“Türkiye, 1992′de teslim aldığı PKK’lılara silah karşılığı para verdi” 22 Aralık 2008
Posted by Aybars in Kerkük, Kürtçe-Kürtçülük, Ordu, PKK.add a comment
Haber kodu: 2112029 – 2112030 – 2112031
Kuzey Iraklı gazeteci Rebwar Kerim, CİHAN’a özel açıklamalarda bulundu
ERBİL (CİHAN) – Terör örgütü PKK’yla mücadele esnasında, 1992 sonunda örgüt üyelerinin silahlarıyla teslim olmasına rağmen serbest bırakılması iddiasını ortaya atan Kuzey Iraklı gazeteci Rebwar Kerim, CİHAN’a özel açıklamalarda bulundu. Hewler Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kerim, 1992 sonunda silahlarıyla teslim olan bin 500 civarında PKK’lının teslim ettiği silahlar karşılığında Türkiye’nin para ödediğini iddia etti.
Rebwar Kerim, Türk askerlerinin koordinasyonuyla oluşturulan komisyon aracılığıyla silahları teslim alan KDP ve KYB’li yetkililerin silah başına 80 Frank ödediğini öne sürdü.
O dönemde maddi açıdan Türkiye’ye bağlı olan ve para, gıda ve malzeme yardımı alan KDP ile KYB’nin bu parayı kendi başlarına verme güçlerinin olmadığını söyleyen Kerim, “Kürt gruplara her türlü maddi yardım Türkiye’den geliyordu. Hatta insanlar Türkiye, PKK ile mücadele edenlere maddi destek verdiği için savaşmaya geliyordu. Teslim alınan silahlara karşılık verilen paranın adresi de Türkiye idi.” şeklinde konuştu.
Kerim, “PKK’lıların zaten teslim olmuştu ve alınan silahlar için para ödenmesinin ne gereği veya anlamı vardı?” şeklindeki soruya cevaben de PKK ile bu konuda yapılan anlaşmayı dile getirdi. O dönemde Haftanin ve Zap kamplarının tamamen çökertildiğini Hakurk kampının ise büyük ölçüde etkisiz hale getirildiğini anlatan Kerim, bölgede PKK’nın komutanlığını yapan Osman Öcalan’ın da beraberindekilerle beraber teslim olduğunu söyledi.
Öcalan’ın hâlâ canlı şahit olarak yaşadığını kaydeden Rebwar Kerim, silahlarını teslim etmesi karşılığında örgüte ödenen parayla ilgili olarak da örgüt yöneticilerinin “PKK’nın şanı için bu işe teslim olmak değil, ateşkes diyelim.” dediklerini aktardı. Iraklı gazeteci, bu işin sonunda teslim edilen silahların her birisi için 80 Frank ödenmesinin de bunun üzerine olduğunu kaydetti.
BU İDDİA NEDEN ŞİMDİ GÜNDEME GELDİ?
Rebwar Kerim, aradan geçen 16 yıldan sonra bu iddiayı neden gündeme getirdiği sorusuna karşılık ise PKK ile mücadelede şu anda Kürt yönetimi üzerine yapılan baskıların samimiyetini sorguladığını söyledi.
Türkiye’nin 1984′ten bu yana PKK terörüyle mücadele ettiğini hatırlatan Kerim, KDP ve KYB’nin Türkiye ile birlikte yaptığı mücadele sonunda 1992 sonunda örgütün bitme noktasına geldiğini; ama teslim olan bin 500 kadar örgüt üyesinin İran-Irak sınırının sıfır noktasındaki Zale kampına götürülerek bunlara bir şey yapılmadığına dikkat çekti.
Bir buçuk yıl kadar Türk askeriyle koordineli olarak Peşmergelerin kampa giriş-çıkışı kontrol ettiğini belirten Kerim, “Bir seneden fazla bir süre sonra Peşmerge güçleri kampın etrafından ayrıldı. O zamanlarda Kürt yetkililer hemen her saat Türk askeriyle görüşüyordu. Peşmergenin geri çekilmesinden kısa bir süre sonra Türk savaş uçakları kampı bombaladı. Bombalamadan önce PKK’lıların büyük kısmı İran, Suriye ve Türkiye’ye geçti. Bir kısmı da Irak’ta sivil hayata girdi. Kamp, kalanlarla birlikte tamamen örgütün kontrolüne geçti. Türk jetlerinin bombalaması sonucu 150 kadar örgüt üyesi öldü.” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE’DE BAZI GÜÇLER BU SAVAŞTAN PARA VE RANT KAZANIYOR”
On altı yıl önce Türkiye ile birlikte PKK’nın ortadan kaldırılmasına büyük destek verdiklerini vurgulayan Kerim, şimdi de Türkiye’de bazı kesimlerin Kürt yönetimi üzerine PKK ile mücadele baskısı yaptığına dikkat çekiyor. Örgüte en güçlü zamanında beraberce büyük darbe vurulmasına karşın yaşananların ortada olduğunu söyleyen Kerim, “Aradan yıllar geçti ve şimdi benzeri bir ortak operasyon yapılsa 16 sene önce yapılan şeyin tekrarlanmayacağı garanti edilebilecek mi?” diye sordu.
Türkiye’nin şu anda Barzani ve Talabani’den örgüte karşı silahlı mücadele için bir talep seslendirmediğini ifade eden Kerim, “Türkiye’de bazı güçler ve insanlar bu savaştan para ve rant kazanıyor. Hatta bunun üzerinden politika yapıyor, varoluşlarını bunun üzerinden sağlıyor ve PKK’nın ortadan kaldırılmasını istemiyorlar.” diyerek çözümün yüzde 80 oranında Türkiye’nin kendi içinde olduğunu iddia etti.
Rebwar Kerim, Türkiye’de yıllardır 3-4 bin civarında dağdaki PKK’lıdan bahsedildiğini ve bu sayının hemen hiç değişmediğine dikkat çekti. “On beş yıl önce de bu rakam vardı şimdi de dağdaki örgüt üyesi sayısının 4 bin olduğu söyleniyor.” diyen Kerim, Türkiye’nin kendi içindeki baskı ve kötü politikaları neden olarak gösterdi. Öte yandan örgüte yakın bazı kesimlerin de Türkiye’nin bu yanlışa devam etmesi uğraştığını kaydeden Kerim, sonuç olarak dağdaki sayının da bundan beslendiğini savundu.
“BARZANİ, DTP’LİLERE NE MESAJ VERDİ?”
Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) geçen hafta Barzani ile görüşmesinin sonrasında yüzeysel açıklamalar yapılmış ve ne konuşulduğu kamuoyuna yansımamıştı.
Rebwar Kerim, Barzani’nin heyeti kendi evinde ağırladığını ve bunun da ziyaretin resmi bir program olmadığına dair bir işaret olduğunu söyledi. “DTP resmi olarak Ankara – Erbil ilişkilerinin gelişmesinden memnun olduğunu söylese de aslında bundan endişe duyuyor.” diyen Kerim, DTP’nin Ankara’nın Erbil’le diyalog yerine sert politika izlemesinin kendilerine sempati ve oy olarak geri döneceğini hesapladığına inandığını kaydetti.
Türkiye’nin diyalogu geliştirmesiyle, DTP’nin “Türklerin Kürtlere düşman olduğu sloganının” çürüdüğünü savunan Kerim, resmi bir açıklama yapılmasa da kendisine bilgilere göre, Barzani’nin DTP heyetine “Türkiye büyük bir reform ve değişim yaşıyor. Bu değişime uyun. En azından taş koyup engellemeyin” mesajını verdiğini dile getirdi.
“KÜRDİSTAN DEVLETİ OLURSA BU TÜRKİYE’NİN BİR PARÇASI OLUR”
Abdullah Gül’ün El Şarkiyye Televizyonu’nda Irak’la ilgili yaptığı açıklamaların tarihi önem taşıdığını söyleyen Kerim, Erbil’in en çok satan kendi gazetesinin pazar günkü nüshasında bunu manşete taşıyacaklarını söyledi. “Gül’ün açıklaması Türkiye’nin Irak’a bakışı için bir devrimdir. Türkiye’nin artık müdahaleciliği değil ağabeyliği söz konusudur.” diyen Kerim Türkiye’nin varisi olduğu Osmanlı’nın tarihi uzlaştırıcı ve çözüm üretici rolüne soyunması gerektiğini belirtti.
Türkiye’de bazı kesimlerin sürekli “Kürt yönetimi bağımsız bir Kürdistan Devleti kurma hayali peşinde” şeklindeki iddialarına çarpıcı bir cevap verdi.
Bağımsızlığın her milletin hakkı olduğunu, Kürtlerin bu şekilde bir hayali olduğunu kabul eden Kerim, “Bağımsız bir devlet istemekle onu kurmak çok farklı. Filistinlilere alın devlet olun dediler. Yıllardır mücadele ediyorlar, durumları ortada.” diyerek reel politikaya dikkat çekti.
Kendisini çevreleyen Türkiye, İran, Suriye ve Arap dünyasının varlığı ortadayken Kürtlerin bağımsız bir devlet kuramayacağını düşünen Kerim, “Türkiye bir devlet; korkusu ne ve neden? Bir gün Kürt yönetimi Irak’tan ayrılacak olursa Kürt halkının tercihi kesinlikle Türkiye’ye katılmak yönünde olacaktır. Bunu siz de sokaktaki vatandaştan öğrenebilirsiniz.” dedi.
EMPERYALİZMİN PETROL SAVAŞI VE ÜLKEMİZ!!! 22 Mayıs 2008
Posted by Aybars in AB, ABD, AKP, Atatürk, Enerji, Ermeni, Harita, Hatırla!, Irak, Kafkasya, Kapitalizm, Kerkük, Kişiler, Kürtçe-Kürtçülük, Mesih/Armegedon, PKK, Petrol, Takip et, Unutma!, Zihin yönlendirme, İngiliz, İslam.1 comment so far
Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen milletler, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.
Mustafa Kemal ATATÜRK
![]()
100 yıl önce Sultan II. Abdülhamide sunulan,
Doğu ve Güney Doğu Anadoludaki Petrol noktaları.
(Dr. Orhan Koloğlu)
Değerli arkadaşlar,
935 yalan uydurarak ve demokrasi getireceğiz vaadi ile Irak’ı ikinci kez işgal eden ABD, şu an dünya petrolunun %65 ni kontrol eder hale gelmiştir. Petrole hükmeden, dünyaya hükmeder ilkesini uygulayan emperyalistler, binlerce masum insanın canına kıymaktan kaçınmıyorlar.
