jump to navigation

KALDIRIN ARIKAN’I UZANDIGI KALDIRIMDAN… 19 Ocak 2009

Posted by Aybars in Ermeni, Hırant Dink, Kişiler.
add a comment

Ve Baydar’la Demir’i vurulduklari otel odalarindan; Gunduz’u kursunlandigi is yerinin girisinden; Altikat’I ve daha 70 kadar Turk vatandasini basildiklari, olduruldukleri elcilik binalarindan… Hepsini kaldirin, sadece Hrant’I degil… Insan yasamiyla “secmeli ahlak” oynamayi birakin! Yasaminizda bir defa gercek insan olun, insan…

*** Cengiz Candar’in 18 )cak 2009 daki Hrant yazisi bana bu duygulari yasatti. Candar ve onun gibiler, secmeli ahlaka basvurmasa, bu icli yazilari sadece belli bir grup vatandas icin yazmasa, tum insanlarimiz icin yazsa, altina ben de imza atacagim. Ama Candar’in ve onun gibilerin hedefi, niyeti baska. Onlar hala 1970 lerde duvara toslayan devrimci hayallerini yikan Turkiye Cumhuriyeti’nden intikam alma pesinde. Candar, Berktay, Akcam, ve daha yuzlercesi hala 1970 lerin hesabini baska sekillerde soruyorlar. Gayeleri insalik filan degil. Olsa, tas yurekleri ayni guzel taziyeleri, bassagligi yazilarini gozleri yasli diplomat esleri, cocuklari ve anneleri, babalari icin yazarlardi. Siz simdiye kadar Ermeni terror ve kurbanlari hakkinda tek soz duydunuz mu bu sol dizanorlardan? Dikkat edin, bu 1970lerin intikami pesinde kosan eski sol dinazorlar her alanda, her konuda, bir koro halinde, gelmis gecmis tum hukumetleri surekli asagilarlar, kucimserler, hakaret yagdirirlar. Peki bunlar hic mi iyi is yapmmmsitir? Yahu, bozuk saat bile gunde iki defa dogru zamani gosterir. Bu dinazorlardan insanlik, adalet, sefkat, yurtseverlik beklerseniz, daha cooooook beklersiniz….

Ergun KIRLIKOVALI

Daha bir yasinda bebek iken tum ailesi, akrabalari ve koyu tamamen yokedilen Turk bir baba ile, Ailesinin sadece yarisi kesildigi icin kendilerini cok sansli addeden bir ailenin kizi olan Turk annenin kurdugu ve hikayelerinin hicbir zaman anlatilmadigi, romanlastirlmadigi ve hor goruldugu bir Turk ailenin en kucuk oglu

Los Angeles, Kaliforniya, ABD

***Cengiz ÇANDAR cengizcandar@referansgazetesi.com

Kaldırın Hrant’ı uzandığı kaldırımdan…

Bundan iki yıl önce bugün Hrant Dink son kez bu dünya yüzünde ve evinde uyudu. Ertesi gün, 19 Ocak günü havanın karardığını göremedi. Evinin yolunu tutamadı. Arkasından sıkılan alçakça kurşunlarla kaldırımın üzerine boylu boyunca yüzükoyun uzandı. Üzerine önce gazete kağıtları örttüler. Birkaç gün sonra İstanbul’un gördüğü en görkemli ve en vakur insan seliyle onu toprağa bıraktık. Nihayet toprağına girdi. Su çatlağını buldu. O gün bugündür Hrant Türkiye’nin tutması gereken yolu bir dev ve ebedî bir ışB 1ldak gibi aydınlatıyor. Yarın ondan fiziki ayrılışımızın ikinci yılı tamamlanacak ve hayatında olmadığı kadar, her daim, her lahza bizimle birlikte yaşamaya devam ediyor. Yaşamında neyi görmeyi arzu ettiyse, son iki yıldır ona gösteriliyor. Şu an itibarıyla 30 bin dolayında vatandaşı, aslında onun şahsında onun soydaşlarından özür diledi. Hrant, bu gelişmeye tanık olsa, kimbilir, ne yapardı? Ne yapacağını Karin Karakaşlı yazmıştı. “Belki tam karşınızda size doğrudan seslenebilen bir iki istisna dışında, Ermeni kardeşlerimiz dediğiniz insanları daha çok görmeye ihtiyacınız var ve sanki onlar dışında başka kim varsa bir şey söylüyor gibi de hissediyorsunuz. Ama ne olur anlayın halden. Size bu kadar hakaret, tehdit yağdırılan bir ortamda hangi Ermeni çıksın ortaya? Hrant çıkardı dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız çıkmak ne kelime, inmezdi bile! Ama hatırlatmak isterim, o Ermeni değildi, “Bu ne biçim Ermeni” diye bir kategori varsa, onun bir başına=2 0temsilcisiydi. En azından ben onu tanıdığımda ilk böyle düşünmüştüm çünkü benim Ermeni diye bildiğim kimselere benzemiyordu. Onun biricikliği ile birlikte ne kadar bildik, ne kadar sıradan kılınmış bir Ermeni prototipi yaratıldığını da fark etmiştim. Hem geniş toplumda hem Türkiye Ermeni toplumunun kendi kendini konumlandırışında. Hrant Dink, o sadece nostaljisi yapılan ama nereye kaybolduğu sorgulanmayan ya da sadece iç mihrak algısıyla sunulan ve hep daha da içine kapanmış, kapattırılmış Ermeni’ye dair bildik fotoğrafı aldı, gözümüzün önünde parça parça yırttı. Fazla görünür olmadan yaşanmıştı ya hani bugüne kadar, o görünür olmak ne kelime, göze batmayı göze aldı. Ve tabii ilham verdi. İçinden çıktığı küçük topluma, yüreğinin hep birlikte attığı büyük topluma ilham verdi. O yüzden işte size, bize, hepimize tam da şu an yine Hrant lazım. Çok özlediniz onu değil mi? Şöyle çıkacak ekrana, gözleri dola dola, koca ellerini sallaya sallaya “Ya arkadaş, ne yapayım ben üçüncü ülkelerin koşullara, kozlara, pazarlıklara bağlı Ermeni tasarılarını. Bakın benim ülkemde kardeşlerim bana seslendi. Ben şimdi bu sözü alır da dünyaya yaymaz mıyım? Tarih yazıldı bugün, tarih. Benim Ermeni tarihim değil artık mesele, Türkiye’nin önünü açtık hep birlikte” diyecek. Ve daha kimbilir neler neler…” *** *** *** Hrant’ın ölüm yıldönümüne birkaç gün kala diaspora Ermenileri çıktı ortaya. Ermeni kökenli tanınmış Fransız aydınları, Türk aydınlarına bir “Teşekkür” metni kaleme aldılar ve Hrant’ın ölüm yıldönümünde, 19 Ocak’ta başlamak üzere bizlere bir “Teşekkür” kampanyası başlatıyorlar. İmzalara baktım, dünyaca ünlü rejisör Atom Egoyan ile eşi, sinema oyuncusu Arsine Hancıyan’ın imzaları var mı diye… Var. Hrant ne kadar sevinmiş, ruhu ne kadar şâd olmuş olmalı. Hrant’ın ilk kez pasaport alıp yurtdışına çıkmasına vesi le olan 2001’de ABD’de Michigan Üniversitesi’ndeki o toplantıda tanımıştı Arsine Hancıyan’ı ve onunla beni o tanıştırmıştı. O günlerde orada konuştuklarımız bugün Hrant’ın sayesinde gerçekleşiyor. Fransız Ermeni aydınlarının “Teşekkür” bildirisindeki şu satırlar Hrant’ın oynamaya devam ettiği eşsiz ve olağanüstü role tanıklık ediyor. “Şahıs olarak bugünün Ermenilerinden af dilemek için dilekçe girişimini başlatan Türkiye vatandaşlarına teşekkürler. Bu kişiler kamuoyu önünde, tüm dürüstlükleriyle neredeyse 94 yıldır tabi bırakıldıkları inkâra daha fazla boyun eğmeme kararı aldılar. Bir ilk olan bu jestleriyle, 1915 soykırımının kurbanlarının inkâr edilmesinin, hayatta kalanlar ve çocuklarının ahlaki yaralarının inkârı anlamına geldiğini kabul ediyorlar. Göze aldıkları risklerin bilincinde olarak, ben de buna umursamazlık, eleştiri veya bekleme politikasından başka bir yolla cevap vermek istiyorum… Bu, Hrant Dink’in açtığı yol. İnsani planda bu süreci hı zlandırmak için her iki taraftan kadın ve erkeklerin güçlü kararlılığına inanıyorum… Bu bağlamda bu girişimi gerçek bir umut ve tarihi ilerleme işareti olarak memnuniyetle karşılıyor ve şahsen destekliyorum.” Hrant, bu satırlara okusa, “ölse de gam yemez”di… *** *** *** Ya en büyük çocuğu, kızı Baydzar (Delal) Dink’in, 6 Eylül 2008 günü oynanan Ermenistan-Türkiye maçının ardından Agos’ta yazdığı Erivan izlenimlerini okusaydı… “… Sonra yemeğe gidiyoruz hep beraber. Babamın Türkiye’den gelen gazeteci dostları, arkadaşları orada toplananlar. Utanmadan masanın başına oturuyorum, masayı en iyi noktadan doyasıya seyretmek istiyorum. Babam da bu restorana gelmiş daha önce. Restoran sahibi neredeyse eliyle yedirecek bana yemekleri. Masadakilere bakınca, babam n son yazısında yazdıkları aklıma düşüyor: “Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, tanıdık-tanımadık binlerce dostumuza olan saygımızın gereğiydi.” Ne kadar da kızgınım babama, bırakıp da gitmediği için yurtdışına. Al bak, dostların yaşıyorlar, onlar ‘Türk’, benim saf babam, bir türlü anlamadın ‘Ermeni’ olduğunu; kendini onlarla nasıl da bir tuttun, denk saydın. Ne kadar da kızgınım, bilemedin diye; Ermeni yazar çizerin, aydının, Türkiye’de yaşama hakkı yoktur diye. Ama ya bu akşam? ‘Hrant’a!’ diye kadeh kaldırıyorlar. İlacımın son damlasını veren, Cemal Paşa’nın torunu oluyor. Burada gelenekmiş masadakilerin sırayla kalkıp konuşma yapması ve kadeh kaldırılması. Kalkıyor ayağa ve onu buraya babamın getirdiğini anlatıyor. Birbirimizin acılarına saygı duymaktan bahsediyor, gözleri yaşlı, sesi titrek. Herkesin gözlerinden yaşlar süzülüyor masada. Dayanamıyorum, dışarı kaçıyorum restorandan, doyasıya ağlamak için. ‘Benim aslan20babam’ diyorum o akşam. Bu insanları bırakıp nereye gidilir? Elbette kalacaktı! Kızgınlığım, öfkem azalıyor bu gezide. Sanki 19 Ocak’tan beri içine kapatıldığım yüksek basınçlı kavanozun kapağı pıt diye açılıyor Yerevan’da. Yüreğim genişliyor. Şöyle büyük bir nefes çekiyorum içime. Sıkışmış yüreğim genleşiyor, büyüyor… Havası mıdır acaba bu Yerevan’ın?.. Yoksa, onlar yaşadıkları, ama babam öldürüldüğü için hayatlarını kıskandığım dostlarıyla, babamın bir rüyasında yaşamak üzere bir arada olmak mıdır? Acı zamanlarda da yanımızdaydı bu insanlar, ama bu defa farklı. Geleceği Ermenilerle birlikte inşa etmek için gelmişler buraya. Umut yolculuğuna çıkmışlar babamla. İlaç öyle bir ilaçtı ki, ertesi gün hiç uyanmadım. Bir rüyada yaşadım… Bütün Yerevan’la birlikte maça yürüyerek gittim… Stadyuma girer girmez müziği duydum; Ara Kevorkyan. Hani bazı müziklerin insanın hafızasında özel bir yeri vardır ya, işte bu müzik de benim hafızamda Arara t ile Karolin’in düğün müziği. Sonra babamı gördüm sanki. Stadyumun tam ortasında göbek atıyor. Bir oraya koşuyor, bir buraya. Dayanamadım, babam öldürüldüğünden beri hiç hissetmediğim bir coşku hissettim ve oynamaya başladım. Göbek attık o gece biz babamla Hrazdan Stadyumu’nda karşılıklı. O günden, 19 Ocak’tan beri gözümün önüne gelen bütün görüntülerde babam yüzükoyun kaldırımda. Ayağa kalktı babam kısa süreliğine, Hrazdan Stadı’nda, 6 Eylül akşamı. şölene katılmak için. Davet sahibi yine babam. Bir keyifli, bir keyifli. Açmış kollarını iki yana kocaman, sanki kucaklayacak herkesi, bütün stadyumu. Ararat’ın düğünündeki gibi, Agos’un 10. yıl gecesinde oynadığı gibi, gözümün içine baka baka, o sahanın göbeğinde oynadı da oynadı. Gözleri dolu dolu… Bir Ali’ye sarılıyor, bir Tuba’ya, bir Salpi’ye, bir Dikran’a, bir Gül’e, bir Sarkisyan’a. ‘Rüyası’nda buluştuk babamla Hrazdan Stadı’nda o akşam. Sarhoş olduk sırf umuttan, bir damla alkol bile almadan. Umut yolculuğunun=2 0bir durağında buluştuk… Türkiye tribününün yanındaki tribünde oturan, Kanadalı bir diaspora Ermenisi soruyor bana ‘Türkiye’ye ayrılan tribününün yanında oturuyorduk. Orada maçı izleyenlerin ellerinde çiçek vardı, onlar Türk mü gerçekten?’ ‘Türk tabii’ diyorum. Garip bir ışık beliriyor yüzünde, ‘Bravo!’ diyor. Üzülüyorum onun için. Belli ki, bugüne kadar, günlük hayatında Türklerle tanışma, yakınlaşma fırsatı olmamış… Önümde yürüyen birinin tişörtünün arkasındaki yazı ilişiyor gözüme: ‘I won’t forget – I won’t forgive.’ Peki ya ben? Unutacak mıyım? Affedecek miyim? Hastalığım tekrar nükseder mi? İyi olmak pek kolay değil bu ülkelerde. Belli olmaz devletin çıkarının bugün yarın ne getireceği, kimin acı çekeceği, ezileceği… Pek kolay değil, babanın asıl katillerinin bulunmadığı, bulunmak istenmediği bir devletin vatandaşı olarak yaşamak!.. Üstelik, bütün bu acıları, salt belli bir ırktan olduğun için yaşıyorsan… Hastalık tekrar nükseder mi bilmem, ama en önemlisi, ben reçeteyi buldum bu 5-6 Eylül Er menistan gezisinde. Tek reçetem, ‘babamın rüyalarında’ yaşamak. 6 Eylül 1955′e alternatif bir ‘6 Eylül’ yazıldı Hrazdan’da o gece, 6 Eylül 2008′de. Ne 6 Eylül 1955′i ortadan kaldırdı, ne de yaşanan diğer acıları… ne de babam geri geldi. Değiştiremedi geçmişi. Ama alternatif bir geleceğin kapısını araladı. Hadi birlikte ittirelim o kapıyı. Hadi be, gelin birlikte kaldıralım şu adamı o kaldırımdan, sonsuza kadar. Nasıl birazcık kalkıp geldiyse Hrazdan Stadı’na göbek atmaya, coşmaya, gelin, öyle bir şeyler yapalım ki, hiç yatmamak üzere kalksın o kaldırımdan. Bırakmayalım orada kanamaya devam etsin. O orada yattıkça ve kanadıkça acıyor, acıtıyor… Gelin, bırakalım, geçsin sınır kapısından, bir o yana bir bu yana. Kedi-köpek koştursun sınırda, hayalindeki gibi. Hadi be, Ermeni’siyle, Türk’üyle… Hadi, tutun babamın bi ucundan. Uzatın elinizi. Merak etmeyin, zaten o nazlanmaz, hele sizi hiç kırmaz, bir dediğinizi iki etmez, hemen kalkar, sizinle birlikte sınır kapısında gidip göbek atmaya. Yeter ki bir el verin…” Yarın 19 Ocak. El verin. Uzatın elinizi. Tutun Hrant’ı bir ucundan. Kaldırın Hrant’ı, hiç yatmamak üzere, uzandığı kaldırımdan… 18 Ocak 2009

ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEYENLER KİMLER? TANIYALIM 22 Aralık 2008

Posted by Aybars in Bilderberg, Ermeni, Hocalı, Hırant Dink, Kimlik, Kişiler, Orhan Pamuk, Satılanlar, Soros, Talat Paşa, Türk Soykırımı.
add a comment

ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEYENLER KİMLER? TANIYALIM

17 Aralık, 2008 

 

ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEYENLER KİMLER? TANIYALIM

Geçtiğimiz günlerde Ermenilerden özür dileme kampanyasını başlatan ekibin başını çeken Galatasaray Üniversitesi öğretim görevlisi  Prof.Dr. Ahmet İnsel ile aynı üniversiteden  AB ile ilişkiler uzmanı Dr.Cengiz Aktar ve bağlı oldukları örgütleri tanımakta yarar vardır.

Dr.Cengiz AKTAR, AB ilişkilerimizde uzman olarak görev yapan, AB uğruna ülkenin sırtını mindere yapıştırma görevlerini başarı ile yerine getirmeye çalışan, batılılaşmamız için eserler yazan bir akademisyen..Geçmiş yıllarda Emperyalizm’in siyasi kanadı olan Birleşmiş Milletler çatısı altında ve Avrupa Birliği’nin göç ve iltica politikaları etrafında biçimlenen hükümetler arası danışma kurulunun ikinci başkanı olarak çalıştı. 1994-1999 yılları arasında ise Birleşmiş Milletler Örgütü’nün Slovenya Temsilciliği’ni yönetti.

Prof Dr. Ahmet İNSEL ise HELSİNKİ YURTTAŞLAR DERNEĞİ’nin kurucu üyelerindendir. Bütün çalışmalarını da bu dernek ve arkasındaki güçlerin talimatları doğrultusunda sürdürür. Türkiye’de başta Ermeniler olmak üzere tüm etnik unsurları derneğin amaçları doğrultusunda yönlendirmek, eğitmek ( kışkırtmak diye okuyabilirsiniz ) en önemli görevlerindendir. Hatta internet sitelerinde işi, Türkiye’deki Roman vatandaşları kışkırtmaya kadar götürmüşlerdir.

Bu siteye http://www.hyd.org.tr/  adresinden ulaşırsanız.İlişkide bulunulan örgütleri ve ülkenin hangi duyarlılıklarının kaşındığını görebilirsiniz.

 

HELSİNKİ YURTTAŞLAR DERNEĞİ NEREDEN HANGİ PARALARLA BESLENİR?

1983 yılının sonlarında ABD kongresi onayı ile “Ulusal Demokrasi Fonu” (NED: National Endowment For Democracy) kuruldu. Bu tarihten itibaren CIA’nın ülkelerin karıştırılması operasyonlarında kullanılan birçok işlevi NED’e transfer edildi.

Avrupa’da yerleşik ve çoğu ABD tarafından beslenen “Sivil Toplum Örgütleri” de, NED’in Demokrasi yayma operasyonlarında yer almaktadırlar. Para kaynağı ABD hazinesidir. NED ise bu paranın kasasıdır.

Amaçları çok net ve açıktır. Doğu Avrupa’yı, Afrika’yı, Asya’yı, Ortadoğu ve Okyanus devletlerini birlikte yeniden kolonileştirmek, doğal kaynakları ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER aracılığı ile yağmalamaktır. Ahmet İnsel’in de içinde bulunduğu Helsinki Yurttaşlar Derneği de bu amaçlar için para alıp kendisine verilen görevleri yerine getirmektedir.

 

NED’DEN KAÇ YILINDA, HANGİ AMAÇLA,  NE KADAR PARA ALDILAR?

YIL: 1997

PARAYI VEREN: NED

PARAYI ALAN : Helsinki Yurttaşlar Derneği

PARA MİKTARI:30.000 DOLAR

VERİLİŞ AMACI: Daha etkin sivil toplum için sivil girişimlere destek vermek ve birleştirici çabalar içine girmek. Eylemleri halka yaymak, yeni üyeler örgütlemek  ve diğer Sivil Toplum Örgütlerini eğitmek.

YIL:1997

PARAYI VEREN: Proje Karşılığı AB katkısı

PARAYI ALAN : Helsinki Yurttaşlar Derneği  

PARA MİKTARI: 81.330 EURO

VERİLİŞ AMACI: Proje; Yasama kararlarının verimliliği.

YIL:1998

PARAYI VEREN: NED

PARAYI ALAN: Helsinki Yurttaşlar Derneği  

PARA MİKTARI: 31.000 DOLAR

VERİLİŞ AMACI: Cemiyet, örgütsel yapısını güçlendirecek, yeni üyeler kazanacak, çalışmaları halka yayacak ve diğer Sivil Toplum Örgütlerini örgütlenme konusunda eğitecektir.

YIL:1999

PARAYI VEREN: NED

PARAYI ALAN : Helsinki Yurttaşlar Derneği  

PARA MİKTARI: 31.000 DOLAR

VERİLİŞ AMACI: Cemiyet, örgütsel yapısını güçlendirecek, yeni üyeler kazanacak, çalışmaları halka yayacak ve diğer Sivil Toplum Örgütlerini örgütlenme konusunda eğitecektir. vs…

YIL: 2000

PARAYI VEREN: NED

PARAYI ALAN: Helsinki Yurttaşlar Derneği  

PARA MİKTARI: 45.000 DOLAR

VERİLİŞ AMACI: İstanbul, Mersin ve Van’da STÖ’ler ve eylemciler şebekesi oluşturulacak. Bu şebeke, ifade özgürlüğünü engelleyen yasal engellerin kaldırılması, özgürce toplanma ve örgütlenme haklarını savunacaktır. ( BU İLLERE VE BUGÜNKÜ HAREKETLİLİĞE DİKKAT!…)

YIL: 2001

PARAYI VEREN: NED

PARAYI ALAN : Helsinki Yurttaşlar Derneği  

PARA MİKTARI: 35.000 DOLAR

VERİLİŞ AMACI: Barışçı toplantı ve örgütlenme özgürlüğü hakları konusunda savunma, lobici ve kampanyacı sivil eylemcilerin çekirdek gurubunu eğitmek, bir basın toplantısı düzenleyerek 40 kadar basın mensubu, siyasetçi ve devlet görevlisini ağırlamak. Altı kentte 50 NGO’nun ihtiyaçlarını belirlemek.

YIL: 2002

PARAYI VEREN: NED

PARAYI ALAN : Helsinki Yurttaşlar Derneği  

PARA MİKTARI: 35.000 DOLAR

VERİLİŞ AMACI: 5 El kitabı yayınlayıp 20 kişiyi İstanbul’da Savunmanlık, lobicilik ve kampanyacılık konusunda eğitme çalışması yapmak.Bu 20 kişi 10 ayrı kentte 100 STÖ’nün elemanlarını eğitecektir. 40 siyasetçi, gazeteci ve devlet görevlisine kabul düzenlenecek. 1000 Adet haber bülteni basılıp postalanacaktır.

YIL: 2003

PARAYI VEREN: NED

PARAYI ALAN: Helsinki Yurttaşlar Derneği  

PARA MİKTARI: 35.000 DOLAR

VERİLİŞ AMACI: Anayasa Reformu için milletvekillerine lobi yapmak, Bölgesel eğitim atölyeleri çalışmaları sürdürülecek, STÖ eğitim malzemeleri dağıtılacaktır.

Not; Rakamsal verilerde Mustafa Yıldırım’ın Sivil Örümceğin Ağında eserinden yararlanılmıştır.

Görüldüğü gibi ihanetin göbeğine oturan bu örgüte Sivil Toplum Kuruluşları üstü bir görev de biçilmiştir. Yardımlar 2003 yılından sonra da devam etmektedir.

Şimdi soruyoruz; Bu zat-ı muhteremlerden Türkiye’nin haklarını savunmaya yönelik bir açıklama bekleyebilir misiniz?

Nereden emir aldıklarını ve neyi, nasıl görme ve değerlendirme konusunda şartlandıklarını çoktan görmeniz gerekir idi.

Helsinki Yurttaşlar Derneği Kurucu Üyeleri

Adalet Ağaoğlu
Ahmet Fadıl Kocagöz
Ahmet İnsel
Ali Bulaç
Ayşe Buğra
Ayşe Silivri
Bülent Tanık
Bülent Tanör
Ceyda Can
Emil Galip Sandalcı
Ercan Karakaş
Esra Koç
Fikret Toksöz
Halil Berktay
Haluk Şahin
İlhan Tekeli
İştar Bedriye Gözaydın
Mahmut Ortakaya
Mehmet Ali Aslan
Mehmet Ali Birand
Mete Tunçay
Murat Belge
Murat Çelikkan
Murat Gültekingil
Murat Karayalçın
Murtaza Çelikel
Orhan Pamuk
Osman Kavala
Selim Ölçer
Sinan Gökçen
Süleyman Çelebi
Şerafettin Elçi
Şirin Tekeli
Şule Kut
Taciser Ulaş
Tarık Ziya Ekinci
Turgut Tarhanlı
Ümit Fırat
Ümit Kıvanç

 

Ömer ÖZTÜRKMEN

NOT: BU YAZI ADD ISPARTA ŞÜBESİ TARAFINDAN GÖNDERİLMİŞTİR.

HIRANT DİNK 5 Ekim 2007

Posted by Aybars in Ermeni, Hırant Dink.
add a comment

KEMAL KERİNÇSİZ’İN HAZIRLAYIP SUNDUĞU 5.10.2007 TARİHLİ MEDENİYET DEDİĞİN İSİMLİ PROGRAM AÇILIMI KONU            : Hrant Dink cinayetinin perde arkasında oynanan oyunlar ve cinayetin gerçek sebepleri konunun yakın takipçileri tarafından gözler önüne serilecektir.  AÇILIMI               : Türkiye’deki siyasi aktörlerin ve güç dengelerinin bugün ulaştığı noktalardan geriye doğru gittiğimizde, Hrant Dink cinayetinin, Danıştay operasyonu, Şemdinli provakasyonu, Atabeyler dosyası ve en son olarak Ümraniye operasyonundan oluşan kurgunun önemli bir parçası ve mihenk taşı olduğu anlaşılacaktır.          Dink cinayeti ve diğer psikolojik operasyonlarla, Türk milletinin bindiği geminin dümeni meçhul ve karanlık sulara doğru kırılıyordu.          Dink cinayeti dahil yukarıda saydığımız çirkin organizasyonların sonucu, Küresel emperyalizm, içerideki işbirlikçi ortakları ile 2007 yılındaki sert dönemeçleri kolaylıkla geçerek, milli güçleri temsil eden asker- bürokrasi karşısında kesin bir zafer kazanmayı başarmıştır.          Gayrimilli ve küreselci cumhurbaşkanı, Atatürkçü ve üniter devlet yapısına muhalif bir meclis, batı kapitalizminin truva atı olan hükümetle, Türkiye gemisi dönüşünde büyük sorunlar yaşayacağı yolculuğuna başlamıştır.           Yabancılaştırılan ekonomi, köklerinden koparılan Türk kültürüne yeni bir anayasa ile tek dünya düzenine uygun bir elbise biçilmenin gayretine girilmiştir.         İşte Dink cinayeti bu büyük planının önemli bir kilometre taşıdır.         Bu cinayetle Türk milleti kimlik değişimine zorlanmıştır.         “ Hepimiz Ermeniyiz” çığırtkanlığı yapanlara neden ben ermeniyim sözlerini tercih etmediği sorulmamıştır.          Diğerlerinde olduğu gibi bu cinayetinde mesuliyeti Türk milliyetçileri üzerinde bırakılmak istenmiştir.          Cinayet pelitli laboratuarın içerisinde CİA-MOSSAD ve Ermeni diasporasının denetiminde hazırlanmış olup, taşeron olarak da dış destekli ve ülke içerisinde güç kazanmış bir tarikat kullanılmıştır.           Cinayette kullanılan yürekleri vatanseverlik duygusu ile dolu olan, eğitilmemiş bilinçlendirilmemiş doğru amaç için yanlış araçlara müracaat edebilen Türk evlatları olmuştur.          Bu çocuklar bilinçli olarak cinayete doğru yönlendirilirken, sahne arkasında yer alan aktörler vatanseverliği ve milliyetçiliği bir kez daha mahkum etme ve karalama planlarını çoktan yapmışlardı.          Hedef Türklüktü, Türk kimliği idi..         Bu cinayetin arka planında yer alan güçleri bizler çok iyi biliyoruz.         Ancak aydınlanmasının imkansız olduğunun da farkındayız.          Çünkü iki gün önce gerçekleşen duruşmada gerek Dink ailesi, gerek Dink’in etrafındaki ermeni olduğunu iddia eden gökkuşağı koalisyonu, gerekse dışarıdan güdümlü devlet erki doğru yolun tam aksi istikametinde iz sürüyordu.          Bu cinayet aydınlansa, milli şehidimiz Necip Hablemitoğlu cinayeti de ve diğer bütün siyasi cinayetlerin aydınlanacağından hiç şüphemiz olmayacaktır.          Türk milliyetçileri bu cinayetlerin faillerini çoktan çözdü, ama devekuşları hala kafalarını kumdan çıkarmamaya and içmişler. Onlar için yapabilecek çok şey yok. Çünkü onlar ezberlerini asla bozamazlar.          Bu akşam aşağıdaki konuklarımızla Dink cinayetinin üzerinde ki perdeyi kaldırmaya çalışacağız.          Konuklarımız                       :  1)   Av.Tolga Akalın Paşaeli (Rumeli) Hukukçular Birliği Platformu Başkanı 2) Av.Fuat Turgut İzmir Barosu ve Dink cinayeti sanık avukatı  Telefonla iştirak         Dr. Tenzile Rüstemhanlı Azerbaycan Koop. Bakan Yardımcısı         Azerbaycan Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tel: 00994502183515 Türksat 2A – 42 Doğu Frekans : 11846- Dikey Sembol : 3.333 Fec :5/6            

