jump to navigation

Sarıkamış Faciasını Unutma! 29 Aralık 2008

Posted by Aybars in Ermeni, Hatırla!, Sarıkamış.
add a comment

SARI GELİN ÜZERİNE BİR BAŞKA ANLATMA 23 Aralık 2008

Posted by Aybars in Ermeni, Hatırla!, Hikayeler, Kişiler, Türk, Unutma!.
add a comment

SARI GELİN ÜZERİNE BİR BAŞKA ANLATMA

Dr. Doğan KAYA

(Aşağıdaki yazı, daha önce hiçbir yerde yayımlanmamıştır ve ilk defa burada kamuoyuna ve araştırmacılara sunulmaktadır. D. K.)

 

Sarı Gelin hikâyesi üzerine çeşitli anlatmalar vardır. Ancak biz burada onları tekrar edecek değiliz. Yazımızda farklı bir anlatmayı ortaya koyacağız. Bu anlatma Erzurum’da karşımıza çıkmakta olup bize Âşık Temelî tarafından aktarılmıştır.

Temelî, 1958′de Erzurum’un Horasan ilçesinin Çamurlu köyünde doğmuş, sazı ve irticali olan bir âşığımızdır. Halen Ankara’da yaşamaktadır. Nenesinden ve diğer büyüklerinden öğrendiği seferberlik hatıralarını kitaplaştırmış, böylelikle bir nebze de olsa tarihe ışık tutmaya çalışmıştır. Hazırladığı bu çalışmayı kontrol etmem üzere bana göndermiştir. Söz konusu hatıraların bir bölümünde, Sarı Gelin’le ilgili bir kısım da bulunmaktadır. Temelî, Sarı Gelin hikâyesinin Ermenilere mal edilmesinden çok rahatsızlık duymuş; hikâyede geçen hadiseye bizzat nenesinin şahit olduğunu ve hadisenin aşağıda anlatıldığı gibi vuku bulduğunu ısrarla belirtmiştir.

Bakalım, Temelî’nin babaannesinden dinlediği Sarı Gelin’in hikâyesi nasıldır?

……………….

Yorucu bir yolculuktan sonra Erzurum’un Gâvurboğan mahallesine geldik. Orada  terk edilmiş, çok eski, harabe görüntülü bir evin kenarında göçü durdurduk. Yanımızda Zeynep Nene dedikleri bir nenenin evi vardı. Ev, nenenin kendi eviydi ve büyük bir bahçe içerisindeydi. Biz, buraya gece gelmiştik. Nene, bizimle çok ilgilendi; göçümüzü bahçesinin içine aldı. Atlarımız ve öküzlerimizi onun ahırına bağladık. O gece çok soğuktu. Çoluk çocuğumuzu evine aldı. O dondurucu soğukta bizi dışarıda bırakmadı.

Nenenin yanında, Hatice isminde sarışın bir kız vardı. Onun kim olduğunu sorduk.

-Bu benim Sarı Gelin, ama hem de torunum, dedi.

Ninenin ahırında dört tane ineği vardı. Geçimini bunların sütlerinden sağlıyormuş.

Ertesi gün, o Zeynep Nene, sabah kuşluk vakti iki eline iki tane süt güğümü alıp çarşıya süt satmaya gitti. Yaklaşık beş saat sonra gözyaşlarıyla iki asker eşliğinde geri döndü. Sarı Gelin dediği kız, sordu:

-Nene! Ne oldu, neden ağlıyorsun?

Zeynep Nene cevap verdi:

-Ooooy    Ooy! Ah nenen ölsün Sarı Gelin, dedi.

Meğer kızın nişanlısı şehit düşmüş, Nene de onun haberini almış. Tabii kıza doğrudan doğruya söyleyememişti, sadece; “Nenen ölsün Sarı Gelin” diyordu.

Nene, dizlerine vurarak hem ağlıyor, hem ağıt yakıyordu. Biz, sorduk o anlattı:

Zeynep Nene’nin Mehmet’le Hüseyin iki oğlu varmış. Eşi, Doksanüç Harbinde (1877-1888) şehit olmuş. Dul haliyle bu iki oğlunu büyütüp evlendirmiş. Birinden Hatice isminde kız, birinden de Hasan adında oğlan torunu olmuş. Çocukları Birinci Dünya Savaşına gitmişler, bir daha da geriye gelmemişler. Bu haberden sonra, gelinleri başkalarıyla evlenip evden ayrılmışlar. Nene, daha küçük bir çocukken sarışın olduğu için Hatice’yi hep “Sarı Gelin” diye severmiş. Hasan, Nene’sine daima:

-Nene! Ben de dedem ve babam gibi bu vatan için savaşacağım, gerekirse şehit olacağım, dermiş.

Nene de;

-Aman oğlum, ağzından yel alsın. Benim senden başka kimsem yok; bir sen, bir de Sarı Gelin… Size de bir şey olursa, benim halim nice olur?” dermiş.

Bu arada Nene’nin, torunları büyümüş. Zeynep Nene, torunları Hatice ile Hasan’ı birbirine nişanlamış. Bu sırada Hasan’ın sülüsü gelmiş.

Nene, sülüsü alarak Yakutiye’deki askerlik şubesine gitmiş ve komutanın huzuruna çıkmış:

-Evlâdım! Benim kocam ve iki oğlum şehit oldular. Elimde erkek olarak torunum Hasan’ım kaldı. O da giderse, ben ne yaparım, demiş.

Komutan, Zeynep Nene’nin yanına gelip ellerini elinin içine almış ve demiş ki:

-Nene, memleket elden gidiyor! Gerekirse sen de ben de hep şehit olacağız. Bu memleketi Ruslara ve Ermenilere mi bırakalım? Savaşmaktan başka şansımız yok.

Hasan, komutanla konuştuklarını öğrenince Nene’ye çok kızmış. Elinden sülüsü almış ve ertesi gün askerlik şubesine gitmiş, muamelelerini yaptırmış, üç gün sonra da askere gitmiş. Nene’nin ve Sarı Gelin’in Hasan’dan ayrılması çok zor olmuş. Hasan askerdeyken Nene’yle torunu inekleri sağıp süt satarak geçiniyorlarmış.

Biz Nene’nin yanına komşu olarak daha yeni gelmiştik. Nene’nin ağlayıp figan ettiği gün, Erzurum’a, şehit olanların haberi gelmiş. Şehit olanların isimleri içinde torununun adını görünce Nene’nin dünyası yıkılmış. Şubenin önüne yığılıp kalmış, sanki ağzı dili alınmış gibi donup kalmış, konuşamamış, kımıldayamamış. İki asker, onu evine getirmiş. Nenenin ağlamasını duyunca yanına gittik. “Nene’n ölsün Sarı Gelin” diyor, başka bir şey demiyordu. Konu komşu toplandı. Zeynep Nene, bir yandan ağlıyor, bir yandan da ağıt yakıyordu. Yanan yüreğini şu sözlerle soğutmaya çalışıyordu:

 

Erzurum çarşı pazar                (neydim aman)

İçinde bir kız gezer                    (oy nenen ölsün Sarı Gelin)

Elinde divit kalem                     (neydim aman)

Dertlere derman yazar              (oy nenen ölsün Sarı Gelin)

 

Erzurum’da ak kuşlar               (neydim aman

Kanatları gümüşler                   (oy nenen ölsün Sarı Gelin)

Kuşlar isim yazıyor                   (neydim aman)

Bu ne acaip işler                       (oy nenen ölsün Sarı Gelin)

 

Bu dağlar bizim dağlar             (neydim aman)

Tükendi özüm dağlar                (oy nenen ölsün Sarı Gelin)

Hasan’ım şehit olmuş                (neydim aman)

Diner mi sızım dağlar               (oy nenen ölsün Sarı Gelin)

 

Bu yol Pasin’e gider                  (neydim aman)

Döner tersine gider                   (oy nenen ölsün Sarı Gelin)

Hasan’ım şehit olmuş                (neydim aman)

Kuşlar yasına gider                   (oy nenen ölsün Sarı Gelin)

 

Bu dağlar demirdendir  (neydim aman)

Geçen gün ömürdendir            (oy nenen ölsün Sarı Gelin)

Feleğin bir kuşu var                  (neydim aman)

Cırnağı demirdendir                 (oy nenen ölsün Sarı Gelin)

 

Âşık Temelî, babaannesinden bahsederken, çocukluğunda babaannesinin Erzurum’un Gâvurboğan mahallesinde vuku bulan bu acı hadiseyi sık sık kendilerine anlattığından ve kadıncağızın efkârlandıkça hep bu ağıtı terennüm ettiğinden söz eder.

“Ermeni türküsü olarak lanse edilen Sarı Gelin türküsünün doğuşu bu şekildedir. Buna bizatihi rahmetlik babaannem ve komşularımız şahittir. Babaannem bu türküyü sık sık mırıldanırdı. Bu türküyü ben de ondan öğrenmiştim. Şimdi ise, Ermeni yanlıları ya da hayranları bu türkünün Ermeni Türküsü olduğuna bizleri inandırmaya çalışıyorlar, üstelik kendi kalemlerimizle… Çok yazık!!!”

…………………….

Temelî’nin konu ile ilgili olarak anlattıkları bundan ibaret. Diğer sarı Gelin anlatmalarından oldukça farklı olan bu anlatmanın manzum kısımlarında oldukça benzerlik vardır. Üstelik buradaki manzum parçaların sayısı diğerlerinden fazladır.

Sarı Gelin hikâyesinin aslı bu mudur, bunu bilemeyiz. Bize düşen anlatılan malzemeyi kaybolmaktan kurtarmak ve bununla gerçeğe ve geleceğe ışık tutmaktır.

 

Sivas, 21 Aralık 2008

Saat: 22.30

29 Mayıs 2008′i unutma! 30 Mayıs 2008

Posted by Aybars in Hatırla!, Kürtçe-Kürtçülük.
1 comment so far

Yeni Türkiye Partisi: AB reformunu destekliyoruz

YTP, `Kürtçe öğrenim ve yayın ile idam` da dahil AB yasalarının tamamını desteklediğini açıkladı. Demirel`in doktoru Osman Müftüoğlu`ndan sonra eski DİE Başkanı Orhan Güvenen de YTP`de

RADİKAL – ANKARAYTP , ANAP lideri Mesut Yılmaz `ın liderler turunda sunduğu AB yasaları taslağına karşı çıkmadığını açıkladı. YTP `nin AB yasaları içinde yer alan idam cezasının kaldırılması ve Kürtçe yayın ile ilgili maddelere karşı olduğu iddiaları sıkıntı yarattı. Genel başkan Cem `in talimatıyla bu haberlerle ilgili yazılı bir açıklama yapıldı. Cem `in, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz `ın parti liderlerine sunduğu taslağa `engel değil, tam tersine destek olduğu` dile getirilen açıklamada şöyle denildi: `Yeni Türkiye ve ANAP genel başkanları arasında iki partinin yetkililerinin de katılımıyla gerçekleşen görüşmede, önerilen 13 değişim konusunda sayın Cem ve Yeni Türkiye `nin diğer yetkilileri şunları söylemiştir: AB `ye ilişkin önerilerin tümünü; idam, Kürtçe öğrenim ve yayın konuları dahil destekliyoruz. Bu üç konu bölücülük istismarına açıktır. Dolayısıyla istismarı sınırlayacak başka yasa önerileri ile bu AB paketinin bütünlenmesi daha doğrudur. Bu düşünce, Cem `in dışişleri bakanlığı döneminde de açıklanmıştır. Genel başkan Cem , Yeni Türkiye `nin istismarı sınırlamaya dönük bu önerisi kabul edilmese bile, ANAP `ın söz konusu değişim paketini YT `nin kamuoyunda ve TBMM `de destekleyeceğini sayın Yılmaz `a bildirmiştir.` Parti dışa açılıyor Bu arada parti, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel `in özel doktoru Prof . Dr. Osman Müftüoğlu `ndan sonra dün de eski Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE ) Başkanı ve Avrupa Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Güvenen `i saflarına kattı. İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Meral Gezgin Eriş , eski CHP `li Ercan Karakaş ve eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay `ın da YTP `ye katılacağı ifade edildi. `Örgütler boşalır mı?` Dışa açılan YTP `de bir yandan da il veya ilçe başkanlığına atanan isimlerin, milletvekilliği için aday olmaları durumunda, örgütlerin boşalması endişesi yaşanıyor. Bazı parti yöneticilerinin `İl başkanlarını aday olmayacak kişilerden seçelim` dediği öğrenildi. YTP Genel Sekreteri İstemihan Talay , il başkanlarının `gönüllü ve özverili ve güvenilir insanlar içinden seçileceğini, ancak adaylıklarına sınırlama getirilemeyeceğini` söyledi. Dar ve zor bir zamanda örgütlendiklerine dikkat çeken Talay , `İl başkanları veya ilçe başkanlığına getirilecek kişilerin ille de milletvekili adayı olacaklarına ilişkin bir kural yok, ancak bu konuda yasaklama da söz konusu değil` dedi.

 

Tansu Çiller, Kürtçe yayının TRT–INT’ten yapılmasını önerdi

DYP lideri Tansu Çiller, Türkiye’nin etrafında Arap, Türkmen, Azeri ve Kürt unsunlar bulunduğunu belirterek, TRT–INT’ten bu gruplara yönelik yayın yapılabileceğini söyledi.

Partisinin dünkü grup toplantısında konuşan Çiller, teknolojik imkanlar aracılığıyla dünyanın her yerinden yayın yapılabildiğini hatırlattı. TRT–INT’ten yapılacak yayının ötesinde “acil adımlar atılmaması”nı isteyen Tansu Çiller, eğitim dilinin ise Türkçe olarak kalması gerektiğini ifade etti.

ANAP lideri Mesut Yılmaz’ı AB konusunu “iç siyaset sömürüsü” yapmakla suçlayan Çiller, Türkiye’nin ABD’nin yakın bir müttefiki olarak AB içinde yerini alacağını vurguladı. Çiller, bunun bir dünya barışı projesi olduğuna dikkat çekti.

Konuşmasında ekonomik konulara da değinen DYP lideri Çiller, bir Bektaşi fıkrası anlatarak, hükümetin istifasını istedi: “Vatandaşın biri, (Allah’ım, kulağım duymuyor, gözlerim görmüyor, midem de iyi değil, ayaklarım da tutmuyor. Bana şifa ver, yardım et.) diye dua etmiş. Bunu duyan Bektaşi de, (Seninle uğraşacağına yenisini yaratır.) demiş. Bu hükümetin de yenisini oluşturmak lazım.”

Ankara, Zaman 14.03.2002

Kürtçe yayın önerisine destek

Başbakan Yardımcısı ve ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz`ın, Kürtçe yayın hakkı verilmesi yolundaki önerisine ise siyasal partiler olumlu görüş bildirdiler. Siyasal parti sözcülerinin Hürriyet`e bu konuda yaptıkları değerlendirmeler şöyle:

Aydın Tümen Kürtçe yayınlardan çekinmemeliyiz. Zaten bugünkü teknolojik ortamlarda bu yayınları engellemek mümkün değil. Bu yayınlar ülke açısından bir sıkıntı yaratmaz.

Uluç Gürkan Mevcut teknolojik ilerlemeler karşısında yayın yasağı anlamını yitirmiştir. Türkiye `de, Türk yasalarına göre denetlenen yayınlar, her koşulda, çanak anten veya başka yollarla izlenen, kontrol dışı ve bölücülüğü tahrik edici, toplumlar arası nefreti körükleyen yayınlardan daha çok Türkiye `nin yararınadır.

Salim Ensarioğlu GAP TV , eğitim amaçlı kurulmuş bir televizyon. Bölgede, 50 yaşın yukarısında olanların yüzde 50`si Türkçe bilmiyor. Bunlar ya MED TV , ya Erivan Radyosu `nu dinliyor. Burada Kürtçe ve Zazaca haberler verilmesi, sağlık, nüfus planlaması, eğitim, şarkı -türkü yayınları yapılması yararlı olur. Ancak bunu devletin televizyonunun yapması lazım. Yoksa özel tv `ler rekabetten MED tv`yi geçerler. Halka devletin televizyonundan (Size gelen dozerleri PKK yaktı. Hemşire, doktor ölüm korkusundan gelemiyor) diye Kürtçe , Zazaca halka tv `den anlatmak lazım. İnal Batu CHP `nin programında herkesin anadilinde eğitim görme hakkı bulunuyor. Kürtçe eğitim konusunda bizim partimizin programı çok açık. Biz herkesin kendi anadilinde dilinde eğitim ve öğretim yapmasına karışılmaması düşüncesindeyiz. Ancak bunu devletin bir görevi olarak da düşünmüyoruz.

 

Yılmaz’dan Kürtçe yayın savunması

30/03/2002  (Radikal)

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Kürtçe yayının serbest bırakılmasının kırsal kesimdeki vatandaşların Türkçe öğrenimi ve kullanımını kolaylaştıracağı görüşünü de savundu.
ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, MHP Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun yazılı soru önergesini yanıtlarken, Kürtçe yayının Türkiye için pek çok yararı olacağını ifade etti. Yılmaz, Avrupa Birliği’nin Kopenhag kriterleri çerçevesinde Türkiye’den beklentilerini, Katılım Ortaklığı belgesiyle ortaya koyduğunu belirtti.
Yılmaz, burada kısa vadede Türk vatandaşlarının kendi anadillerinde televizyon ve radyo yayını yapmalarını yasaklayan her türlü yasal hükmün kaldırılması, orta vadede ise, kültürel çeşitliliğin sağlanması ve kökenlerine bakılmaksızın tüm vatandaşların kültürel haklarının güvence altına alınması, bu hakların kullanılmasını engelleyen her türlü yasal hükmün, eğitim alanındakiler de dahil olmak üzere kaldırılmasının öngörüldüğünü bildirdi.
Yılmaz, Avrupa Birliği’ne üye ve aday ülkelerde, üniter yapıda olanlar dahil, resmi dilden farklı anadil öğrenimi ve anadilde yayın önünde yasal engeller bulunmadığına dikkat çekti. Yılmaz, anadillerin öğrenimi ve bunların kitle iletişim araçlarında kullanımının, bugün Avrupa’da bir yandan kültürel zenginliğin, diğer yandan da çağdaş bireysel insan hak ve özgürlüklerinin bir gereği olarak algılandığını vurguladı. Yılmaz, bu ülkelerdeki uygulamaların, resmi dilde eğitim ile isteğe bağlı anadil öğreniminin ve resmi dilin yaygınlaştırılması ile anadilde yayına izin verilmesinin ülkelerin birlik ve bütünlüğünü zedelemeyecek şekilde nasıl bağdaştırılabildiğini değişik örneklerle gösterdiğini kaydetti. Yılmaz, “Bu uygulamalar, yeknesak değildir, anadil öğrenimi ve anadilde yayının her ülkenin kendine özgü koşulları doğrultusunda değişik ilke ve usullere göre düzenlendiği görülmektedir. Her hal ve karda, bu tür yayınların bir hukuki düzenlemeye bağlandığı, uygulamalar arasında yayınların devlet eliyle veya özel çerçevede yapılması seçeneklerinin de yer aldığı gözlenmektedir”
dedi.
Yılmaz, Ulusal Programda, Türkiye’nin resmi ve eğitim dilinin Türkçe olduğu ancak bunun vatandaşlarının günlük yaşamlarında farklı dil, lehçe ve ağızların serbestçe kullanılmasına engel olmadığının, bu serbestliğin ayrılıkçı veya bölücü amaçlarla kullanılamayacağının yer aldığını kaydetti. Yılmaz, bu nedenle mevzuatın, Anayasa’da yapılan değişiklikler ve Ulusal Program’daki taahhüt doğrultusunda gözden geçirilmesi gerektiğini bildirdi.
Yılmaz, Türkiye’de isteyen vatandaşların halen yabancı dillerin yanısıra Kürtçe yayın yapan ve bölücü odaklarca yönlendirilebilen dış kaynaklı radyo ve televizyonları izleyebildiğini de belirterek, “Mahalli dil, lehçe ve ağızlarda yayın imkanı tanındığı takdirde, şimdiki durumun aksine, tüm yayınlar Türk mevzuatı çerçevesinde RTÜK denetimine tabi olacaktır. Ayrıca, mahalli dil, lehçe ve ağızlarda öğrenim ve yayın yapılmasına Türkçe’nin yaygınlaştırılması hedefine de hizmet etmesi koşuluyla ve belli kurallar çerçevesinde imkan tanınması, Türkçe öğrenimi ve kullanımını özellikle kırsal kesimde yaşayan çok sayıda vatandaşımız açısından kolaylaştırabilecektir” dedi. Yılmaz, ülkenin birlik ve bütünlüğünü hedef alan her türlü faaliyetin hukuk sistemi çerçevesinde takip edilip, cezalandırılacağını kaydetti. Yılmaz, ayrıca Avrupa’daki kültürel çeşitlilik anlayışını ayrılıkçı ülkü ve faaliyetlerinin gerekçesi haline getirmek isteyenlere bu imkanın verilmemesi, bireysel hak ve özgürlükler ile terörist eylemlerin hukuk devleti temelinde birbirinden ayrılmasının, uzun vadede ülkenin birlik ve bütünlüğünü pekiştireceği gibi, terörist örgütlerin meşruiyet kazanma çabalarını da sonuçsuz bırakacağını savundu. ANAP Genel Başkanı Yılmaz, böyle bir gelişmenin, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini hızlandırmanın yanısıra, terörizmle mücadelede Avrupa Birliği ülkeleriyle işbirliği yapılmasını kolaylaştıracağını da ifade etti. Yılmaz, “Bu çerçevede, ülkemizin Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde, mahalli dil, lehçe ve ağızların öğrenimi ile yayın amacıyla kullanımı önünde mevcut olabilecek yasal engellerin ülkenin birlik ve bütünlüğü ile Türkçe eğitim esasını zedelemeden hangi ilke ve usuller çerçevesinde kaldırılabileceği, tüm yönleriyle değerlendirilecektir” dedi.

MHP Yılmaz`ın felaket senaryosuna kızdı

Ulaştırma Bakanı, MHP`li Oktay Vural, ANAP lideri Mesut Yılmaz`ın, Türkiye`nin AB sürecinden kopuşunu bir felaket senaryosu olarak değerlendirmesine karşı çıktı:

`Türk milletinin yüzyıllardır süregelen menfaatlerini dikkate alan bir devlet politikası vardır. Türkiye `nin kaderi felaketler senaryosuna dayalı olarak çizilemez.` Dün Devlet Hava Meydanları İşletmesi `nce düzenlenen ağaç dikme kampanyasına katılan Vural burada gazetecilerin sorularını cevapladı. Yılmaz`ın dün bazı gazetelerde yer alan açıklamalarının hatırlatılması üzerine Vural , Türkiye `nin, hem AB `ye girme yolunda önemli mesafeler kat ettiğini hem de milli menfaatlerini ve hassasiyetlerini koruma yönünde çok önemli bir müzakere safhasında bulunduğunu vurguladı. Vural , `Türkiye `nin AB `ye giriş sürecine devam edeceğine ve tam üyeliğin gerçekleşeceğine inanıyorum.` dedi. AB için 3 adım Önceki akşam Beykoz `daki evinde bazı gazetelerin yöneticileriyle bir araya gelen Yılmaz, Türkiye `nin üyeliğini istemeyenlerin oyununa gelinmemesi için üç noktada düzenleme yapılmasını istedi: `1– Anadil öğretimi engeli kalkacak. Bu, Kürtçe eğitimi anlamına gelmiyor. 2– Kürtçe yayın yasağını kaldırmak. TRT `den günde 2 saatlik yayın bu sorunu çözer. 3– İdamı, affı mümkün olmayan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürmek.“ Yılmaz, aralık ayında adaylık müzakereleri için bir tarih belirlenmemesi durumunda da felaket senaryosundan bahsetti: Güney Kıbrıs `ın AB üyeliği gerçekleşir, Türkiye de Kuzey Kıbrıs `ı ilhak eder. Hayal kırıklığı ile toplumda oluşacak AB karşıtlığı, ekonominin olduğu kadar sivil demokrasinin de kaderini kötü yönde etkileyecektir.“ / Ankara , aa 18.03.2002

`Önce idam, sonra Kürtçe`

ANAP lideri ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, Avrupa Birliği (AB) ile ilgili çıkarılması gereken yasalar konusunda önceliğin idamın kaldırılmasında olduğunu söyledi. Yılmaz, Kürtçe yayın konusunun ise, idamdan sonra ele alınacağını vurguladı.

ANAP Başkanlık Divanı `nda AB süreciyle ilgili açıklamalarda bulunan Mesut Yılmaz , idamın kaldırılmasında izlenecek yöntemin gerçekleştirilecek temasların ardından netleşeceğini ifade etti. Alınan bilgilere göre, ölüm cezasının tamamen kaldırılması konusunda iki seçenek bulunduğunu anlatan Yılmaz, `savaş, yakın savaş ve terör suçları dışında idamın kaldırılmasını öngören` hükümet tasarısının Meclis `te beklediğini hatırlattı. Yılmaz, `Tasarı idamın bütün suçlarda kaldırılacağına dair bir önergeyle değiştirilebilir.` dedi. Ancak, ANAP kurmayları bu durumda MHP `lilerin imzalarını geri çekebileceği uyarısında bulundu. İdam için yeni tasarı MHP `yi ikna etmeye çalışacaklarını belirten Yılmaz, bunun gerçekleşmemesi durumunda Çankaya Köşkü `ndeki liderler zirvesinde karara bağlanan AB Uyum Komisyonu `nun devreye sokulabileceğini kaydetti. Söz konusu komisyonun yeni bir yasa hazırlayarak Meclis `e sunabileceğine işaret eden ANAP lideri Yılmaz, anadilde yayın ve öğrenimin ise, idamdan sonra ele alınacağını vurguladı. Yılmaz, haziran ayında ölüm cezasının kaldırılmasının Meclis `e gelip gelmeyeceğinin ileriki günlerde netlik kazanacağını sözlerine ekledi. Yılmaz, toplantının ardından TürkiyeAB ilişkileri konusunda görüşmelerde bulunmak üzere Madrid `e gitti. Yılmaz, bugün İspanya Başbakanı ile görüşecek. Ankara , Zaman 12.06.2002

Yılmaz: MHP`yi aşamazsak yeni hükümet kurulur

Eylül ayında Meclis`i toplayarak idamı çıkaracaklarını belirten ANAP lideri Yılmaz, MHP`nin Kürtçe yayın ve öğrenim konusunda direnmeye devam etmesi durumunda ise yeni hükümetin kurulacağını açıkladı.