Değerli arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi petrol yasası geçen yıl TBMM den geçti ve değerli Cumhur başkanımız Sezer tarafından 06.02.2007 de veto edildi. Veto gerekçesinde; Yasanın devlet hissesini düzenleyen 19’uncu maddesi, üretilen ham petrolden yüzde 2-12, doğalgazdan yüzde 3-12 arasında kademelendirilen oranlarda devlet payı alınmasını öngörüyor. Bu düzenlemeyle üretilen ürünlerdeki devlet payını düşürüyor. Dünyada birçok ülkede, yüksek olan devlet payını daha da yukarılara çekmek için uğraş verilirken, Türkiye’de bu oranın yüzde 2’ye, kimi durumlarda yüzde 1’e kadar düşürülmesi haklı bir nedene dayanmıyor. Bu nedenle, yasanın devlet payı tutarının düşürülmesine neden olacak 19’uncu maddesindeki düzenleme ulusal çıkarlar ve kamu yararı ile bağdaşmamaktadır denilmektedir.
Ülkemizin bir petrol ülkesi olmadığını zannediyorduk. Ana gövdesi, 1950 yıllarında BP tarafından hazırlanan ve ancak geçen yıl yasalaştırılmaya çalışılan Petrol yasasının, bu dönemde niçin gündeme getirildi diye merak ediyorduk. Olay yavaş yavaş aydınlanıyor!!!
Esasen dört yanı petrol yatakları ile çevrili güzel ülkemizde de petrol yatakları varmış. Bu konuda Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yönetimindeki araştırma ekibi petrol konusundaki çalışmalarını 22 Ekim 1901′de Sultan II. Abdülhamid’e sunmuşlardı. Zamanımızda da birçok araştırmacı ve gazeteci çeşitli uyarılarda bulunmuştur (Ne hikmetse, bunlardan Gazeteci Vedat Yenerer yaklaşık 10 aydır hapiste ve yargılanmayı bekliyor!!). Meğerse bu uyarılar doğruymuş ve güzel ülkemizde;
DİYARBAKIRDA PETROL BULUNDU: 4 ay önce başlatılan çalışmalar sonucu Kocaköy ilçesinde kaliteli petrol çıkarıldığı açıklandı. TPAO Batman Bölge Müdürlüğü yetklilerinden alınan bilgiye göre, Yeniköy-39 kuyusunda 2325 m den çıkarılan petrol 32 graviteli (05.07.2005- Cumhur iyet).
MAYINLI ARAZİDEN PETROL FIŞKIRIYOR: TPAO Batman Bölge Müdürlüğü, Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde Suriye sınırının sıfır noktasında mayınların temizlendiği alanlara açtığı 25 kuyudan 21’inde petrol buldu. Tel örgülerle çevrili ve kırmızı renkli ’mayın’ yazılı levhaların asıldığı ’Çamurlu’, ’Batı Kozluca’ ve ’Sınırtepe’ bölgesinde açılan kuyulardan günde 2 bin 400 varil petrol çıkıyor. (07.08.2007 – Hürriyet).
YABANCIYA KİRALANAN ARAZİDE KALİTELİ PETROL: Diyarbakırın Bismil İlçesinde 4 ay önce açılan bir petrol kuyusunda 34 graviteli petrol bulundu. İngiliz Aladdin Middle East firmasının Birmilin Doruk köyü yakınlarında 4 ay önce açtığı Arpatepe 1 kuyusundan 2400 metrede kaliteli petrol çıktı. Yabancı şirketin 14 dönümlük alanı 15000 YTL ye bir yıllığına kiraladığı açıklandı (25.04.2008- Cumhur iyet).
Değerli arkadaşlar,
TPAO nun hiç vakit kaybetmeden bu bölgelerde petrol çıkarması ve ülkemizin petrol ihtiyacını karşılması için gereken çalışmaları yapması gerekmektedir. Çünkü maliyeti 14-18 $ olan bir varil petrolün şimdilik fiyatı 125 $ oldu. Önümüzdeki dönemde de 200 $ olması bekleniyor. Petrolün fiyatını arttırmak için uluslararası emperyalizm, çeşitli bahaneler organize etmektedir. Örneğin;
NİJERYA KISTI, PETROL ÇOŞTU: Ürettiği petrolün yarıya yakınını ABD ye ihraç eden ve dünyanın 8. büyük petrol ihracatçısı Nijerya Nisan ayında azalttığı petrol üretimini, bu ay Shell firmasına ait petrol üretim bölgelerine düzenlenen saldırılar nedeniyle daha da aşağıya çekmesi petrol fiyatlarının zirve yapmasına yol açtı (10.05.2008- Cumhur iyet). Hatta emperyalist ülke haber ajanslarından BBC, haberlerinde Petrolde varil fiyatının 120 doların üstüne çıkmasının bir nedeni olarak, ülkemizin Kuzey Irağa yaptığı hava harekatını göstermektedir.
Değerli arkadaşlar,
Yazımın ekinde, ABD nin 1991 de Baba Bush döneminde yaptığı birinci Irak işgali sonunda binlerce inasanın ölmesine karşın, uluslararası petrol şirketlerinin nasıl kar ettiğini Milan üniversitesi çok güzel açıklamaktadır. Yeniden bilgilerinize sunmak istedim.
Umarım yöneticilerimiz ve danışmanları petrol konusunda ayağımıza gelen kısmeti, güzel ülkemizin ulusal çıkarları dorultusunda çözerler ve bütçe açığımızın kapanmasına katkıda bulunarak tarihe geçerler. Yani Rusya örneğinde olduğu gibi petrol ve doğalgaz gelirlerimiz ile denk bütçeye kavuşuruz.
Sevgi ve saygılarımla (21.05.2008).
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
NOT:
ABD’ nin emperyalist baskısı ile 27 Şubat 2008 de Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Vakıflar Kanunu, önceki yıl 10. Cumhurbaşkanımız Sezer tarafından 29 Kasım 2006 da veto edilmişti. Veto gerekçesinde:
1- Vakıf kurumu siyasallaştırılmaktadır.
2- Gayri Müslim cemaat vakıflarına ilişkin düzenlemeler Lozan Antlaşmasına ve ulusal birliğe aykırıdır,
3- Atamalarda ve idari para cezasına ilişkin düzenlemelerde anayasal sisteme aykırılıklar vardır.
POST MODERN SOYKIRIM 6 Mart 2007
Posted by Aybars in AB, ABD, Almanya, Ermeni, Hocalı, Kerkük, Soykırım, Türk Soykırımı, Vatikan, Yahudi, Yunan.1 comment so far
POST MODERN SOYKIRIM
> >Felluce’de 1500 sivilin sokaklarda öldürülüp çürümeye terkedildigi, cesetlerin köpekler tarafindan yenilmeye baslandigi ve 250 bin kisinin bölgeden sürüldügü belirtilen raporda “Felluce
katliami Post Modern Soykirimdir” denildi.
> >Fransizlar’in Cezayir’de 1830 ile 1962 arasinda 1 milyon Cezayirliyi öldürdükleri, Cezayirlilere sistematik bir biçimde soykirim uyguladiklari belirtilen raporda, bu ülkenin sürekli olarak sözde
Ermeni Soykirimini tanimasi için Türkiye’ye baski yaptigi >hatirlatildi.
> >Fransiz, Ingiliz ve Almanlar basta olmak üzere bütün AB ülkelerinin Felluce soykirimi karsisinda kayitsiz kaldiklari ifade edilen raporda, Birlesmis Milletler de kendi soykirim tanimina giren insanlik
>suçlarina karsi ses çikarmamakla suçlandi. Raporda, soykirim suçlarina iliskin su örneklere yer verildi:
> >
> >ISPANYOL VE AMERIKALILARIN YERLI KIZILDERILILERE UYGULADIGI SOYKIRIM: 1492 yilinda Kristof Kolomb’un ayak bastiginda nüfusu 8 milyon olan Arawaks yerlilerinin sayisi 22 yil içerisinde 28 bine indi.
> >
> >NORVEÇLILERIN TATERLERE (GÖÇER) UYGULADIGI SOYKIRIM:
> >Norveçliler 1920-30′larda çikardiklari yasalarla Nordik irk’in >ariligini korumak için etnik grup Tater (Göçerler) kizlarini zorla kisirlastirdilar. Norveç toplumu ne kadar Tater’i isirlastirsa o kadar
kendi irkini koruduguna inaniyordu. Kisirlastirma yoluyla >ehlilestirilemeyen Taterler üzerinde insülin ve
elektrosok yöntemleri uygulanildi.
> >
> >INGILIZLERIN AVUSTRALYALI YERLILERE UYGULADIGI SOYKIRIM
> >Ingiltere Kralligi 1788-1938 tarihleri arasinda sömürge amaciyla gittikleri Avustralya’da yerlesik yerli halk: Aborjinleri sistematik olarak yok ettiler. Ingilizler aralarina salgin hastalik yaydigi bununla da yetinmeyip yemeklerine zehir katarak yoketmeye çalistigi 750 bin siyah derili aborjinden geriye sadece 31 bin kisi sag kalabildi.
> >
> >ALMANLARIN BATI AFRIKA’DA NAMIBYALILARA UYGULADIGI SOYKIRIM
> >Almanlar 1891 yilinda hammadde ve isgücü ihtiyaçlarini karsilamak amaciyla Güney Bati Afrika (Namibya)’ya sömürge kurmak amaciyla ciktilar. Bölgedeki çok zengin altin ve zümrüt madenlerini ele geçirmenin yolunun yerel Herero ve Nama halklarini yok etmek olduguna
karar veren Almanlar harekete geçti.Bu emir üzerine adanin yerlileri Herero ve Namalar üzerine taaruz eden Alman askerleri yasli, kadin, çocuk dinlemeden herkesi katlettiler. Katliamdan kurtulanlar iskenceyle öldürüldü. Yaklasik 132 bin yerliden geriye 15 bini sag kalabildi.
> >
> >ALMANLARIN YAHUDI VE ÇINGENELERE UYGULADIGI SOYKIRIM
> >Almanlar 1933-45 yillari arasinda Büyük Alman Imparatorlugu’nu kurmak ve mükemmel Alman irkini yaratmak hedefiyle diger milletlerden veya etnik gruplardan 21 milyon insani topluca kursuna dizerek, toplama kamplarinda firinlarda yakarak, gaz odalarinda zehirleyerek soykirima ugrattilar. Alman yönetimi öncelikle kendilerinden olmadigina inandigi bütün irklari tespit edip harflerle siniflandirdi. Bu kampanya
>uyarinca Çingenelerin yüzde 94′ü kisirlastirdi.
ikinci hedef grup olarak Yahudiler seçildi. Gerek Almanya gerekse de Almanlarin isgal ettigi diger ülkelerde yasayan milyonlarca Yahudi sistematik bir >biçimde vurularak, asilarak, yakilarak ve zehirlenerek öldürüldü.
> >
> >AMERIKALI VE INGILIZLERIN ALMANLARA UYGULADIGI SOYKIRIM
> >Amerikalilar ve Ingilizler Almanlarin savasi kaybetmelerinin >ardindan, Dresden kentine siginan Alman göçmenlerin üzerine 3 gün süreyle havadan bomba yagdirdilar. Savunmasiz insanlarin sigindigi
Dresden kentine intikam amaciyla uygulanan bombardiman sirasinda 3 bin 900 ton tahrip gücü yüksek bomba ve 200 bin napalm bombasi atildi. Bu yoketme harekatinda çogunlugu çocuk ve kadinlarýn
olusturdugu 200 bin kisi öldü. Japonya’nin Hirosima ve Nagazaki >kentlerine atilan atom bombalari sonucu 135 bin kisinin öldügü >gerçegi Dresden’e uygulanan soykirimin büyüklügünü gözler önüne serdi.
