’dur. Dolambaçlı bir yol izleyerek Doğu Afrika’da yakıt ikmali yapar. Kendilerini Güney Afrika uçakları olarak tanıtır. Kuyruk işaretleri de Güney Afrikalı olduklarına işaret etmektedir. İki uçak intihar pilotları tarafından uçurulmaktadır. İsrail hava trafik kontrolünün kendilerine verdiği hattı izlerken aniden yön değiştirip iki kente dalarlar ve nükleer yüklerini boşaltırlar.

İsrail Pakistan’a misilleme yapar. Milyonlarca insan ölür. Arap yönetimleri çöker. Savaş Ortadoğu’yu kaplar. Yüz binlerce insan ölür. Zayıflayan İsrail ayakta kalma mücadelesi vermektedir ve nükleer silahlarla Arap başkentlerini vurur. Ortadoğu tam bir kaosa sürüklenir…..”

Bu cinnet çağında hiçbir şey ihtimal dışı değil….

Atatürk: Filistin’e el sürülemez! 9 Ekim 2007

Posted by Aybars in Atatürk, Filistin, Yahudi.
add a comment

İsrail’in Gazze’yi kan gölüne çevirmesi yetmemiş gibi şimdi de Lübnan’ı vuruyor ve nerede duracağı bilinmiyor. İsrail sivilleri katletmekten de çekinmiyor. Geçtiğimiz Cuma günü Lübnanlı köylüleri taşıyan bir aracın İsrail tarafından hedef alınması sonucu 15 sivil öldü birçok kişi de yaralandı. İsrail bu sivil kayıplara rağmen Ortadoğu’ya ölüm ve katliam yağdırmaya devam ediyor dün itibariyle ölen sivil sayısı 100’ü geçti.

Filistin ve diğer Ortadoğu ülkeleriyle Türkiye’nin çıkarları paralellik arz etmektedir.

Bundan dolayı Türkiye İsrail’in ve ABD’nin yaptıklarını “stratejik müttefik” kısır döngüsü çerçevesinde değerlendirerek büyük bir yanılgı içerisinde bulunmaktadır. Bu topraklar bizim için başta güvenlik olmak üzere pek çok açıdan önemlidir.
Mustafa Kemal Atatürk İsrail’in kurulmasından yıllar önce yapmış olduğu açıklamalar Filistin’in ve diğer kutsal toprakların Türkiye için ne kadar öneme haiz olduğunu göstermektedir.

Attila İlhan’ın yazılarında belgeleriyle açıkladığı bu gerçekler, Atatürk’ün hem ne kadar ileri görüşlü olduğunu göstermekte hem de Atatürk’ü din düşmanı gibi göstermeye çalışanların yanıldıklarını bir kez daha ortaya koymaktadır.
Hindistan’da 27 Temmuz 1937 tarihinde yayımlanan, Bombay Chronicle gazetesinde Atatürk’ün açıklamaları şu başlıklarla verilir;
“Filistin’e el sürülemez!”
“Kemal Paşa Avrupa’ya ihtar ediyor”

“Türkler mukaddes topraklarda, yabancı hâkimiyetine tahammül etmeyeceklerdir!”
Bu açıklamalar bile tek başına Filistin’e Atatürk’ün ne kadar önem verdiğini göstermeye yeterlidir. Atatürk’ün Filistin’e verdiği önem şüphesiz Filistin’de kendine yer edinecek olan Yahudilerin daha sonra Türkiye’yi yani Anadolu topraklarını da tehdit edeceklerini gördüğü içindir.
Daha İsrail kurulmamışken Türkiye’yi gelecekte tehdit edebilecek olan bu oluşumun ve bölgedeki diğer işgallerin önüne geçmeye çalışan Atatürk’le, İsrail’i kınamaktan bile korkan ve ABD’nin işgallerine destek verme yanlışına düşen mandacı politikacılar arasındaki anlayış farkını değerlendirmeyi aklıselim sahibi okurlara bırakıyorum.
Bombay Chronicle gazetesinde Atatürk’ün TBMM’de yaptığı şu konuşmaya da yer verilir. Atatürk 1937 yılına tekabül eden bu konuşmasında Filistin ve tüm Ortadoğu’yla ilgili olarak şu çarpıcı tespitlerde bulunuyor;