ANAP lideri ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz , Avrupa Birliği (AB ) ile ilgili düzenlemeler konusunda MHP `yi aşamadıkları takdirde yeni hükümetin kurulacağını açıkladı. Yılmaz, hükümet ortaklarının, `Hükümet yıkılırsa, Sezer, görevi tarafsız birine verip seçime götürür.` endişesi içinde olduğunu bildirdi. ANAP lideri Yılmaz, önceki gün yapılan Başkanlık Divanı toplantısında önemli açıklamalar yaptı. Edinilen bilgilere göre, ANAP `lı yöneticiler ANAP `ın önceliğinin hükümet değil, AB olduğunun altını çizdi ve `Hükümet için AB `yi feda etmeyelim. Gerekirse hükümetteki durumumuzu gözden geçirelim.` teklifini gündeme getirdi. Parti yöneticilerinin, `Böyle gitmiyor. MHP direnirse ne olacak?` eleştirileri üzerine Yılmaz, bundan sonra izleyecekleri stratejiyi şöyle anlattı: `İdam ve Kürtçeyi eylüle kadar dondurma kararı aldık. Eylülde Meclis `i toplayıp idamı kaldıracağız. Bunu yapınca Türkiye `ye kültürel haklar konusundaki kısıtlamaları 2003 başına kadar kaldırma şartıyla müzakere tarihi verilecek. AB `den böyle bir açıklama gelince kamuoyuna, `yüzdük yüzdük kuyruğa geldik` psikolojisi hakim olur. Oluşacak kamuoyu baskısına MHP zor direnir. Eğer, bu noktadan sonra da MHP `yi aşamazsak o zaman yeni hükümet kurulur. Hüsamettin Bey `le bu konuda anlaştık.` Sezer`e kalırsa seçime götürür Mesut Yılmaz , liderler zirvesinde MHP lideri Bahçeli`nin idam ve Kürtçe konusunda geri adım atmaması üzerine araya giren Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan `ın, `Bu masada erken seçim isteyen var mı?` sorusunu yönelttiğini kaydetti. Bu soruya herkesin, `Hayır` cevabı verdiğini ifade eden Yılmaz, bunun üzerine Özkan `ın, ` Hükümet yıkılır, Cumhurbaşkanı`nın eline düşersek, Sezer görevi tarafsız birine verir, seçime götürür.` dediğini aktardı. DSP `deki gelişmelere de değinen Yılmaz, bu partinin dağılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu savundu. DSP `de 3 ayrı grup oluştuğuna işaret eden Yılmaz, bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı: `DSP `nin dağılması çok büyük tehlike olur. DSP `nin bütünlük içinde kalması lazım, o yüzden ilişkilerimizde daha dikkatli olalım.` Yılmaz, Başbakan Ecevit `in liderler zirvesinde Devlet Bahçeli ve kendisinden hükümetin normal seçim tarihine kadar uyum içinde götürülmesi konusunda ricacı olduğunu belirtti. Yılmaz`ın `Sayın Başbakan, 2004`te yapılacak seçimlerden sonra da aynı hükümet yapısıyla devam etmek istediğini söyledi. Kendisini çok azimli, kararlı gördüm.` sözlerine ise ANAP `lılar , `Allah , Allah !` diyerek kahkahayla güldüler. ANAP lideri, Başbakan`ın sağlık durumuyla ilgili görüşlerini aktarırken de, `Doktor değilim ama, Sayın Başbakan`ın sağlığından ben de kaygılıyım.` dedi. Ömer Şahin / Ankara

Baykal: Kürtçe yayın Türkiye’yi böler

CHP lideri, BaşbakanErdoğan’ın TRT’nin bir kanalından Türkçe yayın yapılacağına ilişkin açıklamasına kızdı: Devletin TRT’sinden ulusal bütünlüğü tehlikeye atacak bir anadil yaygınlaştırmasının kapısını açacağını söylüyor

15/03/2008 (1555 kişi okudu)

ZİHNİ ERDEM (Arşivi)

ANKARA – CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, TRT’nin Kürtçe yayın yapacağını açıklayan Başbakan Erdoğan’a yüklendi: “Devletin TRT’sinden resmi dil Türkçe dışında ulusal bütünlüğü tehlikeye atacak bir anadil yaygınlaştırmasının kapısını açacağını söylüyor.” Erdoğan’ın ‘PKK’yı terör örgütü ilan etmeyen DTP ile görüşmem’ diyerek ‘atmakta olduğu tehlikeli adımları’ örtbas etmeye çalıştığını da savunan Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün DTP’lileri kabul ettiğine dikkat çekerek “Cumhurbaşkanı’nın dili ‘terör örgütü’ demeye varmıyor. ‘İllegal silahlı güç’ diyor” dedi.
Erdoğan’ın önceki gün yaptığı “TRT Kürtçe yayın yapacak” ve PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmedikçe DTP’lilerle görüşemem” sözlerini kurmaylarına şöyle değerlendirdi:
Gül’e eleştiri: Başbakan DTP’lilerle görüşmeyeceğim diyerek atmakta olduğu tehlikeli adımları örtbas edemez. Bir yandan Başbakan ‘görüşmeyeceğim’ diyor, öte yandan Cumhurbaşkanı görüşüyor. Üstelik Cumhurbaşkanı’nın dili terör örgütü demeye varmıyor. ‘İllegal silahlı güç’ diyor. ‘Şiddet şiddeti doğurur’ diyor. ‘Kuzey Irak’a yapılan kara harekâtından herkes dersini almıştır’ diyor. (Iraklı yerel Kürt lider Mesut Barzani de Kuzey Irak’a yönelik askeri operasyondan sonra yaptığı ilk değerlendirmede böyle demişti). Başbakan kendisi görüşmüyor ama, yardımcısını görüştürüyor.
Tehlikeli adımlar: Devletin TRT’sinden resmi dil olan Türkçe dışında ulusal bütünlüğü tehlikeye atacak bir anadil yaygınlaştırmasının kapısını açacağını söylüyor. Yakında göreceğiz, Anayasamızdan Türk milleti kavramını çıkarmaya çalışacak. Yakında göreceğiz, yeni anayasada Türk milleti kavramı dışlanacaktır. Ve ulus-devletin parçalanmasına giden yolun altyapısı hazırlanacaktır. Türkiye’ye yönelik olarak dayatılan büyük senaryonun, siyasal çözüm aşamasına hızla girilmektedir.
PKK talepleri: Kuzey Irak’a yapılan askeri harekâtla belki Kuzey Irak’taki terör örgütü tasfiye edilememiştir ama öyle anlaşılıyor ki, terör örgütünün taleplerini Türkiye’de uygulamanın psikolojik ve siyasi şartları yaratılmıştır.
Bölücülere hizmet: Bu tehlikeli gidişe karşı herkesin dikkatli ve duyarlı davranması gerektiğini düşünüyorum. Başbakan bu konudaki sorumluluğunu PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmeyenlerle konuşmuyorum diyerek gözlerden saklayamaz. Görüşmüyorsun ama bölücülere hizmet ediyorsun.

Kendisiyle çelişti
“Devletin TRT’sinden resmi dil olan Türkçe dışında ulusal bütünlüğü tehlikeye atacak bir anadil yaygınlaştırmasının kapısını açacağını söylüyor” diyerek Erdoğan’ı eleştiren Baykal, geçmişte yaptığı açıklamalarla çelişti. CHP lideri, askeri operasyonlar sürerken Kuzey Iraklı Kürtlere yönelik açılım önermişti. Baykal, dört maddelik paketinde, bölgeye yönelik Kürtçe televizyon yayını yapılmasını istemişti. Baykal, “Bölgeye değişik dillerde Türkiye’nin görüşlerini aktaracak televizyon yayıncılığı yapılmalı” görüşünü savunmuştu.

BUGÜN DİYARBAKIR’DAYDI… Başbakan Erdoğan GAP Eylem planını açıkladı

”Bugün açıkladığımız bir rapor, proje veya dosya değildir. Takvimi belirlenmiş, somut olarak, müşahhas olarak tanımlanmış, kaynağı temin edilmiş bir eylem planıdır”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, GAP yeni eylem planının Türkiye için yeni bir milat, yeni bir dönüm noktası olacağını belirterek, ”Bugün açıkladığımız bir rapor, proje veya dosya değildir. Takvimi belirlenmiş, somut olarak, müşahhas olarak tanımlanmış, kaynağı temin edilmiş bir eylem planıdır” dedi.
Erdoğan, Diyarbakır Ziya Gökalp Spor Salonu’nda düzenlenen ”GAP Eylem Planı” tanıtım toplantısına yaptığı konuşmada, bugün burada Güneydoğu, Doğu ve İç Anadolu bölgeleri başta olmak üzere Türkiye’nin refah ve istikrarı için çok önemli olan büyük bir hamleye start vermek üzere bir aya gelindiğini belirtti.

”Diyarbakır’da bu büyük hadisenin ilanı için buluşmaktan memnuniyet duyduğunu” ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

”Bu buluşmaya kabine arkadaşlarımın yarısıyla, milletvekillerimizle, partili partisiz ayırt etmeksizin bölge milletvekillerini davet etmek suretiyle, iş adamlarımızla, sivil toplum örgütlerimizle birlikte geldik. Hepimiz bugün aynı heyecanı, aynı mutluluğu yaşıyoruz. Hükümet olarak attığımız bu büyük adım, Güneydoğu Anadolu Projesi Yeni Eylem Planı ile diğer bölgelerde öncelikli projelerin hızlandırılmasıdır. GAP, KAP ve KOP olarak kısaltılmış adıyla bilinen bu projelerle ilgili ayrıntılı eylem planımızı tamamlamış bulunuyoruz. Finansman kaynağımızı belirledik, yapılacak işleri somut bir takvime bağladık. Bu projeler gerek bölge insanımız, gerek Türkiye’nin her tarafında bütün milletimiz için talih değiştirecek ve bunun yanında tarihe bir yeni dönemin başlangıcı olacak önemli oranda sonuçlar üretecektir.”

”DÜĞMEYE BASIYORUZ”

Başbakan Erdoğan, bunların bölgeler arasında ekonomik kalkınma ve sosyal gelişme farklarını ortadan kaldıracak, geri kalmışlığın getirdiği işsizlik ve göç gibi sorunlarda rahatlatacak kurtuluş projeleri olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

”Artık uzun yıllardır konuşulan ama bir türlü potansiyeli hayata geçirilemeyen bu kurtuluş projelerini elle tutulur, gözle görülür bir hızla tamamlamak için düğmeye basıyoruz. Yıllardır bölge insanımız başta olmak üzere milletimize evlat acısı yaşatan bölücü terör belasının istismar ettiği sosyoekonomik yaralar bu projelerle inanıyorum ki bütünüyle kapanacaktır.

Hatırlarsanız, biz bu yola çıkarken en son seçimde İstasyon Meydanında yaptığım konuşmada da ısrarla vurgulamıştım, bu yola çıkarken bir şey söyledim. Neydi o? Biz hep tek vatan dedik, biz tek bayrak dedik, biz biz tek devlet dedik ve yola böyle çıktık.

İşte bu anlayışladır ki bu büyük hamlenin yanı sıra Meclis’te bugün görüşmeleri başlayan özellikle dil konusuyla alakalı, televizyon-radyo yayınlarında yeni açılımımız terörün psikolojik ve kültürel zeminini de önemli ölçüde kurutacaktır. Yapılacak yeni düzenlemeyle TRT’nin bir kanalı bundan böyle bölgedeki dilleri sürekli olarak anons eder hale gelecektir. Hem sosyokenomik kalkınmayı sağlayacak olan yeni eylem planımız, hem yeni yayın açılımımız, toplumsal yapımızı, birlik ve bütünlüğümüzü güçlendiren bir sosyal restorasyon meydana getirecektir. Bölgelerimiz ve insanlarımızın yıllardır adete mahkum olduğu kötü talihi değiştirecek bu tarihi adımların hükümetimize nasip olmasından büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.”

”YENİ BİR MİLAT, YENİ BİR DÖNÜM NOKTASI”

Konuşması vatandaşların alkışlarıyla kesilen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Güneydoğu Anadolu bölgemizin kalkınması başta olmak üzere Türkiye’nin bütün bölgelerinin yüzünü güldürecek, Türkiye’nin topyekun bahtını açacak olan yeni projelerimizi açıklamanın şu anda farklı bir heyecanı içerisindeyiz. Bir az sonra ayrıntılarını açıklayacağım yeni eylem planımız hiç kuşkusuz Türkiye için yeni bir milat, yeni bir dönüm noktası olacaktır.

Fikirleriyle, önerileriyle eylem planımızın olgunlaştırılmasına katkıda bulunan herkese özellikle teşekkür ediyorum. Bugüne kadar bölgeye yönelik bir çok paketler açıklandı, birçok raporlar yayımlandı, birçok söylemler ortaya konuldu. Bunların hepsinin yanlış olduğunu düşünemeyiz. Ancak bu raporların bir çoğu doğrunun olması gerekenin yalnızca bir bölümünü ortaya koyuyor. Oysa olması gereken meseleleri bir bütün olarak doğru algılayabilmek, Türkiye bütünlüğünde düşünebilmektir. Yalnızca siyasi söylemlerle veya popülist bir kısım anlayışlarla netice alınamayacağı çok açıktır. Yine biliyoruz ki doğru teşhis ve tespitler kadar, bunları uygulamaya geçirebilme iradesi, kararlılığı ve azmi de önemlidir. İşte bugün açıkladığımız bir rapor, proje veya dosya değildir. Takvimi belirlenmiş, somut olarak, müşahhas olarak tanımlanmış, kaynağı temin edilmiş bir eylem planıdır.” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, GAP eylem planının, yüzyılın en büyük bölgesel kalkınma projelerinden biri olduğunu belirterek, ”Bu bir sosyal restorasyon projesidir, bir kardeşlik projesidir. Yeter ki sloganlarla değil, kör ideolojilerle değil, asabiyetle değil, akılla, ilimle, sevgiyle yüreklerimizi birleştirelim” dedi.

Erdoğan, demokratik siyasetin her türlü sorunun tartışıldığı, müzakere edildiği, çözüm yollarının arandığı zemin olduğuna dikkati çekerek, bütün sorunlar için çarenin daha çok demokrasi, çare daha çok özgürlük olduğunu ifade etti.

Başbakan Erdoğan, Diyarbakır Ziya Gökalp Spor Salonu’nda düzenlenen ”GAP Eylem Planı” tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, kalkınmanın, refahın temel dinamiğinin adalet olduğunu belirterek, insanların hayat kalitesini artırmanın, adaleti bütün ülkeye yaymanın, refahı eşit şekilde paylaştırmakla mümkün olduğunu kaydetti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik, ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu ifade eden Erdoğan, ”Bu temel niteliklerin gereği milletimizi, ülkemizi bir bütün olarak kucaklamak, 81 vilayetimizi, 70 milyon insanımızı bir görmek, birimiz için olanı hepimiz için istemek, herkes için refah ve özgürlük üretmektir” dedi.

Konuşması, salonda bulunanların ”Diyarbakır seninle gurur duyuyor” sloganlarıyla sık sık kesilen kesilen Erdoğan, şunları kaydetti:

”Kardeşlerim; dinimiz, inancımız, düşüncemiz, yaşam biçimimiz, etnik kökenlerimiz her ne olursa olsun, unutmayalım ki millet olarak kaderimiz birdir. Aynı gök kubbe altında yaşıyoruz. Bütün farklılıklarımızın üzerinde bizi birleştiren, tek bir millet yapan yüksek değerlerimiz var. Bizi birleştiren temel paydamız da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Hepimiz aynı milletin, aynı cumhuriyetin hür ve eşit vatandaşlarıyız.

Hep birlikte kaybetmemek için hep birlikte kazanmak mecburiyetindeyiz. Bu gök kubbe altında, bu cennet vatanda, bütün renklerimizle biz bir ve bütünüz. Onun için ne diyoruz? ‘Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda/Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda/Canı, cananı bütün varlığımı da alsın Hüda/Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda’ diyoruz.”

”YOLUMUZ AÇIKTIR, GELECEĞİMİZ AYDINLIKTIR”

Başbakan Erdoğan, salondakilerin ”Vur vur inlesin Deniz Baykal dinlesin” sloganıyla kesilen konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Bu bereketli topraklarda ekmeğimizi birlikte paylaşacağız, aşımızı birlikte büyüteceğiz. Birbirimize güvenerek, birbirimize yaslanarak, topraklarımızı birlikte yeşerteceğiz; şehirlerimizi birlikte mağrur hale getireceğiz, sorunlarımızı birlikte aşacağız. Herkes tam bir özgüven içerisinde olsun. Bu ülkenin bütün çocukları, bütün gençleri geleceğe emniyet içinde baksınlar. Yolumuz açıktır, geleceğimiz aydınlıktır.

Herkesin, her vatandaşımın başı dik olsun, çözemeyeceğimiz hiçbir meselemiz yoktur. Biz, birlik ve beraberliğimizi güçlendirdiğimiz, dostluk ve kardeşliğimizi pekiştirdiğimiz sürece aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Emin olunuz bu topraklar şaha kalkacaktır. Türkiye’nin bütün şehirlerinde, bütün topraklarında mayınlı alanları biz temizleyeceğiz. Ama kimlerle? Hep beraber, sizlerle birlikte temizleyeceğiz. Şunu çok açık net söylüyorum, bu ülkenin evlatlarını mayın döşemek suretiyle yok etmek isteyenlerin hesabını benim milletim hep birlikte soracaktır. Bu da açık bir gerçektir. 70 milyon vatandaşımızla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ait olmanın, aynı bayrak altında,aynı istiklali korumanın onur ve gururunu birlikte yaşayacağız.”

”DEMOKRASİ DE KALKINMA DA MİLLETİMİZİN ORTAK TALEBİDİR”

Türkiye’nin son yıllarda gerek ekonomik kalkınma, gerekse demokratik gelişme noktasında elde ettiği bütün kazanımların arkasında demokratik istikrar ortamının yer aldığının bilinmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, huzur ve istikrara hep birlikte sahip çıkarak, ortak gelecek hedefleri etrafında kenetlenileceğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, ”Unutmayalım ki, demokrasi talebi de kalkınma talebi de bütün milletimizin ortak talebidir. Bu gerçeği anladığımız gün hiçbir meselemiz kalmayacaktır. Bütün meselemiz, vatandaşlarımız arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin ülkemizin bütün insanlarını kazanmaktır” dedi.

”BU BİR SOSYAL RESTORASYON PROJESİDİR”

Salondakilerin ”Diyarbakır seninle gurur duyuyor” sloganları üzerine ”Biz sizlerle gurur duyuyoruz” diyen Erdoğan, sözlerine şöyle sürdürdü:

”Değerli kardeşlerim; burada attığımız adalet tohumları sadece Türkiye’nin güneydoğusunu, doğusunu değil Türkiye’nin yedi bölgesini de yeşertecektir. Buraya yaptığımız yatırımlar, yapacağımız yatırımlar Türkiye’nin geleceğine yapılmış yatırımlardır. İşte bugün hükümetimiz bölgesel farklılıkları ortadan kaldıracak devasa bir adıma daha imza atmaktadır. Bu, yüzyılın en büyük bölgesel kalkınma projelerinden biridir. Bu bir sosyal restorasyon projesidir, bir kardeşlik projesidir. Yeter ki sloganlarla değil, kör ideolojilerle değil, asabiyetle değil, akılla, ilimle, sevgiyle yüreklerimizi birleştirelim. Yeter ki gücümüzü dağıtmayalım, enerjimizi zayi etmeyelim, yeter ki sorunlarımızın çözümsüz olmadığına hep birlikte inanalım.

Demokratik siyaset her türlü sorunun tartışıldığı, müzakere edildiği, çözüm yollarının arandığı zemindir. Bütün sorunlarımız için çare daha çok demokrasidir, çare daha çok özgürlüktür. Çare daha çok yatırım, daha çok üretimdir, çare güvendir, istikrardır.

Şunu açıkça gördük ve yaşadık ki, güven ve istikrarın olmadığı hiçbir yerde gelişme olmaz, terör ve şiddetin var olduğu hiçbir yerde de kalkınma olmaz, huzur ve refah olmaz.”

”TERÖRÜN İNSANLIK DIŞI YÜZÜNÜ HERKES TANIDI”

Başbakan Erdoğan, milletin birlik ve beraberliğine, ülkenin huzur ve istikrarına, vatandaşların can ve mal güvenliğine kasteden terör örgütünün, menfur saldırılarıyla hiçbir hedef ayrımı gözetmediğini, hiçbir değer tanımadığını bütün dünyaya gösterdiğini söyledi.

Erdoğan, şöyle konuştu:


”Artık bölücü terör örgütünün insanlık dışı yüzünü herkes tanımıştır. Çok yönlü ve çok boyutlu yürüttüğümüz mücadele neticesinde terör örgütü içeride ve dışarıda hiç olmadığı kadar yalnızlaşmıştır. Siyasi, askeri, diplomatik, sosyokültürel ve sosyoekonomik tedbirleri eş zamanlı olarak uygulamaya koyuyor, topyekun bir mücadele yürütüyoruz. Terörün düşmanı refah ve özgürlük ortamıdır. Refah yayıldıkça, özgürlükler güçlendikçe insanımız top yekun kazanacak, kaybeden terör örgütü olacaktır. Bu son hamle ve açılımlarımızla terör örgütünün istismar ettiği varlık alanı her geçen gün daha fazla daralacaktır. Her türlü ilerlemenin öncelikli şartı güven ve istikrar zemini tesis etmek, asgari güvenlik şartlarını sağlamaktır.
Bu bölgelerin yaşadığı olumsuzluklarla geri kalmışlıkta, göçte, sosyal tahribatta terörün büyük bir etkisi olmuştur. Hepimize düşen ilerleme ve kalkınmanın zemini oluşturmaktır. İnanıyorum ki milletimiz bir bütün olarak artık huzur istiyor, aş istiyor, iş istiyor, hak ve özgürlüklerin gelişmesini istiyor.

Doğudaki, güneydoğudaki kardeşim ne istiyorsa, unutmayın batıdaki, kuzeydeki güneydeki kardeşim de onu istiyor. Demokrasinin gelişmesiyle ekmeğimizin büyümesinin birbirine ne kadar bağlı olduğu açıkça görülmüştür. Türkiye bugün hızlı ve istikrarlı büyüme ivmesini kazanmış ve belli bir noktaya gelmiştir.”

 

27.5.2008 Net Haber

11 Mayıs 2007 Cuma 10:13

Başbakan’a Kürtçe dilekçe gönderen Mahmut Alınak’a soruşturma

Türk Harflerinin Kabulü Kanunu’na muhalefetten…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Kars ilinin sorunlarını içeren Kürtçe davetiye ve dilekçe gönderen DEP eski milletvekili ve Demokrat Toplum Partisi (DTP) Kars İl Başkanı Mahmut Alınak hakkında, Türk Harflerinin Kabulü Kanunu’na muhalefetten soruşturma başlatıldı.
Edinilen bilgiye göre, Başbakan Erdoğan’a Kars ilinin sorunlarını ve çözüm önerilerini içeren Kürtçe davetiye ve dilekçe gönderen Alınak, Başbakan’ın cevap vermemesi üzerine Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulundu. Başbakan Erdoğan hakkında takipsizlik kararı veren Başsavcılık Alınak hakkında ise Başbakan Erdoğan’a gönderdiği Kürtçe davetiyeyle ilgili TCK’nın 222. maddesinde yer alan Şapka ve Türk Harfleri Kanunu’na muhalefetten soruşturma başlattı. Alınak’ın önümüzdeki günlerde savcığı gelip ifade
vermesi bekleniyor. Sözkonusu kanunda devlet dairelerinde iş ve işlemlerde Türk harflerinin kullanılması öngörüyor ve resmi yazışmaların Türkçe harflerle yapılmasını düzenliyor. Savcılık soruşturmanın ardından suç unsuru bulması halinde Alınak hakkında TCK’nın 222. maddesi uyarınca 2 aydan 6 aya kadar hapis istemiyle dava açabilecek.

 

03 Aralık 2006 Pazar 11:44

Toplum

Yargıtay, KÜRTÇE TEMYİZ DİLEKÇESİNİ kabul etmedi

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bir temyiz başvurusunda Kürtçe yazılan dilekçeyi kabul etmedi.

Viranşehir Asliye Ceza Mahkemesi, bir kişiyi Seçim Yasası’na muhalefetten para cezasına çarptırdı.
Bu kişi kararı temyiz ederken, Yargıtay’a hem Kürtçe, hem de Türkçe yazılmış iki ayrı dilekçe verdi.

Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Kürtçe temyiz dilekçesini kabul etmedi. Daire kararında, Anayasa’nın 3. maddesinde, ”Türkiye Devleti’nin dilinin Türkçe olduğu” hükmünün yer aldığı anımsatıldı. Kararda, Kürtçe temyiz dilekçesinin anlaşılamadığı, sanığın Türkçe bildiğinin tespit edildiği vurgulandı.

Türkçe temyiz dilekçesini dikkate alan Daire, yerel mahkemenin kararını, ”Kürtçe temyiz dilekçesi yönünden düzelterek” onadı.

 

19 Mart 2007 Pazartesi 08:12

Toplum

İstanbul’da bazı semtlere belediye otobüsü girmesi yine yasaklandı…

PKK SEMPATİZANLARININ MOLOTOFLU SALDIRILARI NEDENİYLE İSTANBUL’DA BAZI SEMTLERE BELEDİYE OTOBÜSLERİ GİREMİYOR…

E 5 KENARINDA İNDİRİLEN BELEDİYE OTOBÜSÜ YOLCULARI İSYANDA:
‘BELEDİYE OTOBÜSLERİ KORUMAK İÇİN İNSANLARI FEDA EDİYOR’….

PEKİ NE OLACAK BU İŞİN SONU?

RADİKAL GAZETESİ BUGÜN, ESKİ EMNİYET MÜDÜRÜ NECDET MENZİR İLE İLGİNÇ BİR SÖYLEŞİ YAYINLADI…

İŞTE O SÖYLEŞİDEN ALTINI ÇİZDİĞİMİZ BÖLÜMLER:

Polisin giremeyeceği Harlemler yaratılıyor

İstanbul’da terör görüntüsü altında belediye otobüsleri yakılıyor bazı bölgelerde. Seferler içlere giremiyor. İdeolojik örgütler ve çeteler el ele, hırsız ve suçlular için kurtarılmış bölgeler yaratıyorlar

70′lerde Ümraniye olayların olduğu yerdi. Ümraniye zaman içinde ne oldu? İnsanlar bir yolla arsa sahibi oldu, binalar yapıldı. Herkesin koca binaları var şimdi. Zenginleştiler bu yoldan.