Yasin Hayal’in avukatı Fethullah Gülen’i suçladı 3 Ekim 2007

Posted by Aybars in Hırant Dink.
add a comment

 

 Hrant Dink’i öldürmeye azmettirmekten yargılanan Yasin Hayal’in avukatı Fuat Turgut, gerek müvekkili Yasin Hayal ve gerekse tetikçi O. S’nin kurban olduklarını, olayın Türkiye’ye karşı bir komplo olduğunu öne sürdü. Turgut, cinayette bütün yolların ABD ve Fethullah Gülen cemaatine çıktığını ileri sürdü. 

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink ‘i öldürmeye azmettirmekten yargılanan Yasin Hayal ‘in İzmir Barosu’na kayıtlı avukatı Fuat Turgut, cinayetin ABD’nin de içinde bulunduğu uluslararası bağlantıları olan bir olay olduğunu, ABD’de yaşayan Fethullah Gülen cemaatinin cinayetle ilgisi bulunduğunu iddia etti.

Trabzon’da Cumhuriyet ‘e açıklamalarda bulunan Turgut, gerek müvekkili Yasin Hayal ve gerekse tetikçi O. S ‘nin kurban olduklarını, olayın Türkiye’ye karşı bir komplo olduğunu öne sürdü. Bütün yolların ABD ve Fethullah Gülen cemaatine çıktığını iddia eden Turgut, bu kesimin emniyetin en hassas yerlerine kadar sızdığını, dolayısıyla soruşturmaların gereği gibi belirli noktalara götürülemediğini, bazı yerlerde tıkandığını vurguladı.

‘EMNİYET YETKİLİLERİ SORUŞTURULSUN’

Turgut, başta Emniyet İstihbarat Daire Başkanı ve eski Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek olmak üzere bazı yetkililerin soruşturma kapsamına alınması gerektiğini savundu. Cinayetin işleneceğinin polis muhbiri olduğu iddia edilen Erhan Tuncel tarafından bildirilmesine karşın bazı emniyet üst düzey görevlilerinin görevlerini yapmadığını öne süren Turgut, bu kişilerin yargı karşısına çıkarılmamasının dikkat çekici olduğunu söyledi. Turgut, yargı sürecinde gerçeklerin ortaya çıkacağını, bazı kesimlerin bunu engelleme çabası içinde olduğunu iddia etti.

Hepimiz Ermeniyiz’in anlamı 10 Ağustos 2007

Posted by Aybars in Ermeni, Hırant Dink.
add a comment

Aşağıdaki sunuma vaktiniz varsa bir göz atınız lütfen!

hos_gidisler_ola1.pps

BİZANS MEDYASI VE DİNK CİNAYETİ 26 Ocak 2007

Posted by Aybars in Basın, Ermeni, Hatırla!, Hırant Dink.
2 comments

BİZANS MEDYASI VE DİNK CİNAYETİ

Bülent Esinoğlu

Cinayeti nefret ile kınadığımı söyleyerek başlamak isterim.

Hrant Dink cinayeti ile ilgili çok şey söylendi ve yazıldı. Bizans medyası Amerikan propaganda makinesi gibi çalıştı. Yavuz hırsız ev sahibini bastırdı. Hepimiz Hrant Dink’iz diye manşetler atıldı. Milliyetçiler/ulusalcılar, Kemalistler, vatanseverler suçlandı. Türklerin katil olduğu vurguları yapıldı. Katil devlet sloganları atıldı. Ceza yasası suçlandı. Ne faşistliğimiz  ne ırkçılığımız kaldı. Irkçılığın anavatanı Avrupa ve Amerika’dan Türkiye’ye suçlamalar yağdı. Baskılar geldi. Amerikan Kongresinde Demoklesin Kılıcı gibi başımızın üstünde duran Ermeni Soykırımı (Yalanı) Tasarısı hatırlatıldı.

Hırant cinayeti Bizans medyası tarafından Türk Halkının suçlu ilan edilmesine yetti. İçlerindekini kustular. Ne kadar Türkiye düşmanı varsa Türkçe konuşan Amerikan kanallarında boy gösterdi. Amerikan demokrasisi dersleri verdiler. Irak işgali ile ortaya çıkan Atlantik düşmanlığını yenmeye çalıştılar. Kaybettikleri mevzileri  yeniden kazanırız sanıyorlar.

Bölücüler ,mandacılar, kendini solcu sanan Soroz’cu dangalaklar ve Amerikan payandaları ortaya aç kurtlar gibi fırladılar. Ve önüne geleni suçladılar. Bu güruh bir tek yeri suçlamadı. O da Amerikan derin devleti. Çünkü bu güruha cinayeti işleyen merkezden emir verilmişti. Yani cinayeti de onlar işledi. Suçlamayı da aynı merkezden yönettiler. Provokasyon halen devam ediyor.

Orta Doğuda yenilen Amerika yeniden bilinen provokasyonlarına döndü. Sabotajlar, bombalamalar, ünlü ve sevilen (sağdan veya soldan onlar için fark etmez) insanları gizli servisleri vasıtası ila katletmek.

 Sanki Türkiye’nin derin devleti varmış gibi Türk Devletini katil ilan ettiler. Tarih ve yaşadığımız son elli yıl göstermiştir ki bir Türk derin devleti yoktur. Türk Devletinin içine çöreklenmiş Amerikan derin devleti vardır. Keşke Amerika’dan bağımsız kendimizin bir derin devleti olsa. Öyle olsa zaten bu cinayetler olmazdı. Ortalığı boş bulan MOSAD ve CIA cirit atıyor.

Bu iki örgütün sınanmış ve istikrarsızlaştırmada başarıya ulaşmış iki sistemi vardır. Bu iki sistemi konjonktüre bağlı olarak piyasaya sürerler.

Liberalizmde yol almak için liberal düşünceye sahip ünlü birisini öldürüp solcuların üzerine atmak. Laik ve Kemalistleri katledip İran’ı suçlamak. Her iki halde de devlet ile pazarlığa oturup istediklerini almak. Sistem budur. Bu güne kadar bu hain sistem ile epey yol almışlardır.

Ama artık papaz pilav yemez. Oynadıkları oyuncak bozuldu. Uzman olmaya gerek yok. Sıradan Türk Halkı bile bu cinayeti Amerika yaptı diyor. Halkın %95 Amerikan karşıtı iken bu tarz provokasyonlar artık işlemez. Hatta bir iki ay sonra göreceğiz bu provokasyon ters tepecektir. Ama şu bir gerçektir ki; Amerika’dan mantıklı işler yapması beklenemez. Çöken imparatorluklar bir yanlışı düzeltmek için daha fazla yanlış yapmak zorundadırlar. Amerika’dan yeni çılgınlıklar beklememiz gerekir. Amerika yenilmiştir. Amerikanın yanındakiler Amerikanın bozgununu paylaşacaklardır. 

            Trabzon’da ikamet eden bir ailenin İşsiz – Güçsüz  çocuğu cinayet faili olarak yakalandı. Bunlar bir gurupmuş.  Başta Başbakan olmak üzere sırası ile , bu müthiş ???? haber , birbirlerini kutlayarak verildi.  Halbuki , İstihbarat – Güvenlik birimleri bu gibi durumlarda her şey ortaya çıkmışken, yakalamak yerine Takip ve Kontrole alarak , kimlerle görüşüyor, bağlantıları nedir ??? Sonuna kadar takip ederek, neticeye ulaşırlar. Bu arada da KAMU Oyunu oyalarlar. Bu kadar acemice bir operasyon olamaz. Mesela en başta , HOPA ‘ ya Sarpa gideceği , güzel medya da !!!! belirtilmişti. Doğru ise oradan , nereye gidecekti acaba . Gene her şeyi öğrenmeye meraklı , Medyanın Demokratik ?????? – Özgürlükçü ??????? muhabirleri , soruları ile ne kadar da Güvenlik birimlerine yardımcı oluyorlar. Hele o malum TV kanalları zannedersin ki,mahkeme , her şeyi detayına kadar öğrenirlerse NE OLACAK ACABA !             Benim de  Ermeni asıllı vatandaşımız olan, bir çok arkadaşım var. Ama ben neden Hepimiz ERMENİYİZ sloganını kabul edeyim. Bu slogan TV kanallarından verildiğine göre , Medyatik Valinin de haberi var demektir. O ERMENİLER değilmi ki bütün Dünyada aleyhimize propaganda yapıyorlar. İlgili İlgisiz bir sürü Devlet, Başarısız Yöneticiler nedeniyle sinirlerimizi bozuyorlar. Zamanında bunca Şehit verdiğimiz DIŞİŞLERİ görevlilerinin kemikleri Sızlamaz mı acaba   ?????            Ne demek Ermenistan’dan – Ermeni Diasporasın’dan temsilciler davet ediliyor. Hani Maktul , Delikanlı TÜRK vatandaşı idi. Ne işleri var onların , bizim vatandaşımızın Cenazesinde. Biz böyle ne Güzel insanlar kaybettik. Kimse geldimi.             Dikkatle Takip etmemiz gerekiyor. ŞER KUVVETLER neler istiyor. Zira hepsi Kıpır – Kıpır . Zamanı gelince onlarıda belirtiriz.             Vatandaşımız , Hırant DİNK ‘ e Rahmet , Ailesine – Yakınlarına Başsağlığı Dilerim.             H. Vural VURAL  

Ermenilerin Ermenistan’da kuracağı asil kan damarında mevcuttur, yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun ” diyen, Hrant Dink’in Ancak, son günlerde slogan haline getirdikleri “Bende  Ermeniyim” diyerek, yarın cenaze töreninde yer alacaklara lütfen iyi bakınız.  Gerçek tarihi saptırarak, sözde bir Ermeni katliamı varmış gibi, Ermeni Diasporası ile kol kola cenaze törenine katılacak olanları da gelecekte unutmayınız! Gerçekten bu cinayetin arkasında, neler olduğunu  ileriki günlerde daha iyi göreceğiz! Çünkü bu cinayetin  arkasına saklanarak, birileri Ermenistan kapısını açılmasını isteyecekler ve bunun önünü açmak için de, Hrant Dink’i öldürerek, “toplumu sindirme ve  acıma duyguları operasyonu” başlatmışlardır. Dolayısı ile, Dink’in cinayeti bir başka hareketin bir başlangıcı olamaz mı? Ermenistan kapılarının açılması için, bu toplumda başka türlü bir operasyon yapmaları hiç te mümkün olamazdı! Yani birileri kalkıp ta, “eh biz Ermenistan ile artık dostluk bağları kuracağız, Ermenistan kapısı açacağız” demesi, teamüllere hiç de uymayacağı gibi, topluma kabul ettirmeleri de mümkün olamazdı!  Bunun ötesinde, ileride Azerbaycan ile doğacak diplomatik sorunlara da hep birlikte şahit olacağız! Daha da  kötüsü, Orta Asya Türk Devletlerinde, kendi Milleti’ne ihanet eden bir ülke olarak görüleceğimiz günler çok yakındır!

 Bu cenaze işi bittikten sonra, Türk Toplumu üzerinde  yürütülecek olan yeni bir 5.kol faaliyetine karşı uyanık olmaktan  ve sorgulamaktan geri durmamalıyız! Her gün annesine ” şehit” olarak teslim edilen gencecik çocuklarımıza merhamet etmeyenler, terörü protesto etmeyenler,  ”Bende Ermeniyim” diyerek; ” Türk’ten boşalacak  kanının yerini,  Ermenilerin Ermenistan’da kuracağı asil damarında mevcuttur, yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun” diyebilecek kadar fanatik Ermeni milliyetçisine Dink’e timsah gözyaşları akıtacak olanlar da, ne solculardır, ne demokrattırlar, ne yurtseverdirler. Onlar ne yazık ki, globalist emperyalistlerin işbirlikçi zavallı maşaları ve 301.maddenin kaldırılarak, Türklere rahat rahat hakaret etme özgürlüğünü,  demokratlık olarak görenlerdir. Ve görüntü kutularında da göreceksiniz ki, ön plana çıkan, adları belli olanlar, hep aynı ekiplerden oluşacak. Bugün AB hepsine pasaport verse, ilk ülkeyi terk edecek olanlar da onlardır. Netice de, Hrant Dink Türkçe olarak gayet güzel kendini ifade edebilirken, böyle bir lafı evirip çevirip, altından iyi niyetli buzağı arayanlar milletçe hepimizi salak zannediyorlar! 