“…Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz, vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık, fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslâmiyet’in mukaddes yerlerinin, Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzu altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz…”

“…biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet’e lâkayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber’in son arzusu, yani mukaddes toprakların daima İslâmiyet hâkimiyetinde kalmasını temin için, hemen bugün kanlarımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin Selâhaddin-i Eyyûbi idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların, yabancı hâkimiyeti ve nüfuzu altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, -Allah’ın inayetiyle- kuvvetliyiz…” (…bu evrak, o zamanki Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Bey ’in imzasıyla; ’TC Dahiliye Vekâleti, Matbuat Umum Müdürlüğü’ antetli bir evrak ile Başvekâlet Yüksek Makamı’na sevk edilmiştir. Kayıt numarası, 5476/7/1/K7’dir.

http://www.tilahan.net/default.asp?lang=0&pId=6&fId=4&prnId=7&hnd=1&ord=6&dbId=519
 Bu açıklamalar göstermektedir ki, 1937 yılının Atatürklü Türkiye Cumhuriyeti Ortadoğu’daki gelişmeler konusunda duyarsız değil, bilakis çok etkin bir durumdaydı.

Aynı zamanda Dünya basınına yukarıdaki haberleri yaptıracak kadar da itibarlıydı.

Ama Atatürksüz 2006 Türkiye’si Ortadoğu’da bizi tehdit eden gelişmeler karşısında duyarsız davranmakta ve maalesef itibarsız, dirayetsiz ve var olan potansiyel gücüne kendi bile inanmayan bir acziyet içerisinde debelenip durmaktadır.
İşte İsrail ve ABD gibi ülkeler de Türkiye’nin içerisine düşürüldüğü bu acziyetten cesaret alıp katliamlarına katliam katmaktadırlar. Atatürk’ün ufku devam ettirilseydi bugün Irak’a, Filistin’e ve Lübnan’a hiçbir yabancı devlet el süremezdi.

Orhan DEDE

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=6016748&tarih=2006-07-18

- – -

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Kuşatılan Osmanlı 20 Ocak 2007

Posted by Aybars in Filistin, Kudüs, Milli Gazete, Osmanlı, Türk, Yahudi.
add a comment

Kuşatılan Osmanlı

SEYAHAT İsm-i Hüda hürmetine

Hazırlayan: Dr. Mehmet Sılay

Utanç duvarları, devlet sınırı gibi

Kudüs şehrinin Yarusalem adıyla ve  peygamberlerin babası, Allah’ın dostu Halil İbrahim’le tarih sahnesine çıkışını hatırlıyoruz.

M.Ö. 1700. Eski adı Reha olan bugünkü Şanlıurfa’nın ortasında yakılan ateşe atılırken  “… Ya nar, kunu berden ve selamen ale İbrahim!” ilahi emirle kurtulan İbrahim, kendisine inanan haniflerle birlikte geniş Kenan ilini ve bugünkü Suriye düzlüklerini aşarak Kudüs’e geliyor. Bu şehrin o zamanki adı Urusalem’dir. Ur, şehir demek, Salem de şehrin kralının adı. Urusalem, yani Salem’in şehri. Urusalem’in zamanla fonetiği değişmiş, Yarusalem olmuş.

Hz. İbrahim’den yaklaşık bin yıl sonra Süleyman Peygamberin yaptırdığı kutsal ev, diğer tabirle Beytulmakdis’in değişen fonetiğiyle şehre KUDÜS denmeye başlanmış.

Temel kitabımızda İsra ve Mirac mucizesinin yaşandığı ve anlatıldığı, Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs’e defalarca gidip gelmek nasib oldu.

Kudüs’ü bugün tarih koridoruna girerek çevresiyle birlikte tanımak zorundayız. İster Ölüdeniz “Bahri meyyit”, isterse hava yoluyla gidelim, sınırda büyük sıkıntıları göze alarak yola çıkmalıyız.

Telaviv- Ben Gurion havaalanına iniyor ve formları doldurmaya başlıyoruz. Uzayan kuyruklarda uzun süre bekliyoruz. Saatlerce beklemekten yorulup sızlananlara görevli cevap veriyor: “Biz harp halindeyiz, güvenliğimiz için araştırma ve sorgulamamız daha uzun sürebilir…” diyor.