> >
> >DANIMARKALILARIN ALMAN MÜLTECILERE UYGULADIGI SOYKIRIM
> >Ikinci Dünya Savasi’nin bitiminde Sovyet Ordusu’nun Alman >topraklarina dogru ilerlemesinden kaçan 250 bin Alman mülteci >Danimarka’ya sigindi. Üçte birini 15 yasindan küçük çocuklarin
>olusturdugu Almanlar tel örgülerle cevrili toplama kamplarina >alindilar. Binlerce çocuk ve yetiskin tifüs, barsak iltihabi, ishal sonucu yasamlarini kaybettiler.
> >
> >RUMLARIN KIBRIS’TA TÜRKLERE UYGULADIGI SOYKIRIM >Ingilizler 1912-1974 döneminde Kibris adasi üzerindeki >egemenliklerini saglamak amaciyla Rumlar’in ENOSIS’i >gerçeklestirmelerine göz yumup Türklere karsi saldiri baslattirdilar.
1912′de adada yasayan Rumlar Kibris’in 35 ayri noktasinda Türklere ait is-yerleri, camii ve evleri yakip yikmaya insanlari katletmeye >basladilar. 1952 yilinda EOKA adli terör örgütü kuruldu. EOKA
>sistematik bir biçimde baslattigi saldirilarda 100 Türk’ü, 100 Ingiliz vatandasini öldürerek 30 Türk köyünü yakti. 1963 yilinda EOKA’cilar yeni bir etnik temizleme planini devreye soktular, bu
saldirilarda 500 Türk öldürüldü, 130 Türk köyü yakildi, 25 bin Türk evlerini terketmek zorunda kaldi.
> >
> >YUNANLILARIN BATI TRAKYA’DA TÜRKLERE KARSI ASIMILASYON YOLUYLA UYGULADIGI ETNIK VE KÜLTÜREL SOYKIRIM
> >1923 yilinda Lozan’da imzalanan Türk ve Yunan azinliklarin karsilikli >mübadelesine iliskin anlasmanin ardindan Yunan hükümeti Bati Trakya bölgesinde yasayan Türkler üzerinde sistemli olarak etnik ve kültürel soykirim baslatti. Bölgenin büyük bir bölümünü askeri bölge haline getirip sikiyönetim ilan edildi. Köyler arasinda gelis-gidisler izne baglandi, Türk azinligin pasaportlarina el konuldu. Türklerin hukuki, siyasi, kültürel ve dini haklarinin kisitlanmasi ibadetlerine izin verilmemesi gibi yogun baskilar sonucu 400 bin Türk bölgeyi terk etmek zorunda kaldi.
> >
> >BULGARLARIN TÜRKLERE KARSI UYGULADIKLARI ETNIK VE KÜLTÜREL SOYKIRIM
1970-89 yillari arasinda Bulgar hükümeti Bulgarlastirma adi altinda ülkede yasayan 1,5 milyon Türk, Pomak ve Çingeneye karsi bir >asimilasyon kampanyasi baslatti. Ülkede yasayan 310 bin Türk’ün
>isimleri polis zoruyla Bulgar ve Hiristiyan isimleriyle degistirildi. Türkçe egitim veren okullar, universitedeki Türk filolojisi bölümleri, Türkçe gazeteler ve camiler devlet emriyle kapatildi.
Çocuklarin >sünnet ettirilmesi yasaklandi. Çocuklar bu yasaga ragmen sünnet ettirilip ettirilmedigini kontrol edilmek için zorla saglik merkezlerine gönderildi. Mezar taslarinin üzerindeki Türkçe isimler
yüzünden mezarlar yikildi, talan edildi. Türklerin Türk motifli giysiler giymeleri yasaklandi. Bu baskilara
dayanamayip protesto >gösterileri yapan Türklerin üzerine askeri birliklerce ates acildi. 1.000 Türk Belene’deki toplama kampina gönderildi. Baskilarin giderek artmasi sonucu 360 bin Türk zorunlu olarak Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldi.
> >
> >
> >20. Yüzyildaki Etnik ve Kültürel Soykirimlar
> >
> > Soykirim Bilançosu
> >1 Jozef Stalin (RUSYA, 1934-39) 13,000,000 mülteci-100 binlerce ölü.
> >2 Adolf Hitler (Almanya, 1939-1945) 12,000,000 mülteci /kamplarda 2 milyon ölü-kayip
> >3 Mao Tze Dong (Çin, 1966-1969) 11,000,000 kisiye kültürel asimilasyon / toplama kamplarinda sayisi belli olmayan ölü ve kayiplar
> >4 Ispanyol ve Amerikale Kasifler 1492-1800 7,972,000 ölü / kayip,
5 Hideki Tojo (Japonya, 1941-1944) 5,000,000 ölü/ kayip
6 Pol Pot (Kamboçya, 1975-1979) 1,700,000 ölü
7 Kim Il Sung (Kuzey Kore, 1948-1994) 1.600,000 mülteci ve toplama kamplarinda ölü / kayip
8 Menghitsu (Etopya, 1975-1978) 1,500,000 ölü / kayip
9 Charles DeGaulle (Cezayir, 1954-1962)1,000,000 ölü / kayip
10 Yakubu Gowon (Biafra, 1967-1970) 1,000,000 ölü / kayip
1 Leonid Brezhnev (Afganistan, 1979-1982) 900,000 ölü / kayip
12 Jean Kambanda (Ruanda, 1994) 800,000 ölü / kayip
13 Ingiliz Kralligi (Avustralya, 1849-1938) 719,000 ölü / kayip , 100 bin mülteci
14 Suharto (Dođu Timor, 1976-98) 600,000 ölü /kayip
15 Saddam Hüseyin (Iran ve Kuzey Irak 1980-1990 600,000 ölü / kayip
16 Yahya Khan (Pakistan, 1971 ve Banglades,1990) 500,000 ölü / kayip
17 Savimbi (Angola, 1975-2002) 400,000 ölü / kayip
18 Molla Ömer – Taliban (Afganistan, 1986-2001) 400,000 ölü / kayip
19 Idi Amin (Uganda, 1969-1979) 300,000 ölü / kayip
20 B.Mussolini (Etyopya,Yugoslavya 1936) 300,000 ölü / kayip
21 Danimarka (Danimarka 1945) 250,000 Alman Mülteci ölüme terk edildi.
22 Mobutu Sese Seko (Zaire, 1965-1997) 250,000 ölü / kayip, 200 bin mülteci
23 Charles Taylor (Liberya, 1989-1996) 220,000 ölü / kayip
24 Foday Sankoh (Sierra Leone, 1991-2000) 200,000 ölü / kayip
25 Amerika (Almanya Dresden,1943-1945) 200,000 sivil ölü (Dresden’e siginan siviller)
26 S. Milosevic (Yugoslavya,1992-96) 180,000 ölü / kayip
27 Michel Micombero (Burundi, 1972) 150,000 ölü / kayip
28 Amerika (Hirosima-Nagazaki 1944) 135,000 ölü atom bombasi ile bu sehirler yok edildi
29 Almanya (Namibya 1891) 117,000 ölü / kayip, 15 bin mülteci
30 Hassan Turabi (Sudan, 1989-1999) 100,000 ölü / kayip
31 Richard Nixon (Vietnam, 1969-1974) 70,000 ölü / kayip
32 Papa Doc Duvalier (Haiti, 1957-1971) 60,000 ölü / kayip
33 Marcos (Filipinler) 50,000 ölü / kayip
34 Hissene Habre (Çad, 1982-1990) 40,000 ölü / kayip
35 Vladimir Ilich Lenin (Rusya, 1917-1920) 30,000 muhalif infaz edildi
36 Francisco Franco (Ispanya) 30,000 muhalif infaz edildi
37 Lyndon Johnson (Vietnam, 1963-1968) 30,000 ölü / kayip
38 Hafiz Esad (Suriye 1980-2000) 25,000 ölü / kayip
39 Khomeini (Iran, 1979-1989) 20,000 ölü / kayip
40 Eski Yugoslavya (1995 Bosna-Hersek) 15 ölü, 7500 kayip, 45 bin mülteci
41 Paul Koroma (Sierra Leone, 1997) 6,000 ölü / kayip
42 Usama bin Ladin(Dünya çapinda,1991-2001) 4,000 ölü / kayip
43 Augusto Pinochet (Chile, 1973) 3,000 ölü / kayip
44 Efrain Rios Montt (Guatemala) 2,000 ölü / kayip
45 Sierra Leone 80,000 mülteci, kayip rakam belli degil.
46 Kibris Cumhuriyeti (1912-1974) 25,000 sivil mülteci,1000′ni askin ölü,100 ingiliz ölü
47 Yunanistan (Bati Trakya,1923-1990) 400,000 mülteci evlerini >terk etti.
48 Bulgaristan (1970-1989) 360,000 mülteci kültürel asimilasyon sonucu evlerin terk etti, 1000 kisi toplama kamplarina alindi
49 Norveç 1920-1930 Tatar göçmenleri kisirlastirma ve toplama kamplarinda izole etme
50 Amerika -Felluce 2004 Devam ediyor.
Önümüzdeki altı ay! 31 Ocak 2007
Posted by Aybars in ABD, Kerkük, Kürtçe-Kürtçülük.add a comment
AMERİKA’NIN SESİ RADYOSU
ÖNÜMÜZDEKİ ALTI AY HEM TÜRKİYE HEM DE BÖLGE İÇİN SICAK GELİŞMELERE AÇIK
ANKARA, 29/01(BYE)— Amerika’nın Sesi Radyosunun 06.30-07.00 Türkçe yayınından:
Bahar aylarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı sınırlı bir operasyon düzenleyebileceğine ilişkin haberler, bir süredir iç ve dış basında yer aldı. Merkezi Washington’da bulunan Brookings Enstitüsü uzmanlarından Ömer Taşpınar, Amerika’nın, bu operasyonun Kuzey Irak’ta istikrarsızlığa yol açmasından kaygılandığını söyledi.
Devrim Çubukçu’nun sorularını yanıtlayan Taşpınar ayrıca, önümüzdeki altı ayın hem Türkiye hem de bölge için sıcak gelişmelere açık olduğuna işaret ediyor.
