jump to navigation

KOLA-HİNDİSTAN 9 Ekim 2007

Posted by Aybars in ABD, Hindistan.
add a comment

Hindistan Yüksek Mahkemesi, Amerikan meþrubat devleri Coca Cola ve Pepsi’ye büyük darbe vuracak bir karara imza atarak iki þirketten üretim formüllerini açýklamalarýný istedi. Mahkeme, kararýna gerekçe olarak, bu iki içeceðin içinde saðlýða zararlý oranda tarým ilacý kalýntýsý bulunmasýný gösterdi.
Coca Cola, 120 yýldan beri dünyanýn en sýký muhafaza edilen ticari sýrlarý arasýnda gösterilen formülünü Atlanta’daki bir bankanýn kasasýnda saklýyor. Formülü yalnýzca Coca Cola’nýn 2 üst düzey yöneticisi biliyor. Firma, olasý bir kaza ihtimalini göz önünde bulundurarak formülü bilen bu iki yöneticinin ayný uçakta seyahat etmesine izin vermiyor.

Kolacýlara 4 hafta süre
Coca Cola ve Pepsi’den ürettikleri soðuk içeceklerin içerdiði kimyasallarý ve öteki katký maddelerinin açýklanmasýný isteyen Yüksek Mahkeme yargýçlarý S.B. Sinha ve Dalveer Bhandari, firmalara formülü bildirmeleri için 4 hafta süre verdi. Firmalarýn kararýn gereðini yerine getirmemeleri durumunda Yüksek Mahkeme’nin Coca Cola ve Pepsi satýþlarýný durdurma yetkisinin olduðu ifade edildi. Bu iki firma, 1 milyar 100 milyonluk dev Hint pazarýnýn açýk ara lideri konumunda.
Hindistan’da sivil toplum kuruluþu niteliðindeki Bilim ve Çevre Merkezi adlý örgüt hazýrladýðý bir raporda Coca Cola ve Pepsi’nin Hindistan’da satýlan 11 ürününde yüksek oranda tarým ilacý kalýntýsý bulunduðunu belirtti. 12 eyaletten alýnan örneklerde Pepsi ürünlerinde zararlý kalýntý miktarýnýn 2003′te yapýlan ölçümlere göre 30, Coca Cola ürünlerinde de 25 kat fazla olduðu kaydedildi.

Satýþý yasaklanabilir
Kararla ilgili bir açýklama yapan Hindistan’ýn en büyük hukuk müþavirliði firmasý “Fox Mandal Little” avukatlarýndan Shreyas Patel, “Cola þirketleri karara uymazlarsa mahkeme satýþlarý durdurabilir. Ama kimse 120 yýllýk sýrrýný kolayca açýklamaz, hele Hindistan gibi bir ülkede. Hemen birisi çýkar, bunu kendisi üretir” dedi.
Önceki gün açýklanan karar Hindistan Meclisi’nde de yanký buldu. Her partiden milletvekilleri Bilim ve Çevre Merkezi’nce hazýrlanan raporun Pepsi ve Coca Cola’nýn yasaklanmasý için yeterli kanýt sunduðunu savundu. Ana muhalefet partisi “Bharatiya Janata” milletvekili Vijay Kumar Malhotra, “Bu iki Amerikan þirketi milyonlarýn hayatýyla oynuyor. Bu gibi uyarýlarý daha fazla göz ardý edemeyiz” diye konuþtu.
Coca Cola’nýn Hindistan’daki yetkilileri ise üretim sýrasýnda tüketici güvenliðine en büyük önemin verildiðini savunarak uluslararasý ve ulusal normlara uyulduðunu vurguladý. Hindistan’da yasal olarak sadece içme suyu için tarým ilacý standardý bulunuyor, meþrubatlar için böyle bir sýnýrlama yok.
http://www.milliyet.com.tr/2006/08/06/dunya/adun.html