Kontrol sırasında pasaportumuza komşu ülkelerde İsrail karşıtı problemi önlemek için İsrail giriş damgasının vurulmamasını talep ediyoruz. Ricamız kabul görüyor.

Yeni Yahudi yerleşim merkezleriyle yayılarak büyüyen Telaviv çarşısına giriyoruz. Bölgede yeni göçlerle birbuçuk milyon nufusa ulaşan Telaviv, aynı zamanda Ortadoğu’nun terörist devleti İsrail’in başkenti.

Eski ve orijinal adı Yafa olan şehrin liman iskelesi Osmanlı eseri… Yafa portakalı bu limandan kalkan gemilerle İstanbul pazarlarına gelirdi.

Görkemli Gümrük Konağı, Karakol binaları, Abdulhamid’in eseri Saat kulesi, hala zincirle asılı bakır tasıyla suları içilen Mehmet Paşa Çeşmesi, çifte şerefeleriyle bizi hüzünle seyreden Hasan Bey Camii’ni ziyaret ediyoruz. Uzaktan Ceylan İnşaat’ın çalışan vinçleri takılıyor gözümüze. Çoğu Telaviv’de olan toplam otuz bin Türk işçisi çalışıyor buralarda. Bu yıl çok azı Yahudi kökenli olan bir milyon Rus göçmeni gelmiş.

Kudüs, Akdeniz sahiline sadece kırk kilometre. Ve Kudüs denizden 800 m. yükseklikte.

Kudüs de İstanbul gibi, Zeytin Dağı’yla birlikte yedi tepe üzerine kurulu. Derin vadiler, yüksek ve yeşil tepelerle kuşatılmış. Ancak yeni yerleşim alanları eski Kudüs’ü dörde katlamış. Göçmenler için hazırlanan işgal projesine göre yeni yerleşim alanları yüksek utanç duvarları, devlet sınırı gibi direkler ve dikenli tellerle çevrili.

İlk defa başlayan 1948 savaşında ve BM kararıyla Kudüs ikiye bölündü. Şerif Hüseyin’in oğlu Ürdün kralı Abdullah, Kudüs çarşısında vuruldu. Bu tarihte Doğu Kudüs’ten itibaren bütün Batı Şeria da Ürdün’e ait idi. 48 savaşından 67 savaşına kadar, Doğu Kudüs’te bulunan bir numaralı yol Müslümanlarla Yahudileri birbirinden ayırıyordu. 1967 savaşı ile Ürdün nehrinin doğusuna kadar Doğu Kudüs ve bütün Batı Şeria Yahudilerin eline geçti. Bu savaş bir danışıklı döğüştü. Ürdün subayları sivil direniş halindeki mücahitlere “Siz Ürdün nehrinin doğusuna çekilin, zayiat vermeyin. Biz askerler zaferi kazanalım sonra geri dönersiniz…!” dediler. Kralların ihaneti sahnelendi.

Sanal bir savaş ve arkasından “Ne yapalım, Amerika İsrail’e yardım ediyor, biz savaşı kaybettik.!” dediler. Şimdi başkent Amman’ın etrafında ondört adet Filistinlilere ait göçmen kampı var. 67 sanal savaşıyla ABD, AB, BM ve komşu Arap ülkelerinin siyonizme satılan hain yöneticileri eliyle siyasal ve askeri konjonktür değişti. İsrail askerleri Doğu Kudüs’ten Ölü Deniz’e doğru tek mermi sıkmadan ve Müslümanların kutsal değerlerine söverek indiler. Ürdün Nehri üzerindeki Kral Hüseyin köprüsü üzerinde karşılıklı sınır karakolları kuruldu.

İsrail’in istediği BARIŞ SÜRECİ başlatıldı. Zamana bırakılan problem daima İsrail’in yararınaydı. Bu barış süreci içinde İsrail “Kudüs bizimdir, kıyamete kadar da bizim başkentimiz olarak kalacaktır !” dediler.

Birleşmiş Milletler İsrail’i 148. defa KINADI( ! ).  Türkiye Cumhuriyeti büyükelçisini Telaviv’den çekti. Bu jestler ülkelerdeki iç dinamikler için birer hava alma operasyonuydu. Bu yıl otuz beş gün süren ve İsrail’in mağlubiyetiyle sonlanan savaş hariç  48, 56, 67, 82, ve 74 savaşları İsrail’e tarih yazdıran birer danışıklı dövüştür.