TAŞPINAR: Amerika’nın korkulu rüyalarından bir tanesi, göreceli de olsa sakin olan Kuzey Irak’ta bir Türk askeri operasyonu. Amerika bunun olmasını istemiyor. Türkiye yine “bir şekilde ben bunu yapıyorum, haberiniz olsun” havasına girdi. Genelde sert bir hava var. PKK’yı neredeyse unuttuk, Kerkük’ü tartışmaya başladık. Sanki Kerkük daha önemliymiş gibi. Bu ortamda Amerika da, Türkiye’yi sakinleştirmek için yüzeysel de olsa bir şeyler yapmak isteyebilir. Mahmur kampına baskın, bunun birinci aşaması olarak görülebilir. Öte yandan, belki de Türkiye’nin bu operasyonu yapmaması için Amerika kendisi kozmetik olarak bir şeyler yapabilir. En ileri aşamada da Türkiye’ye “Çok kısa süreli bir operasyonda ortak hareket edeceğiz, ancak bölgeden bir hafta içinde çıkmanız gerekecek veya sadece hava gücü kullanabileceksiniz” diyebilir. Türkiye’yi bir bakıma kendisiyle koordinasyonlu bir şekilde hareket etmeye itebilir. Yoksa Türkiye’nin tek başına böyle bir şey yapması, Türk-Amerikan ilişkilerini son derece gerecektir. Bunun koordinasyonsuz yapılması çok daha büyük bir kriz yaratacaktır.
ÇUBUKÇU: Önümüzdeki altı ay Türkiye politikası açısından nasıl geçecek?
TAŞPINAR: Hrant Dink cinayeti, önümüzde ne kadar mayınlı bir yol olduğunu gösteriyor. Türkiye’yi maalesef çok daha zor günler de bekleyebilir. Son derece gergin bir ortama giriyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak, ulusalcı-milliyetçi bir dalga var ortada. “Hrant Dink’in cinayetinden iyi bir şey çıkabilir mi?” diye düşündüğümde aklıma bir tek şu geliyor: Hrant Dink’in öldürülmesi, Türkiye’deki ulusalcı-milliyetçi havaya karşı basında ve halk nezdinde -cenaze töreninde görebildiğimiz sayısı 100 bini aşan halk kitleleri- bir bakıma milliyetçiliğe karşı bir tepki. Basında okuduğumuz kalemlerin çoğu, Hrant Dink’in ölümünden Türkiye’deki şizofrenik ulusalcı-milliyetçi zihniyeti ve 301. maddeyi ortaya çıkaran mantığı sorumlu görüyor. Bu ortamda “Türkiye’nin Kerkük’e veya Kuzey Irak’a bir operasyon yapması, halk nezdinde daha az onay görebilir” diye ümit etmek istiyorum. Yani Hrant Dink cinayeti, Türkiye’deki ulusalcı-milliyetçi havayı biraz olsun dağıtan bir cinayet oldu. Umarım Hrant Dink, hayatında beceremediği bir şeyi -Türk-Ermeni yakınlaşmasını veya Türkiye’deki milliyetçiliğin hız kesmesini ölümüyle gerçekleştirir ve Türkiye, Kuzey Irak, Kürtler, PKK konusunda Dink’in ölümüyle birazcık daha soğukkanlı davranmaya başlar; gereksiz, ulusalcı-milliyetçi saldırgan bir politika içine girmez. Çünkü zaten Orta Doğu kan içinde. Bir de bizim bir şekilde bu kanlı ortama katkıda bulunmamamız gerekiyor. Soğukkanlı davranıp siyasi açıdan yapılabilecek her şeyi yapmamız gerekiyor ve Kerkük konusunda da son derece gerçekçi olmamız lazım. Kerkük, Türkiye sınırlarından 450 kilometre uzakta. Türkiye’nin bu tip bir operasyon için 500 kilometre kadar içeri girmesi gerekir ki bunun hiçbir gerçekçiliği yok. Umarım bütün bu yaşadıklarımız, bu zor dönem, önümüzdeki altı ay Türkiye’yi daha soğukkanlı, daha gerçekçi olmaya iter.
Teslim olmaya az kala 21 Ocak 2007
Posted by Aybars in AB, ABD, Kerkük, Kişiler.add a comment
| Ahmet GÜRSOY |
| ahmetgursoy@yenicaggazetesi.com.tr |
…………………………………………………..
| Teslim olmaya az kala |
| Neredeyse çeyrek asra yakın bir zaman dilimi içinde sürekli gündemdeki yerini koruyan Kuzey Irak ve Kerkük meselesi, artık Türkiye dışındakilerin istediği sona doğru yaklaşıyor. 36-42. paraleller ile başlayan ve bu anlamda ABD tarafından özellikle kontrol edilebilir durumda tutulan Kuzey Irak artık Sevr’in şartları arasında bulunduğu hal de gerçekleştirilemeyen hedefe doğru iyice yaklaşmış durumda. Batı, ABD önderliğinde ve AB’nin desteğinde ABD’nin bölgeye fiili müdahalesinden sonra bu hedefine gecikmeli de olsa çok yaklaşmış durumda. Türkiye’de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da terörle mücadele etmiş kimi emekli askerlere bakılırsa, “Kuzey Irak’a girmek hem sakıncalı ve hem de artık şartlar eskisi gibi değil”. Öyle ki kendisine eski MİT’çi denilen kimselere göre ise, “Irak’a müdahale bataklığa saplanmak” demektir. Devlet kademelerinin en mahrem yerlerinde çalışanların yükselttiği bu ses, bize açıkça “teslim olmamız gerektiğini söylüyor.” Nitekim ABD sözcüsü, Kerkük’te “Irak hükümetinin referandum yapması gerektiğini” söyledi. Demek ki Türkiye, sorunlarını yönetemeyen dış politikada tarih boyunca çok kere tekrarladığı rolüne duraksamadan devam etmenin pişkinliği içinde Irak’ta önce siyaseten, sonra da tüm hedefleri itibariyle yenilgliyi kabul edecek. Çok daha yalın bir ifade ile savaşmadan yenilmiş olacak. Irak’ta savaşmadan, politik ve stratejik taktiklerle hiçbir manevra yapmadan, düz AB siyasi ve Amerikan stratejik ortaklığı çerçevesinde yenilmek sorunu kökten çözecek mi? Hayır! N’olacak peki? Kuzey Irak’ta egemen olacak Kürt devlet hareketinin talepleri Irak içi ile sınırlı değil ki. Türkiye’den de istekleri var. Nitekim birkaç ay evvel bu isteklerin neler olduğunu ortaya koyan harita İtalya’da bir Amerikan subayının çantasından çıkmadı mı? Üstelik NATO toplantısının konukları arasında bizim subaylarımız da yok muydu? Vardı. Türkiye Başbakanının eş başkanı olmakla övündüğü Büyük Ortadoğu planının (politikasının) Türkiye ayağı böyle gerçekleştiriliyor. İşte bütün mesele bu. Kuzey Irak’ta kurulan Kürt Devletinin Türkiye uzantısının alt yapısını kurma görevi ise AB’nin. “Uyum yasaları” çerçevesinde “pembe devrim yoluyla” 1923’te kurulan milli devlete pek çok haklarından vazgeçirildi. Türkiye Başbakanı, önce terör meselesine açıklık getirdi ve “Kürt realitesini” yani ayrıcalılığını kabul etti. Ardından, TC’nin milli kimlik tezine karşıt olarak “alt kimlik-üst kimlik” tartışmalarını başlattı. Sonra, ikinci bir dil ve yayın haklarını tanıdı, şimdi de ekonomik yapıya yöneldi. PPK’nın pek çok talebi AB programı içinde meşrulaştırıldı. Şu sıralar, yeraltı kaynaklarının ve özellikle de petrolün kullanımına ilişkin yasa teklifi meclisin gündemine getirilmiş durumda. Buna göre, bir bölgede çıkan petrolün yüzde ellisi o bölge il özel idaresine bırakılacak. Yani yarın Türkiye’den bir taviz koparılır da mesela Talabani veya Barzani için özerk bir alan oluşturulursa, şimdiden alt ekonomik paylaşım tamamlanıyor. Ya bankalar ve finans? Onları da uluslararası sermayenin eline bırakarak, ekonominin damarında dolaşan kanın (finansın) kontrolünü de yabancılara verdik. Böylece yabancıların Türkiye’deki etkisi ve gücü, ülke yönetimindeki ağırlığı yüz katına çıktı. Artık Türkiye kolay denetlenebilir, kolay yönlendirilebilir ve kolay dize getirilebilir bir ülkedir. Kerkük ve/veya Kuzey Irak mı dediniz? Büyük Orta Doğu politikasının eş başkanına sorunuz. |
Gül nereye?… Bu ne Ermeni aşkı?… 21 Ocak 2007
Posted by Aybars in Ermeni, Kerkük, Kişiler, Soykırım, Türk, Unutma!.add a comment
……………………………………………….
| Sadi SOMUNCUOĞLU |
| sadisomuncuoglu@yenicaggazetesi.com.tr |
…………………………………………………..
