PEKİ TÜRKLER NEREDE? 22 Mayıs 2008
Posted by Aybars in Irak, Kürtçe-Kürtçülük, PKK, Satılanlar, Truva Atları, Türk Soykırımı, Unutma!.add a comment
PEKİ TÜRKLER NEREDE?
Bugün Kürtler Kerkük’e girdi. Yabancı ülkede yabancı radyodan bunun haberini dinliyorum. Başlarında bin kadar Amerikalı “özel kuvvet” askeri varmış. Bu radyo kanalı burada aydın kesimin dinlediği kültürel ağırlıklı yayın organı. Haftalardır, hattâ birkaç aydır, buranın tüm basın-yayınında olduğu gibi gene bir tek kez bile bir “Türkmen” lâfı geçmiyor. Halbuki, biliyorsunuz, Musul, Kerkük, ve taa Bağdat’a kadar uzanan bölge en az bin yıldır tam bir Türk ülkesidir. Türkiye Türklerinin de büyük çoğunluğu Türkmen/Oğuz kökenli. Yâni ayrı bir kavimden bahsetmiyoruz: “Türkmen” demek Türk demek. Irak’ta sayıları, resmîsi iki milyon, Kerküklü Türklere göre üç milyon; Irak nüfusunun her hâlükârda %15’inden fazla. Batı’nın niyeti bozuk. Onu yıllardır biliyor, gene yıllardır her fırsatta, Balkanlardakiler olsun, Irak’taki olsun, Türkiye’nin, oralardaki Türklerin durumunu, uğradıkları haksızlıklar ve mezalimi, sürekli, uluslararası kuruluşların, dünya kamuoyunun gündemine getirmesi gerektiğini yazıyor, TV’lerde haykırıyorduk. Düşmanın yaptıklarına şaşılmaz. En başta tepki göstermemiz gereken Türkiye’nin 1938’den beri süregelen tutumu:
Yabancı radyoda haberci devam ediyor: “Kürtlerin Kerkük’e girmesi Türkiye’yi endişelendiriyor, taşyağı (neft, petrol) kaynaklarını ele geçirir, ayrı devlet olurlar; bu sefer Türkiye’deki Kürtler de bağımsızlık isterler diye”. (Gene Kerkük’teki Türk/Türkmenlerin lâfı yok.) Sonra Türkiye’nin bir üst düzey yetkilisine bağlanıyor. O da diyor ki: “Povel bize söz verdi, ‘Kürtleri Musul-Kerkük’e sokmayacağız’ diye.” [Her zaman olduğu gibi gene bizimkinin ağzından da bir tek “Türkmen” sözcüğüü çıkmıyor. Dahası, bizimkilerin dedikleri hep Batılı’nın dediğini teyit edip düşmanın ekmeğine yağ sürer mâhiyettedir. Onlar zâten özellikle 70’lerden beri Kürtler konusunda Türkiye’ye iftiralar atıp durmuyorlar mı? Sen de tutup “Kürtlerin bağımsızlığı bizi endişelendirir” deyip duruyorsun. Pes yahu! Aklınız mı eksik, Türklük bilinciniz mi? Öyle geveleyip duracağınıza, altmış yıldır “dışarıdaki Türkmenlerin, Türklerin hakları deyip duracaktın. Hâlâ dilin dönmüyorsa, demek ki…]
Derken haberci yabancı yetkiliye bağlanıyor: “Povel öyle bir şey demiş olabilir; devletimizin verdiği hiçbir resmî teminat yoktur.” [Günaydın. Resmîsi, yazılısı, vb. olsa ne yazar? “Hedef Türkiye” (Otopsi Yayınları, İst. 14. baskı 2003) kitabımıza bakın. Orada anlatmadık mı Kızılderililerden başlanarak anlaşmaların, hemen arkasından nasıl bozulduğunu, onun için de o mazlumların “Anglo çatal dille konuşur” dediğini?]
Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz gibi, haftalardır, aylardır, daha da uzun süredir, “dostumuz”un yayınladığı, ikide bir TV’lerinde gösterdiği haritalarda Türkiye’nin yarısından çoğu “Kürdistan” diye gösteriliyor. Oralarda Türkler olduğu hakkında hiçbir îmâ bile yok. Bu yaban ülkesi ahalisinin çoğu zâten kara câhil bırakılmış; TV’lerde duydukları ( ve günde 50 kere tekrarlanan) lâflara inanırlar; dünyadan haberleri yoktur. Anladık ta, peki Türk Devleti’nden niye hiçbir itiraz gelmez? Niye Atatürk’ün vefatından beri bir “Türk” lâfı edilmez. Kosova ile, Bosna ile ilgili durumda da aynı şey oldu. Kosova’da Batı, ve de Türkiye, sâdece Arnavutlardan, Sırplardan bahsetti; halbuki tarafların tümü oralardaki Türklere çullandı (oralardan gelebilenlerle hele bir konuşun). Gene Türkiye’den resmî bir gık yok; ne dışarıda, ne içeride.
Yıllardır (1970’lerden beri), Avrupa’da, Amerika’da hangi yabancıyla tanışsam bana hemen Kürtleri sorar. Hattâ bana “Sen Kürt müsün?” diye soranlar bile olmuştur. Ben de, “Türkiye’de kim Kürt, kim Türk ayırt edemezsin. Bizde öyle ayrımlar zâten yoktur” derim. Yabancı ne bilsin, Türkiye ile ilgili, veya Türkiye’den, hiç bir Türk lâfı duymuyor ki. Türkiye, Avrupa şarkıcı yarışmalarına İngilizce şarkılarla katılır; Gezim (Turizm) Bakanlığı “tanıtım” diye Türkiye “Hiristiyanlık haritaları” dağıtır. Gelen yabancı, caddelerde Türkçe mağaza adları göremez. Okullarına gidip baksa Türkçe ile çocuklara ders veren hocalar (nerdeyse) göremez. Ne düşünecek? “Herhâlde buralarda Türk kalmamış” deyip sevinmektedir.
Durumun altında yatan bir şey daha var: [Allah korusun ama…] Dünya kamuoyu Irak’ta, Balkanlarda, Kıbrıs’ta, sonra Türkiye’de Türk varlığından habersiz ise, önce kültürel, sonra fizikî soykırımlar geldiği zaman, yapılanları örtbas etmeğe de gerek kalmayacaktır. Onun hazırlığı mı yapıldı? Yapılıyor?