Dink; Türk Devleti’nin sözde “ Ermeni soykırımını kabul etmesi şartı ile ancak bu ülkeyi seviyordu” ve bu şartların kabul edileceği güne kadar ve sözde “Batıyı kınıyor” ve yine sözde “yine diaspora ile işbirliği yapmıyor” ve yine Sakarya üniversitesinden Dr. Emin Gürses’e göre, sözde ”devletle işbirliği yapmıyordu ama, Ermenistan kapısının açılması için önerilerde bulunuyordu”!!! Tabi Emin Gürse’in bu lafı çok manidar! Ancak, Emin Gürses “devletle işbirliği yapıyor diyemem” diyerek ne demek istediğini gerçekte aslında iyi yorumlamak lazım. Netice de bir stratejist ve en civcivli ortamlara girip çıkan biri olarak, Gürses hoca, ne deyip ne demeyeceğini çok iyi bilir! Acaba demek istediği, “hükümetle işbirliği” olmasın?   Böyle bir düşünceden hükümeti    pek tabiî ki tenzih ederiz. Öyle karmaşık , girift ilişkilerle, çirkin düşüncelere aldananların olabileceğini düşünmek bile istemeyiz. Gerçi, hükümetin genel gidişatına baktığınız zaman, devletimizin ne kırmızı çizgilerimizin kaldığını görüyoruz, ne Kıbrıs’ta istikrarlı bir politika, ne uluslararası arena bir vakar bir duruş!

 Cenaze törenleri ve şova dönüştürülecek olan cenazeye katılım yürüyüşünde umarız bu sefer MİT boş durmaz ve tehdit altında gördüğü ulusal devletimizin bekası için   bol bol çalışır! Bir laf da güvenlik konusunda, umarım yarın doğacak provokasyonlara karşı alınan tedbirler yeterlidir! 8 kilometrelik “Sessiz yürüyüşün” sessiz kalabileceğine pek ihtimal de vermiyoruz ya… Umarız provokasyonlar olmaz… 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Görgü Tanığı

Hrant Dink, Neden Ermeni Protestan Mezarlığına Gömülmedi?  

Türkiye’de estirilen rüzgarı dağıtmanın tam zamanı olacağı için, Ermeni Patriği Mutafyan, Protestan Ermeni Hrant Dink ve Anadolu Ermeni’lerinin nasıl ve kimler tarafından Protestanlaştırıldığı ile kilisesinin İstanbul’da hala bu tehdit ile karşı karşıya olup olmadığını kesinlikle açıklamak zorundadır… (Aynı tehlike İslam’ın FGÖ tarafından Protestanlaştırılması ile ilgili olarak yürütülmektedir…)  Tehcir ve sözde Ermeni soykırım masallarının asıl başlangıç olan, Türk Ermenilerinin Protestanlaşması en önemli etkendir… Türk Ermeni’lerinin büyük çoğunluğu Gregoryan’dır (Ortodoks)… Onun için Ermeni Patriği Mutafyan Gregoryan (Ortodoks) olduğu halde Hrant Dink’e neden sahip çıktı?

- Neden, Hrant Dink’in Protestan Ermeni Kilisesi mensubu olduğu dikkate alınmadı? 

- Hrant Dink’in cenazesi Protestan Kilise tarafından kaldırılması ve kabrinin ise Osmanbey’deki Feriköy Ermeni Protestan veya diğer Protestan Mezarlığı olması gerekmiyor muydu?    

Ayrıca, Türkiye Ermenileri Patrikhanesi, Ortodoks bir kilisedir. Hukuki statüsü ise Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşların dini vecibelilerini yerine getirmek üzere faaliyet göstermektedir. Yani Türk Ermenilerini temsil gibi siyasi ve hukuki bir statüsü yoktur…  Niçin, Meclis başkanı ve CHP genel başkanı böylesi bir ziyaret ile böylesi bir imaj yarattılar… En son şehit edilen Necip HAPLEMİTOĞLU’da inançlı birisiydi… Baş sağlı için Diyanet İşleri Başkanını ziyaret eden oldu mu? 

Sayın Kirkor senin görevini elinden kim aldı? Diyerek aşağıdaki haber metnini ise yorumsuz olarak bilgilerinized sunuyoruz…Hrant Dink’in çocukluğunu geçirdiği Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi’nde sessizlik ve hüzün var Dink’in ailesinin yakın dostu olan Kilise Ruhani Lideri Kirkor Ağabaloğlu, yaşadıkları acıya rağmen kimseye kin gütmediklerini söyledi. Türk toplumunun vicdanına güvendiklerini belirten Ağabaloğlu, “Hrant’ın ölümü barışa ve kardeşliğe vesile olsun. Ben olacağına inanıyorum” diye konuştu.

Dink in çocukluğunu geçirdiği kilisenin o dönemde Anadolu’dan gelen kimsesiz Ermeni çocuklarının barındığı bir yetimhane olarak kullanıldığını belirten Ağabaloğlu, Hrant ve iki kardeşinin ilk eğitimlerini bu kilisede aldıklarını ve kiliseye olan bağlılıklarını hiçbir zaman kaybetmediklerini söyledi. Bir dönem Hrant Dink’in de yöneticiliğini yaptığı kilise Dink ailesinin uğrak yeri. Bugün restore edilen kilisenin geçmişte yetimhane olarak kullanılan bölümünün Dink hatıralarıyla dolu olduğunu söyleyen Ağabaloğlu, “Hrant buradan hiç kopmadı” diye konuştu. 21 Ocak 2007 Yeni Şafak

SaygılarımlaMuammer KARABULUTMilli Güç Birliği Sözcüsü 

Ahmet Erimhan  

Hrant Dink cinayeti olayın sıcaklığının da etkisi ile belki sağa sola saldırma ve akıldan–mantıkdan uzak duygusal tepkiler içinde kalıyor. Ama bu menfur hadisenin aklı başında sağ salim bir değerlendirmeye ihtiyacı var.

Meselenin birinci karesinde şu var:

70 Milyonlık bir ülke bir cinayetle teslim alındı.”

Cinayeti elbette küçümsemiyorum ve elbette gerekenler adam gibi yapılmalıdır ama sonuçta ortada bir tek cinayet var ve bir tek cinayetle bir ülke adeta toptan teslim alınıyor.
Öyle bir hava oluşturuluyor ki sanki ihtilal olduğu hissine kapılıyorsunuz.  Basın–yayındaki tek seslilik “patronundan sansür yemiş haber” havası veriyor.

Olayı takiple görevlendirilmiş bakanların “başımızda büyük bir bela var” izlenimini özellikle vermeye çalışan ve kravatsız gömleklerle desteklenen görüntülerinde bir zorlama durum söz konusu.
Daha önemlisi bu cinayetten sonra Ermeni soykırımının kesin bir şekilde kabul edileceği, hatta AB’ye girmemizin sırf bu nedenle mümkün olamayacağına dair yazılar yazılıyor. Hem de en kalantor kalemler tarafından!
Hatta “en çok izlendiğini iddia eden” bir televizyon kanalı ulusalcıların kendi aralarında telefon görüşmesi yapmadığını haber olarak yayınlıyor.

Ulusalcılar kimler?
Sen kimin telefonlarını dinliyorsun?

Bu haberi eline kim tutuşturdu? gibi ufak soruların geldiğimiz noktada anlamı yok.
Ama anlamı olan bir şey söyleyeyim size:

“Bu normal bir durum değil.”
Şunu söylemeye çalışıyorum:

“Ortada bir töhmet havası var ve 70 Milyon adeta cinayetten sorumlu hale getirilerek ferd ferd vicdan azapları oluşturuluyor”

Tıpkı Yahudi Soykırımında olduğu gibi!

Soykırımı sürekli taze tutarak yanlışlarına bir “masumiyet zırhı” kaplayan İsrail’in uyguladığı taktik benzeri bir durumla karşı karşıyayız. En azından ben böyle anlıyorum.

Yazık ki bu anlama şekli hem şu çok tehlikeli noktanın habercisi, hem de cinayetin şifresini de çözecek analiz anahtarlarından birisi olabilir:

Soykırım kabul edilecek. Millet buna hazırlanıyor!”

Soykırımı kabul edecek olanları ABD Kongresi olarak algılamayın. O zaten sorun bile değil!
Burada kasteddiğim şey Siyasi İrade’nin bunu kabul etmiş olması ve aynı Siyasi İrade’nin söz konusu cinayetin Milletin tamamında oluşurulmaya çalışılan “suçluluk psikolojisi” ile önünün açılması faliyetidir.

Yani K.Irak’daki kırmızı çizgilerin silindiği süreç benzeri bir durumla karşı karşıyayız. Burada değişen şey sadece başlıktır ve onun adı Ermeni soykırımının içselleştirilmesidir.

Bu noktanın önemli olduğunu ve Hrant Dink cinayetinden Sözde Ermeni Soykırımının kabul edileceği bir milad oluşturulacağını şimdiden söyleyebilirim.

Hrant Dink ve TürkiyeHrant Dink’in katledilmesi planlı, örgütlü bir siyasi komplo mu? Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak, Irak’tan uzak tutup İran’a karşı kullanmak amacıyla düzenlenmiş bir provokasyon mu? Yoksa,  kendisini “milliyetçi-mukaddesatçı” sanan bir ya da birkaç ırkçı nefret meczubunun “sözde infazı” mı? Umarız, tetikçinin ve birkaç arkadaşının yakalanmış olması,  bu sorunun yanıtının önceki siyasi cinayetlerdeki gibi karanlıkta kalmasına yol açmaz. Öncelikle, Trabzon’daki izi açıkça  ortaya çıkan cinayet hücresinin ideolojik ortamı ve bu ortamı besleyip büyüten karmaşık ilişkiler ağı  bu kez kararlılıkla izlenir ve aydınlatılır. Hiç bir şey karanlıkta bırakılmaz. Bunun için, önceki siyasi cinayetlerin aydınlatılmasında gösterilen performansın aşılması Türkiye’nin sorumluluğudur. Burada kahpece ve korkakça arkasından vurulan sadece Hrant Dink değildir.  Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın sözleriyle, onun şahsında bir kurşun da Türkiye’ye sıkılmıştır.             Türkiye düşmanlığı mı?Hiç kuşkusuz, Hrant Dink cinayetinin sonuşları Türkiye’yi iyice zora sokacaktır. İçinde bulunduğumuz konjonktürde Türkiye’ye, Hrant Dink’in katledilmesinden daha fazla zarar verebilecek bir olay düşünülemez.İşte Avrupa, işte Amerika.. Türkiye karşıtlığı alabildiğine yükselmişe, Türkiye’ye karşı beslenen önyargılar daha da güçlenmişe benzemektedir. Bu acı olayın Türkiye’de, etnik ve dinsel ayrımcılığı reddeden, düşünce özgürlüğüne kucak açan bir ulus-devlet dayanışması yaratması görmezden gelinmektedir. Türkiye “farklı kimliklere”, açık anlatımıyla azınlıklara; farklı düşüncelere tahammülü olmayan, hoşgörü göstermeyen barbar insanların yaşadığı bir ülke olarak suçlanmaktadır. Oysa Türkiye, Ermeni soykırımını bırakın reddetmeyi, tartışmayı dahi yasaklayan, 90 yıl önce Birinci Dünya Savaşı koşullarında yaşanmış bir savaş trajedisini soykırım olarak tanımlamayı yasa gücüyle antidemokratik bir “resmi tarih tezine” dönüştüren çoğu Batılı ülkeden çok daha özgürlükçü ve çağdaş bir çabanın içindedir. Buna rağmen Hrant Dink cinayeti, Ermeni soykırımı iddialarının güncel ve geçerli bir kanıtıymış gibi istismar edilmek istenmektedir. İngiliz Independent gazetesinde Robert Fisk’in “Dink, soykirimin 1.500.001′inci kurbani oldu” biçimindeki değerlendirmesi, bu arada birden çok Batılı gazetede Türkiye’nin “geçmişiyle yüzleşmeye”  çağrılması, bu istismarın ilk işaretledir. Ötesinde, Ermeni örgütleri bu cinayetin ABD Kongresi’nin gündemine taşınmasına çalışılan “Ermeni Soykırım Kararı’nın” geçirilmesi için fırsat yarattığını açıklamış, Fransız Senatosu’nu da Temsilciler Meclisi’nden geçen Ermeni soykırımı tartışmaya dahi hapis cezası getiren faşizan yasayı onaylamaya çağırmıştır. Bu da istismarın gelecekte ulaşacağı boyutu sergilemektedir.

Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin, bırakın AB’yi, çağdaş dünyadan dışlanması için kötü niyetli çabalar yoğunlaşacaktır. Kıbrıs ve Kuzey Irak gibi ulusal konularda üzerimizdeki baskı daha da yoğunlaşacaktır. Ermenistan Parlamento Başkanı’nın “Bu cinayet sonrası Türkiye AB üyeliği rüyasını unutabilir” demesi rastgele bir temenni olmanın ötesindedir.