IRAN KRIZI, KUZEY KORE VE HINDISTAN 9 Ekim 2007

Posted by Aybars in Hindistan, Kuzey Kore, İran.
add a comment

 Saturday, July 15, 2006 3:52

KUCULEN DUNYADA VE MEVCUT KONJONKTURDE
IRAN KRIZI, KUZEY KORE VE HINDISTAN

Prof. Osman Metin Ozturk
Sovyetlerin dagilmasi ile ortaya ciktigi kabul edilen kuresellesme surecinin, en belirgin ve ayni zamanda nasil baklirsa bakilsin inkar edilemeyecek bir ozelligi, uzaklik kavraminin anlamini yitirmesi; dunyanin, daha once olmadigi kadar, kuculmus olmasidir. Bunun uluslararasi politikada pratige yansimasi, karsilikli bagimliligin artmasi ve aralarinda ciddi uzakliklar bulunan olaylarin gercekte birbiriyle ilisikili olabilecegidir. O itibarla, Israil’in bolgedeki son cikislari ile es zamanli olan dunyadaki diger gelismelerin birlikte ele alinip degerlendirilmesi saglikli sonuclara ulasilmasina
hizmet edecektir.  

Cin, Sovyetlerin dagilmasindan sonra ortaya cikan kuresellesme ruzgarina kendisini kaptirmamistir. Once kenarda durup olaylari gozlemlemistir. Ve 1990′larin ortasindan itibaren de, mevcut konjonkturu kendisinin ulkesel kosullari ile birlikte dikkate alan, ozel bir politika izlemeye baslamistir. Bunun en somut ornegi, “pazar sosyalizmi” olarak da nitelenen ozel ekonomi politikasidir. Cin, bu politika ile, hem kuresellesme ruzgarini hissettigini, hem de kendi kosullarini ihmal etmedigini ortaya koymustur. Bir taraftan ozel sektore onem verirken ve yabancı sermayeye kapilarini acarken, diger taraftan da devletin ekonomi icindeki islevini gozden gecirerek guncellestirmis, devletin “sosyal devlet” ozelligini korumustur. Cin’in, yaklasik son on yilda dengeli bir kalkınma ve buyume icine girmesinin arkasinda, izledigi bu politika yer alir. Cin’in boyle bir surecin icine girmesinin pratige yansimasi, ABD’nin 1990 sonrasinda tek kutup oldugu yolundaki imajin giderek anlamini kaybetmesi ve Cin’in doğudan yeni bir kutup olarak yukselmeye baslamasi; iki kutuplu donemde Sovyetleri dengelemeye ve kusatmaya yonelen ABD’nin bu yeni donemde de Cin’i kusatmaya ve dengelemeye yonelmesidir.

İki kutuplu donemdeki Cin-Sovyet ayrismasi, Cin karsisinda, Sovyetlerin Kuzey Kore ve Hindistan ile yakinlasma icine girmesine neden olmustu. Bu yakinlasma nedeniyle, Sovyetlerin dagilmasi, Kuzey Kore ile Hindistan’i da etkilemistir. Sovyetlerin dagilmasinin yol actigi olumsuzluk, en cok Kuzey Kore’yi etkilemistir. Kuzey Kore, 1990′lı yıllar içinde cok ciddi ekonomik sorunlar ve buna bagli olarak ciddi bir aclik sorunu ile karsi karsiya kalmistir. Ulke kaynaklarinin onemli bir kisimini askeri harcamalara ayirdigi icin, bunun neden oldugu sorunları (acigi) Sovyetlerden aldigi destek ile karsilayan Kuzey Kore, bu yardimlar kesilince guc duruma dusmustur. Bu kosullar, o donem Kuzey Kore’yi etkiye acik hale getirmis, Guney Kore ile Kuzey Kore arasinda bir diyalog baslamis ve Batı destekli Guney Kore yardimi, Kuzey Kore’nin ekonomik sikintilarinin hafiflemesini saglamistir. Bu kosullarin etkisinde, Kuzey Kore, hem kitle imha silahlari uretim programini durdurmus, hem de mevcut kitle imha silahlarini tasfiye etme surecine girmistir. Kuzey Kore’nin bu politikasi, yasanan bazi sorunlara ve aksamalara ragmen yakin zamana kadar surmustur.