Ey Türk Milleti! Kimliğine, varlığına, muhteşem Türk diline, gençliğinin, Atatürk’ün deyimiyle “Millî Eğitim”ine, tarihine, dinine, Asya’dan insanlık için getirdiğin binlerce yıllık tasavvufuna, Yunus Emre’lerinin, Hacı Bektaş Veli’lerinin anısına, Selçuklu, Osmanlı, Atatürklü dedelerinin mirâsına sahip çık artık. Pısıp kaldın; sanayiinden, tarımından, halkının refahından, sonra gıdasından, nihâyet topraklarından, VATAN’ından mı vazgeçtin? Unutulduysa eşine, dostuna, temsilcilerine, her fırkadaki büyüklerine hatırlat: “Türk Devleti’nin birinci görevi, diliyle, târihiyle, sanatı ve âbideleri ile, dünyaya ışık tutmuş insanlık anlayışıyla Türk adını, varlığını korumak ve ilelebet yaşatmaktır”.
Yazan: Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
Alinti http://www.sinanoglu.net/modules.php?name=Sections&op=viewarticle&artid=41
EMPERYALİZMİN PETROL SAVAŞI VE ÜLKEMİZ!!! 22 Mayıs 2008
Posted by Aybars in AB, ABD, AKP, Atatürk, Enerji, Ermeni, Harita, Hatırla!, Irak, Kafkasya, Kapitalizm, Kerkük, Kişiler, Kürtçe-Kürtçülük, Mesih/Armegedon, PKK, Petrol, Takip et, Unutma!, Zihin yönlendirme, İngiliz, İslam.1 comment so far
Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen milletler, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.
Mustafa Kemal ATATÜRK
![]()
100 yıl önce Sultan II. Abdülhamide sunulan,
Doğu ve Güney Doğu Anadoludaki Petrol noktaları.
(Dr. Orhan Koloğlu)
Değerli arkadaşlar,
935 yalan uydurarak ve demokrasi getireceğiz vaadi ile Irak’ı ikinci kez işgal eden ABD, şu an dünya petrolunun %65 ni kontrol eder hale gelmiştir. Petrole hükmeden, dünyaya hükmeder ilkesini uygulayan emperyalistler, binlerce masum insanın canına kıymaktan kaçınmıyorlar.
Değerli arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi petrol yasası geçen yıl TBMM den geçti ve değerli Cumhur başkanımız Sezer tarafından 06.02.2007 de veto edildi. Veto gerekçesinde; Yasanın devlet hissesini düzenleyen 19’uncu maddesi, üretilen ham petrolden yüzde 2-12, doğalgazdan yüzde 3-12 arasında kademelendirilen oranlarda devlet payı alınmasını öngörüyor. Bu düzenlemeyle üretilen ürünlerdeki devlet payını düşürüyor. Dünyada birçok ülkede, yüksek olan devlet payını daha da yukarılara çekmek için uğraş verilirken, Türkiye’de bu oranın yüzde 2’ye, kimi durumlarda yüzde 1’e kadar düşürülmesi haklı bir nedene dayanmıyor. Bu nedenle, yasanın devlet payı tutarının düşürülmesine neden olacak 19’uncu maddesindeki düzenleme ulusal çıkarlar ve kamu yararı ile bağdaşmamaktadır denilmektedir.
Ülkemizin bir petrol ülkesi olmadığını zannediyorduk. Ana gövdesi, 1950 yıllarında BP tarafından hazırlanan ve ancak geçen yıl yasalaştırılmaya çalışılan Petrol yasasının, bu dönemde niçin gündeme getirildi diye merak ediyorduk. Olay yavaş yavaş aydınlanıyor!!!
Esasen dört yanı petrol yatakları ile çevrili güzel ülkemizde de petrol yatakları varmış. Bu konuda Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yönetimindeki araştırma ekibi petrol konusundaki çalışmalarını 22 Ekim 1901′de Sultan II. Abdülhamid’e sunmuşlardı. Zamanımızda da birçok araştırmacı ve gazeteci çeşitli uyarılarda bulunmuştur (Ne hikmetse, bunlardan Gazeteci Vedat Yenerer yaklaşık 10 aydır hapiste ve yargılanmayı bekliyor!!). Meğerse bu uyarılar doğruymuş ve güzel ülkemizde;
DİYARBAKIRDA PETROL BULUNDU: 4 ay önce başlatılan çalışmalar sonucu Kocaköy ilçesinde kaliteli petrol çıkarıldığı açıklandı. TPAO Batman Bölge Müdürlüğü yetklilerinden alınan bilgiye göre, Yeniköy-39 kuyusunda 2325 m den çıkarılan petrol 32 graviteli (05.07.2005- Cumhur iyet).
MAYINLI ARAZİDEN PETROL FIŞKIRIYOR: TPAO Batman Bölge Müdürlüğü, Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde Suriye sınırının sıfır noktasında mayınların temizlendiği alanlara açtığı 25 kuyudan 21’inde petrol buldu. Tel örgülerle çevrili ve kırmızı renkli ’mayın’ yazılı levhaların asıldığı ’Çamurlu’, ’Batı Kozluca’ ve ’Sınırtepe’ bölgesinde açılan kuyulardan günde 2 bin 400 varil petrol çıkıyor. (07.08.2007 – Hürriyet).
YABANCIYA KİRALANAN ARAZİDE KALİTELİ PETROL: Diyarbakırın Bismil İlçesinde 4 ay önce açılan bir petrol kuyusunda 34 graviteli petrol bulundu. İngiliz Aladdin Middle East firmasının Birmilin Doruk köyü yakınlarında 4 ay önce açtığı Arpatepe 1 kuyusundan 2400 metrede kaliteli petrol çıktı. Yabancı şirketin 14 dönümlük alanı 15000 YTL ye bir yıllığına kiraladığı açıklandı (25.04.2008- Cumhur iyet).
Değerli arkadaşlar,
TPAO nun hiç vakit kaybetmeden bu bölgelerde petrol çıkarması ve ülkemizin petrol ihtiyacını karşılması için gereken çalışmaları yapması gerekmektedir. Çünkü maliyeti 14-18 $ olan bir varil petrolün şimdilik fiyatı 125 $ oldu. Önümüzdeki dönemde de 200 $ olması bekleniyor. Petrolün fiyatını arttırmak için uluslararası emperyalizm, çeşitli bahaneler organize etmektedir. Örneğin;
NİJERYA KISTI, PETROL ÇOŞTU: Ürettiği petrolün yarıya yakınını ABD ye ihraç eden ve dünyanın 8. büyük petrol ihracatçısı Nijerya Nisan ayında azalttığı petrol üretimini, bu ay Shell firmasına ait petrol üretim bölgelerine düzenlenen saldırılar nedeniyle daha da aşağıya çekmesi petrol fiyatlarının zirve yapmasına yol açtı (10.05.2008- Cumhur iyet). Hatta emperyalist ülke haber ajanslarından BBC, haberlerinde Petrolde varil fiyatının 120 doların üstüne çıkmasının bir nedeni olarak, ülkemizin Kuzey Irağa yaptığı hava harekatını göstermektedir.
