“Türkiye, 1992′de teslim aldığı PKK’lılara silah karşılığı para verdi” 22 Aralık 2008
Posted by Aybars in Kerkük, Kürtçe-Kürtçülük, Ordu, PKK.add a comment
Haber kodu: 2112029 – 2112030 – 2112031
Kuzey Iraklı gazeteci Rebwar Kerim, CİHAN’a özel açıklamalarda bulundu
ERBİL (CİHAN) – Terör örgütü PKK’yla mücadele esnasında, 1992 sonunda örgüt üyelerinin silahlarıyla teslim olmasına rağmen serbest bırakılması iddiasını ortaya atan Kuzey Iraklı gazeteci Rebwar Kerim, CİHAN’a özel açıklamalarda bulundu. Hewler Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kerim, 1992 sonunda silahlarıyla teslim olan bin 500 civarında PKK’lının teslim ettiği silahlar karşılığında Türkiye’nin para ödediğini iddia etti.
Rebwar Kerim, Türk askerlerinin koordinasyonuyla oluşturulan komisyon aracılığıyla silahları teslim alan KDP ve KYB’li yetkililerin silah başına 80 Frank ödediğini öne sürdü.
O dönemde maddi açıdan Türkiye’ye bağlı olan ve para, gıda ve malzeme yardımı alan KDP ile KYB’nin bu parayı kendi başlarına verme güçlerinin olmadığını söyleyen Kerim, “Kürt gruplara her türlü maddi yardım Türkiye’den geliyordu. Hatta insanlar Türkiye, PKK ile mücadele edenlere maddi destek verdiği için savaşmaya geliyordu. Teslim alınan silahlara karşılık verilen paranın adresi de Türkiye idi.” şeklinde konuştu.
Kerim, “PKK’lıların zaten teslim olmuştu ve alınan silahlar için para ödenmesinin ne gereği veya anlamı vardı?” şeklindeki soruya cevaben de PKK ile bu konuda yapılan anlaşmayı dile getirdi. O dönemde Haftanin ve Zap kamplarının tamamen çökertildiğini Hakurk kampının ise büyük ölçüde etkisiz hale getirildiğini anlatan Kerim, bölgede PKK’nın komutanlığını yapan Osman Öcalan’ın da beraberindekilerle beraber teslim olduğunu söyledi.
Öcalan’ın hâlâ canlı şahit olarak yaşadığını kaydeden Rebwar Kerim, silahlarını teslim etmesi karşılığında örgüte ödenen parayla ilgili olarak da örgüt yöneticilerinin “PKK’nın şanı için bu işe teslim olmak değil, ateşkes diyelim.” dediklerini aktardı. Iraklı gazeteci, bu işin sonunda teslim edilen silahların her birisi için 80 Frank ödenmesinin de bunun üzerine olduğunu kaydetti.
BU İDDİA NEDEN ŞİMDİ GÜNDEME GELDİ?
Rebwar Kerim, aradan geçen 16 yıldan sonra bu iddiayı neden gündeme getirdiği sorusuna karşılık ise PKK ile mücadelede şu anda Kürt yönetimi üzerine yapılan baskıların samimiyetini sorguladığını söyledi.
Türkiye’nin 1984′ten bu yana PKK terörüyle mücadele ettiğini hatırlatan Kerim, KDP ve KYB’nin Türkiye ile birlikte yaptığı mücadele sonunda 1992 sonunda örgütün bitme noktasına geldiğini; ama teslim olan bin 500 kadar örgüt üyesinin İran-Irak sınırının sıfır noktasındaki Zale kampına götürülerek bunlara bir şey yapılmadığına dikkat çekti.
Bir buçuk yıl kadar Türk askeriyle koordineli olarak Peşmergelerin kampa giriş-çıkışı kontrol ettiğini belirten Kerim, “Bir seneden fazla bir süre sonra Peşmerge güçleri kampın etrafından ayrıldı. O zamanlarda Kürt yetkililer hemen her saat Türk askeriyle görüşüyordu. Peşmergenin geri çekilmesinden kısa bir süre sonra Türk savaş uçakları kampı bombaladı. Bombalamadan önce PKK’lıların büyük kısmı İran, Suriye ve Türkiye’ye geçti. Bir kısmı da Irak’ta sivil hayata girdi. Kamp, kalanlarla birlikte tamamen örgütün kontrolüne geçti. Türk jetlerinin bombalaması sonucu 150 kadar örgüt üyesi öldü.” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE’DE BAZI GÜÇLER BU SAVAŞTAN PARA VE RANT KAZANIYOR”
On altı yıl önce Türkiye ile birlikte PKK’nın ortadan kaldırılmasına büyük destek verdiklerini vurgulayan Kerim, şimdi de Türkiye’de bazı kesimlerin Kürt yönetimi üzerine PKK ile mücadele baskısı yaptığına dikkat çekiyor. Örgüte en güçlü zamanında beraberce büyük darbe vurulmasına karşın yaşananların ortada olduğunu söyleyen Kerim, “Aradan yıllar geçti ve şimdi benzeri bir ortak operasyon yapılsa 16 sene önce yapılan şeyin tekrarlanmayacağı garanti edilebilecek mi?” diye sordu.