Çocuk suçluları Yassıada’daki boş okula yerleştirelim diyorlardı, olmaz diyordum. Şimdi olur diyorum. Çırak okulu gibi ıslahevi kuralım. Yoksa bu çocuklar yarının suç örgütü liderleridir.

NEDEN? Necdet Menzir

Ankara, Çankaya savaşlarına kilitlenmişken, Türkiye, tarihinin en büyük suç patlamasını yaşıyor. Büyük şehirlerde insanlar birbirlerine nasıl soyulduklarını anlatıyorlar. Hırsızlık, kapkaç, adam vurmalar, cinayetler, çete çatışmaları, haraç aldı başını gidiyor. Peki ne oldu? Türkiye, özellikle de büyük şehirler, neden birdenbire böylesine güvenilmez, yaşanılmaz bir hale geldi? İnsanlar neden kendilerini korumak için silahlanıyorlar? Hükümetin, yargının, polisin eksiklikleri neler? Canımızı ve malımızı korumak için hükümet derhal hangi önlemleri almalı? İstanbul’un eski Mmniyet müdürü 40 yıllık Emniyetçi Necdet Menzir bu hale nasıl geldiğimizi, tehlikenin giderek nasıl büyüdüğünü ve acilen alınması gereken önlemleri anlattı. Necdet Menzir, bir dönem DYP’den İstanbul milletvekili olarak Meclis’e girmiş ve Mesut Yılmaz’ın hükümetinde 1997-98 yıllarında ulaştırma bakanlığı yapmıştı.

Sizinle bu konuşma için sözleştikten iki gün sonra, Etiler’de ana caddeye 10 metre mesafedeki bir apartmanın beşinci katında oturan çok yakın bir arkadaşımın evine sabah saat altı buçukta hırsız girdi ve yanında götürebileceği her şeyi aldı. Arkadaşım uyanıp da hırsızı kovalayınca ve balkondan hırsız var diye bağırınca, kendini çoktan sokağa atmış olan hırsız durup beşinci kata uzun uzun baktı ve arkadaşıma gülerek el salladı. Sayın Menzir, ne zamandan beri masum insanlar bu kadar korku dolu ve güvensiz, hırsızlar ise bu kadar güvenli ve cesur oldular?

- Türkiye büyük dönüşüm yaşıyor. AB’den tarih alabilmek uğruna alelacele uyum yasaları çıkarıldı. Altyapısı hazırlanmadan Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu değiştirildi. Bir geçiş süreci geçirilmediği için de suçlarda büyük artış oldu. Türkiye’deki bütün soruşturmalar 180 derece ters bir tablo içine sokuldu. Böyle olunca da mağdurların hakkını, hukukunu koruyan bir mekanizma kalmadı. İnsan hakları çerçevesinde, sanki suç işleyenlerin hakları korunuyormuş gibi bir tablo çıktı ortaya. Ayrıca bu hırsızlık işleri de artık bireysel yapılmıyor.

Nasıl yapılıyor?

Eskiden bireysel olarak yapılan hırsızlık şimdi organize bir iş haline geldi. Bu kapkaçları, hırsızlıkları bir organizasyon içinde yapıyorlar ve çoğu zaman da delil elde edilemiyor. Bu olaylarda daha fazla çocuklara suç işletiyorlar. 11 yaşındaki çocuk işlediği suçun farkında mı ki… Polisin bu çocuk suçlulara karşı yapabileceği bir şey yok. Polisin eli kolu bağlı yani.

Neden bağlı?

18 yaşından küçük olanlar ayrı bir yargılama ve soruşturma usulüne tabiler. Bunların ayrı mahkemeleri var ve bu çocukların ifadelerini ancak savcı alabiliyor ve doğrudan mahkemeye gönderiyor onları. Korkunç derecede bir ceza indirimi var bunlara. Bu sabıkalı çocuklar, yakalanıyor ve bırakılıyor. Aynı gün içinde gene suç işliyor. Bunların arasında 70-80 tane suç işlemiş olanı var. Adam, çocuğunu kapkaç ve hırsızlık yapması için örgütlere veriyor ve karşılığında bu örgütlerden maaş alıyor. Bu örgütler çocuklara, akşama kadar hırsızlık yaptırıyorlar. Size söyleyeyim. Bugünleri arar Türkiye.

Niye? Bunlarla mücadele edilemez mi?

Tedbir almak lazım. Çünkü çeteleşme noktasına gidiyor işler. Eskiden bireysel olarak suç işleyenler giderek organize oluyorlar. Tek tek suçlularla mücadele etmek kolaydır. Organize olduklarında ise çeteyle, örgütle mücadele etmek zordur.

 

01 Mart 2007 Perşembe 08:35

CHP’nin Kenan Evren’e eleştirileri var

7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ‘Kürt sorunu’ hakkında yaptığı açıklamalar tepki çekti. CHP’li Özyürek, ‘Bunları 12 Eylül’de söyleseydi kendisini hapse atardı’ dedi

12 Eylül darbesinden sonra “Kürt diye bir şey yoktur” diyen 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Kürtlere “kardeş” muamelesi yapılması gerektiğini belirterek, Türkiye’de eyalet sistemine geçilebileceğini söyledi.
Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin “Türkiye Kürdistan fikrine alışmalı” sözlerini Sabah gazetesine değerlendiren Evren, Irak’ta fiili olarak Kürt devletinin kurulduğunu belirtti. Evren, Türkiye’nin Kerkük’e müdahalesi halinde tüm dünyayı karşısına alacağını savundu. Kürtlerle kardeşçe geçinilmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin ileride eyalet sistemine geçebileceğini ifade eden Evren, “Bundan korkmamak lazım. Diyorlar ki, ‘Kürtler bağımsızlığını ilan eder. Edemez. Kaç senesi var bilmiyorum, ama Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir” dedi.

Türkler ve Kürtlerin “tek bir hamur” olduğunu vurgulayan Evren, “Bizde ayrı gayrı yok. Genelkurmay başkanı olan Cemal Gürsel için de ‘Kürt’ derlerdi” ifadesini kullandı.
DTP’nin parlamentoda yer almasının Türkiye’ye uzun vadede fayda getireceğini savunan Evren, “İlk zamanlar belki çatışmalar olur, ama durulur. Kardeşçe geçinmeyi öğrenmeliyiz. ‘Baraj yüzde 7′ye indirilebilir’ dedim” diye konuştu. Evren, kendisinden randevu talep etmesi halinde eski DEP milletvekili Leyla Zana ile görüşebileceğini kaydetti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek, “Bunları Konsey Başkanı olduğu günlerde söyleseydi kendi kendini hapse atardı. Söylediklerinin tam tersini yaptı” diye konuştu. AKP Adıyaman Milletvekili Faruk Ünsal da “Kürtler dağ Türkleridir. Dağda yürürken ayaklarından ‘kart-kurt’ diye ses çıktığı için Kürt denmiş’ diyen zihniyetin bugün bu noktaya gelmesi çok ibret verici” dedi. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ise “Anlaşılıyor ki, Evren yeni bir taşeronluk görevi üstlendi” yorumunu yaptı.

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, “Zana’nın Evren ile bir görüşme talebi oldu mu?” sorusuna, “Hayır, öyle bir talebinin olduğunu sanmıyorum” karşılığını verdi. Türk, “Diyaloğu önemseyen her düşünceyi doğru, mantıklı bir düşünce olarak kabul ediyoruz” dedi.

 

24 Şubat 2007 Cumartesi 08:24

 

 

 

 

Kürdistan haritası şeklinde havuz yaptırdılar

Diyarbakır’ın DTP’li Kayapınar Belde Belediyesi, 400 bin YTL’ye yaptırdığı bir parka, sözde Kürdistan haritası şeklinde süs havuzu da yaptırdı.

Havuzun çevresinde yer alan ve Irak, İran, Suriye ve Türkiye olmak üzere 4 parçaya bölünen sözde Kürdistan’ı simgelediği öne sürülen 4 yapay şelaleden akan suların, Kürdistan haritasına benzeyen havuza akması sağlandı. Eski Diyarbakır İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı olan Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin, parka sözde Kürdistan haritası şeklinde havuz inşa edilmesiyle ilgili de şunları söyledi: “Bunun farklı noktalara çekilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Böyle anlayışlar, böyle yorumlar ve varsayımları art niyetli olarak değerlendiriyorum. Biz bunları yaparken gerçekten o bölgeye iyi bir hizmet vermek için yaptık. Su ve şelale sesinden insanlar faydalansın diye yaptık. Kuşkusuz havuzun girintili ve çıkıntılı olmasındaki asıl amaç tamamen doğallığı vermek içindir. O alışılmış klasik, dikdörtgen ve yuvarlak şekilleri kırmak ve biraz doğal görüntü kazandırmak maksadıyla yapılmış bir havuzdur. Bunu başka maksatla yorumlamak doğru değildir. Tamamen bilimselliğe, doğaya, bizim yaptığımız hizmet anlayışına aykırı bir şeydir. Bunun kasıtlı bir söylenti olduğunu ve yıpratma kampanyası olduğunu düşünüyorum.”

21 Temmuz 2007 Cumartesi 13:47

Politika

‘Eyalet sistemine geç Türkiye’ demişti… Leyla Zana: SÖYLEDİKLERİME KIZANLAR BUNU UYGULAYACAKLAR

Kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla Zana, ”İnancım şu ki söylediklerime bugün kızanlar, 5 ya da 10 yıl sonra bunu gerçekleştirecek ve uygulayacaklar” dedi.

Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) bağımsız adaylarına destek vermek üzere Van’a gelen Zana, Bostaniçi Beldesi Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek, bağımsız milletvekili adayı Fatma Kurtulan ve partilerle birlikte Cumhuriyet Caddesi’ndeki esnafı ziyaret etti.
Zana, Iğdır’da yaptığı konuşmayla ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Türkiye’nin bölünmemesi gerektiğine inananlardan biri olduğunu belirterek, ”Ben bu halkın diliyim. Aynı zamanda halkımın da beklentilerini dillendirdim. Türkiye’nin geleceğini de orada görürüm. Türkiye’nin çıkarını bunda buluyorum. İnancım şu ki, (söylediklerime) bugün kızanlar 5 yıl sonra ya da 10 yıl sonra bunu gerçekleştirecekler ve uygulayacaklar” dedi.

Bir gazetecinin, açıklamalarının partinin mi yoksa kendisinin mi fikri olduğunu sorması üzerine Zana, şu yanıtı verdi:

”Söylediklerim tümüyle kendi fikrimdir. Parti bu fikrimi destekler mi desteklemez mi onların bileceği bir şeydir. Ahmet Türk demek sadece parti demek değildir. Partimiz içinde de değişik görüşler var.”

 

21 Temmuz 2007 Cumartesi 00:30

Politika

Tayyip Erdoğan’dan ‘Türkiye derhal eyalet sistemine geçmeli’ diyen Leyla Zana’ya tepki: Savcılar harekete geçmeli

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde bölücü çıkışlar yapan Leyla Zana’ya tepki göstererek ‘Savcılar harekete geçmeli’ dedi.

Kanal 7′de Rize’nin Güneysu ilçesindeki evinden canlı yayınlanan ”İskele Sancak” programında soruları yanıtlayan Erdoğan, ”DTP’li ve bağımsızlar çevresinden bugüne kadar ifade edilmemiş yeni söylemler geldiği, Leyla Zana’nın ‘Türkiye’nin federal yapıya bölünme vakti geldi’ şeklinde ifadelerde bulunduğu” söylenerek, ”Şu sıralarda bunların ifade edilmesine ne diyorsunuz?” sorusu üzerine Erdoğan, ”uçların metodunun hep bu olduğunu” ifade etti.
Erdoğan, şunları kaydetti:

”Bir defa bu yapılan açıklamalar çok talihsiz. Talihsizliğin ötesinde bu ülkede şu anda savcının devreye girmesi lazım. Ortada gizli bir şey yok, çok açıkça bu konuşulmuş, çok açıkça ortaya konulan şeyler. Ve siz kalkıp da bu ülkede bir bölücü yaklaşımı, bu ülkeyi bölebilecek bir anlayışı, yapıyı ortaya koyamazsınız ve seçimin arifesinde de böyle bir tahrik yapamazsınız. Bu bir defa bana göre bir hukuki sorun ortaya çıkarıyor ve haddini bilmez bir yaklaşım bu. Bu yaklaşımın da takibini herhalde yargı gereği gibi yapacaktır.”

LEYLA ZANA NE DEMİŞTİ?

Leyla Zana: ‘Türkiye’yi eyaletlere bölme zaman gelmiştir’

“Türkiye’nin eyaletlere bölünme zamanı gelmiştir. Ankara, Türkiye’yi eyaletlere böl ve Kürdistan eyaletini kur.”

Kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla Zana, Iğdır’da bağımsız milletvekili adaylarına destek vermek üzere düzenlenen mitingde, toplumun artık kendi kendini yönetmesi için rafa koyulan yerel yönetimler yasasının bir an önce yürürlüğe konulması gerektiğini savundu. Zana şunları söyledi:


“Kürtler 1999 İmralı süreci ile bir stratejik değişiklik yaptı. Dediler ki sınırları çizmeye gerek yok, halklar birlikte el ele gönül gönüle yaşayabilir. Yeter ki yönetici kadro bunu görebilsin. 8 yıl bunu uygulamaya çalıştık. Siz ne yaptınız, hiçbir şey. Bir iki adım attınız, geri çekildiniz.” TRT’ye de 45 dakika Kürtçe program konulduğunu ve milli kıyafetlerin serbest bırakıldığını anımsatan Leyla Zana, “Bunları yapacaktınız da şimdiye kadar neden yasakladınız” diyerek şöyle devam etti:
“Şimdi yapmanız gereken ilk şey genel bir af çıkarmanızdır. İkincisi, Osmanlı’dan bugüne kadar olması gereken Kürdistan eyalet sistemine geçmenizdir. Bunun için Türkiye’nin eyaletlere bölünme zamanı gelmiştir. Ankara, Türkiye’yi eyaletlere böl ve Kürdistan eyaletini kur. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde yapamadığını şimdi yap.”

 

22 Haziran 2007 Cuma 12:44

Toplum

Cengiz Çandar: PKK’nın alışılageldik şekilde sadece suçlanması ve kötülenmesini doğru bulmuyorum

PKK’yı IRA’ya benzeten Çandar, DTP destekli bağımsız adayları kastederek, ‘25-35 milletvekili PKK’nın Shin Fein’leri ve Türkiye’nin kanun yapıcıları olacak’ dedi.

Woodrow Wilson Uluslararası Merkezi’nde “Türkiye, Irak ve Kerkük’ün geleceği” konulu bir panele konuşmacı olarak katılan gazeteci Cengiz Çandar, PKK’ya IRA benzetmesi yaptı.
PKK’nın alışılageldik şekilde sadece suçlanması ve kötülenmesinin bir netice getirmeyeceğini belirten Çandar, “PKK’yı sadece suçlamak, bizi bir yere götürmez. Politik açıklamalar yapmak kolaydır. Nitekim Amerikalılar bunu çok yapıyor zaten. Türkiye’ye iyi gözükmek için her zaman PKK’yı terörist örgüt olarak adlandırıyorlar, daha çok şey yapılması gerektiğini söylüyorlar, ama konuşmalar hep boş bitiyor. Bu tavır, Türk insanını kızdırıyor ve anti Amerikan çevrelere de pirim veriyor. PKK yerli bir örgüttür ve bu bir Türkiye’deki Kürtler sorusudur. PKK bir terör örgütü müdür? Evet; uluslararası oybirliği ile öyledir. Kimsenin aksini iddia etmesi bir mana taşımayacaktır. Türkiye’nin de bir parçası olmaya çalıştığı Batı toplumu PKK’yı terörist olarak tescillemiştir. Fakat bu terör örgütü, Türkiye’nin çözülmemiş Kürt sorusunun bir parçasıdır. Eğer biz meseleye geniş bir açıdan yaklaşmazsak, suçlamalarla kendimizi tekrar edip dururuz. Biz bunu neredeyse 20 yıldır yapıyoruz ve olduğumuz yerdeyiz” dedi.
Bazı milletvekili adaylarının da “PKK sözcüsü” olduğunu ima eden Cengiz Çandar, İrlanda Kurtuluş Ordusu IRA’nın, politik kanadı olan “Shin Fen”lere atıfta bulunarak, “Beyaz Saray’dan PKK için her ne kadar el-Kaide’ye eş değer suçlamalar yapılsa da bu gerçekçi olmayacaktır. PKK’nın Türkiye’de Shin Fein’leri var. Şimdi onlar da seçim sürecinde. Büyük ihtimalle de seçilecekler. 25-35 milletvekili seçilecek ve onlar toplum önünde bizim PKK ile bir işimiz yok diyecekler. Fakat bilinen bir gerçek var ki onlar PKK’nın Shin Fein’leri ve Türkiye’nin kanun yapıcıları olacak” şeklinde konuştu.

PKK’nın çeşitli yönleri olduğuna ve mücadelede hedefin doğru olarak seçilmesi gerektiğine de dikkat çeken gazeteci Çandar, “Birçok PKK var. Ben PKK’nın ne olduğunu bilmiyorum. Bir tane PKK var ki, askeri hapishanede hayat süren Abdullah Öcalan ve askeri teftiş altında bile örgütünü yönlendirmek için emirler yayınlıyor. Bu bir tanesi ve çok önemlisi, çünkü örgütün lideri. Diğer PKK, yüksek seviye komutanları ve polit büro üyeleriyle Kandil dağlarındaki savaşçı olan. Bunların bir yerden emir mi aldıkları
yoksa kendi inisiyatiflerinde mi olduklarından emin değiliz. Bir diğer PKK var ki uyuşturucu ve narkotik trafiğinden büyük miktarda para biriktiren, bazı Batı Avrupa gizli servisleri tarafından kontrol ediliyor. Bir de Türkiye’deki Kürt nüfusu içinde PKK’ya sempati duyanlar var. Şimdi PKK’ya atfedilen bazı hareketler duyuyoruz. Ben hangi PKK’nın bu PKK olduğunu merak ediyorum. Genel olarak bir suçlama yapmak, son adam kalana kadar savaşacağız demek bence sorunun doğrulanabilir bir çözümü olmayacaktır” diye
konuştu.

Kuzey Irak’taki bölgesel Kürt yönetiminin de PKK mücadelesinde Türkiye’nin yanında yer almayacağına inandığını belirten Cengiz Çandar, şunları söyledi:
“Bölgesel Kürt Hükümeti PKK’ya karşı yapması gerekenleri yapıyor mu? Hayır, kesinlikle hayır. Problem de burada. Fakat bunlar, 1990′larda Türk Silahlı Kuvvetleri’yle birlikte savaşan insanlar. Mesut Barzani ile defalarca görüştüm. Ne zaman bu mesele gündeme gelse, bu mücadeleyi örnek vererek 3 bin tane savaşçılarını bu mücadelede kurban verdiklerini ve bir daha yapmayacaklarını söylüyor. Irak’taki bu son karışık durumdan dolayı Kürtler, Kürt olarak birleşik durmaları gerektiğine inanıyorlar. Bir kenarda
güvenli olarak durmak ve farklılıklarını minimize ettikleri sürece daha birleşik ve güçlü duracaklarına inanıyorlar. PKK, bütün bir Irak içinde, bütün bu Kürt yapılanmasın bir unsuru. İçinde yaşadığımız bölgenin problemleri, Rusların matruşkaları gibi iç içe. Onlara PKK ile savaşmaları söylenirse bunu yapmayacaklar ve bunu yapmayacaklarını da söylüyorlar”.

 

28 Mayıs 2007 Pazartesi 09:02

Politika

DTP’nin eski eş başkanı, ‘kulağımıza İYİ GELEN bir makale’ YAZDI

Misak-ı Milli mutlaka korunmalıdır. K. Irak, Misak-ı Milli’nin parçasıdır. Kürtler, Türklere “sömürgeci” demesin. Türkler de Kürtleri “bölücü” görmesin.

DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, Radikal İki’de yayımlanan, “Sevr travması ve Kürtlerin empatisi” başlıklı yazısında, I. Dünya Savaşı’nın en onur kırıcı anlaşmalarından biri olan Sevr’in Türk-Kürt çatışması üzerinden yeniden kurgulandığını ve ABD’nin Irak işgalinin de bu kaygıyı beslediğini söyledi. Türkiye’deki ve Irak’taki Kürt sorununun emperyalist müdahalelere açık hale gelmesinin Sevr endişesini artırdığını da kaydeden Tuğluk, “Burada bizim açımızdan sorulması gereken, Kürtlerin tavrının ne olacağıdır. Bize göre Türk halkının korku ve kaygıları ciddi düzeyde gerçekçidir, anlaşılmaya değerdir. Türk halkı tekrar Sevr tehlikesine benzer bir durumla karşı karşıyadır tespitini rahatlıkla yapabiliriz. Ve bu tehlikenin temasında Türk-Kürt çatışması kurgulanıyor. Söz konusu travma Kürt olgusunda odaklanıp sürdürüldükçe, bu her türlü istismara açık ve uygun bir ortamı canlı tutar ve gerçek tehlike nedeni olur” dedi.
Tuğluk, Misak-ı Milli’nin Kürt sorunun çözümünde olmazsa olmaz unsurlardan birisi olduğunu da vurgulayarak şöyle devam etti: “Kürt olgusunun bölücülüğe kaynaklık ettiği iddiası, resmi ideolojinin yaygınlaştırdığı bir korku olsa da, toplumun usunda yer edindi ve bu toplumsal algı adeta gelenekselleşti. Emperyalistlerin Kürtlere dayalı politikası Irak işgaliyle derinleşince, Sevr travması da kendisini sürekli güncelleme ortamına kavuştu. Burada Kürtlerin gayet açık ve samimi olması gerekiyor. Şu önkabulle başlangıç yapılabilir: Misak-ı Milli sınırlarını mutlak suretle koruyarak Kürt sorununa çözüm bulunmalıdır. Emperyalist müdahalelere güvenmeden ve de gerçeklik dışı olmayan açılımlarla çözüm arayışı gerekiyor.”

TÜRKLER-KÜRTLER DOĞAL MÜTTEFİKTİR

Türklerle Kürtlerin birbirinin en doğal müttefiki olduğunu da hatırlatan Aysel Tuğluk, Kuzey Irak’ın da Misak-ı Milli’nin bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Sevr korkularının objesi Kürtler olmamalıdır. Komşu ülkede yaşananlar Türkiye’deki gerçeklikle örtüşmüyor. Zaten başka bir boyuttan bakılırsa orası da Misak-ı Milli sınırlarındadır. Bu işgalci bir yaklaşım değil, samimi ve gönüllü bir kucaklaşma olacaktır. Burada Kemalist aydınlara büyük görevler düşüyor. Bu kesimler unutmamalılar ki; korkular canlandırılıp iki toplum birbirine geriye dönüşümsüz düşman edilmek isteniyor. Söylemler buna hizmet etmemeli. Kürtler de bu durumu çağrıştırıp, korkuları anımsatan fotoğraflarda yer almamalı” dedi. Aysel Tuğluk, yazısında şunları da yazdı:

“Kan ve gözyaşı acıları büyütüyor. Şiddet ortamına hemen son verilirse harcanan enerji ülkenin birliğini korumak için yoğunlaştırılabilir. Burada dikkat çekmesi ve üzerinde durulması gereken husus, Türklerin Kürtlerin nezdinde sömürgeci ve despot, Kürtlerinse Türklerin nezdinde bölücü ve barbar olarak görülmesinin, bu tüm sıfatları kendinde barındıran Batı emperyalizminin işi olduğudur. Bu bakış açılarında direnmek Türkiye’yi bölünmeye, Kürtleri ise sömürülmeye götürecek esas neden olacaktır. Her iki toplum karşılıklı duygudaşlık kurabilirse geçmiş hatalar unutulup çözüme kavuşturulabilir (…) Bu ülkenin Kürt-Türk diye bölünmesinin maddi, psikolojik altyapısı asla oluşmadı. Emperyalist ülkeler kendi aralarında ilk kez biraraya gelip kalıcı hukuki, sosyolojik temelleri sağlam birliktelikler kuruyorlar. Oysa tarihleri kanlı çatışmalarla dolu. Bizler de aynı şeyleri kendi aramızda başarabiliriz. Yeter ki bize dayatılan kitle psikolojisiyle düşünmeyelim.”

Aysel Tuğluk, Atatürk’le ilgili olarak da şunları yazdı: “Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek. O bir mucizedir, ölümsüzdür. Uluslaşmada temel direktir. Türk halkının ortak bilincinde Sevr ve büyük kurtarıcı imgesi çok güçlü bir enerjiyle ortaya çıkmaya başladı.”

 

22 Ekim 2007 Pazartesi 17:45

Defalarca kapatılan gazete Özgür Gündem’den küstah manşet

Bölücü terör örgütünün yayın organı, Yüksekova’aki hain saldırıyı ‘8 asker esir alındı, 40 asker öldürüldü’ diye duyurdu.

Bölücü yayınları nedeniyle defalarca kapatılan Özgür Gündem gazetesi, Yüksekova’daki son hain saldırıyı, gerçekleri saptırarak duyurdu.

‘Türk ordusu sınırötesi operasyon yapmak isterken ağır kayıp verdi. Alınan bilgilere göre 8 asker esir alındı ve 40 asker öldürüldü’
şeklinde verilen haberde, ‘Devam eden operasyonlarla askerlerin yaşamı da tehlike altına sokuluyor’ denilerek küstahça meydan okudu.
 

 

01 Ekim 2007 Pazartesi 06:52

Politika

Kürtçe savunma anayasaya giriyor

Yeni anayasa taslağına göre yabancı dilde savunma hakkı, Kürtçe için de geçerli olacak.

Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) milyonlarca dolar tazminat cezasına çarptırılmasına neden olan “yaşama hakkı” ve “adil yargılanma hakkı”, AKP’nin anayasa taslağında genişletilerek bağımsız maddeler olarak yeniden düzenlendi. Taslaktaki düzenleme kabul edilerek yürürlüğe girerse, yaşama hakkı, sanık hakları ve işkence yasağı gibi temel hak ve hürriyetler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) belirtilen kriterlere göre Anayasal güvenceye kavuşacak.
Taslağın 15’inci maddesine göre, “yaşama hakkı”, sıkıyönetim veya olağanüstü hal koşulları gerekçe gösterilerek ihlal edilemeyecek. Güvenlik güçleri sadece, meşru müdafaa ve kanunun öngördüğü koşullarda silah kullanabilecek. Yaşama hakkını güvenceye alan bu kural, konut dokunulmazlığı, işkence ve kötü muamele için de geçerli olacak. Sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde dahi, kimseye işkence ve kötü muamele yapılamayacak, mahkeme kararı olmadan kimsenin konutu aranamayacak.