Değerli arkadaşlar,
Yazımın ekinde, ABD nin 1991 de Baba Bush döneminde yaptığı birinci Irak işgali sonunda binlerce inasanın ölmesine karşın, uluslararası petrol şirketlerinin nasıl kar ettiğini Milan üniversitesi çok güzel açıklamaktadır. Yeniden bilgilerinize sunmak istedim.
Umarım yöneticilerimiz ve danışmanları petrol konusunda ayağımıza gelen kısmeti, güzel ülkemizin ulusal çıkarları dorultusunda çözerler ve bütçe açığımızın kapanmasına katkıda bulunarak tarihe geçerler. Yani Rusya örneğinde olduğu gibi petrol ve doğalgaz gelirlerimiz ile denk bütçeye kavuşuruz.
Sevgi ve saygılarımla (21.05.2008).
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
NOT:
ABD’ nin emperyalist baskısı ile 27 Şubat 2008 de Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Vakıflar Kanunu, önceki yıl 10. Cumhurbaşkanımız Sezer tarafından 29 Kasım 2006 da veto edilmişti. Veto gerekçesinde:
1- Vakıf kurumu siyasallaştırılmaktadır.
2- Gayri Müslim cemaat vakıflarına ilişkin düzenlemeler Lozan Antlaşmasına ve ulusal birliğe aykırıdır,
3- Atamalarda ve idari para cezasına ilişkin düzenlemelerde anayasal sisteme aykırılıklar vardır.
Elektromanyetik silahlar 18 Mayıs 2007
Posted by Aybars in ABD, Afganistan, Irak, Silahlar.add a comment
Olaylara büyüteçle bakmak.
Sevgili dostlar, dün bazı arkadaşlarla oturmuş ülkenin geleceği üzerine hasbihal ederken biri bana “Tayyib Erdoğan İzmir’den milletvekili adayı olursa sakın şaşırma” dedi. Bu iddia ilk bakışta biraz komik kaçsa da olaylara büyüteçle bakmaya alışık biri olarak beynimin bir köşesine yazdım. Aslına bakarsanız olaylara perde arkası bilgisi büyüteciyle baktığınız zaman pek çok olayın aslında anlatılanlardan çok daha farklı geliştiğini rahatlıkla görebiliyorsunuz. Birkaç örnek vereyim.
Geçtiğimiz sene Irakta direnişle ünlü Felluce üçgeninde elli kadar Iraklı Amerika aleyhinde gösteri yapmaktaydı. Aniden ortaya çıkan iki Amerikan uçağı gruba doğru yaklaşmaya başladığı zaman kimse olacakları tahmin edememişti. Grubun üzerinden alçak uçuş yapan uçaklar geçer geçmez elli kişilik Iraklı grup sanki fişi çekilmiş robotlarmış gibi oldukları yere seriliverdi. Ne olduğunu anlayamayan çevredekiler yere düşenlerin yanına vardıklarında hepsinin de ölmüş olduklarını dehşet içinde fark ettiler. Uçakların geri geldiklerini görünce de yerdekileri daha fazla inceleyemeden apar topar kaçmaya başladılar. Geri gelen uçakların bu sefer birer adet yangın bombası bırakması üzerine kısa süre sonra tüm semt alev alev yanıyor ve cesetler de kömüre dönüşüyordu. Peki neler oluyordu. Olan basitti, Amerika her savaşta yaptığı gibi silah deniyordu ve denediği silah EMP adı verilen Elektro manyetik silahlardan biriydi. Bu tip silahlarla belli bir hedefe yollanan negatif enerjiler sayesinde o bölgede canlı ne varsa aniden öldürmek mümkündür. Üzerlerine yollanan enerji yüzünden aniden can veren insanların vücutlarındaki her tür bakteride öldüğü için bu tip bir silahla vurulan insanların cesetleri aylarca çürümeden kalabilirler. İşte kullanılan silahı gizlemek için hedefin üzerine yangın bombası atılmış ve cesetler yok edilmiştir. Bu tür silahların ilk örnekleri Afganistan işgali sırasında Ruslar tarafından kullanılmıştı. HIND helikopterlerine takılan EMP silahları sayesinde tamamen ortadan kaldırılan iki Afgan köyü bu yeni teknolojinin kullanıldığı ilk yerlerden biri olmuştur. Amerikalılar gibi Ruslarda silahı gizlemek için hedeflere sonradan benzin varilleri atarak köyleri tamamen yakmışlardı. EMP silahları gerçektir ve bu tip silahlara karşı önlem almayan ve aynı tür silahları geliştiremeyen ülkeler yakın gelecekte çok sıkıntı çekeceklerdir. Avrupa’nın modern silahlarına karşı mızrağına güvenen Afrikalıların başına ne geldiyse, EMP silahlarına karşı klasik top,tüfek gücüne güvenen ülkelerin başına da o gelecektir.
Gelelim kitle imha silahları konusuna biraz büyüteçle bakmaya. Amerikanın Irak işgaline bahane olarak gösterdiği kitle imha silahları aslında hiç ortada yoktu ama gerçekten var olan ve pek çok ülkeyi endişelendiren kayıp bazı kitle imha silahları bulunmaktadır. Sovyetler birliği dağıldığı zaman ortaya çıkan geçici yönetim boşluğunda pek çok ilginç olay yaşanmıştı. Bu olaylardan en önemlisi Ukrayna’da bulunan beş adet Kıtalararası SS-19 Stiletto füzesinin sırra kadem basmasıdır. Her birinde yüzlerce kiloton gücünde altı adet nükleer başlık bulunan bu füzelerin nerede ve kimlerin elinde olduğu halen belli değildir. Bunların dışında Sovyetlerin ürettiği ve bir çanta içine yerleştirilen taşınabilir nükleer bombalardan yirmi tanesi kayıptır ve bunlarında nerede olduğu daha ortaya çıkmamıştır. Şu anda dünya çapındaki istihbarat örgütlerinin en büyük korkusu bu silahların dengeleri değiştirmek isteyen çeşitli gizli güçlerin eline geçmesidir. Eğer bu silahlardan birkaçı Amerika ve Avrupa şehirlerinde patlatılır ve hedef olarak İran ya da Çin gösterilirse bir Üçüncü Dünya savaşının çıkması kaçınılmazdır. Bu kayıp silahların varlığı dünya çapındaki insanların paniğe kapılmamaları için kamuoyundan gizlenmektedirler. Düşünün, her gün yüz binlercesi çeşitli ülkelere giriş yapan ve sayılarının fazlalığı yüzünden doğru dürüst kontrol edilemeyen konteynerlerin içine saklanacak bir nükleer silah koca İstanbul’u ya da Paris’i birkaç saniye içinde yerle bir edebilir ve bu hiçte uzak bir senaryo değildir.