Türkiye’nin şu anda Barzani ve Talabani’den örgüte karşı silahlı mücadele için bir talep seslendirmediğini ifade eden Kerim, “Türkiye’de bazı güçler ve insanlar bu savaştan para ve rant kazanıyor. Hatta bunun üzerinden politika yapıyor, varoluşlarını bunun üzerinden sağlıyor ve PKK’nın ortadan kaldırılmasını istemiyorlar.” diyerek çözümün yüzde 80 oranında Türkiye’nin kendi içinde olduğunu iddia etti.
Rebwar Kerim, Türkiye’de yıllardır 3-4 bin civarında dağdaki PKK’lıdan bahsedildiğini ve bu sayının hemen hiç değişmediğine dikkat çekti. “On beş yıl önce de bu rakam vardı şimdi de dağdaki örgüt üyesi sayısının 4 bin olduğu söyleniyor.” diyen Kerim, Türkiye’nin kendi içindeki baskı ve kötü politikaları neden olarak gösterdi. Öte yandan örgüte yakın bazı kesimlerin de Türkiye’nin bu yanlışa devam etmesi uğraştığını kaydeden Kerim, sonuç olarak dağdaki sayının da bundan beslendiğini savundu.
“BARZANİ, DTP’LİLERE NE MESAJ VERDİ?”
Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) geçen hafta Barzani ile görüşmesinin sonrasında yüzeysel açıklamalar yapılmış ve ne konuşulduğu kamuoyuna yansımamıştı.
Rebwar Kerim, Barzani’nin heyeti kendi evinde ağırladığını ve bunun da ziyaretin resmi bir program olmadığına dair bir işaret olduğunu söyledi. “DTP resmi olarak Ankara – Erbil ilişkilerinin gelişmesinden memnun olduğunu söylese de aslında bundan endişe duyuyor.” diyen Kerim, DTP’nin Ankara’nın Erbil’le diyalog yerine sert politika izlemesinin kendilerine sempati ve oy olarak geri döneceğini hesapladığına inandığını kaydetti.
Türkiye’nin diyalogu geliştirmesiyle, DTP’nin “Türklerin Kürtlere düşman olduğu sloganının” çürüdüğünü savunan Kerim, resmi bir açıklama yapılmasa da kendisine bilgilere göre, Barzani’nin DTP heyetine “Türkiye büyük bir reform ve değişim yaşıyor. Bu değişime uyun. En azından taş koyup engellemeyin” mesajını verdiğini dile getirdi.
“KÜRDİSTAN DEVLETİ OLURSA BU TÜRKİYE’NİN BİR PARÇASI OLUR”
Abdullah Gül’ün El Şarkiyye Televizyonu’nda Irak’la ilgili yaptığı açıklamaların tarihi önem taşıdığını söyleyen Kerim, Erbil’in en çok satan kendi gazetesinin pazar günkü nüshasında bunu manşete taşıyacaklarını söyledi. “Gül’ün açıklaması Türkiye’nin Irak’a bakışı için bir devrimdir. Türkiye’nin artık müdahaleciliği değil ağabeyliği söz konusudur.” diyen Kerim Türkiye’nin varisi olduğu Osmanlı’nın tarihi uzlaştırıcı ve çözüm üretici rolüne soyunması gerektiğini belirtti.
Türkiye’de bazı kesimlerin sürekli “Kürt yönetimi bağımsız bir Kürdistan Devleti kurma hayali peşinde” şeklindeki iddialarına çarpıcı bir cevap verdi.
Bağımsızlığın her milletin hakkı olduğunu, Kürtlerin bu şekilde bir hayali olduğunu kabul eden Kerim, “Bağımsız bir devlet istemekle onu kurmak çok farklı. Filistinlilere alın devlet olun dediler. Yıllardır mücadele ediyorlar, durumları ortada.” diyerek reel politikaya dikkat çekti.
Kendisini çevreleyen Türkiye, İran, Suriye ve Arap dünyasının varlığı ortadayken Kürtlerin bağımsız bir devlet kuramayacağını düşünen Kerim, “Türkiye bir devlet; korkusu ne ve neden? Bir gün Kürt yönetimi Irak’tan ayrılacak olursa Kürt halkının tercihi kesinlikle Türkiye’ye katılmak yönünde olacaktır. Bunu siz de sokaktaki vatandaştan öğrenebilirsiniz.” dedi.