Zeytin Dağı’nda yoğun Müslüman nüfus yaşar

Bu tepe Hıristiyanlar için de çok önemlidir. Avrupalı turistlere gezdirilir. Bir bahçe avlusunda Hz. İsa’nın göğe yükseldiği mekan. Musalla taşına benzeyen bir mermer. Ziyaretçileri uzun kuyruk olur, hürmetle bakar, dua eder ve İncil okurlar. Bizans kralı Konstantin ve annesi Helena Hıristiyan olunca burayı imar etmişler.

Müslüman mezarlığı üzerinde Beyaz Ruslar’a ait bir Kule dikili. “Hayır oradan değil buradan göğe yükseldi, yine buradan yeryüzüne inecek…” Aşağıda Hz. İsa’nın son üç gün yaşadığı yerler. Tahrif edilmiş Tevrat’a göre “Günah affedilmez!” Hz. İsa efendimize göre ise “Allah en ağır günahları affedecek kadar büyüktür.”

Ceviz Vadisi’nde Gözyaşı Kilisesi

Hz. İsa’nın son gecesini geçirdiği  Getsamana Bahçesi. Bahçede iki bin yaşında zeytin ağaçları. Turist rehberleri burayı ballandırarak anlatırlar. Meryem Ana Mezarı, Hz. Zekeriya makamı. Getsamana zeytinliğinin altında Hıristiyan Mezarlığı.

Hz. Davud’un komutan oğlu Avşalom’un İbret kulesi. Napolyon’un nişangahı, piramitten yontulmuş iri yumruk heykeli…

2

Koca Mescid-i Aksa bir sütunlar ormanı

Meşhur Cehennem Vadisi. Tabanda Hıristiyan, yamaçlarda Yahudi mezarlığı.

“Bütün Milletler Kilisesi” Meryem ananın resim ve ikonalarıyla dolu.

Hz. İsa burada ihanete uğramış.

Rahmet ve Tövbe kapıları…

Habeş Misyonu.

Kıyamet Kilisesi.

Via Dolore- Hüzün yolu. Hıristiyanların dört duraklı Hac rotası.

Lazarus: Uzeyr’in makamı.

Seksen yıl öncesine kadar Cuma namazı kılınan pazar yerindeki namazgah alanında şimdi Hıristiyanlar Ayin-i ruhani yapıyorlar.

Gayrimüslimlerin ziyaretgahları bundan ibaret.

Müslümanlar Mimar Sinan’ın eseri olan Şam kapısından çıkıp Ehlibeytten Selman-ı Farisi’ye fatiha ikram ediyorlar. Sonra Salihat-ı nisvandan Rabiatul Adeviyye. Şimdi Alman Hastanesi olarak hizmet veren Osmanlı Kışlası’nın önünden geçiyoruz. ABD Büyükelçiliği karşısında Memluk Mezarlığı.

Güneyde Kudüs surlarının dibinde 72 sahabe mezarı…

Ortadoğu barışının mimarı Selahaddin Eyyubi’nin 1187’de Haçlılardan kurtardığı Kudüs şehrine girdiği yer, Aslanlı kapı.

Halife Hz. Ömer’in Kudüs’e atadığı ilk vali İbade bin Samid.

Selahaddin’in arkadaşı ve danışmanı Şeddad.

Her Cuma namazından sonra bizim de katıldığımız, Mescid-i Aksa’nın avlusunda yapılan marşlı-müzikli sloganlı, izinsiz mitinge İsrail başlangıçta müdahale etmiyor. Hatta devlet televizyonlarında yayınlanıyor. Sokakta eyleme dönüşmeyen muhalefete karışmıyor. Ancak istediği zaman da sivillerin yaşadığı evleri iş yerlerini bombalayıp katliam yapıyor.