Olayların arka planları zaten hep insanlardan saklanmıştır. Mesela 1986 senesinde yaşı müsait olanların hatırlayacağı ve televizyonlardan herkesin seyrettiği Challenger uçak mekiği faciasını ele alalım. İnsanlara anlatılan hikaye uzaya masum bir araştırma seferi için gönderilmek istenen Challenger mekiğinin soğuk hava yüzünden bozulan parçası sebebiyle havada infilak ettiğiydi. O gün mekiğin havalanmadan önce bulunduğu uzay üssü çevresinden neden bir adet kuşun bile geçmediğini kimse sormadı, Mekiğin arızalanmasına sebep olan ani sıcaklık düşüşünü getiren soğuk hava dalgasının hiçbir hava raporunda görülmemesine rağmen bir anda nasıl ortaya çıktığına da kimse meraklanmadı. Son elli yıldır Amerikanın her roket fırlatışını uzay üssü açıklarındaki casus gemilerden izleyen Sovyetlerin o gün neden hiçbir casus gemisinin ortada olmadığını da kimse incelemedi. En önemlisi havaya uçan Challenger mekiğinin gerçek görevinin ne olduğunu ve uzaya ne tür bir uydu koyacaklarını da kimse bilmiyordu, mekiğin havaya uçtuğu gece Moskova’da ki KGB merkezinde neşe içinde kadeh kaldıranların dışında tabii. Evet, bazen gerçek dünyanın filmlerden daha heyecanlı olduğunu düşünüyorum, siz ne dersiniz. ?
Sevgilerimle
Serdar Kuru
www.serdarkuru.sobukai.com
İŞGAL ALTINDAKİ IRAK 20 Ocak 2007
Posted by Aybars in ABD, Irak, Kerkük, Kürtçe-Kürtçülük, Türk.add a comment
İŞGAL ALTINDAKİ IRAK Varlık içinde yokluk!Hazırlayan: Mehmet Ali Bolat 17.11.2006Irak’ın dünya siyasetinin kanlı bir şekilde yönlendirilmeye çalışıldığı yerlerin başında gelmesi, üç yılı aşkın bir süredir bu oyuna direnenlerin bulunması, mazlumun yaşadığı bir coğrafya oluşu ve daha bir çok hadise bizim buralara gitmemiz için önemli sebeplerdi.İHH’dan Durmuş Aydın “Hacı! Hazırlan! Irak’a gidiyorsun” dediğinde, içimi bir sevinç kaplamıştı. Daha önce hiç savaş bölgesine gitmemiştim. Benim için ilk olacaktı ve bu gidilecek yerin Irak oluşu bir değil, birkaç yönden benim için önemliydi. Dünya siyasetinin kanlı bir şekilde yönlendirilmeye çalışıldığı yerlerin başında gelmesi, üç yılı aşkın bir süredir bu oyuna direnenlerin bulunması, sayısız mazlumun yaşadığı bir coğrafya oluşu ve daha nice sebep, benim Irak’a gitmemin sevincinin kaynağıydı. Diğer taraftan, I. Dünya Savaşı’nda cepheden dönmeyen büyük dedem, Kerkük’lü bir hanımla evlenmişti. Dolayısıyla benim bir tarafım Kerkük’tü ve Irak’tı. Erbil’e ulaşıyoruzİstanbul Havalimanı’ndan Erbil’e iki saat 25 dakikada uçtuk. En arkalarda oturuyordum, yan tarafımda oturan bir ablanın ikram ettiği çikolata ile orucumu açtım. Uçaktan en son indim ve pasaport kontrolden en son çıktım. Benimle beraber gelen herkes sağa sola dağıldı. Beni karşılayacak arkadaşları göremiyordum. Uçakta bizle beraber olan Amerikalılar arabalarına biniyor, diğer yolcular kendilerini karşılayan insanlarla beraber gidiyorlardı. Ben ortada kala kaldım. Telefonum çekmiyor, beni karşılayacak arkadaşların da telefonuna ulaşılamıyordu. Çünkü arkadaşlarım Kerkük’ten geliyorlar ve Kerkük’te kullanılan Asiyacell, Erbil’de çekmiyor. Erbil’deki cep telefonu operatörü de Kerkük’te kullanılamıyor. Teknik bir eksiklik yüzünden değil bu durum. Siyasi sebeple telefonlar çalışmıyor. Talabani kontrolünün hissedildiği Süleymaniye tarafında kullanılan telefonlar, Barzani kontrolündeki kuzey bölgelerinde kullanılamıyor. Tabi Barzani’nin telefonu da Talabani bölgelerinde kullanılamıyor. Barzani-Talabani bölge kontrolü çekişmesinden dolayı telefonlar işlemiyor. Ferahlatıcı nida!..Elimde arkadaşların telefonu sağa sola soruyorum. En son Diyarbakırlı bir gençle karşılaştık ve bana havaalanının dışına çıkmam gerektiğini söyledi. Çünkü havaalanı içine girmek kolay değil ve anlaşılan arkadaşlarım da içeri giremediler. Otobüse bindim ve dışarı çıktım. Ulaştığım yer karanlık bir park alanıydı. Akşam saatleri olduğu için bana hiç tekin gelmedi. Yine beni karşılayacak arkadaşları göremiyordum. Zaten şahsen tanışmıyorduk. İsim ve telefonları yanımdaydı. En son bir taksici ile Kerkük’e gitmek üzere anlaştık. Başka çare kalmamıştı ve taksiciye güvenmek zorundaydım. Artık beni Kerkük’e veya nereye istiyorsa oraya götürecekti. Elimden geleni yapmıştım ve Allah’a tevekkül ederek taksiye yöneldim. Taksi dedimse bizdeki gibi sarı renkli ve taksimetreli falan değil. Normal bir araç ve pazarlık usulü çalışıyor. Çantamı arabaya koydum, ön kapıyı açıp ilk adımımı attım, arkadan bir ses “Mehmet bey”. Hayatımda bana hitap eden en ferahlatıcı nidalardan birisiydi. Güvenin ne demek olduğunu işte o an, iliklerimde hissettim. Ben taksiciyle konuşurken duyup gelmişler. Dostlarımın beni bulmalarına çok mutlu oldum. Ardından Kerkük’e