Barzani: “Türkiye ile açık diplomasi yakında başlayacak” 22 Aralık 2008
Posted by Aybars in Kürtçe-Kürtçülük.add a comment
ERBİL (CİHAN) – Irak’ın kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Türkiye ile yürütülen sessiz diplomasinin fazla uzun sürmeyeceğini belirterek, “Açık diplomasi sürecine geçmek çok zaman almayacak.” dedi. ABD ve Avrupa’da 2 haftayı aşkın bir süredir temaslarda bulunan Barzani Erbil’e dönüşünde Türkiye ile ilgili sıcak mesajlar verdi.
Geçen ekim ayının ortasında Türkiye’nin Irak Temsilcisi Murat Özçelik’le görüşmesi tarihi buluşma olarak yorumlanırken, Barzani, “Türkiye ile aramızdaki duvarlar artık yıkıldı, diyalog yolu açık.” demişti. Türkiye ile aralarındaki engellerin ortadan kalktığını bugün bir kez daha hatırlatan Barzani, ilişkileri çok daha iyi noktalara getirme arzusunda olduklarını vurguladı.
Erbil havalimanında düzenlenen basın toplantısında CİHAN muhabirinin, “Türkiye ile ilişkiler şu anda sessiz ve gizli diplomasiyle yürütülüyor, açık diplomasiye ne zaman geçilecek?” sorusunu, “Çok uzun zaman almayacağını düşünüyorum. Görüşmelerimizi zaten açık bir şekilde kamuoyuyla paylaşıyoruz; ama açık diplomasinin yakın zamanda başlayacağını umuyorum.” şeklinde cevapladı.
Barzani, bir başka Türk gazetecinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün tarihi Ermenistan ziyaretini hatırlatarak, Gül’ü bölgeye bekleyip beklemediklerini sorması üzerine, “Sayın Gül’ü burada görmeyi çok isteriz ve bundan çok memnun oluruz.” dedi.
Barzani, ABD ziyaretini resmi bir davet üzerine gerçekleştirdiğini, dönüşte de Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Fransa’yı ziyaret ettiğini belirterek, ziyaretinde Türkiye’nin yer almadığını açıkladı. ABD yolculuğu seyahat planlarında Türkiye’ye uğramak olmadığını kaydeden Barzani, Türkiye ile ilişkileri geliştirmek için çalıştıklarını ve Türkiye’yi de ziyaret etmek istediğini söyledi.
OBAMA’NIN SEÇİLMESİ OLUMLU ETKİ YAPABİLİR
ABD yönetiminin kendilerini Türkiye ile ilişkileri geliştirme konusunda desteklediğini belirten Barzani, Washington’un kendilerini Ankara ile ilişkileri sağlam tutma konusunda teşvik ettiğini ifade etti. Barack Obama’nın nasıl bir politika izleyeceğini henüz bilmediklerini söyleyen Barzani, “Umut ederim ki Obama’nın seçilmiş olması Türkiye ile ilişkilerimize olumlu bir etki yapacaktır.” dedi.
ABD başkanlık seçimleri öncesinde Obama ve John McCain’in dış politika danışmanlarıyla görüştüğünü hatırlatan Barzani, “ABD büyük ve kurumsal geleneklerini olan bir devlet. Hangi adayın başkan seçildiği temel politikaları değil, kullanılan taktikleri değiştirir.” dedi.
ABD dönüşünde, AB dönem başkanı Fransa’ya gittiğini ifade eden Barzani, Paris’te Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner ile görüştü bilgisini verdi. AB ilişkilerini daha da geliştirmek istediklerini açıklayan Barzani, Paris temaslarını da bu yolda atılmış faydalı bir adımlar olarak tanımladı.
“ABD İLE GÜVENLİK ANLAŞMASI İMZALANMAZSA İÇ SAVAŞ ÇIKABİLİR”
ABD dönüşünde konuşan Mesut Barzani’nin gündeminde Irak-ABD stratejik güvenlik anlaşması da vardı. Anlaşmanın kesinlikle imzalanması gerektiğini vurgulayan Barzani, “Anlaşma imzalanmazsa Irak’ta iç savaş çıkabilir.” uyarısında bulundu.
Barzani, Irak ordusunun şu anki haliyle ülkenin hava ve kara sınırlarını korumakta yeterli olmadığını düşünüyor. “ABD ordusu çekilirse, Irak ordusu mevcut haliyle ülkenin sınırlarını koruyamaz; hatta ülke içerisinden gelen dâhili terör tehditleriyle de mücadele edemez.” diyen Barzani, anlaşmanın imzalanmasının Irak’ın geleceği için gerekli olduğunun altını çizdi.