Türkiye’nin dört bir koldan etnik ve dini cemaat temelinde karıştırılıp federasyonu, dolayısıyla bölünmeyi tartışmaya zorlandığı kuşkusuzdur.Ne yapmalı?Peki, biz ne yapacağız? Ne yapmalıyız?Öncelikle, Hrant Dink’in katledilmesini, fanatik Ermeniler tarafından katledilen diplomatlarımızla kıyaslama saçmalığına kendimizi kaptırmamalıyız? Onlarca Türk diplomatının ırkçı nefretle katledilmesini ve canilerin korunup kollanmasını görmezden gelenleri, kendi ayıplarıyla baş başa bırakmalıyız. Bunu sorgulamak bugün için bizim işimiz olamaz. Bizim bugün yapmamız gereken, Hrant Dink’in katledilmesini, diplomatlarımızın fanatik Ermeniler tarafından katledilmesini nasıl lanetlediysek aynı şiddetle lanetlemektir. Bunun için “Ermeni olmamıza” da gerek yoktur. Bunu Türk olarak ve Türk kalarak yapmalıyız.  O zaman etnik kökenimizin, dini inancımızın ötesinde insan olabiliriz.Unutmayalım, biz Türkiye’de idam cezasını 1983 yılından buyana uygulamıyoruz. Bu konuda pek çok Avrupa ülkesine göre ön alabildik. Günümüzde cinayetle özdeş sayılan bu cezayı yasalarımızdan da bütün güçlüklerine karşın 2000’li yıllara girdiğimizde çıkardık. Türkiye’de bizim hiç bir cinayeti, hiç bir gerekçeyle sahiplenmemiz, küçümsemiz söz konusu olamaz, olmamalıdır.  Batılı ülkelerde yükselen Türkiye karşıtı milliyetçi dalgadan yakınıyoruz. Avrupa’da faşizmin hortladığını, Yahudilerin yerine bu kez biz Türklerin koyulduğunu söylüyoruz. Bize karşı uygulanan “çifte standartları” örnek gösteriyoruz. Şimdi biz de mi aynı tuzağa düşeceğiz? Irkçı nefrete ırkçı nefretle mi karşılık vereceğiz? Bu özenle ve sabırla kaçınmamız gereken bir tuzaktır. Yüzyılların mirası olan hoşgörümüzü her koşulda korumamız bizi biz yapacak güçtür.   Hrant Dink’in, özellikle Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili düşünce ve değerlendirmelerini beğenmiyor olabiliriz. Ancak düşüncelerini özgürce açıklamasının onun en doğal ve yaşamsal hakkı olduğunu unutamayız. Kendimizi, farklı düşünceyi yasayla cezalandıran Avrupa’nın sözde demokrat, özde faşist ülkelerine benzetemeyiz.  Ben de, Hrant Dink’in Ermeni soykırımı iddiaları konusundaki görüşlerinin tarihi gerçeklerle örtüşmediği kanısındayım. Bunu bir televizyon programında kendisiyle açıkça  tartışmıştım da.. Ancak bu, Hrant Dink’in düşünceleri, değerlendirmeleri nedeniyle yargılanmasına yazdığım her yazıda karşı çıkmama engel olmadı. Eğer Fransa’da, İsviçre’de ve öteki Avrupa ülkelerinde düşüncelerimi, bilgilerimi özgürge savunmak istiyorsam, bunun gereğini kendi ülkemde farklı düşüncelerin özgürce seslendirilebilmesi için de yapmam gerekir diye düşünüyorum. Bu anlayışla, Hrant Dink’in yargılanmasına karşı çıkarken, şimdi de kahbece, korkakça arkasından kurşunlanmasını hiç kabul edemiyorum. Hicbir gerekce, aynen diplomatlarımız gibi, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu,Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu gibi, Hrant Dink’in de katledilmesini kabul edilir kılamaz. Bunların hepsi insan yaşamına kasdeden utanç verici cinayetlerdir.

Güvenlik var mı?

Aradan kaç gün geçti, İstanbul Valisi’nin televizyonlarda izlediğim güvenlik konulu açıklamaları gözümün önünden gitmiyor. Vali, emniyetten sorumlu yardımcısının Hrant Dink’i makamına çağırdığını, beraberinde “dostlarım” diye tanıttığı istihbaratçılarla Dink’i “yazdıklarına dikkat etmesi” konusunda uyardığını itiraf ediyor. Ancak, büyük bir pişkinlikle “bir gözdağı verilmesinin söz konusu olmadığını” söylüyor.            Hiç olacak iş mi?İstanbul’un emniyetten sorumlu vali yardımcısı bir kişiyi makamına çağıracak, beraberinde kimliği meçhul istihbaratçılar, “ölüm tehditlerini” konuşacak ve bu kişi aradan bir kaç gün geçtikten sonra İstanbul’da işyerinin kapısının önünde katledilecek..Nasıl bir güvenlik zaafıdır bu? “Hrant Dink koruma istemedi” gerekçesi bu güvenlik zaafının mazereti olamaz.  Özelde İstanbul Valiliği ve emniyetinin, genelde devletin güvenlik konusundaki kararlılığını ortaya koyması kaçınılmazdır. Bir kişi, kim olursa olsun, ölüm tehditleri aldığını devlete bildiriyor ve bu bilgi ciddiye alınıp o kişiyle özel bir görüşme yapılıyorsa, yakın koruma istemese bile kişinin evi, çalıştığı yer en azından gözetim altında tutulmaz mı?Valinin bunlara hiç değinmeyen açıklamaları “geliyorum” diyen bir cinayeti engellemeyi becerememiş olmanın utancını ort<aya koymaktadır. Hrant Dink’in kimi ilgilelerin görevlerini yapmadığı için öldürüldüğünü sergilemektedir. Bu cinayetin sorumluluğu, tetikçiden işi planlayıp örgütleyen beyinler kadar, gerekli güvenlik önlemlerini almamış olanlara da aittir.Gözümüzün önündeki bu aymazlığın, bu güvenlik zaafının hesabının sorulması, kim istifa edecekse onun istifa etmesi, kim görevden alınacaksa bunun  vakit geçirilmeden yapılması, Hrant  Dink’in katlinin bütün boyutlarıyla ortaya çıkarılmasının ön koşulları arasında ilk sıralardadır. İlgili siyasilerin, valinin, vali yardımcısının, emniyet müdürünün ötesinde, o istihbaratçı denilen kişiler kimlerdir, Hrant Dink’e yazdıklarına dikkat etmesini söyleme küstahlığını hangi makam ya da servis adına yapmışlardır?Bu sorunun yanıtı da karanlıkta kalmamalıdır. Ancak o zaman, sabahtan akşama komplo teorileriyle yatık kalkmaktan, utanç altında ezilmekten kurtulabiliriz. Ancak o zaman, bu pis işlerin arkasında bir yabancı gizli servis mi var, yoksa gladio-kontrgeriia artığı bir iç yapılanma ya da durumdan vazife çıkarıp kendilerine milleti, mukaddesatı kurtarma misyonu biçen meczuplar mı, gerçeğe ulaşabiliriz. Aynaya baktınız mı?.            Bir sözüm de bizim basının kimi kalem erbabına..            Köşelerinizde Hrant Dink ile yakınlığınızı, bu alçak cinayetten ne kadar üzüntü duyduğunuzu yazıyorsunuz.  Bu konudaki her satırınıza saygı duyuyor ve acınızı bütün yüreğimle paylaşıyorum.Ancak merak ettiğim bir konu var. Hrant Dink aldığı ölüm tehditlerini ve bu konuda valilikte karşı karşıya kaldığı skandalı bir hafta öncesinden gazetesi Agos’ta yazmış. Ben Agos okumuyorum. Ama sizin, Hrant Dink’in bu kadar yakınında olan sizin ve yönetiminizdeki yazı işlerinin gözünden hep birlikte nasıl kaçtı? Biriniz olsun bu konuyu cinayetten önce niçin gündeme getirmedi?“Bilmiyordum” derseniz bu benim için geçerli bir mazeret olur. Size sadece, Hrant Dink’in en yakınındaydım edebiyatına son vermenizi öneririm.Ama “biliyordum” diyorsanız, cinayet gününe kadar niçin suskun kaldığınızı sorgularım. “İstanbul valiliği ve emniyetinden daha az mı sorumlusunuz arkadaşınızın, dostunuzun katlinde”, diye sorarım. Aynada kendinize bakın ve yanıtlayın..

Uluç Gürkan

 

TRUVA ATLARI İŞBAŞINDA… 26 Ocak 2007

Posted by Aybars in Ermeni, Hatırla!, Hırant Dink, Mehmet Ali Birant, Truva Atları, Unutma!.
add a comment

TRUVA  ATLARI  İŞBAŞINDA…Selahattin  ErolM. Ali Birand,  24 Ocak  günü Kanal D’nin  akşam   haberlerinde, “belki  de  Hrant  boşuna  ölmedi” diyerek aşağıdaki  haberi  okudu :   “Erivan’dan ilişkilerde yumuşama sinyali geldi. Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Arman Kirakosyan, Erivan’ın Ankara ile ön koşulsuz diplomatik ilişki kurmaya hazır olduğunu söyledi.”Haberi  dinleyenler  Ermenistan  Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın şunları  söylediğini  duydular :“Üzücü olan, iki devlet arasında diplomatik ilişki bulunmamaktadır.  Ermenistan’ın dediği odur ki hiçbir ön koşul olmadan diplomatik ilişkilerin başlamasına hazırız. Bunun için Hrant Dink çalışıyordu ve konuşuyordu. Ümitliyiz ki Türkiye’nin bu arzusu iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiyi ilerletecek ve güçlendirecektir”
Ermenistan’ın  bu  sözde “yumuşama  sinyalini” (!)  pazarlayan  sadece  Mehmet Ali Birand  değildi.  CNN TÜRK diplomasi danışmanı Yalım Eralp  de,  Erivan’ın bu açılımının arkasında Hrant Dink cinayetinin iki ülkeyi birbirine yakınlaştırmasının olduğunu söyledi. Eralp, “Hrant buna çok sevinirdi. Onun boşuna ölmediğini ummak istiyorum” dedi.
*   *   *Gerçekten  Ermenistan  yumuşama  sinyali mi  vermektedir,  yoksa Türkiye  yumuşatılmaya    çalışılmaktadır ? 

Ermenistan  Dışişleri  Bakan Yardımcısı’nın  söylediği gibi  iki  ülke  arasında  diplomatik ilişki  yoktur.  Peki  neden ? 

Madem  ki  Hrant Dink  bu  konuda  çalışıyordu,  o  zaman  sözü  Hrant  Dink’e  bırakalım  ve  Türkiye  ile  Ermenistan  arasında  neden  diplomatik ilişki  olmadığını  öğrenelim. Hrant  Dink,  kendisi  ile  yapılan  bir  söyleşide  bu  konuda  şunları  söylemektedir : 

Soru : Ermenistan’ın  Türkiye’den  beklentileri  neler ? 

Hrant Dink : Diplomatik ilişkilerin  kurulmasını,  sınırların açılmasını  ve  görüşmelerin  ön koşulsuz  başlamasını  istiyor. 

Soru :  Türkiye  dostluğu  geliştirmek  için  Ermenistan’dan  hangi  adımları  atmasını  istiyor  peki ? 

Hrant Dink :  Karabağ’da  işgal  ettiği  bölgelerden  çekilmesini, soykırımın  dünyaca  tanınması ısrarından  vazgeçmesini  ve  bugünkü  sınırı  belirleyen  Kars-Gümrü  anlaşmasını  Ermenistan’ın  tanımasını  istiyor. Oysa  Ermenistan  Devlet Başkanı  Koçaryan, ‘bizim Türkiye’den toprak  talebimiz  yok’  diye  çok  net  söyledi. Ermenistan  hükümeti  soykırım  konusunda  da  bu işin  lokomotifi  ben  değilim. Soykırımı  kabul edin  diye  benim  diplomatik,  siyasi  bir  talebim  yok. Bu  diasporanın  işi. Ben  onu  bu  çabasında  ancak  desteklerim. Çünkü  bizim  tarihsel  dramımızdır. Soykırımın Türkiye  ve  dünya  tarafından  kabul edilmesi  bizi  sadece memnun  eder’ diyor.” (Radikal,  5.7.2004) 

Böylece Hrant Dink’ten  meselenin  özünü  öğrendik. Demek ki, Ermenistan’ın  üç  talebi  var :  

1.    Diplomatik ilişkilerin  kurulması2.    Sınırların  açılması3.    Görüşmelerin  önkoşulsuz  başlaması. 

Türkiye  de  buna  karşı (Ermenistan’ın  önkoşul”  olarak  değerlendirdiği)  şu  talepleri  ileri  sürüyor  : 

1.    Karabağ’da  işgal  ettiğin  bölgeden  çekil.2.    Soykırımın  dünyaca  tanınması  konusundaki  ısrarından  vazgeç3.    Bugünkü  sınırı  belirleyen Kars-Gümrü  Anlaşmasını  tanı… 

İşte  önkoşul  denilen ve  vazgeçilmesi  istenilen talepler  bunlar.  Ve Kanal D’nin  Ermenistan’ın  sözcülüğüne  soyunması  bu  amaç  doğrultusunda  şekilleniyor. Deniliyor  ki,  Erivan’dan ilişkilerde yumuşama sinyali…”  

İyi de  nerede  o “yumuşama” ?  Ermenistan hangi  önerisini  yumuşatmış ?  2004  yılında  da  önkoşul  olmamasını  talep  ediyordu,  bugün de…  Yumuşama  bunun  neresinde ?   

Söz konusu  olan  Ermenistan’ın  yumuşaması  değil,  Mehmet Ali Birand,  Yalım Eralp  gibi  Doğan Medya  borazanları  ağzıyla  Türkiye’nin  yumuşatılmaya  çalışılmasıdır.  

Bu bağlamda  şu  iki  soruyu  sormamak  mümkün  mü ? 

1. Ermenistan  neden soykırımın  dünyaca  tanınması  konusundaki  ısrarından  vazgeçmiyor ?   

Hrant Dink’e  göre  bunun önemi  yok.  Önemli  olan  Ermenistan  Devlet Başkanı  Koçaryan’ın, “bizim Türkiye’den toprak  talebimiz  yok  demesidir… Oysa  asıl  bu tür  demeçlerin  uluslararası ilişkilerde  zerre  kadar önemi  yoktur.  Uluslararası  ilişkilerde  söz,  senet  değildir.  Bunun  en  güzel  örneği  12 Eylül  cuntasının  lideri  Kenan Evren’in,  dönemin  NATO  Başkomutanı  Rogers  tarafından  verilen  sözlü  güvence  ile  Yunanistan’ın  NATO’nun  askeri  kanadına  dönüşüne  onay  vermesidir.  Burada  Türkiye’nin  nasıl  bir  diplomatik  kozu  harcadığını  ve  deyim  yerindeyse  nasıl  “kazık  yediğini”  artık herkes  biliyor  ve  teslim  ediyor.    