doğru yola çıktık.Kerkük’e yolculukErbil Kerkük arası 100 km, bir saat kadar sürüyor. Yolda, Erbil çıkışı Kürt askerler, biraz ilerledikten sonra Irak ordusunun Arap askerleri ve Altınköprü’yü geçip Kerkük’e yaklaşırken Arap askerlerin kontrol noktalarından geçiyoruz. Son noktadan geçişimiz biraz güç oldu. Saat 21.10’du ve Kerkük’te 21.00–05.00 arası sokağa çıkma yasağı vardı. Yol boyu Irak’tan konuşuyoruz. Kerkük’lü birisi Erbil’de bir gece dahi kalacaksa emniyetten gidip izin almak zorunda. İzin olmadan oteller kimseyi alamaz. Emniyet izin vermezse zaten kalamaz. Yine sınırdan kitapları geçirmek çok zor oluyor diyorlar. Sınırdan döndürülenler de olmuş. Geçen yıl Vakit gazetesinden Adem Özköse kardeşimizi de sınırdan almamışlardı. Günlük hayattan notlarKerkük bakımsız. Yollar kötü. Tüm evler iki üç katlı, küçük bahçeli ve avlulu. Kerkük’ün zengin petrol kuyuları sürekli ABD’ye çalışıyor. Şehirde benzin sıkıntısı hat safhada. 1 ABD Doları 1400 Dinar civarında. Benzinin litresi, istasyonlarda 250 ile 350 Dinar arasında satılıyor. Petrol istasyonlarında kuyruk var. 20 litre benzini altı dolara yol kenarında bir çocuktan alıyoruz. 500 gramlık bir büyük ekmek veya beş küçük ekmek 250 Dinar. Bir kg süt 900 dinar. Bir YTL aşağı yukarı 1000 Dinar. 1988’de bir çuval pirinç 10 dinar iken içinde yaşadığımız 2006 yılında 10.000 dinar olmuş durumda. Aynı tarihte bir kilo şeker 6 dinar iken şu an 1500 dinar. Ambargo zamanında bir emekli maaşına ancak dört kilo un alınabiliyormuş. Kerkük’ün etrafında yeni yerleşim bölgeleri dikkat çekiyor. Bunlar bölgeye yeni getirilen Kürtlere aitmiş. Kerkük bir Türkmen şehri olduğu için gelecek yıl yapılacak referandumda ülkenin bütünlüğü için oy kullanacak. İşgal mağduru ülkeOsmanlı Devleti’nin bölgedeki hâkimiyeti I. Dünya Savaşı ile son buldu. Ülkeyi İngilizler işgal ettiler. 1921’de İngilizlere bağlı Irak devleti kuruldu. 1935’te bağımsız olan Irak , krallık sistemi ile yönetilmeye başlandı. 14 Temmuz 1958 tarihinde cumhuriyet yönetimine geçildi. 1968’de ise Baas rejimi ülke yönetimini ele geçirdi. 1979 yılına gelindiğinde Saddam Hüseyin devlet başkanı olmuştur. 1980-88 yılları arasında İran-Irak savaşı yaşanmış, hemen ardından Körfez Krizi ortaya çıkmıştır. Körfez Savaşı’ndan sonra Irak’a ambargo uygulanmıştır. Mart 2003’te de hâlâ süren ABD işgali başlamıştır.2 Türkmenleri bölme tezgahı!Kerkük’te Şaab, Şuruk, Ahat gibi beş altı kukla Türkmen partisi var. Bunlar Barzani ve Talabani tarafından kurdurulan Türkmen partileriymiş. Amerikan güdümlü guruplar bu partileri gelecek yıl yapılacak referandumda Türkmenleri bölmek için kurmuşlar. Türkmenler bunu istiyor. Oysa Amerikan yanlısı Kürt guruplar Irak’ın parçalanmasını istemekteler. Bu nedenle bölgeye Kürt nüfus yerleştirilip referandum sonucunu etkilemek ve Kerkük’ün Irak’tan ayrılacak bir Kürdistan içinde kalmasını sağlamak istenmekte. Malum olduğu üzere bağımsız bir Kürdistan’ı en çok İsrail ve ABD istemektedir.Kuzey Irak’ta bölünme arayışlarıKerkük’te Şaab (Genç), Millet, Şuruk (Doğuş), Ahat (Kardeşlik) gibi beş altı kukla Türkmen partisi var. Bunlar Barzani ve Talabani tarafından kurdurulan Türkmen partileriymiş. Amerikan güdümlü guruplar bu partileri gelecek yıl yapılacak referandumda Türkmenleri bölmek için kurmuşlar. Erbil-Dohuk bölgesinde Badinani olarak isimlendirilen Kırmanci Kürtleri yaşıyor. Bu Kürtler üzerinde Barzani etkinken, Süleymaniye bölgesinde yaşayan Sorani Kürtleri üzerinde Talabani etkinmiş. Her iki bölgede de İslami oluşumların ağırlığı hissedilmekte. Ancak İslami partilerin adları fazla duyulmuyor. Çünkü bunlar Amerika ile işbirliğine girmiyorlar. İslami oluşumlara faaliyetlerinde sıkıntı çıkarılıyor. Barzani baskıcı bir politika güderken, Talabani biraz daha yumuşak duruyor.Barzani-Talabani çekişmesiBarzani-Talabani çekişmesi yüzünden cep telefonu operatörlerinin bile bölgelere göre kullanılıp kullanılamadığından bahsetmiştim. Bu güç mücadelesi Körfez Savaşı sonrası silahlı çatışmaya dönüşmüştü. Bağdat yönetimine yasaklanan kuzey bölgelerde yaşanan bu duruma ABD, İngiltere ve Türkiye müdahale etmişti. İki gurubun ateşkesi bozmaması için de bir barış gücü oluşturulmuştu. 1995 yılında kurulan Peace Monitory Force (PMF)-Barışı İzleme Gücü, 2004 yılında feshedildi. Erbil ve Süleymaniye’de karargâhı olan PMF, büyük oranda Türkmenlerden oluşturulan ve 700 civarı askere sahip bir güçmüş. Feshedildikten sonra çok az sayıda asker yeni kurulan Irak ordusuna alınmış. Kerkük Meclisi’nde yaşanan olaylarDağıtım programımıza devam ederken Kerkük İl Meclisi’nde gerginlik yaşandığını duyduk. Irak’ı normalleştirme komisyonu üyeleri Kerkük’e gelmişler. 