Sovyetlerin dagilmasinin Hindistan uzerindeki etkisi ise, Kuzey Kore kadar olmamistir. Nedeni de, Hindistan’in esasen guclu bir ulke olmasi ve Sovyetler ile olan iliskisinin maddi yardim baglamindan cok, politik balgamda kendisini gostermesidir. Hindistan’in Baglantisizlar Hareketi icindeki konumu dusunulurse, politik baglamdaki iliskilerin de tek yanli olmadigi, karsilikli ve dengeli oldugu ifade edilebilir. Bu noktada, belki Hindistan’in, uluslararasi politikaya yansiyan cok belirgin bir one cikma hirsina sahip olmadiginin da hatirlanmasi uygun olacaktir. Burada Hindistan acisindan hatirlanmasi gereken husus, kuresellesmeyi tetikleyen bilim ve teknikteki gelismenin neden oldugu enerji tuketimindeki artistir.
Kursellesme, kalabalik (1.1 milyar) nufusu ile Hindistan’in enerji sorununu one cikarmis ve bu da, Hindistan’in dis politikasına yansimistir. Bu hususun, yine kalabalik nufusu (1.3 milyar) nedeniyle, Cin icin de dikkate alinmasi uygun olacaktir. 
    
Bu noktada, Sovyetlerin dagilmasinin Asya’nin dogusuna olan etkisini de bakmak gerekir. Sovyetlerin dagilmasi, bolgede ve Japon kamuoyu nezdinde, Japonya ile ABD arasindaki iliskilerin sorgulanmasina neden olmustur. Bununla es zamanli olarak, Japon kamuoyunda, Japonya’nin normal (olagan) bir askeri guce sahip olmasinin onundeki ic hukuktan ve Japon toplumundan kaynaklanan engelleri asmaya yonelik cabalar da agirlik kazanmaya baslamistir. Bu surece ragmen, Cin’in yeni tehdit olarak algilanmasinin ve Kore Yarımadasindaki iki Kore devletinin birlesmesinin Japonya icin ifade ettigi anlamın etkisinde, bu sorgulama bugüne kadar uygulamaya ciddi sekilde yansimamistir.

Ancak bu surece Kore Yarımadasi acisindan bakildiginda, oldukca farkli bir degerlendirmeye ulasmak mumkundur. İki Kore birlesecekse ve bu is Cin’in hemen yanibasinda olacaksa, bugun Kuzey Kore’nin kitle imha silahlari programinin tasfiye edilmesi, yarin “Birlesik Kore”nin Cin karsisinda daha zayif bir konumda olmasi anlamina gelecektir.
Halihazirda gundemde olan Kuzey Kore’nin neden oldugu fuze krizi konusunda, Guney Kore’den fazla bir tepki gelmemesini bu baglamda gormek gerekir. Bu, Guney Kore’nin, yarın kendisinin de politik ve askeri acilardan yararlanacagi nukleer varlıgin ve fuze imkan ve yeteneğinin farkinda oldugu ve bunlari korumak istedigi anlamina gelir. “Birlesik Kore”nin nukleer imkan ve yetenege sahip olmasi, Cin karisinda hem onlarin, hem de Cin’i dengelemek pesindeki ABD’nin isine gelir. Buna karsilik, nukleer guc sahibi bir “Birlesik Kore”nin, Japonya’nin isine gelmeyecegi suphesizdir. Japonya’nin Kuzey Kore’nin nukleer fuze denemelerine karsi cikmasinin en temel nedeni budur.
Nukleer guc sahibi “Birlesik Kore”, Japonya’nin bolgesel dengelerdeki yerinin gerilemesine neden olacaktir. “Birlesik” ve nukleer guc sahibi bir Kore, Cin tehdidinin etkisinde, ABD’nin bolgedeki ilgisinin Japonya’dan bu ulkeye kaymasina neden olabilecektir. 
   