AB ülkelerinin tamamında ve ABD’de uygulanan, sanığın duruşmalarda söz alarak iddia makamının (savcılığın) tanıklarını sorgulama hakkı, Türkiye’deki mahkemelerde de uygulanacak. Sanık, hangi suçlamayla yargılanırsa yargılansın, aleyhine ifade veren tanığa doğrudan soru yöneltebilecek ve tanığın iddialarını bu yolla çürütebilecek. Sanık bu hakkını, avukatı aracılığıyla da kullanabilecek.

KÜRTÇE TERCÜMAN

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) yer alan, “sanığa tercüman yardımı” hükmü, AKP’nin anayasa taslağına da girdi. Sanık, yeterli düzeyde Türkçe konuşamadığını belirtirse, tercüman aracılığı ile kendi dilinde savunma yapabilecek ve tercüman ücreti ödemeyecek. Yabancı dilde savunma hakkı, Kürtçe için de geçerli olacak.

ANAYASA KISA VE ÖZ DEĞİL

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, “Bu düzenlemeler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde belirtilen temel hak ve hürriyetleri içeriyor. Zaten, mevcut Anayasa’da milletlerarası sözleşmelerin geçerliliği kabul edilmişti. Yeni bir anayasaya gerek olduğunu sanmıyorum. Bu özgürlüklerin taslağa eklenmesi, AKP’nin ‘kısa ve öz bir anayasa’ vaadiyle bağdaşmıyor” dedi.

Haber: Ersin BAL – Akşam gazetesi

 

 

10 Ağustos 2007 Cuma 11:24

Toplum

‘Kürdistan’ sözünü kullanmak Bulanık’ta serbest, Viranşehir’de suç

Avukat Eren Keskin, Bulanık ve Viranşehir ilçelerinde ‘Kürdistan’ kelimesini kullandı. Bulanık’ta savcılık ‘Bu düşünce açıklamak’ dedi. Viranşehir Savcılığı’ysa dava açtı


Radikal gazetesinde İsmail Saymaz’ın haberine göre; İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin eski başkanı avukat Eren Keskin, Muş’un Bulanık ilçesinde yaptığı konuşmada ‘Kürdistan’ ifadesini kullanınca soruşturmaya uğradı. Bulanık Cumhuriyet Başsavcılığı, bu ifadenin, ‘her ne kadar kabul edilebilir olmasa da düşünce açıklamaktan ibaret olduğunu’ vurgulayarak, takipsizlik kararı verdi. Oysa Keskin, Şanlıurfa’ya bağlı Viranşehir ilçesinde aynı kelimeyi kullandığı için bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyor.
Muş’a bağlı Bulanık Belediyesi geçen yıl 17 Eylül’de Keskin’in konuk edildiği bir toplantı düzenledi. Keskin burada şunları söyledi: “Kürdistan’a gelmeden Kürt sorununu anlamak gerçekten mümkün değil, şöyle görüyorlar burada, PKK devlet gibi olmuş; bu bir gerçek, kabul ederek çözüm bulmaya çalışmalı.”
Konuşmasında, ‘Kürdistan’ dediği için Keskin hakkında, ‘Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma’ iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Bulanık Cumhuriyet Başsavcılığı 19 Temmuz’da düşünce ve ifade özgürlüğü için örnek oluşturacak bir karara imza attı. Takipsizlik kararı veren başsavcılık, ‘Kürdistan’ tabirini, ‘her ne kadar kabul edilebilir olmasa da düşünce açıklamaktan ibaret’ diye değerlendirdi. Kararın gerekçesinde şu ifadelere yer verdi: “Şüphelinin savunmasında Kürdistan kelimesindeki kastın Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı yer olduğu, bu nedenle böyle bir kelime kullandığını beyan ettiği anlaşılmakta olup şüpheli hakkında suç yokluğu nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına…”
Keskin, Şanlıurfa’ya bağlı Viranşehir’de 2 Ekim 2004′te düzenlenen festivalde ‘Kürdistan’ ifadesini kullanmıştı. Keskin, bu konuşması nedeniyle Viranşehir Asliye Ceza Mahkemesi’nde, ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek’ suçlamasıyla Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 216. maddesi gereğince bir yıldan üç yıla kadar hapisle yargılanıyor.
Eren: Umarım örnek olur

Bulanık’ta savcılığın verdiği takipsizlik kararı Eren Keskin’i de şaşırttı. Keskin, bunun örnek olduğunu belirterek şöyle konuştu: “301. madde ile ilgili yargılandığım 15 davam var. Nerede konuşma yapsam dava açılıyor. İlk kez böyle karar gördüm. İstisna gibi görünüyor ama umarım diğerlerine örnek olur.”

 

16 Kasım 2007 Cuma 07:17

Politika

SON SÖZÜNDEN ÇIKAN SONUÇ BU OLDU: Tayyip Erdoğan’ın ‘Kapsamlı Kürt Planı’ mı var?

Rice ve Bush’a anlatılan ‘kapsamlı plan’a dair Erdoğan’ın son sözü şifre gibi: Tavrımız, her şeyden önce silahların bırakılması

Radikal gazetesi bu konuyu manşetten verdi:
Satır araları

Muhalefete ABD gezisini anlatacak olan Dışişleri Bakanı Babacan, Başbakan Erdoğan’ın ABD Dışişleri Bakanı Rice’la Ankara’daki ve Başkan Bush’la Washington’daki görüşmelerini yakından bilen çok az isimden biri. Rice’ın sözünü ettiği, Erdoğan’a ait ‘kapsamlı plan’ın ne olduğunu o biliyor. ‘Plan’ Erdoğan’ın sözlerinin satır aralarında seziliyor.

Harekât bilmecesi

Erdoğan’ın 13 Kasım’da Genelkurmay 2. Başkanı Saygun’la görüşmesi, ‘anlık istihbarat akışı için mekanizmanın kurulduğuna’ yorulmuştu. Sınır ötesi harekâtın kıştan önce yapılacağını da söyleyen Erdoğan, önceki günse, “Operasyon söz konusu değil. Tavrımız, her şeyden önce silahların bırakılmasına yönelik” dedi.

RADİKAL GAZETESİ ANKARA TEMSİLCİSİ MURAT YETKİN ŞÖYLE YAZIYOR:

Dışişleri Bakanı Ali Babacan bugün CHP, MHP ve DSP’ye Erdoğan-Bush görüşmesini anlatacak. Bu hem doğru bir adım, hem de doğrusu Babakan Tayyip Erdoğan dışında bu görüşmeye en çok vâkıf olan isim olarak Babacan bu sunumu yapacak (Erdoğan dışında) en doğru isim. Belki son günlerde fazla konuşmaması nedeniyle geride kaldığı izlenimine yol açsa da Babacan Irak-PKK operasyonunun tam göbeğinde yer alan birkaç yetkili arasında.

Babacan hem 2 Kasım’da Başbakanlık’ta Erdoğan ve ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice arasındaki görüşmede, hem de 5 Kasım’da Beyaz Saray’da heyetlerle görüşmeye geçmeden yapılan dörtlü görüşmeye katılmıştı. (Diğer üçü ABD Başkanı George Bush, Erdoğan ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley idi.)

Dolayısıyla Babacan, 2 Kasım’daki görüşmeden sonra Rice tarafından açıklandığı şekliyle, Erdoğan’ın sunduğu ‘kapsamlı planın’ ne olduğunu bilen çok az sayıda kişiden biri. Bu görüşmeye dek, ABD’nin önceliği Türkiye’yi Irak topraklarına müdahaleden vazgeçirmeye çalışmaktı. Bu dörüşmeden sonra ise, Türkiye’nin PKK saldırılarına karşı cevap verme ve önleyici tedbir alma hakkı ABD tarafından kabul edildi.

5 Kasım’da Bush’un “PKK ortak düşmanımız” diye Irak’taki Amerikan askeri gücüne açık talimatı bundan sonra geldi. Buradan, henüz içeriği Türk Meclisi’ne de, kamuoyuna da açık olmayan ‘kapsamlı planın’ ABD yönetimi (ve zincirleme olarak Irak Kürt yönetimi) nezdindeki değiştirici etkisinden söz etmek mümkün.

Başbakan’ın son demeçlerinde, çelişki olduğu izlenimi uyandıran bazı ifadeleri acaba bu ‘kapsamlı planın’ parçası, oradan haberler veren işaretler olarak okumak mümkün mü? Nedir Başbakan’ın dilinin altındaki?

Önce birbiri peşi sıra sarf edilen şu sözlere bakalım:

13 Kasım, AK Parti MYK toplantısı: Başbakan o gün akşam saatlerinde Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun tarafından ziyaret edilmiştir. Saygun, Başbakan’ın heyete üst düzey asker dahil edilmesi fikri üzerinde çalışan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın önerisiyle Beyaz Saray görüşmelerine dahil olan isimdir. Beyaz Saray görüşmesinin hemen öncesinde Pentagon’da ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral James Cartwright ile ikili bir görüşme yapmış, Beyaz Saray toplantısının hemen ardından eski hükümet Binasında yapılan (ve istihbarat paylaşımı dahil ortak hareket tarzının teknik ayrıntılarının konuşulduğu) devam toplantısına Başbakan’ın Dış Politika Danışmanı Büyükelçi Ahmet Davutoğlu ve Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Ertuğrul Apakan ile birlikte katılan da o olmuştur. (Muhatapları arasında ABD Genelkurmayı Harekât Müdürü ve Beyaz Saray’ın Irak (ve Afganistan) askeri danışmanı (Yani Irak’taki Amerikan Merkezi Ordusu-Centcom’un itibatı) Tümgeneral Douglas Lute, ABD Dışişleri’nin Irak Koordinatörü Büyükelçi James Jeffrey ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da vardı.) Dolayısıyla Saygun’un Erdoğan’a gelişi Ankara kulisinde Amerikalılardan anlık istihbarat akışı için gereken mekanizmaların kurulduğu tekmilinin verilmesi olarak yorumlandı.

Erdoğan’ın bu görüşme ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres için verdiği yemekten erken ayrılarak katıldığı MYK toplantısında verdiği iki önemli mesaj, böyle bir perde gerisi ışığında değerlendirilmelidir. Mesajlar şunlardı: 1- Erdoğan, Bush’a ‘Bundan sonraki süreçte Türkiye’nin mi yanında olacaksınız? Yoksa Barzani’nin mi?’ diye sormuş ve ‘Tabii ki Türkiye’nin’ yanıtını almıştı. 2- Irak’taki PKK varlığına yönelik operasyon, kış şartları ağırlaşmadan başlayacaktı.

14 Kasım, Başbakan Çek Cumhuriyeti için yola çıkarken: O gün üç önemli gelişme vardı. Siyaset, bir gün önce MHP liderinin yaptığı ve DTP’lilerin Meclis’ten atılmasıyla sonuçlanacak kısmi dokunulmazlık kaldırılmasını tartışıyor, DTP ise hükümetin siyasi projelerle gelmesi halinde silahları susturabileceklerini söylüyordu. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, bir gece önce Irak sınırları içindeki boş bir köye kendisine bağlı uçaklarca saldırı düzenlendiği iddialarını yalanlamıştı. Dışişleri Bakanı Babacan ise Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Dışişleri Bakanlığı bütçesinin görüşülmesi sırasında soruları yanıtlerken, ABD’den beklenen istihbarat akışının başladığını duyurmuştu. Beklenti, operasyonun her an başlayabileceği şeklinde yükselmişti.

Bu zeminde Esenboğa’da konuşan Erdoğan şunları söylüyordu: “Sınır ötesi herhangi bir operasyon söz konusu değildir. Ve bu operasyonlar noktasındaki tavrımız; Her şeyden önce burada silahların bırakılmasına yöneliktir.”

Başbakan’ın bu sözleri ‘Kış bastırmadan operasyon mu var, yoksa kış bastırmadan PKK’nın silah bırakması operasyonsuz mu sağlanacak’ çelişkisine yol açıyordu. PKK’ya silahı kim bıraktıracak, nasıl bıraktıracaktı?

Başbakan’ın yolculuk esnasında gazetecilere, DTP’lilere atfen ‘PKK’yı terörist ilan etmeyenlerle ne görüşebiliriz’ mealinde konuştuğunu ve muhalefete Bush ile görüşme konusunda bilgi verileceğini söylediğini öğreniyoruz.

Erdoğan, atılan her adımın diplomasi-askeriye-siyaset ‘tam mutabakatı’ içinde atıldığını her fırsatta vurguluyor. Askerlerin, hükümetin 24 Ekim’deki talebi üzerine seçenekli harekât planlarını sunup siyasi direktif beklemeye başlamaları üzerinden iki hafta geçtikten sonra, bugün, hükümet muhalefete 10 gün önceki Beyaz Saray görüşmesini anlatacak.
Bu adım da ‘zorlayıcı diplomasi’ stratejisi içinde bir aşamayı geride bırakıyor. Türk usulü zorlayıcı diplomasi uygulamasını yarına
bırakarak, Başbakan’ın ‘kapsamlı plan’ şifrelerini çözmeye çalışacağız.

 

14 Kasım 2007 Çarşamba 17:55

Toplum

Amerika’da sözde Kürdistan marşı okuyan çocuk korosu hakkında inceleme başlatıldı

İçişleri Bakanlığı, ABD’de düzenlenen müzik festivalinde sözde Kürdistan marşını okuyan Diyarbakır’ın Yenişehir Belediyesi Çocuk Korusu hakkında inceleme başlattı.


Sözde Kürdistan bayrakları altında Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetiminin milli marşı olarak kabul ettiği “Hey Düşman (Ey Rekip)” marşını okuyan Yenişehir Belediyesi Çocuk Korusu hakkında İçişleri Bakanlığı tarafından inceleme başlatıldı. İçişleri Bakanlığı tarafından Diyarbakır Valiliği’ne gönderilen yazıda, çocuk korosunun ABD’de sözde Kürdistan bayrakları altında şarkı söyleyip söylemediğinin araştırılması istendi.
ABD’nin San Francisco kentinde 3-7 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Dünya Müzik Festivali’ne Türkiye’yi temsilen katılan 15 kişilik Yenişehir Belediyesi Çocuk Korosu, festivalde Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Süryanice, İbranice, İngilizce, Almanca ve Rusça olmak üzere 8 dilde şarkılar seslendirmiş, koronun sözde Kürdistan bayrakları altında Kürtler’in milli marşını seslendirdiği de iddia edilmişti.

 

28 Kasım 2007 Çarşamba 11:31

Dünya

AMERİKAN ELÇİSİ, ‘BİR DERDİNİZ VAR MI, SİZE NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ’ DİYE SORDU… Kürt kökenli siyasetçiler ABD Büyükelçiliği’nde

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Kürt kökenli siyasetçileri ağırladı. Toplantıya büyükelçi Ross Wilson’ın yanı sıra ABD’den iki kongre üyesi de katıldı.

NTVMSNBC’nin haberine göre; ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, Washıngton’dan Ankara’ya gelen iki kongre üyesini bazı Kürt milletvekili ve siyasetçilerle buluşturdu. Büyükelçilik konutundaki kahvaltılı toplantıya, AKP Diyarbakır milletvekilleri İhsan Arslan ve Abdurrahman Kurt, Siirt milletvekili Afif Demirkıran, CHP MYK üyesi Mesut Değer, eski milletvekili Haşim Haşimi, Katılımcı Demokrat Parti Genel Başkanı Şerafettin Elçi ve Hak-Par Genel Başkanı Sertaç Bucak katıldı.
Büyükelçi Wilson görüşmede, kongre üyelerinin PKK, Kürt sorunu ve Kuzey Irak konularındaki düşüncelerini öğrenmek üzere Türkiye’ye geldiklerini söyledi.

Edinilen bilgiye göre, Wilson görüşmede “PKK’nın ortak düşman olduğu” ifadesini yineledi, ayrıca “Örgütün tasfiye edilmesi gerekiyor” dedi.

Katılımcılar toplantıda çözüm için Kürt sorununun varlığının kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Bazı katılımcılar da Kürt sorunu çözülmediği takdirde, PKK dışında başka örgütlerin de ortaya çıkabileceği görüşünü savundu.

Toplantıya katılan siyasetçiler, Kürtlerin Türkiye’nin bütünlüğüne saygılı olduğunu, ayrı bir devlet istemediklerini anlattılar.

Bazı katılımcılar anayasada yapılacak düzenlemeler, ifade özgürlüğünü genişletecek değişiklikler ve bölgeye yönelik ekonomik önlemlerin sorunun çözümüne yardımcı olacağı görüşünü dile getirdiler.

DTP’nin kapatılmaması gerektiği konusunda ortak görüş bildiren siyasetçiler, aksi bir kararın PKK’ya yarayacağı saptamasında bulundular. Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi operasyonun da gündeme geldiği görüşmede, CHP’li değer dışındaki isimler operasyonun yapılmaması gerektiğini söylediler.

Kongre üyeleri ise siyasetçilere pişmanlık yasasının zamanında neden gerektiği gibi uygulanmadığını sordular.

Kongre üyeleri Güneydoğu’da yakınlarından biri PKK saflarında yer alan bir aile ile görüşmeyi planladıklarını da anlattılar. Bunun üzerine toplantıya katılan milletvekilleri şehit aileleriyle de görüşmeleri konusunda kongre üyelerini ikna etti.

 

22 Kasım 2007 Perşembe 09:38

Politika

Mehmet Ağar: ‘Bana neden kızdınız?’

Başbakan Erdoğan’ın ’düz ovada siyaset’ eleştirisi Mehmet Ağar’ı çileden çıkarttı. Ağar, ‘Bir yıl önce söylediğimizi şimdi söylüyor’ dedi.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Önceliğimiz silahların bırakılmasıdır” açıklamasını “af geliyor” şeklinde yorumlayan muhalefete yanıt verirken, “Biz birileri gibi düz ovaya kimseyi davet etmedik” suçlamasında bulunması, Mehmet Ağar’ı çileden çıkarttı. Erdoğan’ın çıkışı üzerine 22 Temmuz’dan bu yana sürdürdüğü suskunluğunu bozan DP Genel Başkanı Mehmet Ağar, önceki akşam HaberTürk televizyonunda yayınlanan bir programa telefonla katıldı. Başbakan’ın terörün önlenmesi konusunda yeni bir açılımı gündeme getirmekte geç kaldığını belirten Ağar, “Bizim 1 yıl önce söylediğimiz şimdi söylüyor. Aradaki tek fark, geriden gelmesi” dedi. “Biz örgüte yeni katılımlar önlensin, bunun için projeler üretilsin derken, silahla gelenin silahla gideceğini de söyledik” vurgulamasını yapan Ağar, “Biz kimseye düz ovaya gelin silahınızla oturun demedik. Bunu böyle anlamak en azından art niyettir” diye konuştu.
‘TOPLUMSAL İKLİMİ KAYBETTİK’

“Düz ovada siyaset” açılımını Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı felaketi görerek bilinçli bir şekilde gündeme getirdiğini de vurgulayan Ağar, “O noktada bizim söylediğimiz değerlendirilebilseydi, Türkiye bugünkü acı olayları yaşamazdı” dedi. Ağar, “1 yıl önce söylediğimde 1 gram yanlış yoktur. Ancak toplumsal iklim diye de bir şey var. Biz bugün o açılımla ilgili toplumsal iklimi kaybettik. Dağ başında eksi 20 derecede nöbet tutanlar var. Onların psikolojisini de düşünmemiz lazım” görüşünü dile getirdi. Ağar, Erdoğan’ı örtülü biçimde terör mücadelesini “siyasi çıkara alet etmekle” de suçladı ve “Gelecek seçimleri değil, gelecek nesilleri düşünerek politika üretmek durumundayız” diye konuştu.

ADAYLIK KAPISINI AÇIK BIRAKTI

2008 Mayıs’ında yapılacak kongreye yönelik mesajlar da veren Ağar, “Bazıları ’Ben yoksam partiye vereceğim birşey yoktur’diyebilir. Ben o değilim. Genel Başkan pozisyonunu muhafaza etme mecburiyeti yoktur. Her pozisyonda bu misyona hizmet edeceğim. Seçim sonucunu görmezlikten gelebilmem mümkün değildir” dedi. Ancak Ağar, kongrede aday olup olmayacağı yönündeki sorulara net bir yanıt vermeyerek, Genel Başkan adaylığına kapıyı “aralık” bıraktı. Ağar, “Değil ben gökten melek inse birşey yapamaz” dediği öne sürülen eski Genel Başkan Tansu Çiller’e tepki gösterdi. Ağar, Çiller’in bu sözlerine “DP’nin gökten inecek meleklere ve mucizelere ihtiyacı yoktur” diyerek karşılık verdi. Mehmet Ağar, “Benim de genel başkanlığımı yapmış bir isimle polemiğe girmem. Ancak herkesin, bu büyük köklü partiyi rencide edecek söylemlerden kaçınması lazım” dedi.

HEZİMETİN FATURASINI E-MUHTIRAYA ÇIKARTTI

Mehmet Ağar, “Seçim sonuçlarına ilişkin özeleştiri yaptınız mı?” sorusuna, “Yapmamak mümkün mü? Burada bir sorumluluk gördüğümüz için 22 Temmuz’da bu iradeyi ortaya koyduk. O irademizin de hala arkasındayız” yanıtını verdi. Ağar, “Sonucun gerekçesi nedir sizce?” sorusu üzerine de, Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin 27 Nisan’da Genelkurmay internet sitesinde yayınlanan “e-muhtıra” nın bu sonuçta etkili olduğunu savundu. Ağar, “Türkiye’de bir siyasi mesele bir başka mesele haline getirilmiştir. Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimini yeni bir seçimle yapabilirdi. Defaten söylememize rağmen o yapılmadı. 27 Nisan’da ortaya çıkan durum iktidar partisinin çok işine geldi. Onu süratle kullandılar. Bu noktada siyasete olan bürokratik müdahale seçimlerde son derece etkili hale geldi. Sürdürülen siyasi mücadele bürokratik müdahale ile siyasi mücadele olmaktan çıktı. Böyle bir sonuç ortaya çıktı” diye konuştu.

 

06 Aralık 2007 Perşembe 10:30

Dünya

Cumhurbaşkanı Gül’ün eski danışmanı diyor ki, ”Türkiye bağımsız Kürt devletine karşı değil’…

Gül’ün Dışişleri Bakanlığı günlerinde siyasi danışmanı olan Altay Cengizer, Harvard Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada çok tartışılacak sözler sarfetti.


Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemde Gül’ün siyasi danışmanı olan ve İngilizceyi çok iyi konuşması nedeniyle “Shakespeare Altay” olarak tanınan Altay Cengizer, önceki gün Harvard Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada ilginç sözler sarf etti. Üniversitedeki yemekli toplantının misafiri olan eski BM Daimi Temcilsi Yardımcısı, “Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeniler’in öldürülmesi olayıyla ilgili bir tarih komisyonu kurmaya hazırız. Türkiye böyle bir komisyondan çıkacak sonuçları kabullenmeye hazır” dedi. Ancak “Ermeniler tabii ki öldürüldü. Ama biz buna ’katliam’diyoruz” sözleriyle şaşırttı. Kürt sorunuyla ilgili de “Türkiye bağımsız bir Kürt devletine prensipte karşı değil… Bunu demokratik yöntemlerle yaptıkları müddetçe bizim bir sorunumuz olmayacak” ifadesini kullandı. Harvard Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü tarafından düzenlenen toplantının ardından Harvard’lı öğrenciler Türkiye’nin dış politikasını kendilerine anlattığı için Cengizer’e teşekkür ederek toplantıyı gazetelerine taşıdı.
HARVARD’TA MİSAFİR

Tacikistan’da çok kısa süre görev yaptıktan sonra 2006 yılının sonunda Abdullah Gül’ün danışmanlığına getirilen Altay Cengizer, TED Koleji ve Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun. ABD’deki Columbia Üniversitesi’nde “önleyici diplomasi” üzerine uzmanlık yapan Cengizer’in “Shakespare” lakabı, yazışmalarda ağdalı ve mükemmel bir İngilizce kullanması nedeniyle aldığı söyleniyor. Altay Cengizer halen Harvard Üniversitesi bünyesindeki Weatherhead Uluslararası İlişkiler Merkezi’nde araştırmalarını sürdürüyor.

 

 

 

27 Aralık 2007 Perşembe 16:30

Politika

DTP’li Fatma Kurtulan’ın ‘AKP’DE DE AKRABASI PKK’LI BAKANLAR VAR’ iddiasına Milli Eğitim Bakanı Çelik cevap verdi

DTP’li Kurtulan’ın, ‘Bazı milletvekillerinin terör örgütü üyesi akrabası olduğu şeklindeki iddiasına Bakan Çelik, ‘akrabamın akrabası’ yanıtını verdi.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, DTP Milletvekili Fatma Kurtulan’ın “bazı milletvekillerinin akrabasının terör örgütü üyesi olduğu” iddiasına ilişkin haberler konusunda, “Benim amcamın oğlu olduğu ifade edilen Selahattin Çelik, babamın anne tarafından üvey amcasının oğludur, adı geçeni çocukluk yıllarından beri görmedim” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, yaptığı yazılı açıklamada, DTP’li Kurtulan’ın dün bir gazetede yer alan, “bazı AK Parti’li bakan ve milletvekillerinin akrabalarının terör örgütü içinde yer aldığı” iddialarının ardından, bugünkü bazı gazetelerde konuyla ilgili haber ve yorumlar bulunduğunu belirtti.

Açıklamaların “AK Partiyi, Doğu ve Güneydoğulu milletvekillerini töhmet ve itham altında bıraktığını” ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

“Haber ve yorumlarda adı geçen ve benim amcamın oğlu olduğu ifade edilen Selahattin Çelik, babamın anne tarafından üvey amcasının oğludur. Adı geçeni çocukluk yıllarından beri görmedim, sesini bile duymadım.
Suçlu veya yanlış kişi sizin oğlunuz, öz kardeşiniz olabilir. Mühim olan sizin onunla aynı safta yer alıp almadığınızdır. Akrabanın sözlük anlamı ‘yakın’ demektir. Fikir ve siyaset dünyasında kan, soy-sop yakınlığı değil, zihniyet yakınlığı insanları bir araya getirir, yakınlaştırır.