140. madde gereği kurulan komisyonun üyelerinden Adalet Bakanı, Kerkük valisi ile görüşmüş. Komisyonda Türkmenleri temsilen bir bayan görevlendirilmiş ancak bu atamayı Türkmenler kabul etmemekteler. Türkmen il meclis üyesi Ali Mehdi, bakanla görüşmek isteyince valinin korumalarınca engellenmiş. Elinde tuttuğu “Kerkük’e hoş geldiniz! Buradaki oldu bittilerin farkında olun.” yazılı kâğıt da korumalar tarafından yırtılmış. Mecliste Türkmenlerin sekiz temsilcisi var. İTC Gençlik Örgütü MitingiOlay 10 Ekim’de yaşanmıştı. Ertesi gün İTC Gençlik Örgütü’nün tertip ettiği ve Fatihin Torunları Derneği gibi Türkmenlerin önde gelen gençlik kuruluşlarının katıldığı büyük bir miting gerçekleştirildi. Saat 12.00’de Kerkük Ticaret Odası önünde başlayan mitingde, Irak’ın bütünlüğüne vurgu yapıldı. Daha önce dile getirdiğimiz üzere Türkmenler, Irak’ın bölünmemesini istemekteler. Oysa işgalciler Irak’ı üçe bölmeye çalışıyorlar. Kuzeyde İsrail güdümlü bir Kürt devleti, ortada ABD’ye bağımlı bir Sünni Arap devleti ve güneyde de yine ABD kontrolünde bir Şii Arap devleti. Kerkük anahtar şehirKerkük’te bir Türk konsolosluğu yok ama ABD ve İngiltere konsolosluğu var. Erbil’de konsolosluğumuz varmış fakat yaklaşık dört aydır konsolos atanmamış. Gelecek yıl yapılacak referandumla Kerkük Kürdistan’a katılıp Irak’tan koparsa bölgede yeni çatışmalar yaşanabilir. Şehre 600 bin Kürt yeni yerleşimci olarak getirilmiş ve şehrin sosyal yapısı değiştirilmiş. Şehrin etrafına yapılan 10 bini aşkın evin pencereleri bile yok. İnsanlar dışardan gelip bu evlerde oturuyor gibi görünerek seçimde oy kullanmışlar. Referandumda da böyle olma ihtimali yüksek. ABD Musul’da yaşayan 70 bin Kürt’ün Kerkük’e göç etmesini istiyor. Musul’da Kürtlerin silahları toplanmış. Buna karşın Arapların silahları duruyor. Kerkük’te ise Türklerle Arapların silahları toplanmışken, Kürtlerin silahlarına dokunulmamış. ABD, Türkmenler ve Araplarla Kürtlerin çatışmasını istiyor. Ardı ardına patlayan bombalar bunu sağlamak için. Kerkük referandumda Irak’tan ayrılma yönünde oy kullanırsa ABD’nin istediği olacak. Bu yüzden önümüzdeki dönemde Kerkük’te başka olayların yaşanma ihtimali yüksektir. Biz dağıtımları bitirip döner dönmez ardı ardına bombalı saldırılar yaşandı. Bir anda yedi ayrı patlama yaşandı. Allah bizi ırkçılıktan ve zalime emirber olmaktan korusun. Kerkük’te ve Irak’ta yaşayan tüm Müslümanları zalimlerin şerrinden muhafaza etsin. Arap, Kürt, Türkmen tüm kardeşlerimiz, bu oyuna gelmemeli ve kardeşlik hukukunu korumalıdırlar. Mena’ Tecevvel: Sokağa Çıkma YasağıArkadaşlarımda bir telaş var, sağı solu arayıp mena’ tecevvel diyorlar. Nedir mena’ tecevvel diye soruyorum. Cevap: Sokağa Çıkma Yasağı. Yukarda dile getirdiğimiz üzere geceleri sokağa çıkma yasağı var. Kerkük’te 21.00-05.00 arası sokağa çıkmak yasak. Programımız üzere dağıtımlara devam ederken sokağa çıkma yasağı ilan edildiğine dair bir haber geldi. Saat 17.30 ve 18.00 itibarıyla sokağa çıkmak yasak! Yasağın resmi adı Güvenlik Anahtarı’ymış. İnsanlar sokaklardan evlerine dönmek için büyük gayret gösteriyorlar. Zira dönemezlerse oldukları yerlerde kalmak zorundalar. Nitekim öylede oluyor, çoğu insan evine ulaşamayıp başka yerlerde kalmaya mecbur oluyor. Yasağın ne zaman biteceği de belli değil. Öğrendiğimize göre ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, bölgede olduğu için sokağa çıkmak yasakmış. Sürekli helikopterler dolaşıyor. Evler Irak polisince aranıyor. Bir buçuk günlük ev hapsinden sonra yasak kalkıyor ve insanlar hayatlarına devam ediyorlar. Ben de sokağa çıkma yasağının ne demek olduğunu yaşayarak öğreniyorum.El-Mukavame: Direniş Kerkük’e vardığımızda ilk ziyaret ettiğimiz kardeş kuruluşumuzun camları yerlerdeydi. Biz varmadan iki gün önce çok yakında patlayan bombanın etkisi ile çevredeki binalar hasar görmüştü. Döndükten hemen sonra, tam yedi patlama birden oldu. Sonra yine patlama haberleri gelmeye devam etti. Bu tür patlamalar ülkenin çeşitli bölgelerinde sık sık yaşanıyor. Kimin yaptığını sorduğumuzda “el-Mukavame ” cevabını alıyoruz. Yani Direniş. Ülkede kaldığımız süre boyunca bu tür olayların tamamının müsebbibi olarak el-Mukavame gösterildi. Halk, üniformalı olmayan tüm silahlı guruplara “el-Mukavame” adını veriyor. Her tür eylem, patlama, çatışma el-Mukavame’den biliniyor. Peki, nedir bu el-Mukavame? Kaç guruptur? Neleri hedefliyor? Irak Türkmen CephesiIrak’ta Türkmenlerin yaşadığı bölgeler, kuzeyden güneye doğru Telafer, Musul, Erbil, Altınköprü, Kerkük, Dakuk, Tazehurmatu, Kifri (Salahiye), Hamekin ve Bedre. Türkmenlerin Irak’taki temsilini üstlenen Irak Türkmen Cephesi (İTC) 7 Ekim 1997 