| Gül nereye?… Bu ne Ermeni aşkı?… |
| Türkiye bölücü terör ve Kerkük’le uğraşırken, Dışişleri Bakanı Gül kapı kapı dolaşıp, Ermeni yalanının ABD Meclis ve Senatosu’nda kabul edileceğini anlatıyor. Anlatmakla kalmıyor, adeta Ermenistan’a ambargonun kaldırılması için kamuoyu oluşturuyor. Mesele malum. ABD Senatosu’nda Demokratlar’ın çoğunluğu ele geçirdiği, dengelerin değiştiği, bu yüzden Ermeni iddiasının kabul edileceği pompalanıyor. Bush ve Musevi lobisi başta, ABD’deki dostlarımızın(!) bu defa engelleme gücü de zayıfmış. Oysa ABD her 24 Nisan öncesinde bu şantajı yapar ve karşılığında muhakkak bir şeyler koparırdı. Hal böyleyken Gül bu defa bütün işi gücü bırakmış, medyayı, iş adamlarını turluyor. “Önlem almaya çalışıyoruz. Bu konu Türkiye’nin masasından kaldırılmayacak. Bu tasarı geçerse, çok komplike sorunlara neden olabilir. Bunu engellemekten başka çaremiz yok” diyor. “ABD’de konjonktür çok olumsuz. Ermeni soykırım yasasını önlememiz artık zor” sözleriyle sanki ağlıyor!.. Sonradan yalanlansa da, Başkanı olduğu Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Koordinasyon Kurulu’nun son toplantısında, “3 yıldır sürdürülen belge alış-verişinden hiç bir şey elde edemedik, artık başka şeyler yapmak gerek” sonucuna varıldığı haberi sızdırılıyor. Göz önünde peşinen böylesi acizlik ve teslimiyet sergilenmesi nasıl bir dış politika anlayışıdır? Bu açıktan, “Tasarıyı geçirmeyin, ne isterseniz yapmaya hazırız” mesajı değilse nedir? Siz böyle yapınca, yardım istediğiniz Bush ve Musevi lobisi, “jest”, yani bu defa daha büyük bedel istemez mi? İster, istiyor da zaten. Daha doğrusu yine onlar istemeden bizimkiler, “Washington’un elini rahatlatmak” için, “Irak denkleminde aktif rol alma” yı, yani ABD’nin suçlarına tam ortaklık başta, “Ermenistan sınırını şartsız açma” yı, ayrıca “Erivan’a yapılan ortak tarihçiler komisyonu teklifini daha da esnetme” yi konuşuyor. Bunlardan sonra “jest” listesine “Ruhban Okulu” da eklenirse, hiç şaşırmayalım. Şuna bakın, bir iftira taşıyla daha kaç kuş vurduracaklar. Dışişleri bürokrasisi ve Genelkurmay, tasarıya karşılık Bakanlar Kurulu kararıyla verilen İncirlik izninin kaldırılması veya yetkinin TBMM’ye sevk edilmesi ile F-35 savaş uçağı projesinden vazgeçilmesi kozlarını değerlendiriyor. Ama siyasi irade böylesine ortalığa saçılmışken, ciddiye alan olur mu? Ermeni iftirası kabul edilirse, “Çok komplike sorunlara neden olabilir” miş, “Musevi lobisi bile engelleyemez” miş. Bırakın ABD’nin isteklerini ve Ortadoğu’da bize olan ihtiyacını, acaba ABD’ye, “18 ülke iftira atmış, 19’uncusu atsa ne olur? Yeter bu oyun bitsin. Türkiye’deki itibarınız ortada, sizi Musevi lobisi bile kurtaramaz” da denemez mi? Denmez, denemez. Zira bunu hem AB, hem ABD istiyor. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı hesapları yapılırken, ABD’yle “iman tazeleme” fırsatı kaçırılır mı? İyi de, daha ortada fol yok, yumurta yokken, bizzat Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan, “Sınırların açılıp, diplomatik ilişki kurulması talepleri konusunda Gül’ün de kendileriyle aynı fikirde olduğunu” iddia etmişti. Bu çok anlamlı değil mi? Keza, aylar önce patronlar kulübü TÜSİAD’ın International Başkanı ve Yüksek İstişare Konseyi Başkan Yardımcısı Aldo Kaslowski’nin, Türkiye’nin Kıbrıs’ta attığı adımların Rumları zorda bıraktığını öne sürüp, “benzer bir hamleyle Ermenistan sınırının açılabileceğini, bu şekilde Ermeni diasporasının elindeki kozların alınabileceğini” söylemesi neyin hazırlığıydı? Aynen PKK gibi, ABD’nin elinden asla çıkarmayacağı altın “yumurtlayan tavuk” Ermeni iftirasını “engelliyormuş” gibi gösterilen bu gayretin(!) gerçek sebebi, Türkiye’nin korunması değil de, Erdoğan-Gül ikilisinin “özel hesap, niyet ve ilişkileri” olmasın!.. Erdoğan’ın Rum-Yunan “sevda” sına alıştık da, Gül’deki bu Ermeni “aşkı” nedir? Yoksa “sevgi” de de mi görev bölümü yapıldı? |
Kim, ne adına hangi amaç için! 21 Ocak 2007
Posted by Aybars in AB, ABD, Basın, Ermeni, Hatırla!, Hırant Dink, Kerkük, Kimlik, Kültür, Soykırım, Türk.add a comment
| İbrahim Karagül 20.01.2007ikaragul@yenisafak.com.trKim, ne adına, hangi amaç için! |
| Türkiye yeniden suikastler, faili meçhuller ülkesi mi olacak? Birilerinin kafasını bozduğu için birileri hep ortadan mı kaldırılacak? Kim, ne adına, kim adına, hangi gerekçeyle, hangi amaç için böyle bir cinayeti işleyebiliyor? Dünyada, bölgemizde ve Türkiye’de her şeyin gerildiği bir dönemde Hrant Dink’in öldürülmesinden kimler fayda sağlayacak? Amaç neydi? Ermeni tasarılarını engellemek mi? Avrupa Birliği sürecini sekteye uğratmak mı? Güneyimizde kriz böylesine büyürken dikkatleri başka yöne çekmek mi? Türkiye içinde birilerini bir şeylere zorlamak mı? Bu cinayetin üstünden nasıl hesap yapılabilir? Cinayeti işleyenler, kendilerini bu ülkenin gönüllü muhafızları olarak görenlerse, sahipleri görenlerse, ne kazandılar? Türkiye’ye ne kazandırdılar? Ermeni tasarılarını böyle mi engelleyebileceklerini sanıyorlar? AB sürecini böyle mi sekteye uğratabileceklerini sanıyorlar? Türkiye’yi bu şekilde mi koruyacaklarını sanıyorlar? Ya kaybettirdikleri? Ya bu ülkeye yaptıkları kötülükler? Ne oldu şimdi? Düşünceleri, fikirleri silahla, kurşunla susturanlar, yarın başka kimleri öldürecek? Kimleri ortadan kaldıracak? Bu şekilde nereye kadar gidebilecekler?Cinayeti işleyenler, uluslararası nitelikli çevreler ise her şey daha net, daha anlaşılır. ABD’de Ermeni soykırım tasarısı görülmeden hemen önce, Türkiye’de Ermeni kökenli önemli bir ismin öldürülmesini nasıl anlayacağız? Kerkük konusunda hassasiyetlerin tırmandığı, Türkiye gündemini adeta rehin aldığı bir dönemde böyle bir suikastin işlenmesini nasıl anlayacağız? Cumhurbaşkanlığı tartışmalarının alabildiğine yükseldiği bir dönemde, bu suikasti nasıl anlayacağız?Devamı gelecek mi? Birileri Türkiye’ye, “ayağını denk al, bak sana ne yaparız” mı demek istiyor? Birileri “öyle Kerkük, Kuzey Irak diye efelenme, kendi sorunlarına bak” mı diyor? Birileri “işte bu kadar zayıfsınız, ona göre davranın” mı diyor? Bu birileri kim? İçeriden mi, dışarıdan mı? Böyle bir Türkiye’de, böyle bir dünyada, yerel-uluslar arası ayırımı olmadığını göre, tetiği çeken kişi bulunsa olay çözülebilecek mi? Büyük ihtimalle hayır!Bu soruların cevabını bulmak, şu an için, elbette mümkün değil. Bir deli, bu ülkedeki karanlık çevreler ya da Türkiye ve bölgede binbir hesap yapanlar olabilir. Kim olursa olsun, hepimize zarar veren, hepimizi üzen, hepimizi tehdit eden bir eylem. Ve daha da korkutucu olan, benzer cinayetlerin işlenebileceğine ilişkin endişe.
Hepimiz, kim olursa olsun, bu vahşi cinayetlere, bundan medet umanlara, bu yöntemle iş yürütenlere karşı durmak zorundayız. Çünkü kaybeden hepimiz olacağız. Hrant Dink’i sevmeyenler, cinayeti onaylarsa, suskun kalırsa, yarın sevdiklerinin de aynı yöntemle ortadan kaldırılabileceğini bilmeliler. Kaybedenin Türkiye olacağını çok iyi bilmeliler. Ancak, cinayetin daha ne olduğunu bilmeden, Türkiye’de hemen herkesin kınadığı bir olay üzerinden iç gerilimleri arttırmaya yönelik girişimler de aynı oranda tehlikeli olacaktır. Herkes sağduyulu olmak, sükunetini korumak zorunda. |
İŞGAL ALTINDAKİ IRAK 20 Ocak 2007
Posted by Aybars in ABD, Irak, Kerkük, Kürtçe-Kürtçülük, Türk.add a comment
İŞGAL ALTINDAKİ IRAK Varlık içinde yokluk!Hazırlayan: Mehmet Ali Bolat 17.11.2006Irak’ın dünya siyasetinin kanlı bir şekilde yönlendirilmeye çalışıldığı yerlerin başında gelmesi, üç yılı aşkın bir süredir bu oyuna direnenlerin bulunması, mazlumun yaşadığı bir coğrafya oluşu ve daha bir çok hadise bizim buralara gitmemiz için önemli sebeplerdi.