ABD seyahati öncesinde Bağdat hükümetinin bu anlaşmayı imzalayacağı konusunda endişeleri olduğunu söylediğini hatırlatan Barzani, “Şimdi de benzer kaygıları taşıyorum. Korkarım ki hükümet ABD ile güvenlik anlaşmasını imzalamayacak.” şeklinde konuştu.
“IRAK FEDERAL BİR DEVLETTİR, BÖLGESEL HÜKÜMETLERİN YETKİLERİ SINIRLANDIRILAMAZ”
Irak’ın güneyindeki Şii vilayetlerin de federatif yönetimler kurmak istemeleri fikrini destekleyen Barzani, Irak’ın federal bir devlet olduğunu ve Anayasa’da belirtilen şekilde federal bölgesel hükümetler kurulabileceğini söyledi.
Barzani, Başbakan Nuri El Maliki’nin yerel hükümetlerin yetkisini kısıtlayıp merkezi idareyi güçlendirmek istemesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. “Irak’ın bir anayasası vardır ve herkes buna göre hareket etmelidir. Merkezi ve bölgesel hükümetler arasındaki ilişki de anayasada tanımlıdır. Bölgesel hükümetlerin yetkilerinin sınırlandırılması düşüncesine karşıyız.” dedi.
DTP’den arabuluculuk ! 22 Aralık 2008
Posted by Aybars in Kürtçe-Kürtçülük.add a comment
ADI,
“Kürt sorununa çözüm raporu”… Türkçe, İngilizce, Kürtçe basıldı. TBMM’de dağıtıldı. Yabancı büyükelçiliklere gönderildi…
20 sayfalık raporun teklifi ve sonucu şu iki cümledir:
- Anayasa’yı değiştir. Bölgesel meclisleri kabul et (örtülü federatif yapı). Askeri yumuşat…
- Ben de buna karşılık kanın durması için arabulucu olurum..
Bu rapor göstermiştir ki, terör bir pazarlık unsurudur… Ve satır aralarına gizlense de hakim teklif bir arabuluculuktur…
Diyor ki;
“Ortam oluştuğunda, (yani bu alternatif öneriler ve istekler yerine geldiğinde) ve ilgili güçlerin olumlu yaklaşımı geliştiğinde, (ilgili güç, yani asker yumuşadığında) arabuluculuk misyonu da üstlenebilecektir… (Yani ben de gider o zaman dağdakine silah bıraktırabilirim…)
Evet işte geldiğimiz nokta budur…
Bu raporu TBMM’de dağıtıyorlar. Basın toplantısıyla açıklıyorlar. Her şey apaçık ortada. Yani artık sınır ötesinde ne olduğunu anlamak için uydu istihbaratına filan gerek yok…
Uydu zaten kafamıza düşüyor…
AP’de Türkiye’deki Ermeni Kültürel Mirası ve Dersim soykırımı konulu konferans 22 Aralık 2008
Posted by Aybars in Kürtçe-Kürtçülük.add a comment
Kaynak: abhaber.com
Yer: Türkiye
Tarih: 30.10.2008
AP’de Türkiye’deki Ermeni Kültürel Mirası ve Dersim soykırımı konulu konferans (ingilizce)
Avrupa Parlamentosu AP’de 13 Kasım’da Türkiye’deki Ermeni tarihi mirasın yeniden keşfedilme günü başlıklı bir konferansa düzenleniyor.
Konferansa Avrupa Komisyonu’ndan Michale Leigh, yazar Fethiye Çetin, tarihci ve gazeteci Osman Köker, Fransa’dan tarih profesörü Patrick Donabedian, Osmanlı tarihi konusunda çalışmaları dikkati çeken Ara Sarafhan ve Almanya’dan tarihci Vahe Tachjian katılıyor.
Aynı gün 13 Kasım’da Avrupa Parlamentosu’nda AP milletvekili Sol grup üyesi Feleknas Uca‘nın himayesinde sözde ‘Dersim (Tunceli) Soykırımının 70’inci yıldönümü’ konulu başka bir konferans düzenleniyor. Konferansa katılanlar ise Prof. Dr. Ronald Münch Bremen Üniversitesi, Hilda Çobayan Adalet ve Demokrasi için Avrupa Ermeni Federasyonu Başkanı, Haydar Işık yazar, Hans Branscheidt AB Türkiye Yurttaşlık Komisyonu, Şerafettin Halis DTP Tunceli Milletvekili, Aysel Tuğluk DTP Diyarbakır Milletvekili, Songül Erol Abdül Tunceli Belediye Başkanı,Ayşe Hür tarihçi ve yazar.