kurulmuş. Saadettin Ergeç’in başkanı olduğu cephe içinde Türkmen Milli Partisi (Başkanı Cemal Şanlı), Adalet Partisi (Başkanı Enver Bayraktar), Bağımsızlar Hareketi (Başkanı Kenan Üzeyir Ağalı) ve Türkmen İslami Hareketi (Şii-Başkanı Sami Dönmez) bulunmakta. Bir önceki cephe başkanı Dr. Faruk Abdurrahman’ın başkanı olduğu Karar Partisi ise İTC dışında yer almaktadır.4 İslâm kardeşliği yeniden tesis edilmeli!Kerkük’ün önemli yerlerini geziyoruz. Beni en çok etkileyen ise Necip Tekkesi ve Kerkük Kalesi. Tekkeye ve kaleye bizi götüren Seyyit, yolda Araplarla, Türklerle ve Kürtlerle kendi dilleriyle selamlaşıyor ve hal hatır soruyordu. İslâm kardeşliği bu işte. Irak’ın ve tüm İslam âlemi’nin ihtiyacı olan, bu kardeşliktir. Gerisi boş laf!Numan Bin Sabit Erkek İmam Hatip Lisesi’nin servis aracı olan yarım otobüsü, Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Osman Yumakoğulları hediye etmiş. Derneğin destekleyip öncülük ettiği bir diğer kuruluş olarak Musalla Spor Kulübü’nü gösterebiliriz. Kulüp futbol, karate, tekvando ve masa tenisi spor dallarında faaliyet yapmaktadır.TRD ve MESDERİHH’nın Irak’ta beraber çalıştığı kurumlardan Dayanışma ve Kalkınma Derneği (TRD) ile kumanya dağıtımları gerçekleştirdik. 114’ü engellilere olmak üzere 230 erzak paketi ve bayramlık giysiler dağıtıldı. Derneğin Abdullah Bin Mübarek Merkezi adında bir eğitim çalışması var. Beş sınıfta toplam 115 öğrenci eğitim-öğretim görmekte. Öğrencilerin aileleri de unutulmamış. Haftada bir gün öğrencilerin annelerine seminer verilmekteymiş. Çocuklarıyla beraber anneler, seminere şevkle gelmekte diyorlar. Derneğin yetimlere yönelik özel bir çalışması var. Proje kapsamında seçilen yetimlerin eğitimleri için gereken tüm masraflar dernek tarafından yüklenilmekte. Bir yetimin aylık masrafı 25–30 Dolar. Beraber çalıştığımız kurumlardan bir diğeri de MESDER. Kadınlar Derneği olarak ta bilinen bu kuruluş, daha çok bayan mağdurlarla ilgileniyor. Dullara yardım ve bayanlara yönelik eğitim faaliyetleri aralıksız sürmekteymiş.Hayır CemiyetiHayır Cemiyeti doktorlar tarafından kurulmuş ve sağlık alanında çalışmalar yapıyor. El-Razi adında Arapça-İngilizce bir tıp dergisi çıkarıyorlar. İHH’nın Gezici Hastanesi, Hayır Cemiyeti bünyesinde faaliyet göstermekte. Gezici Hastane, köylere ve şehirlerin kenar mahallelerine giderek hizmet veriyor. Günde 250 hasta muayene ediliyor. Kerkük’te İHH’nın destek verdiği bir hastane inşaatı devam ediyor. Şu ana kadar İHH vasıtasıyla ülkeye, bir buçuk milyon dolar değerinde ilaç yardımı yapılmış durumdadır. Yine bölgeye rontgen cihazı ve ambulans gönderilmiştir.Fatihin Torunları DerneğiGenç her yerde gençtir. Fatihin Torunları Derneği tamamen gençlerin kurup yönettiği, heyecanlı kardeşlerimizin görev aldığı tam bir “delikanlı” oluşumudur. Türkiye’deki kapatılan Milli Gençlik Vakfı (MGV) ne ise; faaliyetlerine aralıksız devam eden Anadolu Gençlik Derneği (AGD) ne ise TFT’ de odur. Aynı heyecan ve ruh. Gençlerle yapılan toplantılar, çıkarılan dergiler, seminerler, eğitim faaliyetleri ve kutlama organizasyonları gibi çalışmaları görünce ben de heyecanlandım. Kalem adındaki dergilerinin sekizinci sayısını çıkaran TFT yöneticileri ile iki defa oturup uzun uzun konuştuk. Hepsi de 20’li yaşlarda olan bu delikanlılar geleceğin Irak’ını şekillendirecek insanlar. Sadece Irak değil, dünyayı şekillendirecek olan insanlar. TFT’nin amacı, geleceğin nesillerini yetiştirmektir. Fikir alış-verişi yaptığımız bu gençlerden ayrılmak bana çok zor geldi. Gözleri ışıl ışıl parlayan kardeşlerim, Türkiyeli yaşıtlarına selam söylediler.Sıcaklık 39 dereceİstanbul’da serin bir havada oruç tutarken, Irak’ta 39 derece sıcaklıkta susuzluktan kavruluyorsunuz. Dudaklarım çatlıyor. Hayatında hiç bu kadar sıcakta oruç tutmamış biri olarak zorlanıyorum. Yaşım itibariyle Türkiye’de yaz aylarında hiç oruç tutmadım, hep kışın serinliğinde susamadan, aslında pek de acıkmadan iftar etmiştim. Irak’ta sıcağın altında, kumanya dağıtımı oldukça yorucu gerçekleşti. Özellikle susuzluk insanı yıpratıyor. Evlerde klimalar ve pervaneler sürekli çalışıyor. Tavanda asılı pervanenin adı Pakta. Müberrride denen kocaman serinleticiler de pencerelerden içeri sürekli serin hava üflemekte.Necip Tekkesi ve Kerkük KalesiHep iş yapacak değiliz ya. Fırsat buldukça tarihi yerleri ziyaret etmeye çalışıyoruz. Molla Hüsameddin Tekkesi, Bahaddin Camii, Avçu Camii, Korya Pazarı, Kayseri Pazarı (evet evet yanlış değil Kayseri Pazarı) ve Hayyilaskeri Semti gibi Kerkük’ün önemli yerlerini geziyoruz. Beni en çok etkileyen ise Necip Tekkesi ve Kerkük Kalesi. Tekkeye ve kaleye bizi götüren Seyyit, yolda