Bu  nedenle bu  tür  kişisel  demeçlerin  diplomaside  kalıcılığı  yoktur.  Yarın  Koçaryan  gider  başkası  gelir,  bizim  toprak  talebimiz  var” der.  İşte  o  zaman  çıkıp  ama  Koçaryan  böyle  demişti” diyemezsiniz. Derseniz, size  gülerler. Hatta gülmezler bile ! 

Uluslararası  ilişkilerde aslolan  devletlerin  sürekliliğidir. Uluslararası hukuk  da  bunu  esas  alır.  Onun  için  uluslararası ilişkiler  devletten  devlete  ilişkilerdir. 

Kaldı  ki  Ermenistan Devlet Başkanı,  diasporanın  sözde soykırımı  kabul  ettirme  çabasını  desteklediğini  de  açık açık  söylemektedir  zaten.  

2. Ama  diplomatik ilişki  kurulması  hususunda,  bu  sözde  soykırım  konusu kadar  önemli  olan  diğer  mesele,  bugünkü  sınırı  belirleyen Kars-Gümrü  Anlaşması’nın  Ermenistan  tarafından    tanınmamasıdır.  Bizim Türkiye’den toprak  talebimiz  yok  diyen Ermenistan,  iki  ülke  arasındaki  sınırı  belirleyen anlaşmayı  neden  tanımıyor  o  zaman ?  Sınırlar  her şeyden  önce  devletlerin topraklarını  birbirinden  ayırır.  Eğer başka  bir  ülkeden  gerçekten  toprak  talebiniz  yoksa,  o  ülkeyle  aranızda  olan  sınırı  belirleyen  anlaşmayı  tanımamak  mantıklı  mıdır ?  

Bu  bağlamda hem Mehmet Ali Birand’ın hem  de  Yalım Eralp’in gerçekleri  gözlerden saklayarak Ermenistan sözcülüğüne  soyunmaları ve    Hrant  Dink’in  boşuna  ölmediğini  vurgulamaları   anlamlı  değil mi ?   

Öyle  görünüyor  ki  Truva  atları  yine  işbaşı  yaptılar !..   

 

Zehirli Kan 26 Ocak 2007

Posted by Aybars in Ermeni, Hatırla!, Hırant Dink.
add a comment

Değerli arkadaşlar
Evet, maalesef Prof. Dr. Nuri Akkaş doğru söylüyor.
Altemur Kılıç bile, bu “zehirli kan” lafının bir “cinas” olduğunu kabul ediyor. Yani edebiyatta bir sanatsal söz ustalığı.
Yani burada, Türk düşmanlığının Ermenileri zehirlediği, bu düşmanlığın Ermenilerde bir “zehir,kanser etkisi” yaptığı söylenerek aslında Ermeniler eleştiriliyordu.
Yargıtay Başsavcısı’nın doğru tutumuna rağmen,9. Ceza Dairesi, bence bilinçli olarak, ABD mihraklarının etkisiyle, bu cinayete zemin hazırlayacak şekilde akılsızca bir karar almış, ve Türk yargısını kötü duruma düşürmüştür.
Evvelce Nazım Hikmet’in şiirini “Her ekalliyeti düşünüyorum gözlerim kapalı” olarak okuyup “vay demek sen azınlıkları düşünüyorsun ha!” diye dava açan şaşkın savcı misali oldu bu olay. Halbuki şiirde “Heraklit’i dinliyorum gözlerim kapalı” deniyordu. Eski yazının böyle tuhaflıkları vardır.
12 Eylül’de de “Dağdaki Türkler kara basınca Kart,Kürt sesi çıkmış, onun için bunlara Kürt denmiş” komiklikleri yapan Sıkıyönetim Savcısı da aynı yolun yolcusu idi.
Gericilik ve emperyalizm yandaşlığı Türk yargısını işte böyle acıklı durumlara düşürmüştür.
Saygılarımla
+++++++++++++++++++++++++++

BiR EMEKLi PROFESÖRDEN Prof.Dr.Nuri Akkaş
ODTÜ`den emekli bir profesör olarak, 40 yıllık birikimimin, akılcılığı temel alan yansımaları. Belki, özellikle gençleri, biraz düşündürür ümidiyle.
Cuma, Mayıs 12, 2006
Agos Gazetesi Genel Yayin Yonetmeni Hrant Dink`in Turk-Ermeni sorunu hakkindaki gorusleri uzerine
Agos Gazetesi Genel Yayin Yonetmeni Hrant Dink`in Turk-Ermeni sorunu
hakkindaki gorusleri uzerine
Hrant Dink Agos Gazetesi Genel Yayin Yonetmeni. Turkiye
Cumhuriyeti`nin Ermeni kokenli bir vatandasi. Turk-Ermeni
sorunlarinin, iki toplumun (Ermenistan Ermenileri anlaminda)
birbirlerini daha iyi anlayabilmelerini saglayacak girisimlerle
a$ilabileceginden bahseder. Sert, kati bir `soykirimci` olmadigi
intibai uyandirir.
Hrant Dink`in bugunlerde ba$i yargi ile dertte. Bir yazisinda,
`Turk`ten bosalacak o zehirli kanin yerini dolduracak temiz kan,
Ermeni`nin Ermenistan ile kuracagi asil damarinda mevcuttur` ifadesini
kullanmis. Yargitay 9. Ceza Dairesi, kullanilan ifadenin, `Turklugu
tahkir ve tezyif ettigini` belirtti. Halbuki Yargitay Bassavciligi,
Dink`in soz konusu yazida Turklerle ilgili olumsuz yargilari bulunan
Ermenileri kastettigini belirtmis ve Dink`in yazisini `ozelestiri`
olarak nitelendirmisti. Dink $a$kin. Turkleri asagilamadigini aksine
Ermenileri elestirdigini savunuyor.
Dink`in iyi niyetini kabul ediyorum. Soz konusu cumlesi ile aslinda
Ermenileri elestirmeyi amacladigini kabul ediyorum. Fakat, bir
gazetenin genel yayin yonetmenligini yapan, gazetelerde ko$e yazisi
yazan ve yayinladiklari duyurular ve imzaladiklari bildirilerle
medyamizda `Aydinlar` diye adlandirilan gruba dahil edilen bir
dusunurun boyle hassas bir konuda boyle elastiki bir cumle kurmayi
tercih etmesini de anlayabilmis degilim. Yazi yazmak ciddi i$tir.
Kullanilan kelimelerin, kurulan cumlelerin hangi anlamlara
CEKILEBILECEGINI dusunmek bir yazarin asli gorevidir. Sonradan `Ben
oyle demek istememistim` aciklamasi, yazari kucultur. Politikacilar
buna alisiktir ama `aydinlara` yakismaz.
Bir diger ornek olarak, Hrant Dink`in, Milliyet yazari Hasan Cemal`in
iki gun once ko$esinde yayinladigi, mektubuna bir goz atalim. Dostu
Hasan Cemal`e dertlerini ve dusuncelerini acan mektubundan iki cumle
veriyorum asagida:
/Fransa`da cikarilmaya calisilan, `Ermeni soykirimi olmadigini
soyleyenlere hapis ve para cezasi getirecek` yasanin cikmamasi icin
hepimize onemli gorevler dusuyor. . . . . Ermeniler, son yillarda
Turkiye`de devletin inkarci politikasini ulke sinirlari di$ina
tasirmasina karsi tepki olarak, bu konuda ifade ozgurlugunu sinirlayan
yasalari destekliyorlar./
Dink, yukarda noktalarla ayirdigim iki cumlesi arasinda, soz konusu
yasanin neden cikmamasi gerektigini uzun gerekcelerle gayet guzel
acikliyor. Orijinal yaziyi oneririm. Ama ikinci cumlesi butun
yazdiklarini `supheli` kategorisine sokuyor. Yani diyor ki Dink: `Turk
Devleti Ermenilerle ilgili konuda (ben bunu `soykirim`olarak aliyorum)
inkarci bir politika izlemese ve bu inkarci politikasini uluslararasi
arenada gundeme getirmese, Fransa`daki gibi yasalar gundeme gelmez!`
Yani Dink diyor ki: `Turkiye 1915 olaylarini inkar etmese, hic sorun
kalmayacak!`
Belki Hrant Dink `Ben onu ima etmemistim` diyecek. Ama ben bu ifadeyi
oyle algiliyorum. Daha az $ifreli, daha direkt bir cumle kurulamaz
miydi acaba? Dink`in ba$ini derde sokan da boyle bir `karisik cumle`
degil miydi? Her yone cekilebilecek cumleler kurmak bir sanat midir
dersiniz? Sucu baskalarina atarken, `benim de bir hatam oldu mu
acaba?` diye kendini sorgulamak, aydinligin temelinde yatar.
Saygilar,
Nuri Akkas
Prof.Dr. Nuri Akkas
+90-532-670-6261
http://www.nuri-akkas.com
http://nuriakkas.blogspot.com

Hrant Dink cinayetinde çok önemli iddialar! 26 Ocak 2007

Posted by Aybars in Ermeni, Hatırla!, Hırant Dink.
1 comment so far

Lütfen ayrıntıları atlamayalım! (Hrant Dink Cinayeti)

Posted by: “ozgur vatan” ozgur_vatan@hotmail.com   kuvayimilliye1919

Wed Jan 24, 2007 8:37 am (PST)

13 Şubat 2004 tarihli Agos gazetesindeki yazısı:

“Türkten boşalacak o zehirli kanın yerini
dolduracak temiz kan, Ermeninin Ermenistanla kuracağı asil
damarında mevcuttur.Yeter ki mevcudiyetinin farkında olsun”
Hrant DİNK

Kınamamak mümkün değil ama bu olay bir POLAT
ALEMDAR cinayeti gibi sunulsa da öyle olduğunu düşünmek
biraz iyiniyetli bir yorum olur. Evet malum şişirilen
ekonomik göstergelerin ibresi taşrada eksilerde ve bu
çocuklarının psikolojisi polislerin can hıraş
uğraştığı antisosyal kişilk bozukluğuna sahip
PSİKOPAT’ lardan farksız …..(Psikopatlar bile nezarete
girmemek için kıçlarını yırtıyor, bizim Laz
beresini değiştirmiyor, silahını atmıyor…Gelin
beni yakalayın diyor. Hatta milliyetçilikten de dem
vuracağına eminim…)

AMMA…sevgili vatanımın hiç mi dostu olmaz, hiç bi
omuz vereceği omuz alacağı biri olmaz çevresinde…Yok
işte..

Olay bir KISKAÇ operasyonudur…Vatanım dışında o
Trabzonlu çocuk da mağdur
edilmiştir.Kullanılmıştır!!! Niye daha önce
olmadı bu cinayet…Dikenli yazılarının tarihi daha
önceleri Ermeni yazarın. Kuzey Irak’a operasyon öncesi
(yapılmayacak onu biliyoruz ama..), daha doğrusu
gecikmiş bir Kerkük müdahalesi yerine Türkiyeyi
bataklığa çekme ve batırma (BOP) operasyonu. Aaa
tesadüfe bakınız ki tam da ABD Temsilciler Meclisinde
Ermeni Soykırımı görüşmeleri yapılırken…Ve
AB hayallerimiz milli gururumuzu süslerken…

SONUÇ olarak; ben bizim dıştan ayarlı satılık
medyamızın bize perdeleyerek göstermek istediği bu
cinayetin çok basit bir cinayet olduğunu
düşünemiyorum…

Asırlar boyu hükmetmiş ve her türlü rengi
içinde barındıran varlığımız ile azınlıklar
arasındaki bu keskin sınırın neden
yumuşamadığını da araştırmalı bence…

Özgür VATAN

Neden kimse çıkıpta “Biz Mehmetçik’iz”demiyor!!!

Posted by: “ozgur vatan” ozgur_vatan@hotmail.com   kuvayimilliye1919

Wed Jan 24, 2007 8:59 am (PST)

Aziz NESİN demiş ya %60′ımız aptal yanlış
söylemiş

Biz gerçekten çok ama çok iyi niyetli bir milletiz :)

(Şoray Uzun Yolda Kanal 7′de yayınlanıyor. İşte
gerçek Anadolu halkının saflığını burada
bulabilirsiniz.)

Konumuza gelelim:

Vatanımda milletim hep unutuyor.

Hep affediyor

Kardeş sandığı kalleşleri bile aklayıp paklayacak
kadar SAF!

Ya ne oldu bu topluma, hangi siyasi gelişme 10 binleri 8
kilometrelik bir yola döker? diye sorsalardı;

“İhtilal” derdim ama değilmiş.Demek ki neymiş bizim
manevi kodlarımızı da değiştirdiklerinden
şüphelenmeye başladım.

Niye kimse niye 10 binler çıkıp “HEPİMİZ
MEHMETÇİK’İZ” demiyor.

Niye kimse görmüyor gerçekleri:

Satılıyoruz, parsel parsel!

Lime lime ediliyoruz!

Kanımız, ahlakımız, tarihimiz ve namusumuz
kirletiliyor!!!

Buna seyirci kalan satılmışlara lafım yok…

AMA sevgili HALKIM

Yüce TÜRK Milleti

Lütfen ama Lütfen artık uykundan uyan

Silkelen…

Elini yüzünü yıka ve o bir gözü güvercin bir
gözü şahin gözlerini açıver…

ALLAH sonumuz hayır etsin demekten başka yapacak bir şey
muhakkak VAR!!!

BİZANS MEDYASI VE DİNK CİNAYETİ

Bülent Esinoğlu

Cinayeti nefret ile kınadığımı söyleyerek başlamak
isterim.

Hrant Dink cinayeti ile ilgili çok şey söylendi ve
yazıldı. Bizans medyası Amerikan propaganda makinesi
gibi çalıştı. Yavuz hırsız ev sahibini
bastırdı. Hepimiz Hrant Dink’iz diye manşetler
atıldı. Milliyetçiler/ulusalcılar, Kemalistler,
vatanseverler suçlandı. Türklerin katil olduğu
vurguları yapıldı. Katil devlet sloganları
atıldı. Ceza yasası suçlandı. Ne
faşistliğimiz ne ırkçılığımız kaldı.
Irkçılığın anavatanı Avrupa ve Amerika’dan
Türkiye’ye suçlamalar yağdı. Baskılar geldi.
Amerikan Kongresinde Demoklesin Kılıcı gibi
başımızın üstünde duran Ermeni Soykırımı
(Yalanı) Tasarısı hatırlatıldı.