Call to a conference at the European Parliament: Dersim 1937-1938: 70 Years After
On the occasion of the 70th anniversary of the Dersim Genocide, the Association for Reconstruction of Dersim organizes a conference on November 13, 2008, 3pm, at the European Parliament in Brussels: Dersim 1937-1938: 70 Years After. Chaired by Member of European Parliament Feleknas Uca (GUE/NGL), the conference will be held with the participation of:
Ayse Hür, Historian and Columnist, Istanbul
Prof. Dr. Ronald Münch, University of Bremen
Hilda Tchobaian, President of the Armenian Federation for Justice and Democracy,
Haydar Isik, Writer and President of Association for Reconstruction of Dersim
Hans Branscheidt, EU Turkey Civic Commission
Serafettin Halis, Member of Turkish Parliament (DTP) for Dersim (Tunceli)
Aysel Tugluk, Member of Turkish Parliament (DTP) for Diyarbakir
Songül Erol Abdil, Mayor of Dersim (Tunceli)
Below is the call addressed to all democratic organizations, defenders of human rights and the media:
We will not forget or let forget the Dersim Genocide
It’s the 70th anniversary of the Dersim Genocide. Although 70 years have passed since the genocide by the Turkish Government in Dersim in 1937-38, this massacre has never been forgotten nor will it be forgotten, as the culprits have not been brought out into light.
Dersim massacre started with the Turkish Republic regime presenting Dersim as a target by stating, “Dersim is a ‘Pandora’s Box’”.
First by means that aren’t very common the name of Dersim was changed to ‘Tunceli in 1935.
In order to carry out this massacre, the Council of Ministers came together in Ankara on 4 May 1937 and formed ‘Tunceli Questioning Operation’ Council of Ministers and signed the half a page document classed as “Top Secret” which was the order for the Dersim massacre.
According to the official figures 12 thousand people were massacred in the Dersim Genocide. According to the people of Dersim 70 thousand people were massacred. After this atrocious act thousand of people were banished from their homeland.
On 16 November 1937, Seyit Riza who was one of the Kurdish leaders and seven of his comrades were hanged in Elazığ. Despite all attempts by the families, the gravesites of Seyit Riza and his comrades still haven’t been disclosed.
Dersim Genocide is not the only genocide the Republican Turkey has committed towards Kurds and Alevis. During the reign of the Ottoman emperor Ahmet I. between 9 December 1606 and 5 August 1611, the “fire wells” of ‘Murat Pasha the Well digger’ who had murdered almost 100 thousand Kurdish Kizilbash Alevis, are still remembered by many. The problem Yavuz Sultan Selim couldn’t solve in 1514 by murdering 40 thousand people by sword was attempted to be solved during 1935-1938 in Dersim once again by a massacre.
The 1938 tragedy has not only left behind the dead, the wounded and banishments, it has left behind a depopulated region whose name and all presence has been banned. The Dersim Kurds has faced a planned, systematic genocide and an extremely cruel assimilation process because of their; identity, language, culture and religious beliefs.
The “one language and one nation” policy of the Republic of Turkey that continues in today’s society as been the source of serious massacres first in Kocgiri, then at Seyh Said Revolt, at Zilan and at Dersim.
During the Dersim Genocide the Turkish government has massacred thousands of people, those who survived were banished, Dersim was depopulated. The cause of these merciless acts was being Kurdish, Alevi and Kizilbash. Although 70 years have passed, Turkey is not willing to acknowledge this Genocide like many other Kurdish Genocides. Those responsible for the deaths of thousands of people have never been tried nor have they been brought out into light. The broken families could never discover their past. Thousands of people still haven’t received news from their families and close friends. The whereabouts of the Kurdish children taken by the Turkish Government at the time are unknown. Many other world counties who have had a similar experiences and committed genocide against its people have acknowledged the injustice and sorrow they have caused and have apologized. However Turkey is continuing to resist and use “it does not exist” strategy with the Kurdish Genocide just as they have with the Armenian Genocide.
Latin America called it “Making Peace”; the Japan called it “Leaving the past behind”; Italy had the “Cleaning Operation”; Austria took up “Nazi Cooperation”; Switzerland faced the “Nazi Accounts” and the “Nazi Gold”. Australia said “Sorry” to the Aborigines. Canada did the same for the Quebecois. South Africa put an end do the racist regime of Apartheid. This and similar examples prove that it is only possible to cleanse ourselves from the outworn traces and influences of the past by abandoning ‘denial’ and ‘destroying strategies’. As evident by these examples, the road to living together in peace goes through a democratic mentality transformation.
However, Turkey has not abandoned its desire for massacre, which it uses as a government policy. Kurdish regions are still being bombed, villages are being emptied, people being murdered because of their identity and culture. To remind the world public of Dersim Genocide in its 70th year, we are organising the “Dersim ‘38 Conference” at the European Parliament on 13 November 2008. We will be there to face our history, to show that we have not forgotten nor will forget our ancestors and mothers who had been massacred.