Araplarla, Türklerle ve Kürtlerle kendi dilleriyle selamlaşıyor ve hal hatır soruyordu. Tüm insanların saygı ve sevgisi aynıydı. İşte! dedim. Irak’ı tek parça tutacak olan bu kardeşliktir! Şiilerle Sünniler çarpışıyormuş, Araplarla Kürtlerin arasında gerginlik varmış, Türkmenlerle Kürtler bir birlerine yan bakıyormuş. Bıktım bu güdümlü lafları duymaktan. Planlanmış, maksatlı lafları işitmek bana ağır geliyor. Yöneticilerin Amerikancı ağız takınmaları sinirlerimi bozuyor. Bakın! Gördünüz! Bir adam yürüyor ve sizin yıllarca planladığınız ve büyüttüğünüz nefret ağaçlarını kökünden kurutuyor. İslam kardeşliği bu işte. Irak’ın ve tüm İslam Âlemi’nin ihtiyacı olan, bu kardeşliktir. Gerisi boş laf!Zulüm zulümdürSaddam’ın zulümlerinden birine şahit oluyoruz. Yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Saddam, az zalim değilmiş. Tabiî ki zalimlikte onun ağababası olan ABD’nin eline su bile dökemez. Ama Kerkük Kalesi ile Necip Tekkesi’nin halini görünce, Saddam’a bir kez daha kızıyorum. 1992’ye kadar kalede insanlar yüzyıllardır süren biçimi ile yaşamlarına devam ediyorlarmış. Şehrin en yüksek noktasında yer alan ve asıl tarihi Kerkük olan kalede, eski komutanların evleri, Danyal (as) ile Üzeyir (as) peygamberin makamları, Osmanlı mezarlığı ve çok sayıda tarihi camii yer alıyor. Saddam, bu tarihte kaleyi; içinde bulunan yüzlerce evi ve camilerle beraber yıktırmış. Sebep şehrin Türkmen dokusunu bozup Araplaştırmakmış. Bir nebze göç yaşanmış ve şehirde ahlaki yapı bozulmuş. Çünkü getirilenler özenle seçilen ahlaksız ailelermiş. Köpeklere terk edilen hazinelerGirmenin yasak olduğu yıkıntıları geziyoruz. Etrafımızı köpekler sarıyor. Tarihi Kerkük onlara terkedilmiş çünkü. O güzelim camiler virane olmuş. İçinde itler yatıyor. İçimden, Allah’ın mescitlerini yıkandan daha zalim kim olabilir diye geçiriyorum. Hemen cevap veriyorum: Yıktıran. Irak’ı işgal eden ve Osmanlı’dan ayıran İngiltere, onun kukla yönetimleri, ardından ABD ve onun yandaşları daha zalimdir. Şimdi de Ümmeti Muhammede maddi ve manevi anlamda kan kusturanlar, en zalimlerdir. İşgal sonrası en çok medya büyüdüİşgal sonrası, çok sayıda yeni televizyon ve radyo yayına başlamış durumda. Gazete ve dergilerin sayısında da artış var. el-Irakiye devletin kanalı ve uydu dışında yerel yayın yapıyor. Çatılarda uydular boy gösteriyor. Özel kanallar ve uydu kullanımı alabildiğine çoğalmış. el-Şarkiyye, uydu yayını yapan televizyon kanallarından biri ve İyad Allavi’ye bağlı. Irak Türkmen Cephesi’ne bağlı Türkmeneli 1 ve 2 olmak üzere iki tane de Türkmen televizyonu var. el-Irakiye devletin radyosu. Sümer FM gibi üç yıldır yayın yapan çok sayıda radyo var. Gazeteler ve dergiler Ülkede 250’den fazla gazete çıktığı söyleniyor. Gazetelerden bazılarının isimlerini verelim. el-Sabah devlet gazetesi, el-Bağdat, el-Bağdadiye (Mısır), el-Furat(Şii Arap), Rafideyn(Hıristiyan), Mezopotamya (Hıristiyan), Kürdistan, Puk (Kürt), el-Sabah, el-Şarkilavsat (İngiltere), Zaman (İngiltere), el-Aryaf, el-Fiessal, el-Taahi (Barzani), el-İttihad (Talabani), Türkmeneli (Irak Türkmen Cephesi), el-Tercüman (Adalet Partisi-Türkmen), Darüsselam (Sünni Arap), Sadul Hakika (Türkmen), Delil (Türkmen), el-Eslah (Sünni Arap) gibilerinin dışında, daha burada ismini zikredemediğimiz çok sayıda gazete var. Dergilerden bazıları ise şunlar: Elifba, Hizbilislami (Sünni Arap), Zehrail Irak (Türkmen), Yurt (Türkmen), el-Razi (tıp dergisi-Türkmen), Kalem (Türkmen). İnternet kullanımı da yaygınlaşıyor. “Irakwoys”da çet yapanların sayısının arttığı söyleniyor.DönüşBuradaki faaliyetlerimizin sona ermesiyle birlikte Türkiye’ye dönüyordum, ama aklım gerilerde kaldı. Rabbimiz Iraklı kardeşlerimize sabır versin. Bir an evvel işgal bitsin ve Irak güzel günler yaşasın. Program boyunca yardımlarını gördüğüm tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. Allah onlardan razı olsun. Türkiye’den Irak’a selam götürmüştüm. Şimdi de Irak’tan Türkiye’ye selam getirdim. Iraklı kardeşlerimizin selamı var. Türkiye, tarihi ile barışmalıOsmanlı mezarlığını geziyoruz. Aklıma Çanakkale geliyor. Anzakların bakımlı mezarları ile bizim virane mezarlığımızı ister istemez kıyaslıyorum. Koca koca, gösterişli mezarlıklar yapalım demiyorum. Mevcut mezarların güzelim hat sanatlı kitabelerini koruyalım diyorum. Mezar taşları viran olmasın diyorum. Bu kadarını da devletimizin yapması gerek diye düşünüyorum. Dostlarım defalarca Türkiye Büyükelçiliği’ne durumu bildirdiklerini söylüyorlar. İçimden, büyükelçiliklerde küçük elçiler varsa ben ne yapayım diyorum. Dışımdan, Türkiye tarihine sırt çevirmişse siz ne yapabilirsiniz? diyorum. Dönüp geliyoruz. —BİTTİ—