1964 anlaşmasıyla Mescid-i Aksa’nın tüm hükümranlık hakları Ürdün’e verilmiş. Fakat Mescidi Aksa’nın Yahudiler tarafından altının oyulması, tarihi mimberinin yakılması, İçerde mücahitlerin vurulması olaylarında Ürdün’den çıt çıkmıyor. Keza yıllardır sahipsiz Gazze’de insan safarisi yapılıyor. Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve Suriye’den çıt çıkmıyor. Filistin halkı kendilerini satan komşu devlet başkanlarına “Arap Yahudileri” , Arafat’a da “ Yahudilerin Valisi” diyor ve nefret ediyorlar.

Sultan Abdulhamid Han

Filistin halkının gönlünde yaşayan ideal devlet adamı Sultan Abdulhamid Han’dır. O, iç ve dış zorlamalara rağmen Filistin’i Siyonistlere vermemiş ve işgal amaçlı Yahudi göçlerine engel olmuştur. Mescidi Aksa içindeki Şazeli tekkesinde takip ettiğimiz zikirden sonra, bize itibar ediyor ve “Abdulhamid Han da Şazeli idi.” diyor, onu içtenlikle takdir ediyor ve seviyorlar. Biz de onunla iftihar ettiğimizi ve daima onu hayırla yad ettiğimizi anlatıyoruz. Faslılarla birlikte ruhu şerifine fatihalar gönderiyoruz.

1997 yılında bir cuma namazından sonra intifadaya-milli ayaklanmaya karşı misilleme olarak İsrail askerleri Mescidi Aksa’nın içine girip misilleme yapmışlar. Bu mescit baskınından geriye kalan göz yaşartıcı kapsül ve gerçek mermiler bir camekanda sergileniyor. Üzerine asılı listede cami baskınında şehit olan Müslüman direnişçilerin resimleri yer alıyor.

Koca Mescidi Aksa bir sütunlar ormanı. Mihrabın sağında, demir profilden uyduruk bir mimber göze çarpıyor. Meğer Avustralya göçmeni bir Yahudi dönmesi Evangelist, gezmek için girdiği camide bu şahaseri yakmış, yakalamış ve sorgulamışlar.

“… Allah’ı kıyamete zorlamak lazım. Allah’ın vaadi hızlansın diye yaktım. Harp çıksın memleket karışsın diye yaktım..” Yangın içerde sıvaları söküp koparınca haçlıların örtüp kapattığı Emevi dönem sanatına ait kufi yazılar meydana çıkmış.

Bu mimber Nurettin Mahmut Zengi döneminde yani daha Kudüs kurtarılmadan yirmi yıl önce Halepli bir sanatkar tarafından yapılmış. Üçbin parça abanoz tahtasıyla çivisiz olarak yapılmış. İki adet mimberde biri Kudüs, diğeri de El Halil Camii için. Bunların ikisini de getirip yerleştirmek Ortadoğu barışının mimarı Selahaddin Eyyubi’ye nasib olmuş.

Doğu Kudüs’teki Müslümanlar ve Batı Kudüs’te yaşayan dindar Yahudiler belediye hizmetleri alır ama devlete vergi ödemezler.

Bir Müslüman gencin kolunun asker tarafından taşla kırılışını ve – televizyon ekranlarına yansıdığı gibi- babasına sığınan çocuk Muhammed Cemal Dura’nın vuruluşunu canlı yayında acı ve ıztırapla seyretmiştik. Ancak İsrail Başbakanı İsak Rabin’i kürsüde konuşurken vurup öldüren de bir Yahudi idi. Filistin’e getirilen göçmenler heterojen. Hayata farklı zaviyelerden bakıyorlar.

Polonya göçmeni Hasidiler ile Musevilerin Naturei Karta mezhep mensupları İsrail’i devlet olarak kabul etmez ve hürriyetleri için direnen Filistinli Müslümanlara para, gıda ve sağlık yardımı yaparlar. Yani gördüğümüz gibi Yahudinin de iyisi var, kötüsü var…

Dindar Yahudiler günde üç vakit namaz kılar. Yahudilerin namazında yalnız kıyam vardır. Haham da İbranice hakim demektir.

Filistin’de dindar Yahudiler Siyonizme karşıdır. Hangi ülkeden Filistin’e göçerse göçsün Yahudiler bir doğu toplumudur.