Hukukun en temel prensiplerinden biri suçların şahsiliğidir. Benim 48 yıllık hayatımdaki duruşum, meslek hayatındaki tavrım, yazdıklarım, konuştuklarım hepsi ortadadır. Bütün bu süreçte beni milletime karşı utandıracak iğnenin ucu kadar bir leke olmamasından dolayı hep şükrettim. 9 yıldan beri milletvekili ve bakan olarak da halkımın huzurundayım. Başım dik, alnım açıktır.”

“Doğu ve Güneydoğu AK Partili bazı milletvekillerinin PKK terör örgütü yandaşı olan bir yakını var mı, yok mu? Bunu bilmiyorum” diyen Çelik, “Ama olsa bile bu hiçbir milletvekili arkadaşım için bir nakısa değildir” dedi.

Çelik, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Her biri yöresinde etkili ve saygın insanlar olan milletvekillerimizin ‘tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan’ idealini benimseyerek AK Parti saflarında siyaset yapmaları onların zaten duruşunu net olarak göstermektedir.
Adı geçen milletvekilinin kendi durumunu izah ederken partimizi ve doğulu milletvekillerimizi töhmet ve zan altında bırakan ifadelerinin bu açıklamalar ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir.”

 

26 Aralık 2007 Çarşamba 09:57

Dünya

Sınırötesi DİL operasyonu

TÜRKİYE, BAŞBAKAN TALİMATIYLA ÇEVRESİNDEKİ ÜLKELERE YÖNELİK ARAPÇA, KÜRTÇE VE FARSÇA YAYINLARA BAŞLIYOR

Bugün gazetesinin manşetten verdiği haber şöyle:

Başbakan Erdoğan’ın direktifi üzerine, başta Irak, İran gibi komşu ülkeler olmak üzere Ortadoğu ve Körfez’e Arapça, Farsça, Kürtçe yayın yapacak yeni bir TV kanalının kurulması için çalışmalar başladı.

Türkiye bir yandan terörle mücadele ederken, bir yandan da hem bölgesel konularda hem de küresel meselelerde söz sahibi olmaya yönelik politikaları da dizayn ediyor. Son olarak Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu Projesi’nin temelini atarak Avrasya bölgesindeki en önemli aktör olmaya doğru adım atan Türkiye, gerek bölgesel aktörlerin gerekse Batılı ülkelerin etkinlik kurmaya çalıştığı Ortadoğu ve Körfez bölgesi için de düğmeye basıyor.

MÜZİK, SPOR, HABER OLACAK

Bir süredir komşularla ticaret politikası uygulayarak ikili ilişkileri geliştirme yoluna giden, çeşitli kültürel programlarla geleceğe ortak zemin yaratma peşinde olan Türkiye, Arapça, Farsça ve Kürtçe konuşan topluluklara daha iyi ulaşmak ve olup bitenlere ilişkin bakışını daha net aktarabilmek için büyük bir projenin çalışmalarına başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde ekibine bir direktif verdi ve Türkiye’nin düşüncelerinin daha iyi aktarılması için televizyon imkanlarından yararlanmasını istedi. Başbakan’ın “Birçok ülke bu bölgede sesini duyurmak, görüşlerine uygun olarak burada yaşayanları yönlendirmek istiyor. Bölgenin en güçlü devleti olarak bizim atacağımız adımlar olmalı. Arapça, Farsça ve Kürtçe bir televizyon kanalı üzerinde çalışalım” dediği öğrenildi. Başbakanın bu talimatı üzerine çalışmalar hemen başlatıldı. Başbakanlık kaynaklarından edinilen bilgiye göre, ana ekseninde Irak, İran ve Körfez ülkeleri olan, ancak bölgedeki tüm Arapça, Farsça ve Kürtçe konuşan toplulukları kucaklayacak yeni bir TV kanalı projelendiriliyor. Kaynaklar bu kanalın müzik eğlenceden spora, haberden kültürel unsurlara kadar her alanda yayını içeren normal bir kanal olacağını, böyle bir ya da birden fazla kanal ile Türkiye’nin hem kültürünü, hem de bölgedeki ve dünyadaki gelişmelere ilişkin bakışını diğer ülkelerin halklarına aktarabileceğini dile getirdiler.

YAKINDA HAYATA GEÇECEK

Yeni kanalın TRT içinde mi yoksa farklı bir platformda mı olacağı henüz netleşmezken, ağırlıklı olarak yeni bir yapının ve yeni bir kanalın oluşturulmasının düşünüldüğü, TRT’nin mevcut kanallarından birisinin bu işte kullanılması gibi bir yaklaşımın olmadığı gelen bilgiler arasında. İlgili bütün birimlerin bu konuda çalışmaya başladığı ve yakın zaman içinde projenin şekillendirilip hayata geçirileceği de vurgulanıyor.

 

23 Aralık 2007 Pazar 21:21

Politika

Hatip Dicle, ‘Bizi ölümden Çiller kurtardı’ demişti… Çiller, bu iddiayı YALANLADI

ÇİLLER’DEN HATİP DİCLE’NİN İDDİALARINA YANIT

Eski Başbakanlardan Tansu Çiller, kapatılan DEP’li Hatip Dicle’nin iddiaları konusunda, ”dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Doğan Güreş’e atfedildiği gibi kendisine söylenen bir söz olmadığını” bildirdi.
Çiller, konuya ilişkin açıklamasında, ”Dönemin Genelkurmay Başkanı Sayın Doğan Güreş’in, dönemin Başbakanı olarak, tarafıma, söylendiği gibi bir sözü olmamıştır” ifadesini kullandı.

Bazı gazetelerde, Hatip Dicle’nin, ”Bizi ölümden Çiller kurtardı. Tutuklanmasak öldüreceklerdi, Doğan Güreş bunu Başbakan Çiller’e söyledi” iddialarına ilişkin haberler yer almıştı.

 

02 Şubat 2008 Cumartesi 07:41

Politika

‘NE MUTLU MÜSLÜMANIM DİYENE’… AKP, Kürtleri kazanmak için Fethullah Gülen’i kullanıyor

The Economist, AKP hükümetinin Kürtlerin desteğini kazanmak için İslam’ı kullandığını da dile getirerek, partinin Fethullah Gülen cemaatinin de desteğini aldığını ileri sürdü.

AKP’nin “Ne Mutlu Türküm diyenin” yerine “Ne mutlu Müslümanım diyeni” tercih edebileceğini öne süren dergi, “Din, ılımlı İslami AKP’nin en güçlü silahı haline geldi. Din, Diyarbakır’ın kontrolünü elde etmeye çalışan ılımlı İslami AKP’’nin en güçlü silah haline geldi” yorumunu yaptı. Kentteki varoşlarda AKP’ye sempatinin büyüdüğünü dile getiren dergi partinin bedava kömür ve okul kitapları dağıttığına da dikkat çekerek, “Bu ‘cömert harcamalar’ ve ‘mütevazı reformlar’ sayesinde AKP’nin son seçimlerde bölgede oyların yüzde 50’sinden fazlasını aldı” sözlerine yer verdi.
“Türkiye’nin en zengin İslami’ cemaat olarak adlandırdığı Fetullah Gülen cemaatinin, AKP’ye daha fazla Kürt oyunu kazanmaya yardım ettiğini öne süren dergi, cemaat üyelerinin Kurban Bayramı sırasında 60 bin aileye et dağıttığına dikkat çekti. Aynı cemaatten çok sayıda doktorun Kürt bölgelerinde hastalara ‘bedava check-up ve tedavi’ teklif ettiğini de dile getirdi.

 

18 Ocak 2008 Cuma 09:01

Toplum

TSK’ya Kürtçe yayınla destek

TRT, TSK’nın yürüttüğü mücadeleye destek vermek için bölge insanına yönelik Kürtçe yayın yapma hazırlığına başladı

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) terör örgütüne karşı yürüttüğü silahlı mücadeleye destek vermek için bölge insanına yönelik Kürtçe yayın yapacaklarını açıkladı.
Şahin, dün gazetelerin Ankara temsilcileriyle bir sohbet toplantısı gerçekleştirdi. TRT sanatçılarının kurum dışında iş yapmasının önünü açmak için bir yönetmelik çıkarmaya hazırlanan Şahin, göreve geldiğinde ilk toplantılarını TRT sanatçılarıyla yaptı. Şahin’in sanatçılara önerdiği formülde, sanatçıların dışarıda katılacağı programlar için sabit bir ücretin TRT’de açılacak bir hesaba yatırılması öngörülürken, sanatçılar da kurum dışı işler için ücret alabilecek. TRT’ye yatırılacak ücreti ise sanatçıların oluşturacağı bir komite belirleyecek.
Kanal sayısını artırarak izleyicilerin karşısına “tematik” kanallarla çıkmaya hazırlanan TRT, Kuzey Irak’tan da izlenebilecek Kürtçe yayınlar yaparak, bölge insanına kendi dilleriyle ulaşmayı amaçlıyor. Bu yöndeki projeleri doğrulayan Şahin, “TSK’nın silahlı mücadelesini desteklemek lazım” dedi.

Bugün gazetesinde yayımlanan bir araştırmada, Başbakan Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda başta Irak, İran olmak üzere Ortadoğu ve Körfez ülkelerine Arapça, Farsça ve Kürtçe yayın yapacak bir televizyon kanalının kurulması için çalışmalar yapıldığı kaydedilmişti.

Habere göre, Erdoğan, Türkiye’nin düşüncelerini bölge halklarına daha iyi aktarabilmesi için televizyon imkânlarından yararlanılmasını istemişti.

 

11 Ocak 2008 Cuma 00:23

Politika

Hasip Kaplan, kürsüde böyle dedi: Nasıl bir ülkede yaşıyoruz. İngilizce, Fransızca, Arapça serbest, Kürtçe yasak

Bunun Adalet Bakanı Şahin söz aldı ve “Türkiye, devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bütündür ve dili Türkçedir” dedi:

TBMM Genel Kurulu’nda, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin ile DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan arasında ”Diyarbakır Sur Belediyesi Başkanı’nın ‘Kürtçe’ yazışmaları nedeniyle görevden alınması” konusunda tartışma çıktı.
Bakan Şahin, DTP’li Kaplan’a “Siz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı ve bu Anayasa ile şekillenen devlet düzenini bir türlü benimseyemediniz. Sorununuz burada. Önce bu Anayasa ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bir barışın” diye seslendi.

DTP’li milletvekilleri Temel Ceza Kanunları’na uyum amacıyla hazırlanan ve “Temel kanun” olarak görüşülen tasarının 331′inci maddesine ilişkin değişiklik önergesi verdi.

Önerge hakkında söz alan DTP’li Hasip Kaplan, Diyarbakır Sur Belediyesi’nin çok dilli belediyecilik yapması üzerine İçişleri Bakanlığı’nın Danıştay’a başvurduğunu hatırlattı.

Danıştay’ın Sur Belediye Başkanı’nı görevden aldığını, meclis üyelerinin ise görevlerine son verdiğini ifade eden Kaplan, “Alanya’da, Bodrum’da, Antalya’da Arapça, İngilizce, Fransızca broşürler yayınlanıyor. Nasıl bir ülkede yaşıyoruz. İngilizce, Fransızca, Arapça serbest, Kürtçe yasak. Halkın bir dili, kültürü var. Bunu yok etmeye hiçbir partinin gücü yetmez” dedi.

Bunun üzerine söz alan Adalet Bakanı Şahin, milletvekillerinin Anayasa’nın üzerine yemin ederek görevlerine başladığını hatırlattı.

Anayasanın 3′üncü maddesinin, “Türkiye, devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bütündür ve dili Türkçedir” dediğini belirten Şahin, “tüm resmi işlemlerde kullanılacak olan resmi dil Türkçedir” hatırlatmasında bulundu.

Hasip Kaplan’a “Anayasa üzerinde siz de yemin ettiniz” diye seslenen Şahin, ” Zaten sizin sorununuz burada. Siz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı ve bu Anayasa ile şekillenen devlet düzenini bir türlü benimseyemediniz. Sorununuz burada” dedi.

“Önce Anayasa ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bir barışın. Kabul edin” diyen Mehmet Ali Şahin, bu durumu kabullendikten sonra Meclis’te istedikleri kadar bağırabileceklerini söyledi.
Şahin, “bir belediyede, Türkçenin dışında başka bir dille yazışma, işlem yapılamaz’ Önce bunu kabul edeceksiniz. Bu Anayasa yürürlükte kaldığı sürece…” dedi.

Sataşma olduğu gerekçesiyle söz alan DTP Van Milletvekili Özdal Üçer ise,”Biz bu ülkenin bütün demokratik değerlerini benimsedik, bütünlüğünü de benimsemiş durumdayız” dedi.

 

10 Ocak 2008 Perşembe 09:30

Politika

CHP, meclise yeni bir yasa getirecek: Kürtçe eğitime özel okullarda İZİN VERİLSİN

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), oy oranını yüzde 5′lere düşürdüğü Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, seçmenin gönlünü yeniden kazanmanın yollarını arıyor.

6 yıl aradan sonra Diyarbakır’a giden CHP lideri Deniz Baykal, kurmaylarına, “Bundan sonra her vesileyle Güneydoğu’ya gideceğim, siz de gidin” talimatını verdi.
Parti yönetimi, bir yandan da Kürtçenin özel okullarda öğretilebilmesine ilişkin kanun teklifi hazırlıyor.

CHP lideri Baykal, geçtiğimiz günlerde bombalı saldırı üzerine Diyarbakır’a giderek sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelmişti. 2 saat boyunca Diyarbakır’ın önde gelen isimlerinin partiye yönelik eleştirilerini dinleyen Baykal, CHP’nin Kürt sorununa bakışını anlattı. Görüşmeden memnun ayrılan CHP lideri, izlenimlerini dün Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında kurmaylarıyla paylaştı. Baykal, görüşmenin bölgede CHP’ye yönelik ‘önyargıların’ kırılması adına çok önemli olduğunu söyledi. Parti olarak bundan böyle Doğu ve Güneydoğu’yu ihmal etmemeleri gerektiğini kaydetti. Her vesileyle Güneydoğu’ya gideceğini açıkladı; parti yöneticilerinden de bölgenin sorunlarını yakından takip etmelerini istedi. Baykal, şöyle konuştu:

“Doğu ve Güneydoğu’yu ihmal etmeyelim. Bu konuya önümüzdeki dönemde ağırlık verelim. Bölgenin önde gelenleriyle sık sık temas kuralım. Öyle anlaşılıyor ki o bölgede partimiz ile ilgili yanlış ve haksız değerlendirmeler var. Sivil toplum kuruluşları ile çok seviyeli bir görüşme yaptık. Önce ben onları sakin bir biçimde dinledim. Sonra ben anlattım onlar beni büyük bir dikkatle dinlediler. Bu toplantının CHP’ye karşı var olan önyargının kırılması için çok faydalı bir toplantı olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra da her vesile ile Güneydoğu’ya gitmeliyiz. Ben gideceğim, siz de gidin.”

 

10 Mart 2008 Pazartesi 07:16

Toplum

AB’nin parasıyla Kürtçe yayın için hazırlıklar tamam

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Kültür Bakanlığı, yerel kanalların; farklı dil ve lehçelerdeki yayınları için hibe programını tamamladı.

Avrupa Birliği’nden sağlanan 2 milyon 150 bin Euro ile hayata geçirilen programla, 25 projeye onay verildi. Yerel kanallarda yayınlanan projeler arasında, Kürtçe, Rumca, Çerkezce, Süryanice, Lazca, Romanca, Gürcüce, Karapapakça, Boşnakça, Nogayca gibi diller de yer alıyor.

07 Mart 2008 Cuma 08:34

Dünya

 

Yine bir Amerikan ‘numarasıyla’ karşı karşıyayız: Amerikalı generaller, Türkiye’nin PKK ile müzakeresini istiyor

AMERİKA DA SANKİ YALANLIYORMUŞ GİBİ YAPIYOR: Tipik Amerikan dışsiyaseti…

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington yönetiminin PKK ile görüşülmesini savunmadığını açıklasa da ABD’nin Irak’taki komutanlarının ‘PKK ile uzlaşılması’ gerektiği yönündeki değerlendirmeleri sürüyor.
Dün de ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Oramiral William Fallon “Bana göre gerçek çözüm bu grupla (PKK) bir çeşit uzlaşma” dedi.

‘PKK ile müzakere’ ifadesini telaffuz eden ilk üst düzey ABD’li komutan, Korgeneral Ray Odierno olmuştu.

İki hafta öncesine kadar ABD’nin Irak’taki iki numaralı komutanı olan Odierno, Washington’a dönüşünde “PKK üzerinde baskı oluşturulmalı. Böylelikle bu terörist unsurlarla müzakere etmeye başlayabiliriz” dedi. Bunun üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı “Politikamızda değişiklik yok. Teröristlerle görüşmeyiz, başkalarının da görüşmesini savunmayız” açıklaması yaptı.

ABD Savunma Bakanı Gates de dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında şu değerlendirmeyi yaptı: “Geçen hafta Ankara’dayken, güvenlik önlemlerinin, örgütün militan topladığı Kürt nüfustaki bazı sivil kaygıların giderilmesine yönelik çabalarla birleştirilmesinin önemini geniş şekilde konuştuk. Sanırım Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan da buna başlanması yönünde kültürel, ekonomik ve politik alanlarda öneriler dile getirmiş bulunuyor. Konuştuğum hiç kimse, kesinlikle PKK ile görüşülmesi fikrinde değildi. Sanırım gerçek hedef, azılı teröristlerle uzlaşılabilir ve sisteme geri getirilebilir unsurların birbirinden ayrıştırılması.”

PKK ve Türkiye’nin kara operasyonu, ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’nde de konuşuldu. Oturumda bir milletvekili Yakındoğu bölgesinden sorumlu ABD’nin Merkez Komutanlığı Centcom’un komutanı Oramiral William Fallon’a TSK’nın operasyonda ABD ile işbirliği yapıp yapmadığını sordu. Fallon yanıtında, “Türk askeri istihbaratına dolaylı destek sağladık, anladığım kadarıyla operasyonun taktik başarı kazanmasına yardım ettik. Ancak sanırım burada kilit mesele, Türklerin, PKK konusuyla yüzleşmesi için bir yol bulunması, Türklerin (PKK’yı) sadece askeri yönden tasfiye etmesi değil. Onlar (PKK), kesinlikle Türkiye’de birçok soruna, can kaybına yol açtı. Ancak bana göre bunun durması için gerçek çözüm, bu grupla bir çeşit uzlaşmaya varılması” dedi.

Son açıklama Beyaz Saray?Sözcüsü Dana Perino’dan geldi. Perino, Türkiye’nin PKK ile masaya oturmama tavrını kararlı bir şekilde desteklediklerini açıklarken, “PKK ile müzakere ya da görüşmemiz yok ve olmayacak. Türkiye’den de bu yönde beklentimiz yok” diye konuştu.

 

05 Mart 2008 Çarşamba 10:45

Dünya

Irak’taki görev süresini tamamlayıp Amerika’ya dönen general PKK BRİFİNGİ verdi… Bu birifing’de söyledikleri, TÜRKİYE’NİN SİNİRİNİ BOZABİLİR

PKK’YA SİLAH BIRAKTIRILSIN, SONRA DA MÜZAKEREYE BAŞLANSIN, DİYOR…

ABD’nin iki hafta öncesine kadar Irak’taki iki numaralı komutanı olan ve bu görevini tamamlayarak Washington’a dönen Korgeneral Ray Odierno, terör örgütü PKK üzerinde baskı oluşturulması gerektiğini kaydederek, “Böylelikle bu terörist unsurlarla konuşmaya ve müzakere etmeye başlayabilineceğini” söyledi. Odierno’nun sözlerinin “dil sürçmesi” mi olduğu anlaşılamadı.
Korgeneral Odierno, Pentagon’da verdiği brifingde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kuzey Irak’taki operasyonuna ilişkin bir soru üzerine, “kuzey Irak’taki PKK problemi yüzünden, ABD, Türkiye ve Irak hükümeti arasındaki ilişkilerin ilerlediğini, çünkü bu sorundan dolayı işbirliğinin işlemeye başladığını” belirtti, haberleşme ve koordinasyondaki ilerlemelere işaret etti.

Odierno, “Tabii ki, terörist örgütlerin sığınak elde etmesine ve oradan başka ülkelere saldırılar düzenlemesine izin verilemeyeceği yönünde hepimiz aynı fikirdeyiz” dedi.

Ancak, Pentagon tarafından yayımlanan brifingin metnine göre, Korgeneral Odierno, bunun ardından, “Şuna da inanıyorum ki, kuzey Irak’ta uzun vadeli bir çözüm, askeri çözüm değil. Açıkça onlar (PKK) üzerinde baskı oluşturulmalı ki, böylelikle bu terörist unsurlarla konuşmaya ve müzakere etmeye başlayabilelim” ifadesini kullandı.

Korgeneral Odierno’nun bu sözleri, ABD tarafından terörist örgüt olarak görülen PKK ile ABD’nin görüşmediği ve görüşmeyeceği şeklindeki Washington’ın resmi politikasıyla çelişiyor.
Odierno, bu konudaki sözlerinin sonunda, “kuzey Iraklı Kürtlerin işbirliğinin önem taşıdığını” belirtti.

Irak’taki Çok Uluslu Kolordu’nun komutanlığı görevini iki hafta önce Korgeneral Lloyd Austin’e devreden Korgeneral Odierno’nun, Orgeneralliğe terfi etmesi ve Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığına getirilmesi öngörülüyor.

 

03 Mart 2008 Pazartesi 15:34

Politika

Türkiye, bir milletvekilinin bu cüret’ini konuşmaya devam ediyor: ‘İsterseniz 40 bin insan daha yitirin’

DTP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata çok tartışılacak bir açıklama yaptı

DTP Batman’da düzenlediği ’Edi bese’ (Yeter artık) basın açıklamasına 7 bin kişi katıldı.
Basın açıklamasını yapan DTP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, aylardır bölgenin her ilinde insanların 30 yıldır yaşananlara karşı ’Edi Bese’(yeter artık) dediğini savunarak şöyle konuştu:

“Bu eylem ve etkinlikler çözüm içindir. Bu halk demokratik barışa çözümdür. Fakat birileri halen çözümsüzlük, red ve imha politikasını dayatıyor. Yıllardır çözüm dedik. Hala barış için demokratik çözüm diyoruz. Nedense siyasi irade çözümsüzlükte diretiyor. Bu halk AKP’ye bir şans daha tanıdı. Ama gelinen noktaya bakın, değişen hiçbir şey yok. Bu ülkede AB ve demokratikleşme yönünde hiçbir adım atılmadı. AB süreci askıya alındı. Karşımızda körler ve sağırlar diyalogu vardır. Bunlar ya çözümden yana, ya da savaştan yana olacaklar. Bu ses ise demokratik talep isteyenlerin sesidir. Körler ve sağırlar diyaloguna söyleyebileceğimiz bir şey vardır; PKK bir neden mi, sonuç mudur? Biz sonuçtur diyoruz. İster 40 bin daha insan yitirin, ister yitirmeyin deyin. PKK bu ülkenin gerçeğidir.”

Sıkı güvenlik önlemi alan polis, 30 kişiyi gözaltına aldı.

 

13 Nisan 2008 Pazar 12:35

Politika

Meclis, DTP’nin ‘Newroz’ yazan önergesini daha önce ‘x’ harfinin bulunduğu ‘EXPO Yasası’nı örnek göstererek işleme koydu

Böylece mahkemeye göre yasak olan ‘w’ Meclis’in yasak listesinden çıktı

SABAH gazetesinden HÜLYA KARABAĞLI’nın haberi:
DTP, Nevruz’da yaşanan olaylar için araştırma önergesi verince “w” krizi Meclis’e taşındı. Meclis, mahkemenin yasak kararına rağmen önergeyi kabul ederek “w” harfine vize verdi. Böylece “w” Meclis’in yasaklar listesinden çıkmış oldu.

ÖRNEK, EXPO YASASI

DTP, Nevruz’da yaşanan olayların araştırılması için iki ayrı önerge verdi. Önergelerin gerekçesinde, kutlamalarda yaşanan olaylara dikkat çekildi. Ölümlerin, insan hakları ihlalleri, gözaltı gibi işlemlerin Meclis’te kurulacak bir araştırma komisyonu tarafından incelenmesi istendi. 20 DTP’li milletvekili önergelere imza attı.Araştırma önergesinde, Nevruz yerine mahkeme kararıyla yasaklanan “w” harfi kullanıldı ve Newroz” yazıldı. Bunun üzerine, Meclis Genel Sekreterliği, Kanun ve Kararlar Müdürlüğü uzmanlarıyla bir toplantı yaptı. Konunun uzun uzun tartışıldığı toplantıda görüş ayrılıkları yaşandı. Anayasanın “resmi dil Türkçedir” hükmü ile harf devrimine dikkat çekildi. Bu tartışmalar sırasında, Meclis’te alfabede olmayan harfler kullanılarak çıkan yasalar ile yasa teklifleri tek tek incelendi, uygulamaların nasıl yapıldığı değerlendirildi. Meclis’ten en son geçen “EXPO” Yasası, ‘w’ye model oluşturdu ve “W” ile önerge verilebileceğini savunan uzmanlar, “Biz, EXPO adlı bir yasa çıkardık. Bu yasanın adı, Anayasa ve Harf Devrimi’ne aykırı değil mi? İçinde ‘x’ olan birçok düzenleme Meclis’ten geçmiş. Onları nasıl kabul ettiysek w’li önerge de kabul edilmeli” dedi. Bu görüş çoğunluk oluşturunca, DTP’nin önergesine yasal izin çıktı. Sıra sayısı ve numarası verilip işleme alın önerge Genel Kurul’da okundu. Newroz, Genel Kurul tutanaklarını “Nevruz” ya da “Nevroz” olarak girdi. Tutanaktaki farklılığın katip üyenin önergeyi okurkenki telaffuzundan kaynaklanmış olabileceği belirtildi.

 

11 Mart 2008 Salı 07:12

Toplum

Talabani’yi Ankara’da, Hülya Avşar’ın halasının kızı olan siyasetçi Yüksel Avşar karşıladı

Yerel motifli giysisi ile Esenboğa’ya gelen Yüksel Avşar, Ankara’da Kürt siyasetçiler arasında tanınmış bir isim. Avşar, Şerafettin Elçi’nin lideri olduğu Katılımcı Demokrasi Partisi (KDP) Başkan Yardımcısı.