İHH’dan Durmuş Aydın “Hacı! Hazırlan! Irak’a gidiyorsun” dediğinde, içimi bir sevinç kaplamıştı. Daha önce hiç savaş bölgesine gitmemiştim. Benim için ilk olacaktı ve bu gidilecek yerin Irak oluşu bir değil, birkaç yönden benim için önemliydi. Dünya siyasetinin kanlı bir şekilde yönlendirilmeye çalışıldığı yerlerin başında gelmesi, üç yılı aşkın bir süredir bu oyuna direnenlerin bulunması, sayısız mazlumun yaşadığı bir coğrafya oluşu ve daha nice sebep, benim Irak’a gitmemin sevincinin kaynağıydı. Diğer taraftan, I. Dünya Savaşı’nda cepheden dönmeyen büyük dedem, Kerkük’lü bir hanımla evlenmişti. Dolayısıyla benim bir tarafım Kerkük’tü ve Irak’tı. Erbil’e ulaşıyoruzİstanbul Havalimanı’ndan Erbil’e iki saat 25 dakikada uçtuk. En arkalarda oturuyordum, yan tarafımda oturan bir ablanın ikram ettiği çikolata ile orucumu açtım. Uçaktan en son indim ve pasaport kontrolden en son çıktım. Benimle beraber gelen herkes sağa sola dağıldı. Beni karşılayacak arkadaşları göremiyordum. Uçakta bizle beraber olan Amerikalılar arabalarına biniyor, diğer yolcular kendilerini karşılayan insanlarla beraber gidiyorlardı. Ben ortada kala kaldım. Telefonum çekmiyor, beni karşılayacak arkadaşların da telefonuna ulaşılamıyordu. Çünkü arkadaşlarım Kerkük’ten geliyorlar ve Kerkük’te kullanılan Asiyacell, Erbil’de çekmiyor. Erbil’deki cep telefonu operatörü de Kerkük’te kullanılamıyor. Teknik bir eksiklik yüzünden değil bu durum. Siyasi sebeple telefonlar çalışmıyor. Talabani kontrolünün hissedildiği Süleymaniye tarafında kullanılan telefonlar, Barzani kontrolündeki kuzey bölgelerinde kullanılamıyor. Tabi Barzani’nin telefonu da Talabani bölgelerinde kullanılamıyor. Barzani-Talabani bölge kontrolü çekişmesinden dolayı telefonlar işlemiyor. Ferahlatıcı nida!..Elimde arkadaşların telefonu sağa sola soruyorum. En son Diyarbakırlı bir gençle karşılaştık ve bana havaalanının dışına çıkmam gerektiğini söyledi. Çünkü havaalanı içine girmek kolay değil ve anlaşılan arkadaşlarım da içeri giremediler. Otobüse bindim ve dışarı çıktım. Ulaştığım yer karanlık bir park alanıydı. Akşam saatleri olduğu için bana hiç tekin gelmedi. Yine beni karşılayacak arkadaşları göremiyordum. Zaten şahsen tanışmıyorduk. İsim ve telefonları yanımdaydı. En son bir taksici ile Kerkük’e gitmek üzere anlaştık. Başka çare kalmamıştı ve taksiciye güvenmek zorundaydım. Artık beni Kerkük’e veya nereye istiyorsa oraya götürecekti. Elimden geleni yapmıştım ve Allah’a tevekkül ederek taksiye yöneldim. Taksi dedimse bizdeki gibi sarı renkli ve taksimetreli falan değil. Normal bir araç ve pazarlık usulü çalışıyor. Çantamı arabaya koydum, ön kapıyı açıp ilk adımımı attım, arkadan bir ses “Mehmet bey”. Hayatımda bana hitap eden en ferahlatıcı nidalardan birisiydi. Güvenin ne demek olduğunu işte o an, iliklerimde hissettim. Ben taksiciyle konuşurken duyup gelmişler. Dostlarımın beni bulmalarına çok mutlu oldum. Ardından Kerkük’e doğru yola çıktık.Kerkük’e yolculukErbil Kerkük arası 100 km, bir saat kadar sürüyor. Yolda, Erbil çıkışı Kürt askerler, biraz ilerledikten sonra Irak ordusunun Arap askerleri ve Altınköprü’yü geçip Kerkük’e yaklaşırken Arap askerlerin kontrol noktalarından geçiyoruz. Son noktadan geçişimiz biraz güç oldu. Saat 21.10’du ve Kerkük’te 21.00–05.00 arası sokağa çıkma yasağı vardı. Yol boyu Irak’tan konuşuyoruz. Kerkük’lü birisi Erbil’de bir gece dahi kalacaksa emniyetten gidip izin almak zorunda. İzin olmadan oteller kimseyi alamaz. Emniyet izin vermezse zaten kalamaz. Yine sınırdan kitapları geçirmek çok zor oluyor diyorlar. Sınırdan döndürülenler de olmuş. Geçen yıl Vakit gazetesinden Adem Özköse kardeşimizi de sınırdan almamışlardı. Günlük hayattan notlarKerkük bakımsız. Yollar kötü. Tüm evler iki üç katlı, küçük bahçeli ve avlulu. Kerkük’ün zengin petrol kuyuları sürekli ABD’ye çalışıyor. Şehirde benzin sıkıntısı hat safhada. 1 ABD Doları 1400 Dinar civarında. Benzinin litresi, istasyonlarda 250 ile 350 Dinar arasında satılıyor. Petrol istasyonlarında kuyruk var. 20 litre benzini altı dolara yol kenarında bir çocuktan alıyoruz. 500 gramlık bir büyük ekmek veya beş küçük ekmek 250 Dinar. Bir kg süt 900 dinar. Bir YTL aşağı yukarı 1000 Dinar. 1988’de bir çuval pirinç 10 dinar iken içinde yaşadığımız 2006 yılında 10.000 dinar olmuş durumda. Aynı tarihte bir kilo şeker 6 dinar iken şu an 1500 dinar. Ambargo zamanında bir emekli maaşına ancak dört kilo un alınabiliyormuş. Kerkük’ün etrafında yeni yerleşim bölgeleri dikkat çekiyor. Bunlar bölgeye yeni getirilen Kürtlere aitmiş. Kerkük bir Türkmen şehri olduğu için gelecek yıl yapılacak referandumda ülkenin bütünlüğü için oy kullanacak. İşgal mağduru ülkeOsmanlı Devleti’nin bölgedeki hâkimiyeti I. Dünya Savaşı ile son buldu. Ülkeyi İngilizler işgal ettiler. 1921’de İngilizlere bağlı Irak devleti kuruldu. 1935’te bağımsız olan Irak , krallık sistemi ile yönetilmeye başlandı. 14 Temmuz 1958 tarihinde cumhuriyet yönetimine geçildi. 1968’de ise Baas rejimi ülke yönetimini ele geçirdi. 1979 yılına gelindiğinde Saddam Hüseyin devlet başkanı olmuştur. 1980-88 yılları arasında İran-Irak savaşı yaşanmış, hemen ardından Körfez Krizi ortaya çıkmıştır. Körfez Savaşı’ndan sonra Irak’a ambargo uygulanmıştır. Mart 2003’te de hâlâ süren ABD işgali başlamıştır.2 Türkmenleri bölme tezgahı!Kerkük’te Şaab, Şuruk, Ahat gibi beş altı kukla Türkmen partisi var. Bunlar Barzani ve Talabani tarafından kurdurulan Türkmen partileriymiş. Amerikan güdümlü guruplar bu partileri gelecek yıl yapılacak referandumda Türkmenleri bölmek için kurmuşlar. Türkmenler bunu istiyor. Oysa Amerikan yanlısı Kürt guruplar Irak’ın parçalanmasını istemekteler. Bu nedenle bölgeye Kürt nüfus yerleştirilip referandum sonucunu etkilemek ve Kerkük’ün Irak’tan ayrılacak bir Kürdistan içinde kalmasını sağlamak istenmekte. Malum olduğu üzere bağımsız bir Kürdistan’ı en çok İsrail ve ABD istemektedir.Kuzey Irak’ta bölünme arayışlarıKerkük’te Şaab (Genç), Millet, Şuruk (Doğuş), Ahat (Kardeşlik) gibi beş altı kukla Türkmen partisi var. Bunlar Barzani ve Talabani tarafından kurdurulan Türkmen partileriymiş. Amerikan güdümlü guruplar bu partileri gelecek yıl yapılacak referandumda Türkmenleri bölmek için kurmuşlar. Erbil-Dohuk bölgesinde Badinani olarak isimlendirilen Kırmanci Kürtleri yaşıyor. Bu Kürtler üzerinde Barzani etkinken, Süleymaniye bölgesinde yaşayan Sorani Kürtleri üzerinde Talabani etkinmiş. Her iki bölgede de İslami oluşumların ağırlığı hissedilmekte. Ancak İslami partilerin adları fazla duyulmuyor. Çünkü bunlar Amerika ile işbirliğine girmiyorlar. İslami oluşumlara faaliyetlerinde sıkıntı çıkarılıyor. Barzani baskıcı bir politika güderken, Talabani biraz daha yumuşak duruyor.Barzani-Talabani çekişmesiBarzani-Talabani çekişmesi yüzünden cep telefonu operatörlerinin bile bölgelere göre kullanılıp kullanılamadığından bahsetmiştim. Bu güç mücadelesi Körfez Savaşı sonrası silahlı çatışmaya dönüşmüştü. Bağdat yönetimine yasaklanan kuzey bölgelerde yaşanan bu duruma ABD, İngiltere ve Türkiye müdahale etmişti. İki gurubun ateşkesi bozmaması için de bir barış gücü oluşturulmuştu. 1995 yılında kurulan Peace Monitory Force (PMF)-Barışı İzleme Gücü, 2004 yılında feshedildi. Erbil ve Süleymaniye’de karargâhı olan PMF, büyük oranda Türkmenlerden oluşturulan ve 700 civarı askere sahip bir güçmüş. Feshedildikten sonra çok az sayıda asker yeni kurulan Irak ordusuna alınmış. Kerkük Meclisi’nde yaşanan olaylarDağıtım programımıza devam ederken Kerkük İl Meclisi’nde gerginlik yaşandığını duyduk. Irak’ı normalleştirme komisyonu üyeleri Kerkük’e gelmişler. 140. madde gereği kurulan komisyonun üyelerinden Adalet Bakanı, Kerkük valisi ile görüşmüş. Komisyonda Türkmenleri temsilen bir bayan görevlendirilmiş ancak bu atamayı Türkmenler kabul etmemekteler. Türkmen il meclis üyesi Ali Mehdi, bakanla görüşmek isteyince valinin korumalarınca engellenmiş. Elinde tuttuğu “Kerkük’e hoş geldiniz! Buradaki oldu bittilerin farkında olun.” yazılı kâğıt da korumalar tarafından yırtılmış. Mecliste Türkmenlerin sekiz temsilcisi var. İTC Gençlik Örgütü MitingiOlay 10 Ekim’de yaşanmıştı. Ertesi gün İTC Gençlik Örgütü’nün tertip ettiği ve Fatihin Torunları Derneği gibi Türkmenlerin önde gelen gençlik kuruluşlarının katıldığı büyük bir miting gerçekleştirildi. Saat 12.00’de Kerkük Ticaret Odası önünde başlayan mitingde, Irak’ın bütünlüğüne vurgu yapıldı. Daha önce dile getirdiğimiz üzere Türkmenler, Irak’ın bölünmemesini istemekteler. Oysa işgalciler Irak’ı üçe bölmeye çalışıyorlar. Kuzeyde İsrail güdümlü bir Kürt devleti, ortada ABD’ye bağımlı bir Sünni Arap devleti ve güneyde de yine ABD kontrolünde bir Şii Arap devleti. Kerkük anahtar şehirKerkük’te bir Türk konsolosluğu yok ama ABD ve İngiltere konsolosluğu var. Erbil’de konsolosluğumuz varmış fakat yaklaşık dört aydır konsolos atanmamış. Gelecek yıl yapılacak referandumla Kerkük Kürdistan’a katılıp Irak’tan koparsa bölgede yeni çatışmalar yaşanabilir. Şehre 600 bin Kürt yeni yerleşimci olarak getirilmiş ve şehrin sosyal yapısı değiştirilmiş. Şehrin etrafına yapılan 10 bini aşkın evin pencereleri bile yok. İnsanlar dışardan gelip bu evlerde oturuyor gibi görünerek seçimde oy kullanmışlar. Referandumda da böyle olma ihtimali yüksek. ABD Musul’da yaşayan 70 bin Kürt’ün Kerkük’e göç etmesini istiyor. Musul’da Kürtlerin silahları toplanmış. Buna karşın Arapların silahları duruyor. Kerkük’te ise Türklerle Arapların silahları toplanmışken, Kürtlerin silahlarına dokunulmamış. ABD, Türkmenler ve Araplarla Kürtlerin çatışmasını istiyor. Ardı ardına patlayan bombalar bunu sağlamak için. Kerkük referandumda Irak’tan ayrılma yönünde oy kullanırsa ABD’nin