 
Bilindigi uzere, ABD ile Iran arasindaki gerginlik yeni degildir. ABD, bir sureden beri, Irak’tan sonra, Iran’i da ayni noktaya cekmeye calismaktadir.
Yasananlar ve bir kismina yukarida ve muteakiben yer verilen gelismeler, ABD’nin Iran’a yonelirken, Irak’tan dersler aldigi ve yeni bir planlama icine girdigi anlasilmaklatdir.

ABD, Turkiye’yi yanina cekememesinin ve
kazanamamasinin bedelini Irak’ta cok agir olarak odemektedir. Turkiye’yi karsilikli ve dengeli cikar iliskisi baglaminda kazanmak yerine, her istedigini yaptirabilecek bir ulke gozuyle bakmis ve bunu yapmakla da ciddi bir hata icine dusmustur. ABD, simdi Iran’a yaklasirken ayni hataya dusmek istememektedir.
Ancak, Mart 2003′ten bu yana yasananlar, ABD’nin Iran konusunda Turkiye’yi kazanmasinin oldukca zor olmasina yol acmistir. Bununla beraber, Iran’a yonelik opersyonunun basarisi buyuk olcude Turkiye’ye bagli oldugu icin, zor da olsa, bedeli yuksek de olsa, ABD Turkiye’yi kazanmaya calisacaktir.

İsrail uzerinden Filistin sorununda tansiyonun oldukca yuksek bir seviyeye cekilmesi ve bu sorunun one cikarilmasi, Turkiye acisindan onemlidir. Keza, ABD’den gelen, bu ulkenin Irak’a (ozellikle Irak’in
kuzeyine) iliskin ilgi ve himayenin abartilmis oldugu ve  azaltilmasi gerektigi yolundaki haber ve yorumlar da yine onemlidir. Cunku bu gelismeler, Turkiye’nin guneyindeki Irak’tan algiladigi tehdidi ortadan kaldirmamakla beraber, bu tehdidin algilanma duzeyini asagiya ceken bir sonucu icerirler. Ozellikle Irak’in kuzeyindeki Kurt siyasal olusumunu Turkiye’ye iten bir etkiye yol acarlar. Yani soz konusu gelismelerin onemli olmasi, Turkiye’nin isine gelmesinden dolayidir. Haliyle, bu durumda, Turkiye’nin, bu gelismelerin arkasindaki ulkelerin etkisine acik hale gelecegini de kabul etmek gerekecektir.

Bununla beraber, Israil’in son tasarruflarinin sadece “havuc” olarak gorulmemesi, bunun bir “sopa”
olabilecegi de dikkate alinmalidir. Israil’in (arkasinda ABD olarak), yapabileceklerini gostermek suretiyle, Turkiye’ye gozdagi niteliginde bir mesaj verdigi de dusunulmelidir. Israil, bu konunun, hem Turkiye’nin zayif yani oldugunu, hem de “havuc-sopa politikasi”nda, havuc ve sopa olarak kullanilebilecegini ortaya koymustur.

Bu noktada, Israil’in kacirilan onbasiyi bahane ederek baslattigi Filsitin’e yonelik operasyonun, Mısır’in radikal bir donus yapma ihtimalinin guclu bir ihtimal olmasi ile de irtibatlandırılmasi mumkundur. Bir sureden beri Misir’in boyle bir donus yapacagi degerlendirilmektedir. Hem Misir’in ic politikasina iliskin gelismeler, hem Arap Dunyasindaki lider boslugu, hem Sii İran karsisinda Sunni Islamin liderligini ustlenme, hem de bolgesel kosullar, Misir’in boyle bir donus yapabilecegi degerlendirmesine yol acmaktadir. Israil’in, ozellikle daha once bosalttigi Gazze Seridine geri donmesi bu baglamda gorulebilir. Eger Misir’in Israil’i karsisina alan pozisyonda radikal bir donus yapmasi bekleniyorsa, bu, Iran ile Misir’i yakinlastirici bir etkiye yol acacaktir ki, Israil’in halihazirda yururttugu askeri operasyon da, bu durumda, butun bunlari dikkate alan bir operasyon anlamina gelir. O zaman, Israil’in giristigi operasyon, Misir’i bu radikal donusten caydirmaya, muhtemel bir donusu geciktirmeye (Iran krizi ile es zamanli olarak gerceklesmesini onlemeye) ve Iran’i muhtemel bir
destekten yoksun birakmaya yonelik olacaktir.        
     