3

Hudut girişlerinde duvara asılı üç renkten oluşan büyük bir siyasi harita görürüz. İsrail adına işgal edilen bölge, Filistin Özerk devletinin egemen olduğu bölge ve askeri bakımdan İsrail’in belediye hizmetleri açısından Müslümanlar tarafından yönetilen bölgeler. Ancak her bölgeye de İsrail askerlerinin kontrolü altında girip çıkılabiliyor.

Sosyal yapı ve siyasal yapı

Hudut girişlerinde duvara asılı üç renkten oluşan büyük bir siyasi harita görürüz. İsrail adına işgal edilen bölge, Filistin Özerk devletinin egemen olduğu bölge ve askeri bakımdan İsrail’in belediye hizmetleri açısından Müslümanlar tarafından yönetilen bölgeler. Ancak her bölgeye de İsrail askerlerinin kontrolü altında girip çıkılabiliyor. Yahudiler de kendi aralarında üç sosyal gruba ayrılır. Birincisi: Sosyalist-Seküler-Laik grup. İkincisi: Liberal – milliyetçi grup ve Dindarlar. İsrail’de dev süpermarketlere Kanyon diyorlar. Kanyonlar gece saat 9’dan sonra canlanıyor. Yahudi gençler volta atıyorlar. Başıboş, sorumsuz ve rahat tipler. Yaşları küçük kızlar aşırı süslü ve makyajlı, sigarayı sigarayla yakıyorlar. Hafif meşrep tavırlarla ve yüksek sesle gülüşerek dolaşıyorlar. Sekiz yaşlarında çoğu cinsellikle tanışıyor. İsrail’de aile çöküyor. Çoğu çocuksuz yaşamayı tercih ediyor.

Onüç siyasi parti var. Kuruluşundan beri her dönem en az yedi partinin birleşimiyle bir koalisyon hükümetince yönetiliyor. Siyasal bakımdan da % 60 liberal, % 20 dindar ve % 20 laik- dünyaperest-materyalist- dünyevi bir tablo sergiler.

Dört yılda bir seçim olur. Mecliste Bedevilerin partisinden de bir milletvekili bulunur. İlk savaş olarak anılan 1948 çatışmaları  Filistinlilerin mağlubiyeti ile sonlanmıştı. Mağlubiyet psikolojisi, bu nesil üzerinde kısmen asimilasyona yol açtı. Hatta Nablus’ta Müslümanla Yahudi evlilikleri görüldü. Ancak 67 savaşı halkın gözünü açtı. Müslümanlar kimliklerini korudular ve direnişi başlattılar. El Fetih, Hamas ve Hizbullah, 67 savaşının organizasyonlarıdır. İsrail ordusunun mağlubiyetiyle sonlanan son savaşta Hamas ve Hizbullah’ın Filistin halkının kuvayı milliyesi olduğu görülmüştür. Filistin’deki direniş tam bir halk hareketidir.

1967’den beri işgal altındaki Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da aralıksız direniş, buna karşılık da sıkı bir askeri yönetim, katliam ve insan safarisi vardır. İktidar ve saltanatlarını İsrail işgaline bağlayan komşu Arap ülkelerin kral ve yöneticileri Siyonizmle işbirlikçiliğin somut örneğini utanmadan devam ettiriyorlar. Siyonistlerin işgal mantığınca, onlar için savaş ve barış kötüdür. Ancak barış süreci iyidir. Çünkü barış süreci işgali ve yeni saldırıları meşrulaştırır.

Ürdün ve Suriye savaşlardan önce İsrail’le anlaşırlar. Sanal savaş başlar, bu iki ülkeden ancak 15-20 asker ölür. İşgal ettiği yeni Filistin toprakları ve katliamları İsrail’in yanına kâr kalır ve barış süreci yeniden başlar. Havaalanları bombalanan ve uçakları tahrip edilen Mısır ordusunun Sina yarımadasındaki bir defaya mahsus genel hücumu hariç, İsrail’le yapılan savaşların hepsi de danışıklı dövüş olmuştur.

Beytulmakdis’den Mescidi Aksa’ya

Mescidi Aksa’da Cuma namazını kılıp avluya çıkıyor ve merdivenlerden Kadim Aksa’nın alt katlarına inmeye başlıyoruz. İki bölmeli ince-uzun bir galeri. Diğer salonlar Haçlı işgali sırasında tavana kadar çamurla doldurulup kapatılmış. Hz. İsa’nın ömür boyu dolaşıp inananlarla oturup konuştuğu köşeler. Vaftizci Yahya, eski bir İbrahimi-hanif gelenek olarak çocukluğunda Hz. İsa’yı sünnet ettiği mekan.