We convey that the solution for our difference is not to kill or to die, as it was the case in the Dersim Genocide and various other Kurdish Revolts, but to be seen as cultural richness. The solution for the Kurdish problem can be achieved not by denial or annihilation but by a peaceful approach. However, having a safe and secure future can be achieved if the government can face its past. Otherwise this pain and trauma will not end and it will not contribute to the solution to this problem.
Armenians, Greeks, Kurds, Jews, Alevis-Kizilbashes, Syrians, Assyrians, all citizens of Turkey and those who were classed as “the other” are the real owners of this move for Turkey to accept its past.
It is for this reason the Association for Reconstruction of Dersim is organising a conference regarding the Dersim ’38 Genocide at the EU Parliament in Brussels with the Left Party acting as the host.
We invite all EU counties, UN, civil public organisations and Kurdish people to show sympathy to this conference that will take place on 13 November 2008, 3 pm..
Dersim-Gesellschaft für Wiederaufbau e.V. (Gemeinnützig)
Holweider Str.40, 51065 Köln
Tel.: 00-49-2216160611
Für Ihre Spenden: Postbank Dortmund
Kontonummer: 687 152 466; Bankleitzahl: 440 100 46
Konferanslar ile ilgili bilgi için:
http://www.insideeurope.org
http://www.dersim-wiederaufbau.de
ABHaber, 29-10-2008 15.30 (TSİ)
http://www.hyetert.com/haber3.asp?Id=30584&DilId=1
Baskan Haydar Isik ( süphesiz Almanlarin desteginde bk. Feleknas Uca )
http://groups.google.de/group/Axa-Mezopotamya-Groups/browse_thread/thread/3b3b1fed526401ec
Baskan Ermenilere soykirim yapildigini anlatiyor
( ortak calisiyorlar):
http://www.haydar-isik.com/index.php
alman-yunan-ermeni ve kürt ortakligi:
http://www.elliniki-koinotita-kolonias.de/?id=12653
Derneklerin listesi:
http://www.dersimsite.org/avrupadersimdernekleri.htm
http://www.aga-online.org/de/aktionen/detail.php?newsId=232
http://www.pen-kurd.org/index-de.html
Etkinlikler hakkinda:
http://www.aga-online.org/de/aktionen/detail.php?newsId=279
http://www.dersim38konferans.com/
Firma rehberine dahi sokulmus:
http://www.pen-kurd.org/almani/haydar/gedenkfeier-dersim-2008.pdf
türkce/almanca
http://www.dersim-wiederaufbau.de/contentid-6-page2.html
GESELLSCHAFT FÜR BEDROHTE VÖLKER INTERNATIONAL’in kürtcülük
Hareketi
ilk KadIn Haham: ASENATH BARZANi 4 Haziran 2008
Posted by Aybars in Kürtçe-Kürtçülük, Yahudi.add a comment
Ozkan BOSTANCI [bostanciozkan@gmail.com]
1935 yIlInda Almanya’nIn ba$kenti Berlin’de Regina Jones’un resmen haham ilan edilmesinin Yahudi tarihinde bir ilk oldugu one suruldu. Ancak Yahudi tarihciler kIsa surede bu bilgiyi duzelttiler. Zira kendi cemaati tarafIndan kabul edilen haham ilan edilen ilk kadIn 17. yuzyIlda Irak’In kuzeyinde ya$ayan Asenath Barzani idi.
1935 yIlInda Almanya’nIn ba$kenti Berlin’de Regina Jones’un resmen haham ilan edilmesinin Yahudi tarihinde bir ilk oldugu one suruldu. Ancak Yahudi tarihciler kIsa surede bu bilgiyi duzelttiler. Zira kendi cemaati tarafIndan kabul edilen haham ilan edilen ilk kadIn 17. yuzyIlda Irak’In kuzeyinde ya$ayan Asenath Barzani idi.
1590 yIlInda dogan Asenath Barzani, Irak’In kuzeyindeki Yahudi cemaatinin ba$kanI Haham Samuel Barzani’nin kIzIydI. Samuel Barzani, Yahudiligin mistik boyutunu iceren Kabalah konusunda derinle$mi$ biriydi. Genc Yahudi rahipleri yeti$tiren Samuel Barzani, kIzInIn egitimine de ayrI bir ozen gosterdi. Rivayete gore Yahudiligin mistik sIrlarInI kIzIna aktaran Samuel Barzani, Asenath’In evinden cIkmasIna dahi izin vermedi.