Sabah gazetesinden YÜKSEL AYTUĞ’un haberi:
Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’nin Ankara ziyareti sırasında Anadolu Ajansı’nın abonelerine ulaştırdığı ve Milliyet gazetesinin cumartesi günü birinci sayfasında kullandığı fotoğraftaki gizemli kadın, herkesin dikkatinden kaçtı. Uzun saçları, Avşar boylarına özgü çıkık elmacık kemikli yüz hatlarıyla Kürt lider Talabani’yi karşılayanlar arasında yer alan bu kadın, ünlü oyuncu Hülya Avşar’ın öz halası Dilber Avşar’ın kızı Yüksel Avşar’dan başkası değildi. Kendisini “popüler kültür dergisi” olarak tanımlayan Esmer, Hülya Avşar’ı geçen kasım ayı sayısında “Kars’ın Şımarık Kürt Kızı” başlığıyla kapağına taşımıştı. Yazıda baba Celal Avşar’ın 14 çocuklu kalabalık bir Kürt ailesinden geldiği ve ailesinin bir Türk kızını gelin almak istemediği için anne Emral Avşar’la kaçarak evlendiği anlatılıyor. Avşar Ailesi’nin Ankara’ya taşındıktan sonra da Kürtçe konuşmaya devam ettiği belirtilen haberde, akrabaları Zeki Avşar’ın müsteşarlık yaptığı ve ‘Kürt Zeki’ olarak tanındığı ifade ediliyor.

Yazıda; ünlü sanatçının “Ben Kürt kökenliyim. Birazcık Kürtçe konuşurum. Büyükannem Türkçe bilmezdi. Bana kendisinden söz ederken ‘benim kökenim Kürt’tür’ derdi” açıklamalarına yer veriliyor. Esmer dergisinde, Hülya Avşar’ın aile geçmişiyle ilgili şu bilgiler de veriliyor: “Hülya Avşar’ın halası Dilber Hanım’ın tüm çocukları Ankara’da yaşıyordu. Yüksel Avşar, Ankara’daki Kürt kolonisine hep yakın durdu.”

TALABANİ’Yİ karşılayan ekipte yer alan Yüksel Avşar, Şerafettin Elçi’nin başkanlığını yaptığı Katılımcı Demokrasi Partisi’nin (KADEP) Genel Başkan Yardımcılığını yapıyor. Talabani yıllar önce Türkiye’ye geldiğinde kendisine yemek verdiklerini belirten Avşar, “Karşılamaya eşi geliyor diye katıldım. Parti olarak gittik. Kürtçe bildiğim için yardımcı olmak istemiştim. Ama olmadı. Sayın Talabani, beni görünce şaşırdı, ‘Aaaa” dedi. Kendisine ‘hoş geldin’, dedim, şifalar diledim. Bütün diyalog bu kadardı” dedi. Ankara’da Kürt siyasetçiler arasında tanınan bir isim olan Avşar, dayısının kızı Hülya Avşar ile birlikte anılmak istemiyor. Avşar, “Ben demokrat bir kadınım. İnsan hakları savunucusuyum. Bu uğurda cezaevine de girdim, bedel ödedim. Magazinle gündeme gelmek istemiyorum” diyor.

 

 

Yakın Siyasi Gelişmeler hk. Yorum 29 Mayıs 2008

Posted by Aybars in AKP, CHP, Hatırla!.
add a comment

ILGINC BIR ANALIZ YORUMSUZ ILETIYORUM

 DR. ERDAL SENER

dogalgaz@yahoogroups.com, “Orhan Pak” <orhanpak1@…>

Siyasette yeni yapilanma kurgulari, olacaklar teorileri, tam gaz

gidiyor… Ama bunlarin cogu “sis bombasi” yani Amerikanca

deyimiyle “smoke-screen”… Esas aktorler daha sahne almadi, orta

oyununun sakinlesmesini bekliyorlar… Bir de toplantilar yapip,

yorumlar cekip, on almaya calisan ama aslinda minimal duzeyde

etkinlige sahip dernekler, kisiler var… Bunlarin hicbirinin ne

sanslari ne de gucleri var…

 

Her zaman ki gibi once, son soyleyecegimizi bastan soyleyelim: AKP

sonrasi Turkiye’de baslica uc sey olacaktir…

 

Birincisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) secimlerden birinci parti

olarak cikacaktir…

 

Ikincisi, AKP sonrasi, onun kullerinden 2 veya 3 yeni parti (veya

olusum) cikacak ve Nur cemaatinin (Gulen) kontrolundaki siyasi parti

yeniden baraji gececektir…

 

Ucuncusu, Turkiye’ de “yeni siyasetli” yeni bir siyasi parti

kurulmasi ve onun tabana yayilmasi hayalleri gerceklesmeyecektir ve

bu tip hayalperest yaklasimlara bel baglayanlar yine husrana

ugrayacaklardir…

 

Tabii bir de Buyuksehir belediyelerine yani taze paraya hukmedenleri

unutmamak gerekir, onlar da her zaman ki gibi yeni sahnenin aranan

yildizlari olacaklardir…

 

Simdi gelelim hikayemize, once gecmise ve perde gerisindeki

aktorlere bakalim ve gelecegi gorelim… AKP nasil kuruldu, kim

kurdurdu, Tayyip Erdogan nasil lider oldu… Cok ozet gecersek,

Tayyip Baskan Necmettin Erbakan’in yildiziydi, oglu gibiydi ve ona

cok guvendigi icin Istanbul belediye baskanligini ona vermisti…

Necmettin hoca guc ve paraya hukmetmesi icin ( ve de Refah partisine

maddi manevi faydada kusur etmemesi icin) oglunu (RTE) en verimli

noktaya koymustu ama oglunu ayarttilar, kanina girdiler ve AKP

olusumunun basina getirdiler ( tabii Refah partisine gitmesi gereken

maddi ve manevi degerler de, yon degistirip AKP’ ye gitti)…

 

Kimler AKP’ye gizli olusum sirasinda destek cikti: bir kisim

Naksibendi gruplari, (Bulent Arinc, Abdullah Gul, Kadir Topbas

vs..), Nur cemaati, Fethullah Gulen, Amerika (20 yildir light-islam

projesine calisiyor), Korkut Ozal, eski ANAP takimi vesaire…

Mesela bir Abdulkadir Aksu guneydogudaki kurt destegini organize

etti, bir Cemil Cicek ANAP Anadolu destegini organize etti, bir 

Cuneyt Zapsu dunya yahudi cemaati destegini organize etti… Daha

duzinelerle isim, hukmettikleri ve yillarin tecrubesine sahip

olduklari konu ve ortamlarda, yeni kurulacak AKP’ye destek oldular

ve tabanlarini getirdiler…

 

Yine bu olusuma, Turkiye’deki guc odaklari, “uluslararasi buyuk

patronlardan” mesaji alinca, sorgusuz sualsiz destek verdiler…

Isin bu kismini filmlerdeki “uykudaki uyelere” benzetebiliriz, yani

telefonda gizli bir ses “parolayi soyler” ve mesaji alan harekete

gecer… Boylece buyuk medya, iletisim ve reklam gucu harekete

gecti, AKP’ yi parlattilar, rakiplerini un ufak edip parcaladilar

ve “secilmis parti” AKP iktidar oldu… (Halk,  maalesef Turk

medyasinin yalan dolan makinesi onunde sadece bir figurandir)…

 

Gecen seneki secimlerde ise, paranin ve medyanin gucu tekrar devreye

girdi ve AKP yeniden daha buyuk bir cogunlukla secildi… Bazilari

bu olayi dini kaliplar ile aciklamakta israr etmektedirler ama, olay

tamamen tarafli medya gucu, gida torbasi ve komur dagitimi, yesil

kart ve saglik karnesi dagitimi vesaire gibi maddi kaynaklarin

yonlendirilmesi ile ilgilidir… Tabii, dunya yahudi orgutlenmesinin

bir kopyasi gibi hareket eden musluman cemaatlerinin televizyon,

gazete, haber ajansi, internet gibi medyalara yaptigi cok akillica

yatirimlar da, “dedikoduya ve gaza gelmeye bagimli Turk halkinin”

oylarinin AKP’ ye yonlendirilmesinde cok buyuk etkisi olmustur…

 

Tum bunlari niye anlatiyorum, cunku gecmis gelecegin anahtaridir…

Hicbirsey bir anda peydahlanmaz, hersey gecmisin farkli

versiyonudur…

 

Devam edersek, herkes su andaki AKP icindeki cekismeleri, guc

savasini, “kapatma davasina” baglamaktadir… Ama gercekte AKP

icindeki guc savasinin, liderlik savasinin, kapatma davasi ile

yakindan uzaktan ilgisi yoktur… Sadece,kapatma davasi bir

katalizor gibi parti icindeki kaynamalari gun isigina seffaf bir

sekilde cikarmistir… Parti kapansa da, kapanmasa da, AKP icindeki

liderlik savasi olacakti…

 

Nedeni ise cok basittir, tamamen insan dogasi ile ilgilidir… AKP

iktidara gelmeden once (‘2002 oncesi) bir kisim Naksibendiler,

Nurcular, RTE belediye takimi ve digerleri, kendilerine inanan insan

gucu organizasyonu bakimindan guclu idiler, ama “zengin”

degildiler… Tabii herkesin (Gulen’ in Amerikadan, belediye

takimlarinin belediyelerden, Naksi cemaatlerinin orta sinif

bezirganliktan) kendine gore bir paralari vardi ama “zengin”

degildiler… (Zenginlik derken, kendi ihtiyacinin disinda paraya

hukmedebilmeyi ve sosyal olaylara para dagitabilme kabiliyetinden

bahsediyorum…) Ama simdi hepsi zengin oldular… Hayallerinin

otesinde paraya ve guce sahip oldular…

 

Tabii dogal olarak, paraya ve guce kavusan her insan ve grup gibi,

onlar da yanlarindakini begenmemeye basladilar ve kendilerinin

patron olmasi gerektigini dusunmeye basladilar… Alttan yavas yavas

kaynamaya baslayan kazandan, oncu olarak ilk Nur grubu cikti ve

ustatlari Fethullah Gulen’ in basa gecmesi icin manevralara

basladilar… ( Cunku en guclu onlardi ve son 6 yilda el degistiren

degerlerin en az yuzde ellisine onlar sahip olmuslardi ve Anadolu

deyimiyle “guc ve para konusurdu”)… Yine, dislanan Bulent Arinc,

herkese selam veren Abdullah Gul ile bir manevra cekip, Fethullah

hoca ekibi ile de menfaat birligi paralelinde, ilk darbeyi yapti ve

Cumhurbaskani sayin Abdullah Gul oldu…

 

Konumuza donersek, aynen 6 yil once Necmettin Erbakan’ a yapilanlar,

simdi Recep Tayip Erdogan’ a yapilmaya baslanmistir… Bunda hayret

edilecek birsey yoktur cunku “bugun bana, yarin sana”, “ne ekersen

onu bicersin”, “ne oldum deme, ne olacagim de” gibi Anadolu

terimleri bu gelismelerin sosyolojik yapisini cok iyi aciklarlar…

 

Sadece bu sefer ki en onemli fark, Necmettin Erbakan’ in aksine

Tayyip Erdogan’ in cok akillica bir sekilde kendi medyasinin patronu

olmasidir… Medya demek oy demektir ve her sartta, RTE kendi

medyasina hukmedebildigi surece, % 10-20 arasi oy’ a sahsen hukmeder

durumda olacaktir… (Tabii temsilci patron pozisyonundaki kader

arkadaslari kendine oyun etmedigi surece)… Medyanin en az % 30′

una hukmeden bu pozisyon, kendisini yeni bir lider ile degis tokus

etmek isteyen eski dava arkadaslarinin onundeki tek gercek

engeldir… Ek olarak, medyanin en az % 25′ inin de kendisine vefa

borcu vardir… (Disarida kalanlar Nur cemaati medyasi, Aydin Dogan

medyasi ve gecen ay 500 milyon dolar yeni borc cikarilan Karamehmet

medyasi vardir… Bir de Ciner medyasi ve gecen ay 70 milyon dolar

borc arti faizleri icin kolaylik saglanan Dogus medyasi vardir)…

 

Eski siyaset arkadaslarini frenleyen ikinci engel ise, Tayyip

Erdogan’ in, ozellikle tutucu hanimlar uzerindeki karizmasidir…

Hicbir yeni lider, Tayyip Erdogan’ in karizmasi kadar oy toplayamaz

(burada karizmadan, arti % 8-15 arasi oydan bahsediyoruz)… Ama bu

engeli asmak icin de, yavas yavas carklari donen, bilincli bir plan

devreye girmistir…..RTE “yipratilirken”, Ali

Babacan “cilalanmaktadir”…. Ali Babacan’in bir diger ozelligi de,

Gulen hoca onayli, AB onayli, dunya zengin hristiyanlar dernegi

Bilderberg onayli, dunya yahudi cemaatleri onayli olmasidir… (

Simdi bazilari “ya peki Turk halki ne diyor” diye soracaktir: Turk

halkini kim takar… Verdin mi gazi “patron odakli Turk

medyasindan”, Turk halki sariyi yesil, kirmiziyi mavi kabul eder, ve

tipis tipis gider oyunu verir… Tabii bunu acikca soylemek biraz

ayip oluyor ama ben burada sadece olan biten gercekleri soylemek

mecburiyetindeyim)…

 

Gelelim kurulacak AKP sonrasi yeni partilere… Oncelikle hicbir

yeni parti, 6 sene once devreye giren “isi bilenlerin” yeniden

onayini almadan kurulamaz… Gelecegi yine bu eski isimler

sekillendirecektir… Mesela ismi cok az gecen bir Korkut Ozal,

Istanbul’ da muhtesem bir butceye hukmeden Kadir Topbas, Ankara

gediklisi Melih Gokcek, Guneydogu kurt oylari organizatoru

Abdulkadir Aksu, medya, para ve guc sahibi olmus ve artik kimseye

ihtiyaci olmayan Albayrak’lar, aniden istifa eden Cuneyt Zapsu ve

daha nice isimler, cemaat seyhleri, belediye baskanlari kurulacak

yeni siyaset ortaminda belirleyici olacaklardir… Mesela sadece

Cumhurbaskani Abdullah Gul’un, son senelerde muhtesem bir guc ve

servete kavusan Kayseri takimi bile olaylarin sekillendirilmesinde

cok buyuk oneme sahiptir… Yani gelecegi okumak icin, gecmisi kuran

bu insanlarin tavir ve davranislarini, ve kimlerle hareket

ettiklerini takip etmek gerekir… (Halihazirda tum bu

insanlar “dogru pozisyonda olabilmek” icin gozlem yapmaktadirlar ve

gidisati kollamaktadirlar)…

 

Gelecege hazirlikli tek grup Nur cemaatidir… Son kurusuna kadar

alinmis ANAP hazir tutulmaktadir ve bir de, bir sekilde Demokrat

partiyi de (DP) ilhak edebilirlerse, kaymakli kadayif olacaktir… 

Tayyip Erdogan’a ise, Soros-Virginia kuruluslu, Bilgi universiteli

Tuna Beklevic’in partisi gosterilmis ama begenilmemistir… Zaten,

Anadolu’daki sicakkanli Turk genclerini ve hatta Amerika’daki

sicakkanli Turk genclerini “fislemek” icin kurulmus bu siyasi

partiyi Tayyip Erdogan ne yapsin…

 

Yine halihazirdaki eski tufek Naksibendiler, partiye bir sekilde

iliskilendirilenler, ve digerleri, nasil bir yol izlemeleri

konusunda ortak istisarelerine hizla devam etmektedirler… (Tabii

bu asamada, Erbakan hoca ve yanindakilerin de elleri armut

toplamamaktadir ve eski talebelerinden yedikleri tokadin acisini

nasil cikaririz diye bakmaktadirlar)…

 

Gelelim diger siyasi partilere… Turkiye’de yepyeni bir siyasi

parti kurmak mumkun olmadigina gore (yeni parti yoktur, eskisinin

devami “yeni” partiler vardir), halen oy potansiyeline sahip CHP,

MHP, DP, ANAP, DSP ve bir Kurt partisi vardir… Kurt partisi

yasarsa yeniden “bagimsizlardan” grup kurabilir ama direk baraji

gecemez… DSP Bulent Ecevit sonrasi baraji gecemez…

 

ANAP Nurcularin ve dagitilan AKP’den kalanlarin partisi olacaktir ve

ellerindeki medya gucu, taraftar gucu ve maddi guc dolayisiyla

baraji kesin asacaktir… DP (Demokrat parti) yeniden organize

olabilirse ve bir sekilde bir yerden bir “servet” bulabilirse,

birseyler yapabilir…

 

MHP ise, son secimlerde oy verenlerinin buyuk cogunlugunu, supriz

bir “dinci” ve “AKP destekcisi” pozisyonu sergileyerek gucendirdigi

icin, isi cok zordur… Turkiye’ de dinci milliyetcilik politikalari

guderek, ne kasabalardaki dincilere, ne de sehirlerdeki vatansever

milliyetcilere yaranilabilir ve maalesef MHP bu acmaza dusmustur…

(Ya dinci olacaksin, ya milliyetci, cunku hem ondan hem bundan

deyince oylar ikiye katlanmaz, aksine elindeki de gider)…

 

Gelelim CHP’ye… Herkesin ve ozellikle tarafli medyanin Deniz

Baykal’i acimasizca elestirmesine karsin, halihazirdaki en saglam

parti konumundadir… Turkiye’de sekillenen Cumhuriyetci,

milliyetci, laik, vatansever ve alternatif arayisi icindeki oylar,

doludizgin CHP’ye akacaktir ve secimlerden birinci parti

cikacaktir… Sadece yapmamasi gereken ilk sey, kendini “yeni Turk

secmeninin” nefret ettigi “solcu parti” soylemi icine sokmamaya

dikkat etmesidir… Ikinci yapmasi gereken sey ise, bir sekilde

medyada sesini duyuracak dostlar edinmesidir… Cunku artik dunyada

ve Turkiye’ de medyasiz oy toplamak mumkun degildir… Hele dusman

bir medya ile cok sey kaybedebilmektedir… (Kanalturk

televizyonunun satisina seyirci kalmasi yaptigi en buyuk hatalardan

biridir…. Cunku sadece bir bagimsiz sesi kaybetmekle kalmamis,

ayni zamanda onunla taraf olmayi dusunebilecek diger medya

gruplarini da “acaba bizi de yari yolda birakir mi” psikozu icine

sokmustur)… Tabii, tarafsiz bir Turk medyasi “olusmadan veya

olusturulmadan” yarisa giren bir CHP, potansiyel oylarinin en az %

15-20’sini kaybedecektir…

 

Gelelim Basbakan Tayyip Erdogan’in gelecek planlarina… Kader

arkadaslari, eski dostlari, “birsey” haline getirdigi insanlari

coktur… Medyasi vardir, gerektiginde harekete gecirebilecegi maddi

gucu vardir… Yepyeni ve atak soylemleri sayesinde, halkla

iliskiler kredilerini hizla depolamaktadir… Tutucu hanimlar

nezdindeki karizmasi hergun yukselmektedir… Ama bu sartlarda bile

yeni bir parti kurar mi bilinmez… Cunku 6 yillik tek adam

iktidarindan sonra, eski arkadaslarina dil dokmek ona zor

gelebilir… (Hepimiz insaniz; yukariya alisinca, asagidakiler ile

muhattap olmak zordur)… Bana gore sayin Basbakan buyuk ihtimalle

gelismeleri bekleyecek, en kotusunden bagimsiz milletvekili

olacaktir… Aslinda hersey dava arkadaslarinin vefasina

kalmistir… Basbakanin saglik durumunu bile kurt gibi takip eden

partili dostlari, ne kadar ahde vefa sahibidirler yasayip

gorecegiz…

 

Ozetle, yakin gelecekte yeni ittifaklar, yeni gelismeler

olacaktir… Tabii “siz deyin bunlar yeni seylerdir, ben diyeyim

olacaklar sadece eskilerin bir baska versiyonudur”….

 

Esasta, 21. yuzyil siyasetinde unutmamamiz gereken tek birsey

vardir…  Ister AB, ister ABD, ister dava, ister enflasyon, ister

darbe, ister buyume, ister devaluasyon; Eger ki medyayi ve ortalikta

gezen hinzir parayi kontrol edemiyorsan, yine birsey elde edemezsin,

secim kazanamazsin.. Halk yine goturup oyunu medya patronunun, guc

simsarinin,  para sarrafinin, iase organizatorunun temsilcisine

verir ve bundan kacis yoktur…

 

Kim ki, medya’lidir, para’lidir, secimleri o kazanir…

 

Kim ki medyasizdir, parasizdir, secimlerde ucun birini kazanir…

 

Mutlak guc bile olsan, medyayi insafa, hinzir parayi hizaya

getirmeden, halktan zirnik secim kazanamazsin…

 

Turkiye’de ki Yoksullugun Nedenlerine Bir Bakis 22 Mayıs 2008

Posted by Aybars in Fakirlik, Hatırla!.
add a comment

Turkiye’de ki Yoksullugun Nedenlerine Bir Bakis    

Prof.Dr. Yuruk Iyriboz

Nufus :
Turkiye’de yoksullugun en onemli paylarindan (numerator) biri nufus artisinin hizidir. Yaklasik olarak % 2.5 civarinda olan bu hiz, diger Bati ulkelerinin
on kati olup 25-30 yil icinde nufusu iki katina cikarir ve surekli olarak genc toplumlara ozgu ve ekonomiye pek katkisi olmiyan bagimli yas guruplarinin oranini arttirir (dependency ratio). Ayni artis ic gocleri korukler
ve ekonomiye gizil/kacak(ciraklik, hizmetcilik, isportacilik ve kacakcilik gibi) bir isgucu yaratir. Bu hizda bir artisin yarattigi yoksullugun, hicbir ekonomik kaynak
veya yontemle onlenemiyecegi tartismasiz bir gercektir (logaritmik artisa karsit aritmetik artisin uyumsuzlugu). Daha da ilginci, bu konuya tek tuk birkac ilerici dusunurun disinda, hicbir siyasi akim ozellikle dinci ve irkcilar hicbir zaman sahip cikmamislardir. Yoksul kitlelerin cogalmasini onlememe, siyasete itip kullanma ve de somurme yontemi yuzyillardir suregelen bir olgudur. Buna
ornek olarak, gectigimiz yuzyilin basinda, Bati’nin hizli nufus artislarina karsit ‘ her cocugun iki deligi var, agzi ve kici’ elestirilerine Cin Krali Mao’nun yaniti ‘ … oyle ama her cocugun iki de eli var’ olmustur. Sonra da,
ayikla pirincin tasini. Yillar boyu, kimseye bir cocuktan fazla cocuk yapma izni verilmedi. Ayni hatayi Fransa’da  Kral De Gaulle yapti. Daha da ilginci, Fransa
gectigimiz bugunlerde ayni havaya girmis, hamileliklere pirim vermege baslamistir.   

Nufus konusunda, Bati eskiye gore oldukca degisik bir doneme girmistir. Yaslanan bu toplumlarda,  dogurganlik acik sekilde azaldigindan, bir taraftan disardan ucuz is gucu alinmakta,  bir taraftan da din alet edilerek dogum
kontrolune surekli baski ve saldirilarla karsi cikilmakta. Bati’da ayrica maaslari yuksek, emeklilik ve saglik guvenceleri olan orta yasli oz vatandaslar isten cikarilip bunlarin yerine guvencesiz, yabanci veya part-time genc
isci alma sureci baslamistir. Diger taraftan elektronik ortamda, kuresellesmenin gorunmuyen yonlerinden biri olarak Bati’nin teknoloji kuruluslari kendi oz uzmanlarina
kiyarak fakir ulke uzmanlarini yaklasik olarak onda bir ucretle kullanmakta. Kisacasi,  Turkiye gibi ulkelerde nufus artisini kismak, Bati’nin isine yaramaz, ancak bizim isimize yarar celiskisini gorebilmek gerek. 

    Diger taraftan Bati, ulkelerine goc eden,  fakir ulkelerden gelen ucuz isgucunden baska yonlerden de yararlanir. Bati ulkelerine yerlesen gocmen isgucu
hani ‘misafir isci’ denilen kesimler kentlerin belli bolgelerine yerlesir ve kahredici bir alisma surecine girerler. Bu surec gerek ev sahibi ulkenin dislamalari, gerekse iscilerin kendi ulkelerinden gelen ve ses
edilmiyen irkci ve dinci akimlarca alabildigine uzatilir. Ev sahibi ulke, bu akimlarin parasal birikimlerinden yararlanirken, bu akimlari iscilerin geldigi ulkeyi
kontrol etmek icin de kullanir. 

    Turkiye’de basarili saglik hizmetlerinin verildigi heryerde, herturlu toplum kesimininden ailelerin dogum kontrolunu benimsedikleri de bilinegelmektedir. Ne yazikki,  halkimizin bu bilinci siyasiler, dinci, irkci ve Kurtcu
akimlarca bile bile korletilmistir. Olaylar, yoksulluktan, ozellikle yurtdisina veya anakentlere gocmek zorunda kalan vatandaslarimizin bu akimlara kolayca yem oldugunu acikca gostermistir.