istediği olacak. Bu yüzden önümüzdeki dönemde Kerkük’te başka olayların yaşanma ihtimali yüksektir. Biz dağıtımları bitirip döner dönmez ardı ardına bombalı saldırılar yaşandı. Bir anda yedi ayrı patlama yaşandı. Allah bizi ırkçılıktan ve zalime emirber olmaktan korusun. Kerkük’te ve Irak’ta yaşayan tüm Müslümanları zalimlerin şerrinden muhafaza etsin. Arap, Kürt, Türkmen tüm kardeşlerimiz, bu oyuna gelmemeli ve kardeşlik hukukunu korumalıdırlar. Mena’ Tecevvel: Sokağa Çıkma YasağıArkadaşlarımda bir telaş var, sağı solu arayıp mena’ tecevvel diyorlar. Nedir mena’ tecevvel diye soruyorum. Cevap: Sokağa Çıkma Yasağı. Yukarda dile getirdiğimiz üzere geceleri sokağa çıkma yasağı var. Kerkük’te 21.00-05.00 arası sokağa çıkmak yasak. Programımız üzere dağıtımlara devam ederken sokağa çıkma yasağı ilan edildiğine dair bir haber geldi. Saat 17.30 ve 18.00 itibarıyla sokağa çıkmak yasak! Yasağın resmi adı Güvenlik Anahtarı’ymış. İnsanlar sokaklardan evlerine dönmek için büyük gayret gösteriyorlar. Zira dönemezlerse oldukları yerlerde kalmak zorundalar. Nitekim öylede oluyor, çoğu insan evine ulaşamayıp başka yerlerde kalmaya mecbur oluyor. Yasağın ne zaman biteceği de belli değil. Öğrendiğimize göre ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, bölgede olduğu için sokağa çıkmak yasakmış. Sürekli helikopterler dolaşıyor. Evler Irak polisince aranıyor. Bir buçuk günlük ev hapsinden sonra yasak kalkıyor ve insanlar hayatlarına devam ediyorlar. Ben de sokağa çıkma yasağının ne demek olduğunu yaşayarak öğreniyorum.El-Mukavame: Direniş Kerkük’e vardığımızda ilk ziyaret ettiğimiz kardeş kuruluşumuzun camları yerlerdeydi. Biz varmadan iki gün önce çok yakında patlayan bombanın etkisi ile çevredeki binalar hasar görmüştü. Döndükten hemen sonra, tam yedi patlama birden oldu. Sonra yine patlama haberleri gelmeye devam etti. Bu tür patlamalar ülkenin çeşitli bölgelerinde sık sık yaşanıyor. Kimin yaptığını sorduğumuzda “el-Mukavame ” cevabını alıyoruz. Yani Direniş. Ülkede kaldığımız süre boyunca bu tür olayların tamamının müsebbibi olarak el-Mukavame gösterildi. Halk, üniformalı olmayan tüm silahlı guruplara “el-Mukavame” adını veriyor. Her tür eylem, patlama, çatışma el-Mukavame’den biliniyor. Peki, nedir bu el-Mukavame? Kaç guruptur? Neleri hedefliyor? Irak Türkmen CephesiIrak’ta Türkmenlerin yaşadığı bölgeler, kuzeyden güneye doğru Telafer, Musul, Erbil, Altınköprü, Kerkük, Dakuk, Tazehurmatu, Kifri (Salahiye), Hamekin ve Bedre. Türkmenlerin Irak’taki temsilini üstlenen Irak Türkmen Cephesi (İTC) 7 Ekim 1997 kurulmuş. Saadettin Ergeç’in başkanı olduğu cephe içinde Türkmen Milli Partisi (Başkanı Cemal Şanlı), Adalet Partisi (Başkanı Enver Bayraktar), Bağımsızlar Hareketi (Başkanı Kenan Üzeyir Ağalı) ve Türkmen İslami Hareketi (Şii-Başkanı Sami Dönmez) bulunmakta. Bir önceki cephe başkanı Dr. Faruk Abdurrahman’ın başkanı olduğu Karar Partisi ise İTC dışında yer almaktadır.4 İslâm kardeşliği yeniden tesis edilmeli!Kerkük’ün önemli yerlerini geziyoruz. Beni en çok etkileyen ise Necip Tekkesi ve Kerkük Kalesi. Tekkeye ve kaleye bizi götüren Seyyit, yolda Araplarla, Türklerle ve Kürtlerle kendi dilleriyle selamlaşıyor ve hal hatır soruyordu. İslâm kardeşliği bu işte. Irak’ın ve tüm İslam âlemi’nin ihtiyacı olan, bu kardeşliktir. Gerisi boş laf!Numan Bin Sabit Erkek İmam Hatip Lisesi’nin servis aracı olan yarım otobüsü, Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Osman Yumakoğulları hediye etmiş. Derneğin destekleyip öncülük ettiği bir diğer kuruluş olarak Musalla Spor Kulübü’nü gösterebiliriz. Kulüp futbol, karate, tekvando ve masa tenisi spor dallarında faaliyet yapmaktadır.TRD ve MESDERİHH’nın Irak’ta beraber çalıştığı kurumlardan Dayanışma ve Kalkınma Derneği (TRD) ile kumanya dağıtımları gerçekleştirdik. 114’ü engellilere olmak üzere 230 erzak paketi ve bayramlık giysiler dağıtıldı. Derneğin Abdullah Bin Mübarek Merkezi adında bir eğitim çalışması var. Beş sınıfta toplam 115 öğrenci eğitim-öğretim görmekte. Öğrencilerin aileleri de unutulmamış. Haftada bir gün öğrencilerin annelerine seminer verilmekteymiş. Çocuklarıyla beraber anneler, seminere şevkle gelmekte diyorlar. Derneğin yetimlere yönelik özel bir çalışması var. Proje kapsamında seçilen yetimlerin eğitimleri için gereken tüm masraflar dernek tarafından yüklenilmekte. Bir yetimin aylık masrafı 25–30 Dolar. Beraber çalıştığımız kurumlardan bir diğeri de MESDER. Kadınlar Derneği olarak ta bilinen bu kuruluş, daha çok bayan mağdurlarla ilgileniyor. Dullara yardım ve bayanlara yönelik eğitim faaliyetleri aralıksız sürmekteymiş.Hayır CemiyetiHayır Cemiyeti doktorlar tarafından kurulmuş ve sağlık alanında çalışmalar yapıyor. El-Razi adında Arapça-İngilizce bir tıp dergisi çıkarıyorlar. İHH’nın Gezici Hastanesi, Hayır Cemiyeti bünyesinde faaliyet göstermekte. Gezici Hastane, köylere ve şehirlerin kenar mahallelerine giderek hizmet veriyor. Günde 250 hasta muayene ediliyor. Kerkük’te İHH’nın destek verdiği bir hastane inşaatı devam ediyor. Şu ana kadar İHH vasıtasıyla ülkeye, bir buçuk milyon dolar değerinde ilaç yardımı yapılmış durumdadır. Yine bölgeye rontgen cihazı ve ambulans gönderilmiştir.Fatihin Torunları DerneğiGenç her yerde gençtir. Fatihin Torunları Derneği tamamen gençlerin kurup yönettiği, heyecanlı kardeşlerimizin görev aldığı tam bir “delikanlı” oluşumudur. Türkiye’deki kapatılan Milli Gençlik Vakfı (MGV) ne ise; faaliyetlerine aralıksız devam eden Anadolu Gençlik Derneği (AGD) ne ise TFT’ de odur. Aynı heyecan ve ruh. Gençlerle yapılan toplantılar, çıkarılan dergiler, seminerler, eğitim faaliyetleri ve kutlama organizasyonları gibi çalışmaları görünce ben de heyecanlandım. Kalem adındaki dergilerinin sekizinci sayısını çıkaran TFT yöneticileri ile iki defa oturup uzun uzun konuştuk. Hepsi de 20’li yaşlarda olan bu delikanlılar geleceğin Irak’ını şekillendirecek insanlar. Sadece Irak değil, dünyayı şekillendirecek olan insanlar. TFT’nin amacı, geleceğin nesillerini yetiştirmektir. Fikir alış-verişi yaptığımız bu gençlerden ayrılmak bana çok zor geldi. Gözleri ışıl ışıl parlayan kardeşlerim, Türkiyeli yaşıtlarına selam söylediler.Sıcaklık 39 dereceİstanbul’da serin bir havada oruç tutarken, Irak’ta 39 derece sıcaklıkta susuzluktan kavruluyorsunuz. Dudaklarım çatlıyor. Hayatında hiç bu kadar sıcakta oruç tutmamış biri olarak zorlanıyorum. Yaşım itibariyle Türkiye’de yaz aylarında hiç oruç tutmadım, hep kışın serinliğinde susamadan, aslında pek de acıkmadan iftar etmiştim. Irak’ta sıcağın altında, kumanya dağıtımı oldukça yorucu gerçekleşti. Özellikle susuzluk insanı yıpratıyor. Evlerde klimalar ve pervaneler sürekli çalışıyor. Tavanda asılı pervanenin adı Pakta. Müberrride denen kocaman serinleticiler de pencerelerden içeri sürekli serin hava üflemekte.Necip Tekkesi ve Kerkük KalesiHep iş yapacak değiliz ya. Fırsat buldukça tarihi yerleri ziyaret etmeye çalışıyoruz. Molla Hüsameddin Tekkesi, Bahaddin Camii, Avçu Camii, Korya Pazarı, Kayseri Pazarı (evet evet yanlış değil Kayseri Pazarı) ve Hayyilaskeri Semti gibi Kerkük’ün önemli yerlerini geziyoruz. Beni en çok etkileyen ise Necip Tekkesi ve Kerkük Kalesi. Tekkeye ve kaleye bizi götüren Seyyit, yolda Araplarla, Türklerle ve Kürtlerle kendi dilleriyle selamlaşıyor ve hal hatır soruyordu. Tüm insanların saygı ve sevgisi aynıydı. İşte! dedim. Irak’ı tek parça tutacak olan bu kardeşliktir! Şiilerle Sünniler çarpışıyormuş, Araplarla Kürtlerin arasında gerginlik varmış, Türkmenlerle Kürtler bir birlerine yan bakıyormuş. Bıktım bu güdümlü lafları duymaktan. Planlanmış, maksatlı lafları işitmek bana ağır geliyor. Yöneticilerin Amerikancı ağız takınmaları sinirlerimi bozuyor. Bakın! Gördünüz! Bir adam yürüyor ve sizin yıllarca planladığınız ve büyüttüğünüz nefret ağaçlarını kökünden kurutuyor. İslam kardeşliği bu işte. Irak’ın ve tüm İslam Âlemi’nin ihtiyacı olan, bu kardeşliktir. Gerisi boş laf!Zulüm zulümdürSaddam’ın zulümlerinden birine şahit oluyoruz. Yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Saddam, az zalim değilmiş. Tabiî ki zalimlikte onun ağababası olan ABD’nin eline su bile dökemez. Ama Kerkük Kalesi ile Necip Tekkesi’nin halini görünce, Saddam’a bir kez daha kızıyorum. 