Üzeri açık bol sütunlu bir mescit: Mervan Mescidi. Haçlılar üzerini kapatmış ve yıllarca Avrupa’dan getirdikleri atlarına ahır olarak kullanmışlar.

Kudüs fatihi Ubeyd bin Cerrah’ın daveti üzerine uzun çöl yolculuğundan sonra, 638 yılında şehre gelen halife Hz. Ömer bir ara papazlar ve gayrimüslim halk liderleriyle de görüşüyor. Vakit girince ruhbanlar ona ziyaret etmekte olduğu Kutsal Mezar kilisesinde namaz kılabileceğini söylediler. Hz. Ömer: “Eğer ben böyle yaparsam gelecek nesiller, halifenin namaz kıldığı bu kiliseyi camiye çevirebilirler…” dedi ve ileride bir arazi üzerinde namazını kılıp döndü. Gerçekten şimdi Onun secdeye kapandığı mekan üzerinde şimdi Seyyid Ömer Camii var.

Hz. İsa efendimizin Romalı askerler arasında ve sırtında ağır sehpasını taşıyarak idama yürüdüğü Hüzün Yolu – Via Doloroze’nin sonunda Kutsal Mezar Kilisesi var. Bu kilisede hizmet paylaşımı yüzünden Katoliklerle Ortodokslar arasında çıkan savaşı bir fermanla önlemişti.

Mescidi Aksa’nın zeytin ağaçlarıyla bezeli bahçesinde muhtelif zamana ait yapılar görürüz… İlk yaptıranın veya onaranın adıyla anılırlar.  Mihrabının alınlığında Sultan Abdulaziz’in tuğrası bulunan Zincirli Kubbe bunlardan biri. Hz. Süleyman Kürsüsü, avlunun kuzey köşesinde. Süleyman peygamber buradan Beytülmakdis’in inşaat çalışmalarını seyreder ve nezaret edermiş. Saba Melikesi Belkıs Tayyı Mekan veya güncel tabirle, ışınlamayla bu avluya gelmiş. Yine Süleyman peygamber bastona dayalı ve ayakta olduğu halde burada vefat etmiş.

Avlunun Pazar çıkışında Kubbetul Ervah, bütün heybetiyle durur. Kubbetussahra denilen som altın kubbeli yapı, Hacerul Muallaka’nın mahfazasıdır. Yani Resulullah’ın üzerine basarak Miraca, Allah’la aynelyakin görüşmek için İlahi huzura çıkarken üzerine bastığı taş, yani Hacerul Muallaka üzerine inşa edilmiş. Taşın altında bir geniş boşluk: Peygamberimizin Hz. Zekeriya ve Hz. Musa dahil diğer nebilere imamlık yaptığı makam.

4

Osmanlı’nın Kudüs-ü Şerifi

Yakup peygamberin diğer ismi İsrail. İsrail Allah’a doğru yürüyen demekmiş. El Halil’de birlikte olduğumuz yerli Müslümanlar kulağımıza fısıldıyor, yüzümüze karşı söylüyorlar: “Bu işbirlikçi, hain krallardan bize hayat hakkı yok, Kudüs’ün hürriyeti için – üç defa vurguluyorlar- İlle Etrak, İlle Etrak, İlle Etrak!”… Mutlaka Osmanlının devamı olarak düşündükleri Türkiye’nin müdahale edip Kudüs’e sahip çıkmasını umuyor ve bekliyorlar.

Filistin’de Hz. İbrahim’in aile kabristanının bulunduğu El Halil şehrinde Müslümanlar ağır bir dram yaşıyorlar. Başta İbrahim peygamber olmak üzere, Sare annemiz, oğlu İshak, hanımı refika, Yakup ve oğlu Yusuf’u ziyaret etmek için Osmanlı eseri camiye Yahudi askerlerden izin alarak girebiliyoruz.

Yakup peygamberin diğer ismi İsrail. İsrail Allah’a doğru yürüyen demekmiş.