Uretim ve Tuketim:

Ellili yillarda, Turkiye’de tarimsal uretim artarken, endustrinin ancak bir montaj niteliginden oteye gidememesi ile disa bagimlilik artmistir. Bu siralarda gelen, Marshall yardiminda Turkiye’nin tarim araclari yapmamasi onkosulu
gozardi edilmemelidir. Diger taraftan disa bagimlilikla, yandas dis etkilerle,  gereksinimlerin disinda yapay bir tuketim baslamistir. Temel  gereksinimlerin
yerini daha pahalli, daha degersiz ve sagliga zararli maddeler almistir (ornegin: simitle cay yerine kola ve biskuvi). Bu arada, yine sigara tuketimi yabanci
sirketlerin cok etkili reklamlari ile alabildigine artmistir. Son yillarda, yeni barajlara ragmen enerji ve tarimsal uretimin nufus artisina gore yavasladigini ve bu urunler icin disa bagimliligin basladigini goruyoruz. Hatirlanacagi uzre, yakin bir gecmise kadar Turkiye’de kendi kendini besliyebilen tek tuk ulke arasinda yeralmakta idi. Turkiye’de uretimin kesinlikle plansiz olmasinin
yanisira, onune gecilmez bir gereksinim disi tuketimi korukleme de soz konusudur. Bunlarin birincisinden hernekadar yoneticiler ve is cevreleri sorumlu ise,
ikincisinde yoneticilerin yeteneksizliginin yanisira dis kokenli propaganda ve etkileme kaynaklari onemli rol oynar. Uretim ve tuketimin ulkenin gercek gereksinimlerine gore planlanmamasi ile, ornegin toplu tasimaciligin
gelistirilmemesi ile disa bagimlilik daha da artmistir. Turkiye rekabet ve yabanci yatirimlara karsit olamaz. Ancak bunlari gereksinimlere gore kullanmak gerekir. Bunlarin disinda, artik uretim kaynaklarinin  tekellestirilmesi de
dusunulemez. Bu konuda, yakin gecmiste totaliter rejimlerin basarisiz deneyimine ragmen, Bati’da bircok kaynagin ve de hatta haber ortaminin dahi tekellestigini ve adeta
totaliter bir yonetime dogru gittigini gozardi etmemeli. Kisacasi yasam icin gerekli uretim kaynaklarinin ornegin egitim, gida, enerji ve saglik gereksinimlerinin buyuk karlar getiren is sahalari olmasi tum toplumlarda gercekte topluma ve saglikli ekonomilere karsit sureclerdir. Bu is sahalarindan cep dolduranlar yonetimleri kolayca etkilediginden yakin bir gelecekte sagliksiz bir
toplumun getirecegi ekonomik bataklar ve bunalimlar gorulmez.
   
Basin/yayin, kisaca haber ortaminin Bati’da gecirdigi evrim Turkiye’ye de bulasmis ve bu ortam yasamini reklamlara borclanarak, milleti eglendirip, dikkatleri baska yerlere cekip uyutmakta ve olanak disi yasam bicimlerine
ozendirerek gercekte olmiyan gereksinimler yaratmakta pek
ustalasmistir. Oysaki, bu ortamin toplumu aydinlatma ve egitme gorevi bireysel namus ornegi herseyden once gelmelidir.
     Son yillarda, Turkiye’de yapay tuketim bile bile inanc ve anlayis kavramlarina da sicratilmis boylece basina her turban saran sikmabas veya sakal birakan efendi Musluman ve de her cep telefonu kullanan da Bati’li oluvermistir.

Egitim ve Ogretim:
Turkiye’de egitim ve ogretim Ata’yi kaybettikten sonra suratle Ata’nin ilkelerinden kopmustur. Ata’nin ilkeleri, Anadolu insaninin yetenekleri, inanclari ve yasami hicbir zaman orgun egitime sizmamistir. Anadolu insanin yuzyillar
once, ozellikle Bati’dan yuzyillar once eristigi ayricaliksiz insanlik sorumlulugu, anlayisi ve sevgisi de anlatilmamistir genc kusaklara. Ata’nin acikca ve
defalarca acikladigi uygarlik ilkeleri iyicene aciklanip
sindirilmeden hep Bati ile anlamdas olarak gosterilmis ve sozum ona uygar gecinen Bati ulkelerinin yuzyillar boyu insanligi nasil telef ettigi bir turlu anlatilmamistir.
Onun yerine yapay Sunni, Sii ve Alevi celiskileri abartilmis ve siyasal cikarlar icin kullanilmis ve bu celiskilerin gercek olmadigi okullarda gosterilmemistir. Bu arada, bile bile yine aslinda birer yayilma araci olan dis kokenli
(ornegin: misyoner) ve yerel dinci ve irkci egitim kaynaklarina  goz yumularak Anadolu insaninin kendine ozgu yetenekleri ile  ovunme olanagi dahi yok edilmistir.
    Turkiye’nin yuksek ogrenimden cok once, meslek kazandiran orta ogretime gereksinimi vardir. Boylece yuksek okul mezunlari isportacilik yapmaz. Turkiye’de bircok tip fakultesine ragmen, yine de doktorsuz bircok bolge vardir ve ulkenin saglik duzeyi cocuk olumleri dahil ancak Afrika’ya benzer. Bunun nedeni, Bati modeli, koruyucu tip ve hekimlik yerine diger bir gereksiz tuketim ve kar araci olan ancak tedavi edici bir saglik sistemine ragbet edilmesidir.

Siyaset:
    Yukarda nufus, uretim,tuketim, ve egitim basliklari altinda degindigimiz sorunlarin cozumlerine yanasmadan Turkiye’de siyasetten soz edilemez. Bu arada, secimlerde yine Bati modellerine yulari kaptirarak milletin nasil bazi
cikarlar ve yalanlar karsiliginda oy verdigini dusunursek, insan uygarliginin demokrasi modeline ne kadar uzak oldugumuz ortaya cikar. Bu gercekler, ‘ Turkiye’de
secilenler Turkiye’yi temsil ediyor mu ?’sorusunu ortaya atar. Bu surecin en iyi tanimlarindan biri iktidarlarin sikisinca hemen daima silahli kuvvetlere (SK) basvurmasi ve SK de zaman zaman Cumhuriyet ilkelerini tehdit eden
iktidarlara defol diyebilmesidir. Diger yandan,  Yakin Dogu’da kuvvetli bir Turkiye’yi hicbir zaman dusunemiyen Bati’nin, Turkiye’de din hurriyetinde ve SK gucunun
azaltilmasinda ki israrlari bosuna degildir. Turkiye’de Bati’da oldugu gibi herturlu elestiri solcu veya sagci
olarak damgalanmakta ve buyutmesiz hemen daima solcu denilenler baski altina alinmakta.  Son yillarda, tum evrende solcu ve sagci deyimleri alabildigine
yaniltici duzeylere erismistir. Bu deyimlerin yerine Turkiye gerceklerinde ilerici ve tutucu sozcuklerini kullanmakta buyuk yarar var, cunku gercekte elestirisiz ilerlemenin soz konusu olmadigini dusunursek, ilerici dediklerimiz
sorunlarimizi gorenler, tutucu dediklerimizde tum sorunlara ragmen bu sorunlardan yararlananlar oluyor.
    Bu arada, Turkiye siyasetinde gittikce artan yabanci etkiler ve gudumlerin her zaman ulkeye yararli olmadigini, bu olgularin iyice bilincinde olup gerektiginde dur diyebilmenin ve olaylari tumuyle halka aciklamanin
bir namus borcu oldugunu hatirlatmakta yarar var.
Son olarak ta Turkiyemiz sorunlarinin/yoksullugunun diger evrensel sorunlardan/yoksulluktan soyutlanamiyacagini ve cozumlerin ancak evrensel bir gorusle gerceklesebilecegini de unutmamak gerekir.    

EMPERYALİZMİN PETROL SAVAŞI VE ÜLKEMİZ!!! 22 Mayıs 2008

Posted by Aybars in AB, ABD, AKP, Atatürk, Enerji, Ermeni, Harita, Hatırla!, Irak, Kafkasya, Kapitalizm, Kerkük, Kişiler, Kürtçe-Kürtçülük, Mesih/Armegedon, PKK, Petrol, Takip et, Unutma!, Zihin yönlendirme, İngiliz, İslam.
1 comment so far

 

Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen milletler, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

100 yıl önce Sultan II. Abdülhamide sunulan,

Doğu ve Güney Doğu Anadoludaki Petrol noktaları.

(Dr. Orhan Koloğlu)

 

Değerli arkadaşlar,

935 yalan uydurarak ve demokrasi getireceğiz vaadi ile Irak’ı ikinci kez işgal eden ABD, şu an dünya petrolunun %65 ni kontrol eder hale gelmiştir. Petrole hükmeden, dünyaya hükmeder ilkesini uygulayan emperyalistler, binlerce masum insanın canına kıymaktan kaçınmıyorlar.

 Değerli arkadaşlar,

Bildiğiniz gibi petrol yasası geçen yıl TBMM den geçti ve değerli Cumhur başkanımız Sezer tarafından 06.02.2007 de veto edildi. Veto gerekçesinde; Yasanın devlet hissesini düzenleyen 19’uncu maddesi, üretilen ham petrolden yüzde 2-12, doğalgazdan yüzde 3-12 arasında kademelendirilen oranlarda devlet payı alınmasını öngörüyor. Bu düzenlemeyle üretilen ürünlerdeki devlet payını düşürüyor. Dünyada birçok ülkede, yüksek olan devlet payını daha da yukarılara çekmek için uğraş verilirken, Türkiye’de bu oranın yüzde 2’ye, kimi durumlarda yüzde 1’e kadar düşürülmesi haklı bir nedene dayanmıyor. Bu nedenle, yasanın devlet payı tutarının düşürülmesine neden olacak 19’uncu maddesindeki düzenleme ulusal çıkarlar ve kamu yararı ile bağdaşmamaktadır denilmektedir.

Ülkemizin bir petrol ülkesi olmadığını zannediyorduk. Ana gövdesi, 1950 yıllarında BP tarafından hazırlanan ve ancak geçen yıl yasalaştırılmaya çalışılan Petrol yasasının, bu dönemde niçin gündeme getirildi diye merak ediyorduk. Olay yavaş yavaş aydınlanıyor!!!

 Esasen dört yanı petrol yatakları ile çevrili güzel ülkemizde de petrol yatakları varmış. Bu konuda Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yönetimindeki araştırma ekibi petrol konusundaki çalışmalarını 22 Ekim 1901′de Sultan II. Abdülhamid’e sunmuşlardı. Zamanımızda da birçok araştırmacı ve gazeteci çeşitli uyarılarda bulunmuştur (Ne hikmetse, bunlardan Gazeteci Vedat Yenerer yaklaşık 10 aydır hapiste ve yargılanmayı bekliyor!!). Meğerse bu uyarılar doğruymuş ve güzel ülkemizde;

 DİYARBAKIRDA PETROL BULUNDU: 4 ay önce başlatılan çalışmalar sonucu Kocaköy ilçesinde kaliteli petrol çıkarıldığı açıklandı. TPAO Batman Bölge Müdürlüğü yetklilerinden alınan bilgiye göre, Yeniköy-39 kuyusunda 2325 m den çıkarılan petrol 32 graviteli (05.07.2005- Cumhur iyet).

MAYINLI ARAZİDEN PETROL FIŞKIRIYOR: TPAO Batman Bölge Müdürlüğü, Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde Suriye sınırının sıfır noktasında mayınların temizlendiği alanlara açtığı 25 kuyudan 21’inde petrol buldu. Tel örgülerle çevrili ve kırmızı renkli ’mayın’ yazılı levhaların asıldığı ’Çamurlu’, ’Batı Kozluca’ ve ’Sınırtepe’ bölgesinde açılan kuyulardan günde 2 bin 400 varil petrol çıkıyor.  (07.08.2007 – Hürriyet).

YABANCIYA KİRALANAN ARAZİDE KALİTELİ PETROL: Diyarbakırın Bismil İlçesinde 4 ay önce açılan bir petrol kuyusunda 34 graviteli petrol bulundu. İngiliz Aladdin Middle East firmasının Birmilin Doruk köyü yakınlarında 4 ay önce açtığı Arpatepe 1 kuyusundan 2400 metrede kaliteli petrol çıktı. Yabancı şirketin 14 dönümlük alanı 15000 YTL ye bir yıllığına kiraladığı açıklandı (25.04.2008- Cumhur iyet).

 Değerli arkadaşlar,

TPAO nun hiç vakit kaybetmeden bu bölgelerde petrol çıkarması ve ülkemizin petrol ihtiyacını karşılması için gereken çalışmaları yapması gerekmektedir. Çünkü maliyeti 14-18 $ olan bir varil petrolün şimdilik fiyatı 125 $ oldu. Önümüzdeki dönemde de 200 $ olması bekleniyor. Petrolün fiyatını arttırmak için uluslararası emperyalizm, çeşitli bahaneler organize etmektedir. Örneğin;

 NİJERYA KISTI, PETROL ÇOŞTU: Ürettiği petrolün yarıya yakınını ABD ye ihraç eden ve dünyanın 8. büyük petrol ihracatçısı Nijerya Nisan ayında azalttığı petrol üretimini, bu ay Shell firmasına ait petrol üretim bölgelerine düzenlenen saldırılar nedeniyle daha da aşağıya çekmesi petrol fiyatlarının zirve yapmasına yol açtı (10.05.2008- Cumhur iyet). Hatta emperyalist ülke haber ajanslarından BBC, haberlerinde Petrolde varil fiyatının 120 doların üstüne çıkmasının bir nedeni olarak, ülkemizin Kuzey Irağa yaptığı hava harekatını göstermektedir.

 Değerli arkadaşlar,

Yazımın ekinde, ABD nin 1991 de Baba Bush döneminde yaptığı birinci Irak işgali sonunda binlerce inasanın ölmesine karşın, uluslararası petrol şirketlerinin nasıl kar ettiğini Milan üniversitesi çok güzel açıklamaktadır. Yeniden bilgilerinize sunmak istedim.

 Umarım yöneticilerimiz ve danışmanları petrol konusunda ayağımıza gelen kısmeti, güzel ülkemizin ulusal çıkarları dorultusunda çözerler ve bütçe açığımızın kapanmasına katkıda bulunarak tarihe geçerler. Yani Rusya örneğinde olduğu gibi petrol ve doğalgaz gelirlerimiz ile denk bütçeye kavuşuruz.

 

Sevgi ve saygılarımla (21.05.2008).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

 

NOT:

ABD’ nin emperyalist baskısı ile 27 Şubat 2008 de Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Vakıflar Kanunu, önceki yıl 10. Cumhurbaşkanımız Sezer tarafından 29 Kasım 2006 da veto edilmişti. Veto gerekçesinde:

1- Vakıf kurumu siyasallaştırılmaktadır.

2- Gayri Müslim cemaat vakıflarına ilişkin düzenlemeler Lozan Antlaşmasına ve ulusal birliğe aykırıdır,

3- Atamalarda ve idari para cezasına ilişkin düzenlemelerde anayasal sisteme aykırılıklar vardır.

 

HAFIZA-İ BEŞER 7 Kasım 2007

Posted by Aybars in ABD, AKP, Hatırla!, Kişiler, Kürtçe-Kürtçülük, Zihin yönlendirme.
add a comment

Eşek Arıları ve Hortumcular 30 Ekim 2007

Posted by Aybars in AKP, Hatırla!, Hikayeler.
add a comment

www.yenivatan.com.au (Sydney – Australya)                Değerli vatandaşlarım, Vatan özlemiyle yaşadığımız bu güzel ülkeden taşıyla toprağıyla özlediğimiz ana yurdumuza gidip oradaki uygulamaları gördüğümüz zaman karamsarlığa düşmemek mümkün değil. Yapılan işler insanın akıl  ve mantığına çok ters geliyor. Bir Eğitim sistemi düşününüz parası olan okuyabiliyor. Nasrettin hocanın dediği gibi “ parayı veren düdüğü çalar” Tabii böyle bir eğitim sistemi içinde ülkemizde nice yetenekler keşfedilmeden , hayatta layık oldukları yerleri bulmadan  yok olup gidiyorlar. Bizler buraya göç ettikten sonra olan çift rakamlı enflasyonlar ülkenin yüksek eğitiminden sorumlu olan ilim insanları arasında da  olmuş. Türkiye nüfus oranına göre dünyada en çok Profesörü olan bir ülke. Adamlar getirilen YÖK yasasına göre sanki herkes mecbur profesör olur gibi doğru dürüst bir yabancı dil bilmeden bile profesör oluyor.  Cumhuriyetin kuruluşundan 1980 li yıllara yani YÖK zamanına kadar bu  böyle değildi .Her şeyde olduğu gibi eğitim sistemimizde  1950 yıllarından beri gelen hükümetlerin yaptığı yanlış ve bünyemize uymayan  uygulamalarla eğitim sistemimiz de tabir caizse kuşa çevrildi. Her şeyde olduğu gibi bünyemize uymayan ,yasaların getirdiği yozlaşmalarla     ülke   bu hallere düştü. Bu yüzden büyük şehirlere göçler ve üretici olan kırsal kesim insanın tüketiciliğe itilmesi ve getirdiği binlerce sorun vardır. Serbest ve liberal market ekonomisizliğinin paradan başka hiçbir manevi değeri ve toplum yararlarını düşünmediği  böyle bir sömürü düzeni ile çağımızın korkunç silahı televizyonların para babalarının elinde günde 24 saat beyin yıkadığı ve halkı tüketiciliğe ittiği bu sistem içinde bünyemize uygun bir sistemin gelişmesi de bu şartlarda imkansız görünüyor.Hatta eğitim sistemimiz ve içinde bulunduğumuz bu düzen, bu sistem içinde parası olmayan fakir halkın ,özellikle kırsal bölge insanının bundan sonra  yüksek tahsil yapması ve  çalışkan insanların çıkması da mümkün değildir Ülkenin bu hallere düşmesine sebeb tabii ki sadece eğitim sistemimiz değil.Ülkeyi  yönetenlerin ehliyetsiz  ve hortumcu olmaları ve şahsi menfaatleri uğruna ülkeyi iç ve dış sömürücü güçlere peşkeş çekmeleridir. Bu özellikle  İMF ve dünya Bankasının konturoluna girdikkten sonra ekonomik bir çıkmaza dönüşmüştür.Bunun sebebi bence son yıllarda ülkemizi yönetenlerin  emperyalistlerin oyuncağı olmalarından kaynaklanıyor.Maalesef çıkarılan yasalar ulusal çıkarlarımızdan çok sanki yabancılar yararınadır. Bu nasıl bir gaflettir ki; bunu anlamak mümkün değildir.  Bu hükümet ve bundan önceki 57. hükümet zamanında İMF yasaları ve Avrupa Birliği sevdası yüzünden ülke zararına olarak çıkarılan yüzlerce yasa ülkeyi tam olarak batı emperyalizminin kucağına oturtmuştur.  Ülkenin bu kadar ekonomik çıkmazlara düşmesinde en büyük yanlışlıkların başında  1995 yılında Gümrük Birliğine girmemizdir.Ülkemizin çıkarları AB saflarında değildir. AB, Prof .Dr. Erbakan’ın dediği gibi”bir hıristiyan kulübüdür” Ve ülkemiz kesinlikle AB ye alınmayacaktır.Hem niye alsınlar? Bizim Gümrük Birliğine girmemizle zaten ülkemize en büyük kazık atılmış.  Ben ülkeyi AB sevdasıyla gümrük birliğine sokanları ve ülkemizin zararına olan bu uyum yasalarını ve  sonu karanlılk olan bir sürü yasayı çıkaran bu meclisi bal arısı kovanını talan eden eşek arılarına benzetiyorum. Eşek arıları ile Bal arılarının mücadelesi:  Bal arısının  düşmanı eşek arısıdır. Eşek arıları normal bal arılarına göre daha büyüktür. Bal arıları eşek arılarına karşı büyük bir mücadele verirler. Bal arılarının ballarını eşek arısının yiyememesi için eşekarılarının kovanlara girememesi lazımdır. Bunun için kovanı yapan usta,  kovanların giriş deliklerini eşek arılarının giremeyeceği kadar küçük yapar. Asker bal arıları kovanın girişinde ve kovan içinde kovanın mal ve can güvenliğini sağlarlar Ama kovanı yapan usta  kovanın deliklerini büyük yaparsa; eşek arıları hiçbir zorlukla karşılaşmadan içeri girer kovanın balını çalarlar.  Bir ülke ile bir arı kovanı arasında büyük benzerlik vardır Ülke=KovanBalarıları=HalkKovan Ustası=Meclis (ülkeyi yöneten güç)Eşekarıları=Hortumcular, sömürücüler(kökü dışarda olan holdingler) Biz önlemleri almayıp kovanın deliklerini büyük yaptığımız zaman, eşek arılarının kovana girmesine sebep oluruz. Bu aynen Avrupa Birliği ve emperyalist güçlerin eşek arıları gibi ülkemizi işgal etmesine benziyor. Bu güçlerin  hortumları ve  talancılığı eşek arıları gibi  olduğu için balımızı  yani tüm zenginliklerimizi kolayca sömürüyorlar.. Meclisimiz AB sevdasıyla ülkemiz için çok zararlı olan bu yasaları çıkarırken ; kovanın deliğini büyüttükleri yetmiyormuş gibi  kovanımızın önünü arkasını hatta kapağını bile açtılar . Ülkemizi eşek arılarının işgal ettiği bir kovan gibi  yabancılar ve onların Türkiye içindeki yandaşlarının talan alanına döndü. Ülke ekonomik olarak işgal edilmiş durumda. İç ve dış hortumcular, bal arısı kovanına giren eşek arıları  gibi ülkemizi sömürüyorlar. . Bence bu; İMF ve AB uyum yasaların çıkaran, kovanın deliklerini genişleten ve eşek arılarının kovana girmesine sebep olan meclisimizdeki insanların kovanı sömüren eşek arılarından hiçbir farkı yoktur.İnşallah bu millet bunların hesabını  sorar ve bir gün yüce divanda yargılanırlar. Çare ne derseniz? Kovanı Eşek arısından korumak bal arılarından önce  kovanı yapanların yani ülkeyi yönetenlerin görevidir. Hortumcu ile eşek arısının hiçbir farkı yoktur. Onlar meclisimizde bu yasaları çıkaranlar ve  onların kökü dışarda olan yabancı kaynaklı yandaşlarıdır.Bunları halkımızın iyi bilmesi lazımdır. Bunların bizim bahçemizde yayılan fakat komşunun folluğuna yumurtlayan tavuktan farkları yoktur. Meclisimize eşek arılarını koruyan şartları temin etmeyen insanlar gerek. Biz meclise eşek arısı cinsi hortumcu göndermezsek, bunun önlemini almış oluruz. Unutmayalım ki; eşek arılarının hortumları uzun olup hırsız ve talancıdırlar. Bal arılarının görevi eşek arılarına karşı mücadeledir. Son söz olarak iş yine vatandaşta bitiyor.·          Vatandaşa düşen görev ;eşek arısı cinsi insanları meclise sokmamak ·          Kovan yapmayı bilmeyen acemi kovan ustalarına kovan yaptırmamak. Her ikiside ayni kapıya çıkar. Yakında seçim var .Seçilecek insanların iyi seçilmesi lazımdır.

Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Kemal Bey 11 Ekim 2007

Posted by Aybars in Atatürk, Ermeni, Hatırla!, Kimlik, Terör, Türk, Türk Soykırımı.
add a comment

TBMM 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla onu ilk “Milli Şehit” olarak kabul etti.

TBMM 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla onu ilk “Milli Şehit” olarak kabul etti.

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey I. Dünya Savaşı sonrasındaki Mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul‘unda, işgal güçlerin, Ermeni azınlığın ve bir kısım bürokrasinin işbirliği ile I. Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni tehcirleri esnasında yaşananlar için bir sorumlu arayışına girdikleri bir dönemde yargılanarak idam edilmiş bir mülki amirdir. T.B.M.M.‘nin 14 Ekim 1922′de çıkardığı özel bir kanunla ilk ‘Milli Şehit’ ilan edilmiş, ve zaman içinde, zor şartlarda görev yapan yerel mülki amirin sembolü ve kahramanı haline gelmiştir.

Bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Yenişehir‘de doğmuş ve I. Dünya Savaşı yıllarında Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekili olmuştur.

Kemal Bey, Ermeni tehcirinde görevini kötüye kullanarak ölümlere sebep olduğu iddiasıyla, idamla yargılanmıştır. İşgal şartlarında cereyan eden mahkemede, çoğunluğunu Ermeni komitecilerin teşkil ettiği ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin ve Rum-Ermeni Şubesinin temin ettiği birçok yalancı şahit çıkarılarak, akıl ve mantığın kabul etmediği bir sürü suç uydurulmuştur.

Mahkemede sanık sandalyesinde bulunan ve avukatlığını Saadettin Ferit Bey’in yaptığı Kemal Bey’in savunması ise tarihe geçmiştir:

Düne kadar hakimler heyeti halinde olan sizler, şu dakikada bir tarih mahkemesi sıfatını almış bulunuyorsunuz. Ermeniler tarafından öldürülen dindaşlarının ve soydaşlarının matemi Müslümanların yüreklerinin sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin halkı tahrik etmekten geri kalmadığı malumdur. Ermeniler ise, Rus Ordularının kah önüne geçerek, kah arkasında kalarak, ekseriya memleketin asker kuvvetinden mahrum kalmasına güvenerek facialar meydana getirmekten çekinmiyorlardı. Yozgat Vilayeti dahilinde sevk edilen bazı Ermeni – Muhacir kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlara reva gördükleri facialara şahit olmuş, bazı asker kaçaklarının tecavüzü ihtimal dahilindedir. Ancak, savaşta yenilişimizin aleyhimizde meydana getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla iddia makamının da isteği üzerine, kurbanlar verilmesi bir siyaset icabı sayılıyorsa, bu kurban, ben olamam. Siz kurban seçmekte değil, ancak hak ve adaletle hüküm vermek vicdani görevini taşıyan bir yüksek heyetsiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa, herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük bir memur bulunacak değildir.

Getirilen şahitlere ise şu şekilde cevap vermiştir:

Hepsi yalandır, uydurmadır. Reis Paşa, ben ne bunların söyledikleri Keller köyüne gittim ne de oradan geçtim. Burada vuku bulduğunu iddia ettikleri cinayetlerden de haberim yok. Hele parmaktan çıkmayan yüzüğü almak için kol kesmek; rica ederim. Bu vahşeti kim yapar? Bu derece şem’i bir işi yapacak bir insan tasavvur edemiyorum. Esasen, birini ispat edemezler. Çünkü, hepsi iftiradan ibarettir. Benim haberim olmadan bir şey olmuşsa bilemem. Fakat bu ana kadar bu mevzuda hiçbir şikayetçi gelmemiştir. İlk defa burada Mahkeme huzurunda bu şikayetlerle karşılaşıyorum.

Mahkeme bu şekilde devam ederken, İngilizler ve Ermeniler Kemal Bey’in asılması için Mahkeme Başkanı Hayret Paşa’ya baskı yaptıklarından, Hayret Paşa istifa etmiş yerine “Nemrut” lakabıyla anılan Mustafa Paşa getirilmiştir. Mahkeme sonradan bu hakimin adı ile özdeşleşecek ve “Nemrut Mustafa Divanı” veya “Kürt Mustafa Divanı” şeklinde hafızalarda kalacaktır.