ABD’nin Iran karsisinda destek bulamamasinin onemli nedenlerinden bir tanesi, enerji ile ilgilidir. Enerji yonunden disa bagimli olan ve bu bagimliliklari dogrudan veya dolayli olarak İran ile ilgili olan ulkelerin, Iran karsisinda ABD’nin yaninda yer almalari beklenemez. Bu durumdaki ulkeler, ya dogrudan Iran’a destek vermeyi, ya da ABD-Iran iliskisinde notr bir yaklasim sergilemeyi tercih etmektedirler.
ABD’nin, gercekte Iran ile yakin iliski icinde olmayi arzu etmeyen bu ulkeleri yanina cekebilmesi, onlarin enerji konusundaki ihtiyaclarini (beklentilerini) karsilamasina baglidir. Eger bu durumdaki ulkelere, Iran disindaki ulkelerden petrol ve dogal gaz satin alma ve enerjiyi Iran’in denetim disinda kalacak guvenli yollardan ulkelerine ulastirma imkanı sunulabilirse, bunlar, Iran ile olan iliskilerini gozden gecirip ABD’ye yanasabilirler. BTC petrol boru hattina bu gozle bakilabilir. BTC petrol boru hattı ile Rusya ve Gurcistan’in Karadeniz kıyılarina ulasan petrol ve dogal gaz boru hatlarinin daha islevsel kilinmasi ve one cikarilmasi, bu amaca hizmet edecektir. Keza, temelde Turkmenistan’in ve Kazakistan’in enerji kaynaklarinin guneyden Hindistan’a ve Hint Okyanusu kiyilarina tasinmasini ongoren ABD’nin “Buyuk Orta Asya Projesi” de bu baglamda gorulmelidir.

Bu noktada, gerek dogrudan ithal, gerekse tasima yolu
(guzergahi) itibariyla Iran’a olan bagimliligi asagiya cekmek icin gelistirilecek ve one cikarilacak alternatifler ile, Iran’a yonelik bir askeri operasyonunun enerji arzinda yol acacagi kuculmenin tetikleyecegi petrol ve dogal gaz fiyatlarinin Rusya’nin isine gelecegini de hatirlamak gerekir.
ABD-Rusya birlikteligi, Iran karsisinda ABD’nin isine gelirken, Rusya da ekonomik, politik ve askeri
acilardan bundan buyuk kazanc elde edecektir.        
         
  
Butun bunlar dikkate alinarak ABD-Iran gerginligine bakilirsa, genelde ABD’nin Irak’tan dersler almis olarak Iran’a yaklastigi ve Iran karisindaki konumunun dune gore daha guclu oldugu dusunulmektedir.

Bir Israilli askerin kacirilmasi ile baslayan olaylar, Iran’dan cok, ABD’nin cikarlarina hizmet eder. Bu olay, bolgede, ABD uzerindeki baskiyi Israil’in uzerine kaydirmistir. İran’in savunma isbirliginde oldugu Suriye, Israil ile angaje edilmistir. Iran, ABD karsisinda, hem Suriye’nin desteginden yoksun kalmistir, hem de kendisi ayrica Suriye ve Lubnan ile ilgilenmek (buralara ilgi ve kaynak tahsis etmek) durumunda kalmistir.