Hırant cinayeti Bizans medyası tarafından Türk
Halkının suçlu ilan edilmesine yetti. İçlerindekini
kustular. Ne kadar Türkiye düşmanı varsa Türkçe
konuşan Amerikan kanallarında boy gösterdi. Amerikan
demokrasisi dersleri verdiler. Irak işgali ile ortaya çıkan
Atlantik düşmanlığını yenmeye çalıştılar.
Kaybettikleri mevzileri yeniden kazanırız sanıyorlar.

Bölücüler ,mandacılar, kendini solcu sanan
Soroz’cu dangalaklar ve Amerikan payandaları ortaya aç
kurtlar gibi fırladılar. Ve önüne geleni
suçladılar. Bu güruh bir tek yeri suçlamadı. O da
Amerikan derin devleti. Çünkü bu güruha cinayeti
işleyen merkezden emir verilmişti. Yani cinayeti de onlar
işledi. Suçlamayı da aynı merkezden yönettiler.
Provokasyon halen devam ediyor.

Orta Doğuda yenilen Amerika yeniden bilinen
provokasyonlarına döndü. Sabotajlar, bombalamalar,
ünlü ve sevilen (sağdan veya soldan onlar için fark
etmez) insanları gizli servisleri vasıtası ila
katletmek.

Sanki Türkiye’nin derin devleti varmış gibi Türk
Devletini katil ilan ettiler. Tarih ve yaşadığımız son
elli yıl göstermiştir ki bir Türk derin devleti
yoktur. Türk Devletinin içine çöreklenmiş Amerikan
derin devleti vardır. Keşke Amerika’dan bağımsız
kendimizin bir derin devleti olsa. Öyle olsa zaten bu
cinayetler olmazdı. Ortalığı boş bulan MOSAD ve CIA
cirit atıyor.

Bu iki örgütün sınanmış ve
istikrarsızlaştırmada başarıya ulaşmış iki
sistemi vardır. Bu iki sistemi konjonktüre bağlı
olarak piyasaya sürerler.

Liberalizmde yol almak için liberal düşünceye sahip
ünlü birisini öldürüp solcuların üzerine
atmak. Laik ve Kemalistleri katledip İran’ı suçlamak.
Her iki halde de devlet ile pazarlığa oturup istediklerini
almak. Sistem budur. Bu güne kadar bu hain sistem ile epey yol
almışlardır.

Ama artık papaz pilav yemez. Oynadıkları oyuncak
bozuldu. Uzman olmaya gerek yok. Sıradan Türk Halkı bile
bu cinayeti Amerika yaptı diyor. Halkın %95 Amerikan
karşıtı iken bu tarz provokasyonlar artık işlemez.
Hatta bir iki ay sonra göreceğiz bu provokasyon ters
tepecektir.

Ama şu bir gerçektir ki; Amerika’dan mantıklı
işler yapması beklenemez. Çöken imparatorluklar bir
yanlışı düzeltmek için daha fazla yanlış yapmak
zorundadırlar. Amerika’dan yeni çılgınlıklar
beklememiz gerekir.

Amerika yenilmiştir. Amerikanın yanındakiler
Amerikanın bozgununu paylaşacaklardır.

Dink’in Cenazesinde Ermeni Generali ve AB-D Büyükelçisi

İÇTEN VE DIŞTAN KUMPAS
Türkmenlerin hali nice olacak
Türkiye Irak bataklığına çekilmeye çalışılıyor. Bunun sebebi, Irak bataklığına saplanan ABD’nin imajını kurtarmak ve elini güçlendirmek istenmesi. Türkmenler için Irak’a girilsin söylemi gerçekçi değildir, Irak’a girilse de bu bizim lehimize değildir. Çünkü bugünkü konjonktürde, Irak’taki hâkim olan ve yönlendirici güç ABD’dir.
Kerkük’te bugüne kadar gerek evrak bazında, delil bazında gerekse şahıs bazında Türkmenler sayıca azınlık konumuna düşmüşlerdir. O halde çözüm ne olacaktır. Misak-ı Milli hudutlarımız içerisindeki Musul-Kerkük’ün hukuku, Türkmenlerin akıbeti ne olacaktır. Prof. Dr. Haydar Baş İzmir’deki miting konuşmasında orijinal bir çözüm yolu gösterdi. “TSK, BM gücü olarak Kerkük’e gitsin” dedi. 1948 yılından beri BM barış gücü 60 civarında bölgeye barış gücü gönderdi. Bunların bazılarına Türk askerleri de katıldı. İlk defa 1950 de Kore’deki barış gücüne Türk askeri de katılmıştı. Kore de birçok asker kaybımız da olmuştu. Bugün Somali de, Bosna’da, Lübnan’daki barış gücüne askerlerimiz katkı vermiştir. O halde bizim de barış gücünden istifade etme hakkımız vardır.
ABD’yi stratejik ortak kabul eden AKP hükümeti; Bush’u, eşbaşkan kabul eden Başbakan Erdoğan, Amerika’yı bu konuda ikna etmelidir. Fakat bunu başarması mümkün görünmemektedir. Çünkü yıllardan beri mücadelesini verdiğimiz en haklı konularda bile, ABD bizi dinlememektedir; dinler gibi görünmektedir. Sözde Ermeni soykırım iddiaları buna bir örnektir. Yalnız ABD değil, batılı devletlerin de neredeyse tamamı, Ermenilerin iddialarını teker teker kabul etmektedir. Günümüzde İsviçre’de Ermeni soykırımının reddedilmesi bile suçtur. 30’a yakın ülke parlamentosu, Ermeni soykırım iddialarını tanıyan yasaları kabul etmişlerdir. Amerika’nın 50 eyaletinden 36’sında bu yasa kabul edilmiştir. ABD, federal olarak da böyle bir yasayı kabul etmenin arifesinde bulunmaktadır.
Referandum adı altında, Kerkük’ün Kürt özel bölgesine bağlanmasına müsaade edilmemelidir. Osmanlı Arşivlerinde Musul Kerkük’ün sahibi kimdir, belgeler halinde bunlar mevcuttur. Meselenin esası aranıyorsa bunun çözümü kolaydır. Ancak burada hedef haklı ile haksızı ayırt etmek değildir. Burada referans alınan, ABD’nin BOP projesidir; Amerikanın İslam ülkelerini işgal etme projesidir. Yani hüküm verilmiştir, şimdi yapılan yargısız infazdır.

Cinayetten rant beklemek
Birileri Türkiye’deki kötü gidişattan memnun, hem de pek çok. Cinayet haberi duyulur duyulmaz yapılan açıklamalar, her ne kadar desteksiz atış kabilinden sığ da görülse, sahibini ele veren refleks açıklamalardı. Sanki olayı tertipleyen onlarmış veya tertipleyenlerden haberdarmış kabilinden açıklamalar gırla gitmeye başladı. Herkes eteğindeki taşları dökmeye başlamıştı. Psikolojik açıdan değerlendirdiğimizde ‘sen yaptın’ derken, aslında yansıtma yaparak ‘ben yapmadım’ deme ihtiyacı giderilmeye çalışılıyordu. Yaşanan suçluluk psikolojisiydi. Bu arada adeta günah çıkartırcasına işledikleri suçları da yansıtma yaparak ard arda diziyorlardı.
Misyonerlerin din kisvesi altında milli bütünlüğümüzü tehdit ettiklerini ortaya koyanları suçlu ilan ediyorlardı.
Türklüğe hakareti kınayanları, milli değerleri savunanları, ulus devletin devamını isteyenleri suçlu ilan ediyorlardı.
Toprak ve maden satışına karşı çıkanları, bu vatanın bölünmez bütünlüğüne sahip çıkanları suçlu kabul ediyorlardı.
Ülkenin ulusal birliğinin, milli birliğinin tehdit ve tehlikede olduğunu ifade edenleri suçlu ilan ediyorlardı.Bütün bu ve bunun gibi yaklaşımların neticesinde, Dink’in cenaze merasiminde “katil devlet” sloganı atılmasına, “hepimiz Ermeni’yiz” pankartı taşınmasına sebep olundu. Bazılarının Türklüğünden utandığını ifade edişi, güya haber mantığı ile aslında toplumu yönlendirme maksadıyla, bazı basın-yayın tarafından dünyaya ilan edildi.
Bu iddiaların sözcüleri ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Saldırıya uğramış bir müteveffadan rant elde etmeye çalışıyorlar. Bunların gözlerini hırs bürüdüğü için milleti sindirebileceklerini zannediyorlar. Bu arada Hrant Dink ile Ermeni Patrikliği arasındaki uyumsuzluk, Dink’in ABD’deki Ermeni lobisine karşı oluşu, hatta Ermeni diasporasını saf dışı etme gayretleri gözden kaçırılmaya çalışılıyordu.
Yapılanlarla kimlerin ekmeğine yağ sürülüyordu. Müteveffa Dink’in ölümünden sonra estirilen rüzgâra bakıldığında dini, milli ve bölgesel ayrımcılığın teşvik edildiği, vatanı savunanların adeta taciz edildiği görülecektir. O halde tezgâhı kuran mihraklar, ülkenin hazan mevsimi yaşamasını isteyen dış güçler ve bunların içerdeki piyonlarıdır.
Bunlar deve kuşları gibi kafalarını kuma gömerek saklanmaya çalışıyorlar.
Bu failler bilmiyorlar ki, deve kuşlarının kafalarını kuma gömmeleri iri vücutlarının görülmesine mani değildir.
Bilmiyorlar ki, deve kuşlarının beyinleri, gözlerinden daha küçüktür.

Dr. Ahmet Hamdi KEPEKÇİ

www.yenimesaj.com.tr
www.tibder.org
www.kilispostasi.com
www.ahmethamdikepekci.com

Hrant Dink cinayetinde çok önemli iddialar!

Hrant Dink cinayetinde çok önemli iddialar!

Bir Protestan olan Hrant Dink’in cenaze ayinini, sağlığında kendisiyle arası bozuk olan Gregoryen Ermeni Patriği Mutafyan yönetti. Dink, Protestan mezarlığına değil, Gregoryen mezarlığına defnedildi. Mutafyan, ayinde “Ermeni düşmanlığının ortadan kaldırılması için” çaba sarf edilmesini istedi. Dink’in vasiyetine ve Ermeni cemaatinin uyarılarına rağmen yürüyüş sırasında atılan çirkin sloganları bir kenara bırakarak söylüyorum; Türkler ve Ermeniler arasında düşmanlık varsa tek taraflı değildir, karşılıklıdır. Tıpkı sevgi gibi. Mesela 27 yıl önce tanıştığım Levon Panos Dabağyan ile birbirimizi sevdiğimiz gibi.

Düşmanlığın ortadan kaldırılması için karşılıklı çaba gerekir. Hangi güç tarafından planlandığı ortaya çıkarılmamış bir cinayeti, Türkiye’yi savunmaya çalışan milliyetçilerin üstüne yıkarak, milli direnci çökertmeye çalışanları ne yapacağız?
Düşmanlık böyle mi ortadan kaldırılır?

Tabii bu işte Mutafyan’ın bir kusuru yoktur! İdeolojik önyargılarla hareket edenleri kastediyorum.

“Soykırım endüstrisi” nden beslenen Ermeni diasporasını ve Türkiye topraklarında hak iddiasında bulunan Ermenistan’ı bu tutumdan vaz geçirmek mümkün müdür? ABD ve AB, böyle bir tehdidi el altında tutmaktan vaz geçebilir mi?

Düşmanlığın ortadan kaldırılması için, tarihi gerçeklerin karşılıklı olarak bütün açıklığı ile ortaya konulması gerekir.
Bu konularda bir adım atana Türkler iki adım atar.

* * *

Almanya’da Türklerin düzenlediği bir toplantıda Prof. Dr. Hasan Köni, “Ermeni meselesi” başlıklı bir konuşma yapmış ve şöyle demişti:

“Tehcir sırasında, yerinden olmamak için ‘convert’ olan yani Müslümanlığa dönen Ermeniler de var. Bunların kim olduğunu bilemiyoruz. Sayıları 300-400 bin kişi. Ayrıca dönmüş Museviler ve dönmüş Rumlar da var. Bunları maalesef Türkiye Cumhuriyeti kendi vatandaşlarını rahatsız etmemek için açıklamıyor. Belki de devletin içinde de yüksek rütbeye gelmiş Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız var.”
Bir ara Ermeni gazeteciler de aynı iddiada bulunmuştu.
“Gazeteci Hırant Dink’in öldürülmesi ve farklı bir bakış açısı” başlıklı ve “ycanca” imzalı mektupta şöyle deniliyor:
“Hrant Dink, bir Ermenistan gezisinde oradaki muhataplarına `Siz 1.5 milyon kişiden bahsediyorsunuz. Oysa ayni dönemde yaklaşık 500 bin Ermeni, din değiştirip Türk olmuştu. Bunları neden dikkate almıyorsunuz?` diye sordu. Muhatabı da `Bu konunun gündeme gelmesi, davamıza zarar verir` cevabını verdi.

Dink, bir yazısında Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in yetim Ermenilerden olduğunu ve bu konuda elinde belgelere ulaştığını yazdı ve kıyamet koptu. Dink, ‘Elimde belgeler var’ diyordu. Peki bu bilgiye ulaşan Dink, başka hangi bilgi ve belgelere ulaşmıştı. Acaba kim veya kimler toplumu aldatma açısından kendini hangi kimlikle saklı tutuyordu? Özellikle de din adamı kimliği ile!
Yıllarca üniversitelerde, devlet kurumlarında, basında birilerinin yanlış yaptığını herkes söyler ve bir türlü anlam veremezdik. Hatta bazı dini oluşumlardaki saçmalıkları ve devlete karşı duruşlarını anlayamazdık.