Yahudi tarihcilere gore Asenath Barzani ya$amInI anlattIgI bir tekste $unlarI yazar: “HayatIm boyunca evimden dI$arI adIm atmamI$tIm. Ben israil’in kralInIn kIzIydIm. Hahamlar tarafIndan yeti$tirildim. Babam uzerime cok du$erdi. Bana semavi konularda dI$Inda ne bir sanat ne de herhangi bir zanaat ogretti”
YEŞiVA’NIN BAŞINA GECEN iLK YAHUDi KADIN
Asenath babasI tarafIndan kuzeni Haham Jacob ben ibrahim Mizrahi Amediye ile evlendirildi. Samuel Barzani’nin kIzInI evlendirirken tek bir $artI vardI. Asenath ev i$lerine ko$ulmayacak ve Kabalah egitimine devam edecekti. Haham ibrahim Mizrahi bu istege uydu.
ikili evlendikten kIsa bir sure sonra ibrahim Mizrahi, Musul’taki Yahudi Ye$ivasInIn (din okulu) ba$Ina gecti. Burada ibrahim Mizrahi ve Asenath Barzani’nin bir oglu ve bir kIzI oldu. Ancak ibrahim Mizrahi genc ya$ta oldu. Bu olumun ardIndan Musul’daki Ye$iva’nIn ba$Ina Asenath Barzani gecti. Bu Yahudi tarihinde bir ilkti.
Asenath Barzani, babasInIn olumunun ardIndan ise onun gorevlerinin buyuk bir bolumunu aldI. SIk sIk seyahat etti ve Yahudi cemaatini bir arada tuttu.
AMEDiYE’DEKi MUCiZE
Asenath Barzani efsanesi de bu noktada ba$ladI. unu sadece Yahudi cemaati arasInda degil bolgede ya$ayan tum Kurtler arasInda yayIlmI$tI. Hasta olan cocuklar ona getiriliyor, derdi olan insanlar onun kapIsInI calIyordu. Onun hakkIndaki en yaygIn efsanenin mekanI ise Amediye’dir.
Bir gece Asenath ruyasInda babasI Samuel Barzani’yi gorur. Samuel Barzani ondan Rosh Hode$ bayramI icin Amediye’ye gitmesini ve bayramI oradaki cemaatla kutlamasInI ister. O donemde Amediye’deki Yahudiler tehdit altInda ya$amaktadIr. Buna ragmen Asenath babasInIn sozlerini dinleyerek Amediye’ye gider.
Buradaki Yahudi cemaatini toplayan Asenath Barzani, onlara Rosh Hode$ bayramInI sinagog dI$Inda kutlamalarInI teklif eder. Cemaat once buna kar$I cIkar. cunku kasabada durum hic iyi degildir ve etraflarInda cok fazla du$man vardIr. Ancak Asenath Barzani’nin IsrarI sonucunda cemaat ikna olur ve bayram sinagogun dI$Inda kutlanIr.
Kutlamalar sIrasInda bir anda cIglIklar duyulur ve sinagogtan alevler yukselir. Kimse iceride yoktur ama mistik Yahudilige air bazI kutsal yazItlar sinagogun arka tarafIndadIr. Bu sIrada Asenath Barzani kimsenin daha once duymadIgI sozculer soyler ve gokyuzunde melekler gorulur. Melekler alevleri sondururler ve yeniden gokyuzunde kaybolurlar. Sinagoga gelen Yahudiler yapInIn sanki hic yangIn cIkmamI$ gibi hic bozulmadIgIna $ahit olur.
Asenath Barzani’nin adInI ta$Iyan bu sinagogun kalIntIlarI halen Amediye $ehrinde bulunuyor.
ŞiiRLERi iLE DE TANINIYOR
Asenath Barzani mucizleriyle oldugu kadar $iirleri ile de anIlan bir isim. Yahudi edebiyatI konusunda cok iyi bir egitim alan Asenath’In ibranice yazdIgI $iirler, Yahudi kadIn edebiyatInIn en nadide eserleri olarak ele alInIyor.
Asenath, 1670 yIlInda Amediye’de oldu ve buraya gomuldu. MezarInIn bulundugu yer halen israilliler tarafIndan sIk sIk ziyaret ediliyor.
KuRT YAHUDiLERi ORTODOKS
Yahudi tarihciler Kurt Yahudilerini en Ortodoks geleneklere sahip Yahudiler olarak tanImlIyor. 17. yuzyIlda Asenath ile kIrIlan bu gelenekler 20. yuzyIlIn ba$Inda yeniden Kuzey Irak’taki Yahudiler arasInda yerle$meye ba$ladI. israil’e gocten once Kuzey Irak’taki sinagoglarda kadInlarIn konu$masI, erkeklerin yanIna oturmasI yasaktI. KadInlarIn haham olmasI zaten hicbir $ekilde du$unulemiyordu. Surekli olarak kendini dI$ tehditlere kar$I koruma refleksine sahip olan Kurt Yahudileri cIkI$I kendilerini Ortodoks Yahudilik geleneklerine yatIrmakta buldu.