1992’ye kadar kalede insanlar yüzyıllardır süren biçimi ile yaşamlarına devam ediyorlarmış. Şehrin en yüksek noktasında yer alan ve asıl tarihi Kerkük olan kalede, eski komutanların evleri, Danyal (as) ile Üzeyir (as) peygamberin makamları, Osmanlı mezarlığı ve çok sayıda tarihi camii yer alıyor. Saddam, bu tarihte kaleyi; içinde bulunan yüzlerce evi ve camilerle beraber yıktırmış. Sebep şehrin Türkmen dokusunu bozup Araplaştırmakmış. Bir nebze göç yaşanmış ve şehirde ahlaki yapı bozulmuş. Çünkü getirilenler özenle seçilen ahlaksız ailelermiş. Köpeklere terk edilen hazinelerGirmenin yasak olduğu yıkıntıları geziyoruz. Etrafımızı köpekler sarıyor. Tarihi Kerkük onlara terkedilmiş çünkü. O güzelim camiler virane olmuş. İçinde itler yatıyor. İçimden, Allah’ın mescitlerini yıkandan daha zalim kim olabilir diye geçiriyorum. Hemen cevap veriyorum: Yıktıran. Irak’ı işgal eden ve Osmanlı’dan ayıran İngiltere, onun kukla yönetimleri, ardından ABD ve onun yandaşları daha zalimdir. Şimdi de Ümmeti Muhammede maddi ve manevi anlamda kan kusturanlar, en zalimlerdir. İşgal sonrası en çok medya büyüdüİşgal sonrası, çok sayıda yeni televizyon ve radyo yayına başlamış durumda. Gazete ve dergilerin sayısında da artış var. el-Irakiye devletin kanalı ve uydu dışında yerel yayın yapıyor. Çatılarda uydular boy gösteriyor. Özel kanallar ve uydu kullanımı alabildiğine çoğalmış. el-Şarkiyye, uydu yayını yapan televizyon kanallarından biri ve İyad Allavi’ye bağlı. Irak Türkmen Cephesi’ne bağlı Türkmeneli 1 ve 2 olmak üzere iki tane de Türkmen televizyonu var. el-Irakiye devletin radyosu. Sümer FM gibi üç yıldır yayın yapan çok sayıda radyo var. Gazeteler ve dergiler Ülkede 250’den fazla gazete çıktığı söyleniyor. Gazetelerden bazılarının isimlerini verelim. el-Sabah devlet gazetesi, el-Bağdat, el-Bağdadiye (Mısır), el-Furat(Şii Arap), Rafideyn(Hıristiyan), Mezopotamya (Hıristiyan), Kürdistan, Puk (Kürt), el-Sabah, el-Şarkilavsat (İngiltere), Zaman (İngiltere), el-Aryaf, el-Fiessal, el-Taahi (Barzani), el-İttihad (Talabani), Türkmeneli (Irak Türkmen Cephesi), el-Tercüman (Adalet Partisi-Türkmen), Darüsselam (Sünni Arap), Sadul Hakika (Türkmen), Delil (Türkmen), el-Eslah (Sünni Arap) gibilerinin dışında, daha burada ismini zikredemediğimiz çok sayıda gazete var. Dergilerden bazıları ise şunlar: Elifba, Hizbilislami (Sünni Arap), Zehrail Irak (Türkmen), Yurt (Türkmen), el-Razi (tıp dergisi-Türkmen), Kalem (Türkmen). İnternet kullanımı da yaygınlaşıyor. “Irakwoys”da çet yapanların sayısının arttığı söyleniyor.DönüşBuradaki faaliyetlerimizin sona ermesiyle birlikte Türkiye’ye dönüyordum, ama aklım gerilerde kaldı. Rabbimiz Iraklı kardeşlerimize sabır versin. Bir an evvel işgal bitsin ve Irak güzel günler yaşasın. Program boyunca yardımlarını gördüğüm tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. Allah onlardan razı olsun. Türkiye’den Irak’a selam götürmüştüm. Şimdi de Irak’tan Türkiye’ye selam getirdim. Iraklı kardeşlerimizin selamı var. Türkiye, tarihi ile barışmalıOsmanlı mezarlığını geziyoruz. Aklıma Çanakkale geliyor. Anzakların bakımlı mezarları ile bizim virane mezarlığımızı ister istemez kıyaslıyorum. Koca koca, gösterişli mezarlıklar yapalım demiyorum. Mevcut mezarların güzelim hat sanatlı kitabelerini koruyalım diyorum. Mezar taşları viran olmasın diyorum. Bu kadarını da devletimizin yapması gerek diye düşünüyorum. Dostlarım defalarca Türkiye Büyükelçiliği’ne durumu bildirdiklerini söylüyorlar. İçimden, büyükelçiliklerde küçük elçiler varsa ben ne yapayım diyorum. Dışımdan, Türkiye tarihine sırt çevirmişse siz ne yapabilirsiniz? diyorum. Dönüp geliyoruz. —BİTTİ—
Anti Emperyalist 20 Ocak 2007
Posted by Aybars in ABD, Kerkük, Kürtçe-Kürtçülük, Kıbrıs, Yahudi.add a comment
(Anti)emperyalist
Kuzey Irak, Kerkük, PKK… Bunlar giderek daha fazla, bölgede tüm halkları birbirine sokacak, boğazlatacak “emperyalist tuzaklar”a, sahne kanlı kukla tiyatrosuna dönüşüyor.
Ya emperyalizm kuklasısınızdır; başımıza bazen geldiği, yanı başımızdaki, dünyanın her yerindeki, içimizdeki örnekleri gibi.
Yahut hakikaten anti emperyalist bir dokunuz vardır.
Ortadoğu’da kurdurduğu kukla devletlerden geriye kalan olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel şiarının bağımsızlıkçı, antiemperyalist öz olduğu söyleniyordu.
Hoş, sonradan misallerine tanık olmuşluğumuz pek yoktur:
“İsrail devletinin hemen tanınması” ile “KKTC’nin tek taraflı ilanı” dışında, üstüne balıklama atlayıp milletçe değil, esas olarak devletçe desteklediğimiz bir vaka pek yoktur.
Cezayir’deki mahcubiyetten, Filistin tereddütlerine, CENTO’ya, Kore’deki askere, Somali’ye, Afganistan’a kadar filan.
NATO içinde, kabul, zati anti-emperyalist olmak zordur; iddia ederseniz, komiktir.
Aldığınız silahlarla, Soğuk Savaş konuşlanmanızla, toprağınızdaki üslerle, askeri yardımlarla, subaylarınızın gördüğü eğitimlerle, siyasetçilerinizin liberal, muhafazakar, sosyal demokrat ve milliyetçi lakin hep ABD’den icazetli dört eğilimleriyle, ABD menşeli darbelerinizle komik bir “anti-emperyalist” olursunuz.
19.1.2007 / UMUR TALU / SABAH
Katillere teslim olmayacağız 20 Ocak 2007
Posted by Aybars in Ermeni, Hırant Dink, Kerkük, Kürtçe-Kürtçülük, Kırgızistan, Türk.add a comment
Mehmet Y. YILMAZ
Katillere teslim olmayacağız
AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’e yapılan saldırı, hiç kuşku yok ki bu ülkenin barışçı ve birbirini seven tüm insanlarına karşı yapıldı.
Türkiye’nin imajını sarsmak, Türkiye’nin dünya devletleri arasındaki konumunu sarsmak için yapılmış bir provokasyon olması muhtemel elbette.
Bunu söyleyerek kendimizi kandırmamız, çok sevdiğimiz komplo teorilerinin arkasına saklanmamız da mümkün.
Elbette bu saldırı, faşist, ırkçı çetelerin kışkırttığı, gözü dönmüş bir katilin de işi olabilir.
Ama sonuç değişmiyor: Hrant Dink öldürüldü.
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, değerli ve hümanist bir insanı, bir alçağın kurşunlarından korumayı başaramadı.
Ciddi tehditler aldığını gazetesinde yazan bir gazeteciye koruma vermeyi akıl edemeyen bir ekip yönetiyor çünkü Türkiye’yi.
Şimdi çıkıp demeçler verecekler, nutuklar atacaklar: Kanı yerde kalmayacak, saldırganlar yakalanacak vs.
“Geliyorum” diyen bir cinayeti engellemeyi becerememiş olmanın utancı yüzlerinde olmayacak.
Bu alçakça cinayete karşı sesimizi yükseltmek zorundayız.
Hrant’ın cenazesine hep birlikte katılmalı ve Türkiye’nin katillere teslim olmamaya kararlı olduğunu göstermeliyiz.
Tanıdığım Hrant Dink, melek gibi bir insandı. Kimsenin kötülüğünü istediğini duymadım, tanık olmadım.
Toprağı bol olsun, Allah rahmet eylesin. Onu hiç unutmayacağız.
Kerkük’e akraba ilgisi
TÜRKİYE Cumhuriyeti “üniter” bir devlet. Bu şu anlama geliyor: Millet unsuru, bir üniter devlette tek ve bölünmez bir bütündür. Milleti teşkil eden insanların millet unsurunu oluşturmalarında din, dil, etnik grup ayrımları yapılamaz.
Tek tek bireyler, kendilerini “Türk”, “Kürt”, “Arap”, “Gürcü”, “Boşnak” gibi tanımlarla ifade edebilirler; ama devletin, kendi vatandaşları arasında böyle bir ayrım yapmaya hakkı yoktur.
Herkesin bildiği bu gerçekleri bir kez daha tekrarlamamın nedeni, Kerkük ile ilgili tartışmalarda hákim olan bir söyleme dikkatinizi çekmek.
Kerkük ve civarında yaşayan Irak Türkmenlerinin “akrabalarımız olduklarından” ve “akrabalarımızın durumlarına sessiz kalamayacağımızdan” söz ediliyor.
Evet, bu doğru! Irak Türkmenleri ile içimizden bazılarının akrabalıkları var. Hatta bazı vatandaşlarımızın doğum yeri bile orası.
Ama şunu da unutmamalıyız: Irak’ın o bölgesinde yaşayan Kürtler ve Araplar da bizim akrabalarımız.
Bu nedenle Kerkük ile ilgili tartışmalarda kullanmamız gereken söylem “akrabalık” ile ilgili olmamalı.
Türkiye’ye, Kerkük’te düşen görev, o bölgede yaşayan herkesin en temel insan haklarından yararlanmalarını savunmaktır.
Türkiye bunu savunur ve orada tek bir etnik grubun öteki etnik topluluklar üzerinde baskı ve tahakküm kurmasını önleyebilirse, bütün akrabalarımıza hizmet etmiş olur: Türkmen, Kürt ve Arap akrabalarımıza!
Bir dış politika başarısı!
GÖZÜNÜZ aydın, Kırgızistan da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına “vize” uygulamaya hazırlanıyor.
Bununla ilgili tasarı, Başbakan Feliks Kulov tarafından Kırgızistan meclisine gönderildi.
Haber birçok gazetemizde yer bile bulamadı.
Çünkü dünyanın bir yerlerinde adını dahi zor telaffuz ettiğimiz, yolunu bilmediğimiz ülkelere yeni bir tanesinin daha eklenmesinin “haber değeri” pek fazla değil.
Belli ki gazetelerin yazı işleri, “Ha bir tane eksik, ha bir tane fazla, ne değişiyor ki” diye düşünmüş.
Kırgızistan, bağımsızlığına kavuştuğu 1992’den beri kalış günü 30 günü geçmeyen Türk vatandaşlarından vize istemiyordu.
Türklerin “Orta Asya’da” vizesiz gidebilecekleri bir ülke kalmadı.
Bağımsızlıklarına kavuştukları ilk yıllarda “Türkiye” denilince gözleri yaşaranlar, artık ülkelerinde “başıboş Türk” görmek istemiyorlar.
“Adriyatik’ten Tanrı Dağları’na” uzanan bir coğrafyada “ağabeylik” yapma hayallerinin tabutuna son çivi de böylece çakılmış oluyor!