Bana göre yukarıda açıklanan dönen Ermenilerle ilgili çalışmaları, Dink’i ölüme götürdü. Türk kimliği ile Türkiye için her türlü kötülüğü yapanlar ortaya çıkacaktı bu yüzden Dink’in öldürülmesine karar verdiler.”

* * *

Demek ki, “Hepimiz Ermeniyiz” diyenlerin çoğu, bu sözü sadece cinayeti kınamak amacıyla değil gerçeğin ifadesi olarak söylüyor!
Heyecana kapılıp Türk olmadığını basın yolu ile ilan edenler de var! `www.sesar.com.tr` de çok önemli bir inceleme var. Okumanızı tavsiye ederim!

Gerçeklerin ortaya çıkması ne kadar önemli değil mi?

Tarih:24.01.2007

Asala ve PKK nin Bulusmasi

http://www.sonsayfa.com/author_article_detail.php?id=2122

Neval Kavcar

Asala ve PKK nin Bulusmasi
24 Ocak 2007 Carsamba 09:23

Hrant Dink’in cenaze toreninde katilimcilarin eline verilen “Hepimiz Ermeniyiz” slogani ile yuruyenlerin bir kisminin Turk olusu, insanlarin ne kadar kolaylikla kontrol altina alindiginin da gostergesiydi. Bu millet “kardeslik masallari” ile uyusturulurken, bircok devlet gencligini olmasi gerektigi gibi yetistiriyor. Yasadigi surece Ermeni davasi denilen, “sozde soykirimin” Turkiye acentesi gibi davranan ve 90 sonrasi tureme STK ninda aktif gorev yapan Hrant Dink, dis kaynakli bir suikast ile hayatini kaybetmistir. Tetikcinin yerli olusu onemli degildir.

Istanbul’da “Hepimiz Ermeniyiz” pankartlari ile olusturulan mizansene karsilik Ermenistan, “Soykirim Aniti” onunde yapti torenini. Her dogan bebegin bile Turk dusmani yetistirildigi Ermenistan’da yirmidort saat boyunca “Soykirim ” atesi nefretle yanmaktadir. Tek tarafli “hosgoru” olur mu? Olmaz elbette ki. Istanbul’da ki goruntu, tarihinden habersiz, uyutulmus kimliklerin trans haliydi adeta. Torende “Kurtce” pankartlar ve katilim Hrant Dink’in katlinden duyulan uzuntuyu degil de, “Orgutlu Mucadelenin “halef selefinin birlestigi ani goruntuluyordu.

Asala ve PKK yillar sonra kamuoyu onunde bir araya geliyordu, Dink’in cenaze toreninde.

“1915 Magdurlari ve Kurt Sorunu taraflari”nin baskaldirisi seklinde ki yuruyus ve “Hepimiz Ermeniyiz” cumlesinden sonra olusturulmus sahte iyimserlik havasi ardindan, Ermenistan’la dostane iliskiler baslar mi? Sinir kapisi acilir mi? AB-D nin baskisi ile “Sozde Soykirimin” Turkiye’ye kabul ettirilmesi asamasina dogru suruklenen mecrada, Turkiye ve Ermenistan’in antlasmasina zaten izin vermezler. Ingiltere ve ABD Ermenilere soykirim yapilmadigini bildikleri halde kumpanya, “olmustur” tezinin uzerinden yurutulmektedir. Bu sebepten onlar vazgecmez fakat tek tarafli “sinir acma” basta olmak uzere sirin gorunme eyleminin tarafimizdan sergilenmesi istenir.

Hrant Dink’i batinin cikardigi “Sozde Soykirim ” yasalari katletmistir, Ermenileri orgutleyip, “bu topraklar sizindir” mesaji verenlerdir asil katil. “1915 oncesi yasadiginiz bu topraklari hak edinceye kadar mucadeleye devam” karari alinmasini saglayanlardir. Turkiye’de hicbir donemde “yabanci” dusmanligi yasanmamistir.

“Baris Guvercini Hrant Dink” olduruldu basligi bile kendi icinde celiskilerle doludur. O hicbir zaman baris guvercini olmadi. Tum “Kurt ve Ermeni Konferanslarinda” basrole soyunmus bir kimlikti. Siradan birisini oldurmemistir Bati. Ses getirecek, Turkiye’ye yaptirilacak yaptirimlar oncesinde gozdagi ile orantili bir kimliktir kendisi.

“Hepimiz Ermeniyiz” projesinin ardindan simdide Istanbul’a “Hrant Dink baris Aniti” dikilip Ermenistan Basbakani’ni acilisa davet edelim deniliyor. Ermenistan tek basina “soykirim kusatmasini” istese de yarip cikamaz. Vazgectigi anda var olma sebebi ortadan kalkar. Bati “Sozde Soykirim” ile Turkiye’yi sIkistirip neticesinde tazmin icin D.Anadolu’yu Ermenilere verme amacli savasa Ermenistan niye karsi ciksin? Hazir ,”hepimiz Ermeniyiz ” diye dolasan tarihi unutturulmus insanlar guruhu da varken. “Soykirimi Yaptik” pankarti versen tasirdilar dun, buna inaniyorum.

Tekrarliyorum bu katlin bircok amaci vardir ve en onemlisi, Yukseldi denen Turk Milliyetciligidir.” Bu milletin “milli hislerinin kabarmasi” korkutur onlari hep. Tum Dunya “insanlik, baris” senaryosu ile uyutulmali, milletinden soyutlanmali, kuresellesme projesi ile devlet ve ordular bitirilmeli..Bizim gibi ulkelerde bunlar planlanirken, Amerika basta olmak uzere Rusya, Cin, Ingiltere gibi ulkelerde “silah sanayi” en uc noktalardadir. “Demokrasi ve Baris” adi altinda Irak’a, Afganistan’a yapilan zulume karsi cikan, zenginliklerinin Batinin yagmasina acilmasina dur diyen, siyaseten mandalasmaya karsi direnc olusturmak icin “millî Suurun” uyanik kalmasi gerekir. Bunun adina “irkcilik” degil, “akilcilik” denir. Bunu saglayacak “hukumet” ise ortada yoktur .

Cinayetin geldigi nokta ilginctir. Azmettirici ve tetikci bir cocuktan olusmus gibi gorunen ekip, agabeye vardi uzandi. Aslinda bu cinayet basindan beri, “milliyetci” kesime bir sekilde yamanma mucadelesi verilmektedir. Yok su partinin cay ocagini calistirmis yok su ocakta faaliyet gostermis gibi asparagas haberlerle toplumun bilincaltina gonderme yapilmaktadir. “Secimler yaklasiyor katillere oy verme.” Bu senaryo hic degismedi nedense.

Dink’i “Soykirim” karsiti gibi gostermek, Turk-Ermeni dostlugu kurmak isteyen birisi gibi topluma kabul ettirme faaliyeti baslamistir. Dunku kalabaligin bir sebebi de budur. Oysa Hrant Dink, “Sozde Soykirim”a olmustur diyor ve devletin bu bedeli odemesini talep ediyordu. Agos gazetesini takip edenler bilir. Neredeyse yayina basladigindan beri, Istiklal Savasi oncesinde nerde bir Ermeni gezmisse oralarin cetelesi cikarmis, ilân ederek geri istiyordu. Dun ucurulan guvercin yerine, Bati emperyalizminin hedefi anlaminda keske Akbaba ucurulsa idi daha anlamli olurdu.

Turk-Ermeni dostlugu icin calistigindan bahsedilen Dink ve yakin silah arkadaslari, 24 Nisan 2005 de ki Erivan soykirim anitinda ki torene katilmislardi:

“Erivan’daki soykirim anitinda duzenlenen torene yazar Murat Belge, Agos Gazetesi Yayin Yonetmeni Hrant Dink ve tarihci Taner Akcam da katildi. Belge ve Dink anita cicek birakirken gozyaslarini tutamadi…Ermenistan Cumhurbaskani Robert Kocaryan, “Ulusum sadece adalet istiyor, herhangi bir tazminat talebinde bulunma kaygisi yok. Bu oncelikle ahlaki acidan gerekli” dedi. Kocaryan, bununla birlikte, “olasi tazminat taleplerinin de gundeme gelebilecegini” soyledi.”( Milliyet- 25 Nisan 2005)

Bir insan “soykirim aniti” onunde neden aglar? Gecmiste katledildigine inandigi atalarinin acisi ile buyutulurse elbette. Bu sebepten bugun kalkip da “guvercini katlettiler,” hepimiz Ermeniyiz” propagandasi ile, milletin millî hislerinin onune ket vurmaya kalkmasinlar.

Halkin arasina girsinler ve konusulanlari dinlesinler:

- Neden oldurulmus?

- Turk kani pis, zehirliyor Ermeni’yi demis.

- Demisse bunu Turklerin o cenazede isi ne?

( Siradan iki vatandasin kendi arasinda ki konusmasidir. )

Katlin arkasindan once Batinin Pamugu ardindan Arinc dokuldu 301 icin. ” kaldirilabilecegi” sinyalini verdi diyor medya. Basbakanin duyarli davrandigini, STK ndan bu konudan “ortak bir tavir” beklendigini de belirtmis Arinc. NGO lar bunu en kisa zamanda hukumete iletecektir. Henuz ellerinde cogunluk varken, Batinin dayattigi tum yasalari son gune kadar cikaracaklardir. Ermeni diasporasini Turkiye’ye davet eden Gul’un Dis Politikada ki davranisi ile son yaptigi tezat olusturmamis hatta cakismistir. Bu yuzden kimse yadirgamamalidir.

Cinayeti tasarlayip gerceklestirenlerin toren icin Sali gununu secmesi bile planin parcasi degil midir? TBMM de “Kerkuk” gorusmesi yapilacak bir gun nicin seciliyor? Bu cenaze bir gun once ya da sonra neden kalkmaz? Kalkmaz, cunku cinayetin sebebi kadar sonucu da onemlidir. Bati, soykirim Anitini devirerek yeni bir kavga daha baslatmistir Turkiye’de.

Mecliste ki Kerkuk gorusmesini Barzani’nin “Erdogan’in secim yatirimi” olarak gormesi konusunda, “keske hakli olmasaydi” diye dusunuyorum. Bir baska soylem’de, PKK icin sinir otesi harekâtina vize verilmeyen Turkiye’nin, “Sahte Kerkuk” senaryosu ile savasi baslatmasidir.

Uyum yasalari ile toplumsal gerginligi tirmandiran ve alt yapisi olmadigi icin guvenlik guclerinin elinin kolunun bagli oldugu bu ortamda yasiyor olusumuz yeni provokasyonlari gundeme getirebilir. “Hepimiz Hrantiz” diyerek katliami protesto edenler bugune kadar hic sehit cenazesine katilmis midir?

Sahte 11 Eylul ile Dunya’yi isgale cikan Amerika ornegi karsimizda iken, Batinin katlettigi Hrant Dink sonrasi Turkiye’de neler degisecek dersiniz?

301, Ermenistan sinirinin acilmasi, “Turk Milliyetcilerine yogun saldiri”….Ve hatirladiysaniz yakinlarda birde Cumhurbaskanligi secimi olacakti galiba.

“Teslimiyetci bir Cumhurbaskani”nin, Cankaya’ya cikarilma hesabi vardir. Yanlis hesap Cankaya’dan mutlaka dondurulmelidir tum oyunlara ragmen.

24 Ocak 2006

nevalkavcar@yahoo.com

Ermeniler-Hrant Dink 26 Ocak 2007

Posted by Aybars in Ermeni, Hırant Dink.
add a comment

In memory of a prominent Turkish-Armenian journalist Hrant Dink

Hrant Dink Gunned Down in Istanbul-Turkey, January 19, 2007
Becomes victim of Turkey’s Armenian Genocide Denial Policy. Dink was killed because of his ideas, ideas that aren’t accepted to the state.

Sadly 92 years after the start of the Armenian Genocide, Hrant Dink is now the latest victim of Turkey’s outrageous campaign of denial and intolerance. This brutal murder serves as a wake up call to the United States, the Turkish Society and the entire international community to unite together in ending forever the Turkish government’s denial of the Armenian Genocide.

“We are all Hrants” and “The truth has prevailed”

May Dink rest in peace. May God accept him into heaven.

 

 


Hrant Dink


September 15, 1954
-
January 19, 2007


 

 

 

Hrant Dink (September 15, 1954 – January 19, 2007) was born in Malatya. Dink was best known for his role as editor of ‘Agos’ Turkish and Armenian Language weekly in Istanbul. He worked as the columnist and editor-in chief of AGOS weekly newspaper, which can be regarded as the voice of Armenian community, from 1996 until January 19, 2007 when he was shot dead outside of his office.

At the age of seven, he migrated to İstanbul together with his family. In Istanbul, his parents got divorced and he was raised by the Armenian Orphanage in Gedikpasa, Istanbul with his 2 siblings.

He got his primary and secondary education in Armenian schools. Immediately after secondary school, he got married to Rakel, a childhood friend from the orphanage. Hrant finished the Istanbul University’s Science Faculty with a degree in zoology. Hrant served 8 months with the Turkish Naval Infantry Regiment in Denizli to satisfy his mandatory military service. He had three children with his wife.

He graduated from Zoology Department of İstanbul University’s Science Faculty. Then he continued his education at Philosophy Department of the same university’s Literature Faculty for a while.

He started to publish the Turkish-Armenian weekly newspaper AGOS on April 5, 1996 to establish a bridge of communication and understanding between the larger Turkish population and the Turkish-Armenian community which he complained was living too isolated an existence. He tried to make AGOS newspaper a democrat and oppositional voice of Turkey and also to share the injustices done to Armenian community with public opinion.

One of the major aims of the newspaper is to contribute to dialogue between Turkish and Armenian nations and also between Turkey and Armenia.

He took part in various democratic platforms and civil society organizations.

He was charged and convicted of insulting Turkishness in Turkey, charges which he denied.

News Articles:
Funeral of slain journalist in Turkey draws more than 100,000 mourners
Dink’s Murder Becomes Political Earthquake For Inner and Foreign Policy of Turkey, Armenian Intellectuals Believe…