El Halil’de birlikte olduğumuz yerli Müslümanlar kulağımıza fısıldıyor, yüzümüze karşı söylüyorlar: “Bu işbirlikçi, hain krallardan bize hayat hakkı yok, Kudüs’ün hürriyeti için – üç defa vurguluyorlar- İlle Etrak, İlle Etrak, İlle Etrak !”… Mutlaka Osmanlının devamı olarak düşündükleri Türkiye’nin müdahale edip Kudüs’e sahip çıkmasını umuyor ve bekliyorlar.

El Halil’de rakım 1200, Kudüs’te 800 metre. Kıyısında Eriha’nın bulunduğu Ölüdeniz, yani Lut gölü ise eksi dörtyüz elli metre. Bahri Meyyit’e otobüsle inerken sağımızda Bedevi çadırları ve etrafında koyun sürüleriyle başıboş dolaşan develer…

Kudüs’ün Haçlı işgalinden kurtuluşundan önce Selahaddin Eyyubi tarafından Hz. Musa’nın mezarı restore ediliyor ve çevresi taş duvarlarla örülüyor. Hıristiyanlar teleferikle manastırlara çıkıyorlar, Yahudiler Ölüdeniz’in çamurundan yaptıkları krem ve kozmetikleri turistlere satıyorlar. Biz Hz. Musa’yı fatihalarla ziyaret ediyor ve Ürdün hurması alıyoruz. Resulullah’ın İsra ve Mirac mucizesini yaşadığı Kudüs, asırlarca Osmanlı devletinin göz bebeği olmuş. Şehir surlarıyla ana yol arasında Osmanlı kabristanı uzanıyor. İstanbul’dan gelen Mimar Bayram Çavuş, dört yıl karşılıksız çalışarak Kudüs’ü kuşatan surların tamamını restore etmiş. Anıt kapılar somaki mermerle örülmüş. Vasiyeti üzere Mimar Bayram Çavuş, surların karşısına defnedilmiş.

Arap Cemal Paşa kışlası, yani dördüncü ordunun genel garnizonu şimdi Alman Hastanesi olarak hizmet veriyor. Osmanlı, Kudüs’e iki estetik motif bırakmış: Vitray ve Turkuaz mavisi. Kubbetussahra’nın iç ve dış tezyinatı, mavi-yeşil İznik çinileriyle bezeli. Bugünkü Ağlama duvarına son şekli Koca Mimar Sinan tarafından kazandırılmış. Kudüs’ün Betlehem yolu üzerindeki tepelerde asırlık Osmanlı konaklarına İsrail el koyup zengin yerleşimcilere satmış.

İçinde Mescidi Aksa’nın bulunduğu Beytulmakdis’in etrafı surlarla çevrili ve oniki kapısı var. Sırayla Şam, Yafa, Arslanlı kapı, Altın, Zahire, Nebi Davut ve Babul Cedid kapılarının tamamında Osmanlı mimarlarının emeği var. Şam’da Hamidiye çarşısı Suriye halkına, ikiyüz dükkanlı Kattanin çarşısı da Filistin halkına Osmanlıların hediyesidir. Kapalı çarşıdaki Sitti Meryem hamamı ile Via Doloroze-Hüzün Yolundaki sebiller yine bizlere yani Osmanlı çocuklarına ait.

Ne kadar onur duyuyoruz: Osmanlı su medeniyetini İstanbul ve Bursa’dan Kudüs’e taşımış. Daha çok Hıristiyan vatandaşların önem verdiği Hüzün yolundaki granit döşemeleri, geniş taş merdivenleri ve Filistin sıcaklarını serinliğe dönüştüren çeşmeler de Osmanlı eseri.

Şehrin içinde ihtiyaçlara cevap veren Kanuni Sultan Süleyman Çeşmesi, Kasım Paşa Çeşmesi, Şeyh Budeyr, Çorbacı Nazar ve Babussilsile çeşmeleri bizim eserlerimiz. Kudüs Garı ve buradan Gazze’ye kadar uzanan tren yolları ve şimdi karakol olarak kullanılan Posta İşletmeleri Konağı bizim hizmetlerimizden.

Yolumuz mutlaka Filistin’e açılmalı. Buyurun Kudüs Kıbleteyninde yaşayan tarih sizi bekliyor.  

-BİTTİ-