Nemrut Mustafa önceden verilmiş bir emri yerine getiren bir memur tavrıyla mahkemeyi sonuçlandırarak 8 Nisan 1919’da Kemal Bey’i idama mahkum eder. Önceden hazırlanmış olan bu idam kararı tasdik edilmek üzere saraya gönderilir. Padişah VI. Mehmet Vahdettin, “Damat Ferit Paşa Millet ile Padişah arasına siyah bir perde çekti” diyerek, bu kararı imzalamaz. “İş intikam ve bilahare mukatale şeklini alabilir. Yolun şimdiden önünü kesmek üzere fetva-yı şerife talebine mecbur oldum” der. Seyhülislam Mustafa Sabri “Divan-Harb-ı Örfi tarafından idama mahkum edilen Kemal’ın mahkemesi hak ve adle muvafık bir surette icra edilmiş olduğu takdirde, hakkında sadır olan hükm-i idamın derun-i varakada muharrer fetva ve mükul-i şer’iyeye muvafık olduğu veraste-i arzdır” şeklinde bir fetva verir.

Cezası infaz edilmek üzere İstanbul’a getirilmiş olan Mehmet Bey, Bekirağa Bölüğü’nden alınarak cezasının infaz edileceği yer olan Beyazıt Meydanı’na getirilir. Kemal Bey’in asılacağını duyan İstanbullular Beyazıt Meydanı’ndan toplanırlar. Kemal Bey’e idam sehpasının önünde son sözünü ne olduğunda, o halka şöyle der:

Sevgili vatandaşlarım, Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet! Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin. Amin. Borcum var, servetim yok üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın Millet…

Kemal Bey’in idam hadisesi, İngilizlerin hiç beklemediği şekilde büyük tepki ile karşılanır. Kemal Bey’in cenazesi vasiyeti üzerine, Kadıköy Kuşdili Çayırı’ndaki oğlunun mezarı yanına gömülmesi için, ailesine teslim edilir. Kadıköy’de büyük bir cenaze töreni yapılır. Tabut, Karaköy İtfaiye Karakolu önünden geçerken bir manga asker bayrağı yarıya indirerek selam durur. Alışılmışın dışında, tabut eller üzerinde defnedileceği yere kadar götürülerek, 10 Nisan 1919 Perşembe günü akşam üzeri toprağa verilir.

Kemal Bey’in üzerinde çıkan vasiyeti tarihe bir belge olarak kalacaktır.

Merhum sevgili oğlum Adnan’ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdilli Çayır’ndaki kabristanda yavrumun yanına gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköy’ünde sakindirler. Teyzemin adresi Mühürdar Caddesinde 67 numaralı hanedir. Adı İsmet Hanım’dır. Defin masrafı teyzeme tevdi buyurulmalıdır. Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: Millet ve Memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna fatiha. Perişan zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyurulmasını vatandaşlarımdan beklerim. Babam, Karamürsel Aşar Memur-u Sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir. Bunlara da muavenet olunursa, memnun olurum. Türk Milleti ebediyyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah, millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşaallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır. (30 Mart 1335 Boğazlıyan Kaymakam – Sabıkı Kemal)

Türk milleti onu unutmamıştır. Mustafa Kemal, şehit kaymakamın çocuklarını evlat edinmek istemişse de gümrük memuru emeklisi Arif Bey torunlarından ayrılmak istememiştir. BMM 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla Kaymakam Kemal Bey’i “Milli Şehit” olarak kabul etmiş, Beşiktaş’ta dört daireli bir apartman, Beyoğlu’nda bir ev ve kayd-ı hayat şartıyla tüm çocuklara maaş olarak bağlanmıştır. Çoçuklarından Müşerref Hanım bugün 93 yaşında ve İzmir’de yaşamakta. 

Doğru Bilgi 9 Ekim 2007

Posted by Aybars in Hatırla!, Kültür, Kürtçe-Kürtçülük, Türk Soykırımı, Yahudi, İslam.
add a comment

Degerli Arkadaslar,

Asagida ekli dokuman, günümüz Türkiyes’inin elzem bir meselesine dair, (Kadim Turkce’nin onemli kavramlarina dair cozumlemeler)  yeni veriler icermektedir.
Dikkatle incelemeniz ve mumkun oldugu kadar
yaymanız temenni ediyorum.
Selam ve saygılarımla..
Husrev Ozel

Orijinal eklentiyi indir

 

Selam, 
 
‘İnsan’ adlı varlık grubunun yerde yaşamaya başladığı tarihten, içinde bulunduğumuz şu vakite kadar ve artık ‘siyonizm’ adını almış olan düşmanın, insanlığa karşı geliştirdiği ve çok fazla başarıya imza atmış olan silahı; ‘yanlış bilgilendirme’dir. Aynı bayrak altında yaşayan insan toplumlarının bile bu denli kutuplaşmış olmalarının yegâne sebebi; farklı bilgileri doğru olarak kabul etmiş olmalarıdır. Siyonizmin yerden kazınması için kullanılacak yegâne silah da; ‘doğru bilgi’dir. İnsan toplumlarının, üzerinde yaşamakta olduğumuz yerde son viraja girmiş olduğu bu vakitlerde, yaklaşık olarak 4565 senedir süren mücadelede zafere erişmesi için yapmak zorunda olduğu iş; şu ana kadar doğru olarak kabul ettiği bilgilerin ön yargılarından kendisini kurtarmak, sorgulayarak düşünmeye başlayıp, insanlığın eriştirildiği ilim seviyesinin rehberliğinde aklını işletmeye başlamasıdır. Bu sayfalarda tarafınıza tebliğ edilmiş olan bilgilerin kanıtlarıyla birlikte çok daha fazlasına, ‘GÖK TEÑRİ’ adlı eserde erişebilirsiniz. Tarafımızla irtibat kurararak veya www.umutinsan.org.tr adresinden bu esere ulaşabilirsiniz. ‘TÜRK’ ve ‘KÜRT’ adlarının anlamını, TÜRK ve KÜRT toplumu, TÜRK ve KÜRT milliyetçiliği ifadelerinin neleri ve hangi varlıkları tanımlamadığını doğru öğrenmeden, ne yaklaşık beş bin senedir yer üzerinde olup biteni ne de semavi eserleri tamamiyle doğru anlamak mümkün değildir.  Aşağıda kullanılan doğru Türkçe (Erken Türkçe) tamğaların anlamları, Kazım Mirşan’ın yaklaşık elli senedir süren araştırmaları sonucunda eriştiği bilgileri paylaştığı çalışmalarından alınmıştır. (www.geocities.com/kazimmirsan) Orqun yazıtlarında TÜRÜK olarak kullanılmış olan ‘TÜRK’ adının aslı TÜR-ÖK’dür. Doğru (erken) Türkçe tamğalarla tam yazılışı; İT ÜR ÖK IT : Belirme   İT : BelirenUR : Hakimiyet kurma     ÜR : Hakimiyet kuranÖK : Tenri’yi/Allah’ı tanımlayan sıfat; En üstteki yönetici (Arapça Rab’bim Allah, Türkçe ÖKÜM TEÑRİ) İT ÜR ÖK = TÜRK ; belirerek hakimiyet kuran ÖK, demektir.  Artık öğrenilmesi gereken durum şudur. TÜRK adı, Var Eden’in Türkçe adlarındandır. Herhangi insan toplumunu tanımlamak için kullanılabilecek ad değildir. Var Eden’i tanımlayan,  sadece ve sadece Var Eden için telaffuz edilebilecek Türkçe adlardandır. 
 
 
Nasıl Kur’an ayetlerinde Var Eden’in Arapça adları öğretilmiş ise, aynı sayıda Var Eden’in Türkçe adları da mevcuttur. AD tamğasının anlamı ‘eylem’dir. Farklı ‘AD’lar farklı eylemleri ifade eder. Sadece Var Eden’e ait olan adlar; diğer varlıklar tarafından yapılamayacak ve sadece Var Eden tarafından yapılabilecek eylemleri tanımladığı için bu adlar sadece Var Eden için kullanılabilir. TÜRK adında geçen ÜR; ‘hakimiyet kurma’ eylemi, sadece Var Eden tarafından yapılabilecek eylem/iş olduğu için, yani hakimiyet kuran sadece Var Eden olduğu için, TÜRK adı Var Eden’e aittir. Sadece Var Eden’e ait diğer bazı Türkçe adlar; BEN   Tam yazılışı; ËBEÑ     ËB ; yüceler yücesi,   AÑ ; akılı işletme sistemi/düşünme özelliği,  EÑ; akılı işletme özelliğinin sahibi olanËBEÑ=BEN ; akılı işletme özelliğinin sahibi olan yüceler yücesi SENTam yazılışı; USEÑUS ; vücutUSEÑ = SEN ; akılı işletme özelliğinin sahibi olan vücut BİRTam yazılışı;  ËBİÜRI ; kâinat       İ; kâinatın içinde olma ËBİÜR=BİR ; kâinatın içinde hakimiyet kuran yüceler yücesi TEÑRİTam yazılışı;  ATEÑÜRİAT ; var etme – varlık    (ATA; var edilen)ATEÑÜRİ =  TEÑRİ ; Sahibi olduğu akılı işletme özelliğiyle kâinatın içinde hakimiyet kuran varlık MATTam yazılışı ; ËMAT      (Etrüskçe’de ‘Ben’ demektir. Lazca’da ‘Med  > ma’ halini almıştır. “Erken Türklerin Anadolu Yazıtları, Kazım Mirşan – 2005”)  ËM ; birinci şahıs zamiri ËMAT = MAT ; Var Eden     (ATËM/ADEM ; var edilen) İÇÜ APA İÇ ; iç/sahiplik/dahiliAP ; görünme    APA; görünenİÇÜ APA ;  içinde görünen  AL-APAAL ; tümü/bütün/herşey    (ingilizcedeki ALL bu tamğadan türetilmiştir)AL-APA ; herşeyde görünen (Arapçası Zahir; herşeyde tecelli eden) KİTAPTam yazılışı ; ÖKİTAPÖKİTAP = KİTAP ; ÖK/Teñri/Allah belirerek görünendir 
 
 
 
MÜRİDTam Yazılışı ;  ËMÜRËDAD ; eylem,   ËD ; bitmiş, yapılmış eylem (İngilizcedeki d0-did kullanımı bu tamğa ve mantıktan türetilmiştir)ËMÜRËD = MÜRİD ; yapılmış eylemler üzerinde hakimiyet kuran CENAB-I MAT  Tam yazılış ; ÖCEÑAB-I  ËMATÖC ; kendiÖCEÑAB-I  ËMAT =  CENAB-I MAT ;  Var Eden; su ve akılı işletme özelliğinden(Ruh’dan) oluşan kâinatın kendisidir. (Akılı işletme/düşünme özelliği Ruh’a aittir. Kâinat, MAT’ın(Var Eden’in) fiziksel varlığının ve Ruh’unun  toplamıdır. Herşey Var Eden’in fiziksel varlığının küçük miktarından var edilmiştir. İçimizdeki ruhlar da Var Eden’in Ruh’unun az miktarlarıdır.)  Bizlere anlamları yanlış olarak öğretilmiş olan ‘Ben’, ‘Sen’ ve ‘O’ ifadelerinin doğru Türkçe karşılıkları şunlardır; ÖCUM ; kendimÖCUN ; kendinÖCU ; kendisi U ; Teñri/Allah/ÖK dışındaki varlıklar için ‘o’ demektir.Ü ; sadece Teñri/Allah için kullanılabilen ‘O’ demektir. ÖCÜ ; sadece Allah/Teñri için kullanılabilir, ‘Kendisi’ demektir. Mustafa Kamâl Atatürk’ün ölümü tatmadan önce söylediği son laflardan olan ‘… dil.. aman dil’ lafının anlamı bu durumdur. Bukün Türkçe diline ait olduğunu sanarak telaffuz ettiğimiz ad ve isimlerin tahmin edebileceğinizden fazlasının doğru Türkçe ad ve isimlerle alâkası yoktur. Ad ve isimlerin anlamlarının yanlış öğretilerek insanların farklı şeyleri doğru kabul etmelerinin başarılmış olması; insan toplumlarının kutuplaşmalarının ve çatışmalarının da kaynağıdır. İşte siyonizmin en büyük başarısıda bu durumdur; insanların, telefuz ettiklerinde Allah’a ortak koşan ve hakaret eden  duruma düşürülmesidir. Siyonizmin bu konuda en başarılı olduğu dil; bukünkü Türkiye Türkçesi ve İngilizce’dir. İşte kahreden örnekler; PENİS   (İngilizce okunuşu ; pinıs)Tam yazılışı ; APEÑİSİS ; RuhAPEÑİS = PENİS ; akılı işletmenin sahibi olan görünen Ruh PENİS ADININ BİZLERE NE OLARAK ÖĞRETİLDİĞİNİ BİLİYORSUNUZ … İK tamğasının anlamı ; dual’dir. Bunun anlamı şudur. MAT (Var Eden)  istediği zaman kâinatın içinde, varlık alanında; Allah/Teñri katındadır. İstediği zaman gaybda; bilinmeyen alemdedir. Bu eylemi tanımlayan ad; İK’dir. Ve bu eylemi yapabilecek olan sadece Var Eden olduğu için ‘İK’ tamğası/adı sadece Var Eden için kullanılabilir. 
 
 
 
SİKTam yazılışı OSİK veya İSİK’ dir.  OS ; gökOSİK ; gökteki dual,  İSİK ; dual Ruh (hem gaybda hem de kâinatın içinde olan Ruh, demektir). İkiside Var Eden’i tanımlamaktadır. SİK ADININ BİZLERE NE OLARAK ÖĞRETİLDİĞİNİ BİLİYORSUNUZ … BOKTam yazılışı ; ABOQAB ; suOQ ; kuantum mekaniği, var edilişin fizik ilimidir. (Kainat içerisinde herşey sudan var edilmiştir. Bukün kullandığımız Türkçe alfabesinde Q harfi olmadığı için OK olarak telaffuz ediyoruz). ABOQ = BOK ; su ile oluşturulan/meydana getirilen kuantum mekaniği; var ediliş. 
 
BOK ADININ BİZLERE NE OLARAK ÖĞRETİLDİĞİNİ BİLİYORSUNUZ … Sizler halâ siyonizmle mücadeleye başlamayacak mısınız?… Hayır mı? Ağızlarınızdan çıkan hangi laf doğrudur?  ‘GÖK TEÑRİ’ adlı eserde Yahudi toplumunun Beniisrael halkı tarafından nasıl kandırılıp kullanıldığı, nasıl tuzağa düşürülerek siyonizme hizmet ettirildiği kanıtlarıyla anlatılmıştır. Yapılacak mücadele siyonist avına çıkmak değil, doğru bilgi ile milletimizi uyandırmak, insan adlı varlık grubunun içine düşürüldüğü durumdan kurtulması için çalışmaktır. Allah/Teñri/ÖK, 19 Mayıs 1919’dan sonra, insanlığın hidayete ermesi/doğru bilgiye erişmesinin başlangıç yeri olarak yine Anadolu’yu; yüce Türk milletini seçmiştir. Kuran ayetlerinde insanlığa eriştirilen bilgileri dikkat ederek okursanız, var edilen varlık gruplarının farklı ifadelerle tanımlandığını görebilirsiniz. Kuran ayetlerinde  ‘Toplum’ ve ‘Halk’ şeklinde iki farklı varlık grubu ayırımı yapılmıştır. Doğru Türkçe olarak IL/ÏL ; toplum, UL/ÜL; halk demektir. İnsanlar; ‘Allah/Teñri Toplumları’, insan adlı varlık grubundan olmayanlar; ‘Allah/Teñri Halkları’ olarak adlandırılmıştır.  İnsanlar üç farklı maddeden var edilerek çoğaltılmışlardır; kuru çamur (Hz. Adem soyu), toprak ve su. (Bu konuda çok geniş bilgiye GÖK TEÑRİ adlı eserde ulaşabilirsiniz). 
 
Allah/Teñri/Türk Toplumları (İnsanlar)                                      Allah/Teñri/Türk Halkları    (ÖKIL’lar/KIL’lar ; ÖK  Toplumları)                                     (ÖKUL’lar/KUL’lar ; ÖK Halkları)                                                              *     TÜRK/Allah kuru çamur toplumu                                                         Melekler   **   TÜRK/Allah toprak toplumu                                                                   Cinler  *** TÜRK/Allah su toplumu                                                                         İsraeloğulları                                                                                                                                Beniisrael 
 
 
 
 
*     Allah/TÜRK tarafından ilk vücudu kuru çamurdan var edilen insan toplumu**   Allah/TÜRK tarafından ilk vücudu topraktan var edilen  insan toplumu                                 *** Allah/TÜRK tarafından ilk vücudu sudan var edilen insan toplumu Orta ve batı Asya’da 15 farklı devlet kurmuş ve Anadolu TÜRK milletinin de ecdadı olan toplum TÜRK/Allah su toplumudur  ;  TÜR-ÖK BÏL  Tam yazılışı ; İTÜR-ÖK ABÏL ; belirerek hakimiyet kuran ÖK Su Toplumu Asya tarihini incelediğinizde de bulamayacağınız gibi, OĞUZ Türkleri adında yaşamış insan toplumu yoktur. Kanıtları GÖK TEÑRİ adlı eserde verilmiştir. İsraeloğulları,  Anadolu Türk milletine OĞUZ Türkleri diye yutturulmuştur, tıpkı Yahudilik anneden geçer masalı gibi. Ecdadımız lafta Kayı boylarından göçmüş uydurma Oğuz beyleri değil,  KÏL TÏGİN, BÏLGE QAĞAN, ÖÑRE BIÑA BAŞI gibi, TÜRK Su Toplumu’ndan olan yüce insanlardır. Bukün Türkiye’de yaşayanların Türk Su Toplumu’ndan olmayanları; Araplar, baba tarafından Yahudi olanlar ve Beniisrael halkından olanlardır. Ermeniler, Rumlar (ki Rum adında toplum yoktur. ROME’dan türetilmiştir, Roma’lı demektir; Etrüsk su toplumudur) ve Kürt toplumu da dahil olmak üzere hepsi TÜRK/TEÑRİ/ALLAH Su Toplumu’ndandır.  Constantinapolis ve Rum(Rome) Pontus imparatorluklarını kuranlar ve bukün ‘gâvur’ olarak adlandırılanlar da TÜRK Su Toplumu’ndandır. Aynı şekilde Avrupa milletlerinin ve Avrupa’dan Amerikaya göç etmiş olan ve bukün Amerikan toplumudaki beyazların çoğu olmak üzere. Bukün yer üzerinde yayılmış durumda “… çeşitli dil, yöre ve ağızlarla 488 farklı şekilde yazılan Türk adı kullanılmaktadır” (SİYON-TÜRK ZELDA, Cengiz Özakıncı, 2006 filika Yayınları).  Doğru (Erken) Türkçe’de BİLGİ olarak kullanılmış ad yoktur. Doğrusu BÏLİG’dir. Tam Yazılışı : ABÏLİGİG : kültürABÏLİG  : Su Toplumu kültürü Kültür ; yaşam ilkeleri, sanat, giyim kuşam, örf ve adetler, el aletleri vb. şeyler yer üzerine Su Toplumu tarafından yayılmıştır, öğretilmiştir.   Fark etmelisiniz ki, Kuran ayetleri yere indirilmemiş olsa idi, bukün çoğumuz Hrıstiyanlığı kabul etmiştik ve camiler yerine kiliselere gidiyor olacaktık. Türkiye’de özellikle son dört senedir yapılan kazılarda hep Hıristiyanlığa ait kalıntılarının çıkmasının sebebi budur. Türk Su Toplumu’nun Asya’dan Anadolu’ya gelişi 4500 sene kadar öncedir. Hakkari’nin Gevaruk vadisinden, İstanbul’un Erenköy’üne, Akdeniz ve Ege kıyılarına kadar her yere yayılmış olanlar ecdadımız olan Türk Su Toplumu’dur. Kuran’ın vahiy edilmediği dönemlerde Hıristiyan olarak yaşamışlardır. Belirli kısmıda islamiyete geçmemiştir. Rum Pontus imparatorluğunu kuranlar ve Bizanslılar Avrupadan gelmiş insanlar değildir. Aksine, Roma imparatorluğunu ve diğer Avrupa devletlerini kuranlar Anadolu üzerinden ve Karadeniz’in kuzeyinden oralara  kadar yayılmış olan TÜRK Su Toplumu’dur. Soy olarak aynı soydur. Araplar ve baba tarafından Yahudi olanlar TÜRK Toprak Toplumu’ndandır. Şimdi gelelim ‘KÜRT’ adının nereden türetildiğine. 
 
 
 
TÜRK ; İT ÜR ÖK adını oluşturan tamğaları soldan sağa sırasıyla yazarsanız, ÖK ÜR İT,  yani KÜRT olur. Var Eden’in Türkçe adlarından olan TÜRK adının soldan sağa yazılışı ve okunuşudur. TÜRK ve KÜRT adları Var Eden dışında varlıklar için kullanılamaz. İnsanlar TÜRK veya KÜRT olamaz. Çünkü bizler ‘hakimiyet kuran’ değiliz. TÜRK adı Orqun yazıtlarında TÜRÜK olarak geçmektedir. Tam Yazılışı; İT ÜR Ü ÖK. ‘Ü’ tamğasının sadece Var Eden/Teñri/Türk için kullanılabileceğini ve anlamının ‘O’ olduğunu hatırlarsak; TÜRK = İTÜRÖK ; belirerek hakimiyet kuran ÖK’dür.TÜRÜK = İT ÜR Ü ÖK ; O belirerek hakimiyet kuran ÖK’dür. TÜRÜK adını soldan sağa sırayla yazarsanız; ÖK Ü ÜR İT = KÜRT olur. Tersten okursanız yine KÜRÜT olur. Zaman içerisinde KÜRÜT-KÜRT-KÜRD olarak farklı şekillerde telaffuz edilmiştir. Fark ediniz ki, Türk’çe; Teñri’ce/Allah’ca demektir. Arşda (ARÖŞ; ‘uzakta tecelli eden’ yer demektir) kullanılan dildir. Kâinatsal dil Türkçe’dir. Elbet bukün bizlere Türkçe diye telaffuz ettirilen adlar ve isimler değil. Sonuç olarak TÜRK = KÜRT = ALLAH = TEÑRİ= ÖK’dür ve Var Eden dışında varlıklar için kullanılabilecek adlar değillerdir. Aynı şekilde, Türkler veya Kürtler şeklindeki ifadeler de yanlıştır. ‘ler’ çoğul takısıdır ve Türk’ler= Kürt’ler=Teñri’ler=Allah’lar demektir ve de yanlıştır. Siz adınızın tersten okunarak size seslenilmesini ister misiniz? Elbet hayır. Doğal olarak doğru telaffuzu şekli KÜRT değil, TÜRK’dür. TÜRK ALLAH’dır. ALLAH  KÜRT’dür/TÜRK’dür; belirerek hakimiyet kuran ÖK’dür. TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ = KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ = TEÑRİ MİLLİYETÇİLİĞİ’dir. Bu durumun fiziksel anlamı; hıristiyan veya islam olsun, semavi eserlerde Allah/Teñri/Türk/ÖK tarafından öğretilen ilkelere uygun olarak yaşama gayreti içerisinde olmaktır. Tıpkı ‘İstikbâl Göklerdedir’ lafı, Mustafa Kamâl Atatürk isimi gibi 19 harften oluşan ‘Ne mutlu Türküm diyene’ lafının ne anlama geldiğini öğrenmeye sıra geldi. Aşağıdakilerin hepsi aynı anlamdadır; Ne mutlu İTÜRÖKÜM diyene. Ne mutlu TÜRÜKÜM diyene. Ne mutlu TÜRKÜM diyene. Ne mutlu ÖKÜM diyene. Ne mutlu KÜM diyene. 
 
 
 
Peki ÖKÜM diyene ne mutlu da, ne diyenin vay haline? Bu sorunun cevabını verebilmek için şu bilgileri de aktarmam gerekiyor. Arşdaki yüce konseyde yöneticilerin toplam sayısı 1+6 = 7’dir. (siyonistlerin 7 mumlu şamda ile gönderme yaptığı durumdur. 7 mumuda yakarak 7 ilah var demek isterler.) Yüce konseyin hokumdarı olan Allah’dır, Türkçe ünvanı ÖK’dür; Arapça Rab’dır. Diğer Rablerin Türkçe ünvanı ÖG’dür ve bu varlıklar ilah veya Teñri değildirler. Bu Rablerin/Yöneticilerin isimleri Kuran’da verilmiştir. ‘Ne mutlu ÖKÜM diyene’ lafı yerine ‘Ne mutlu ÖGÜM diyene’ lafını söyleyenin vay haline durumu oluşmaktadır. ÖGÜM şeklinde sesleniş, Allah’a ortak koşulan Rableri/Yöneticileri anmak ve Allah’a/Türk’e ortak koşmaktır. ‘Ne mutlu Türküm diyene’ lafının anlamı; Allah’ı/Teñri’yi/Türk’ü anmak ve ‘Ne mutlu Allah’a/Teñri’ye/Türk’e ortak koşmayana’ demektir. Anlamış olduğunuz üzere,  Ne mutlu Türküm diyene = Ne mutlu Kürtüm diyene’dir. Allah’a ortak koşmamaktır. Herhangi adı tersten okuma yanlış olacağı için de doğru telaffuzu ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dir. Biliniz ki, bukünkü  Türkiye Türk’çesine kıyasla kendisini siyonizmin tuzağından korumuş en doğru dil, Kürt’çe olarak ifade edilen dildir. Bozulmamış Kürt’çe konuşanlar doğru Türk’çe adları telaffuz etmekte, Allah’a hakaret içeren ve ortak koşan adları ve isimleri telaffuz etmekten kendilerini korumuş durumdadırlar. Son savaş ve buzul çağı için yapacağımız hazırlıklar ne olursa olsun, doğru Türkçe adları içeren ADLIK (sözlük değil, Adlık) hazırlamaz ve doğru adlar ile hazırlanmış ders kitaplarını eğitim sistemimize yerleştirmez isek, işimizi yarım yapmış oluruz.  Başlangıçta da ifade ettiğim gibi, siyonizmin pan zehiri ve de barışın kaynağı ‘doğru bilgi’dir. İnsanlar doğru bilgi etrafında toplandığında, insan adlı varlık grubunun düşmanı olan siyonizmin yapmış olduğu tüm kötülüklerin önü kesilecek, tüm insanların hayatından kazınıp atılacaktır. 
 
Selam  ÏSËLAM ÏS ; ruhËL ; iletmeAM ; sevgi                       ÏSËLAM/SELAM ; ruh iletir sevgi; sevgimi iletirim 
 
 
 
Mehmet Cüneyd Çapanık    Mümkün olan her kurum ve kuruluşa iletmeniz, insanlığa hizmet ve yardım etmektir.