Hindistan’da cereyan eden ve 200′e yakin kisinin hayatinin kaybettigi bombali saldiri olayinin da, İran’a zarar verdigi; enerji konusunda İran ile Hindistan arasinda yasanan yakinlasmayi sabote etme amacina hizmet ettigi degerlendirilmektedir. İsrail’in ve İngiltere’nin Hindistan ile olan yakin iliskileri nedeniyle, sozkonusu olayin, arkasinda bu ulkelerin yer aldigi ve olayin Iran’i hedef alan bir eylem oldugu dusunulmektedir. Bununla beraber, “Buyuk Orta Asya Projesi” dusunuldugunde ve istikrarsizligin bu projeyi sabote edecegi dikkate alindiginda, Hindistan’daki son olaylarin Iran’in isine gelebilecegi de akla gelmektedir. Eger, yukarida daha once deginilen, bolgede enerji temini ve ulasimi konusunda ortaya cikacak her yeni alternatifin Iran’in elini zayiflatacagi ve etki alanini daraltacagi hususu hatirlanacak olursa, sadece Hindistan’daki son olayin degil, Afganistan ve Pakistan’daki son teror olaylarinin ve şiddetin de Iran ile iliskili
olabilecegi dusunulebilir.           

Bu arada, Guney Azerbaycan olarak bilinen Iran’in kuzeyindeki Turkleri ayaga kaldiran “karikatur krizi”ni de unutmamak gerekir.

Bugun itibariyla, ABD, Almanya ve Rusya arasinda gozlemlenen Iran karsisindaki cephenin diger katilimcilari arasinda, Turkiye’nin ve daha baska ulkelerin de yer almasi kuvvetle muhtemel gorulmektedir. Cumhurbaskani Sezer’in gectigimiz gunlerde gerceklesen Moskova ziyaretinin bu baglamda oldugu degerlendirilmektedir. Daha once de ifade edildigi uzere, Iran karsisinda ABD ile birlikte hareket edebilecegi dusunulen Turkiye ve Rusya’nin, bu birlikteligin derecesi ve daha sonra dogabilecek sorunlar konusunda fikir alis verisinde bulundugu akla gelmektedir. Turkiye icin, sadece nukleer guc sahibi bir Iran ile komsu olmak degil, ayni zamanda ABD’nin Iran’dan sonra bolgede izleyecegi siyaset de onemlidir. Ve bu durum, Turkiye icin bir ikileme yol acmaktadir. Ayni sey Rusya icin de gecerlidir. Hem Iran karsisinda birlikte hareket etmenin, hem de Iran’dan sonraki surecin Karadeniz’e nasil yansiyacagi, Rusya icin cok onemlidir. Bu nedenle, Rusya ile Turkiye’nin Iran karsisinda ABD’ye verebilecegi destegin sinirli ve kontrollu olmasini beklemek ve son ziyaretleri bu baglamda gormek gerekir. Boyle bir tabloda, Turk-Rus iliskilerinin yeni, farkli ve de olumlu bir mecraya kaymasi da
beklenmelidir.  
   
Bu kosullarda Iran’in ABD karsisinda isinin giderek zorlastigi ifade edilebilir. Kuzey Kore’nin son fuze denemeleri, bu zorlugun farkinda olan Iran’in, ABD merkezli olusuma ayni sekilde verdigi bir karsilik olarak gorulebilir. Nasil İsrail, Iran’in ilgi ve kaynaklarinin ufalanmasina ve destekten yoksun kalmasina yol acacak islevlere soyunmus goukuyorsa; Kuzey Kore de, Iran lehine, ABD merkezli cephenin ilgi ve kaynaklarinin ufalanmasina ve destekten yoksun
kalmasi islevine soyunmus izlenimi vermektedir.   

Gorunen o ki, Iran giderek koseye sikismaktadir. Ya ABD’nin taleplerine evet diyecek, ya da sonunda cok sey kaybedecegi sicak bir catismayi goze alacaktir.

Her iki hareket tarzinin da Turkiye icin cok iyi analiz edilmesine ve gerekli hazirligin gecikmeksizin yapilmasina ihtiyac vardir. Ayrica, eger bu calismadaki degerlendirmeye istirak edilir ise, Turk-Rus ilsikilerin yeni mecrasinin da masaya
yatirilmasina ihtiyac duyulacaktir. 14 Temmuz 2006  
(www.habusulu.com, www.jeopolsar.com)