BARZANi YAHUDiLERiNiN BARZANi AiLESiYLE iLGiSi
Gunumuzde tabii ki en cok merak edilen ve bircok aydInIn tartI$tIgI konu Yahudi tarihine gecen Barzani ailesinin bugunku Barzani ailesi ile ili$kisi olup olmadIgI. Yahudi tarihciler bu ihtimali akla yatkIn bulmuyor. Barzani adI o donemde bir soyadI olmaktan ziyade insanlarIn dogduklarI bolgeyi yansItan bir ifade oldugunu belirten Yahudi tarihciler, Kuzey Irak’taki Yahudilerin kendini cok iyi korudugu ve dev$irilmedigini soyluyor.
Ancak bircok kaynak da aralarInda bir kan bagI olmasa da bu iki ailenin ili$ki halinde oldugunu ifade ediyor.
Barzani soyadInI ta$Iyan Yahudilerin tumu 1920-40 yIllarI arasInda Kuzey Irak’tan goc ederek israil’e yerle$ti ve burada Siyonist hareketin icinde yer aldI. SoyadlarI Barzani olan Yahudilerinin Barzani ibranicesi olarak adlandIrdIklarI ayrI bir lehceleri var. Barzan ibranicesini en son konu$an ki$i 1998 yIlInda oldu. Gunumuzde Barzan ibranicesini ikinci ku$aktan bilen fakat yazamayan 20 ki$i kalmI$ durumda ve bunlarIn hepsi israil’de ya$Iyor.
Gunumuzde Kuzey Irak’ta sadece 30 kadar Yahudi bulunuyor. 1948 yIlInda israil kuruldugu zaman Kuzey Irak’taki Yahudi nufusu 100 bini a$Iyordu.
İngiltere’nin Kürt Raporu 4 Haziran 2008
Posted by Aybars in AB, Kürtçe-Kürtçülük, İngiltere.add a comment
KÜRTÇE YAYIN KAVGASI 2 Haziran 2008
Posted by Aybars in Kürtçe-Kürtçülük.6 comments
TRT‘den Kürtçe Yayına Vize Çıkarken, AKP ve DTP‘nin İttifakına Sahne Olan Görüşmeler, AKP ve MHP Arasında İse Sert Tartışmalara Yol Açtı.
Meclis Genel Kurulu’nda, TRT Kanunu’nun değiştirilmesine ilişkin tasarının 6′ncı maddesine eklenen önerge ile TRT‘den Kürtçe yayına vize çıkarken, AKP ve DTP‘nin ittifakına sahne olan görüşmeler, AKP ve MHP arasında ise sert tartışmalara yol açtı. İşte Meclis tutanaklarına yansıyan Kürtçe yayın atışması:
Oktay Vural (İzmir) – Hayır, bu amaçla değil. Denetimi değil efendim, düzenleme yetkisi. Efendim, Anayasa’ya göre düzenleme yetkisi RTÜK‘e aittir. TRT Genel Müdürü kendi aklınca farklı dillerde yayın yapamaz, kim tayin edecek? (AK Parti sıralarından “Bağırma” sesleri)
Bağırırım Bağırırım, Türkçe için konuşurum Bağırırım tabii. (AK Parti ve MHP sıralarından gürültüler)
Oktay Vural (İzmir) – Duyasın diye, gözler kör olmasın, kulaklar sağır olmasın, kalpler mühürlüolmasın. Onun için bağırıyorum.
SABAHATTİN CEVHERİ (Şanlıurfa) – Otur yerine! (MHP sıralarından gürültüler)
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Otur yerine, orada söyleyeceğin bir şeyi gel burada söyle!
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Ayıp oluyor Sayın Bakan, size yakışmıyor.
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sana söylüyorum
Oktay Vural (İzmir) – Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bir kamu kurumu, Türkçe dışında farklı dilde münhasıran yayın yapamaz, aklından çıkarsın. Türkçeyi, eğer İran’da yapılan yayınla, eğer Korsika’yla, eğer Belçika’da yapılan yayınla mukayese ediyorsak, Türkiye bir federal devlet değildir, üniter devlettir. Öyle bir şey olmaz!
MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Bunu görüşemezsiniz bugün burada.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani 20 milyon Kürt yaşıyor Türkiye’de. Allah’tan korkun. Burada Meclis karar verir. 70 milyon insan seçmiştir, yüce Meclis karar verecek.
MEHMET EKİCİ (Yozgat) – O başka iş, bu başka iş.
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Övün şu yaptığınla, övün!
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – İşine bak! Bana talimat veremezsin. İşine bak!
MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Oyla geç, oyla geç Bu kadar basit mi?
Mehmet Günal (Antalya) – Parmak makinesi oldunuz ha indir kaldır! (AK Parti sıralarından “Ne bağırıyorsunuz?” sesleri)
Oktay Vural (İzmir) – Buradaki bu önergenin amacı TRT‘nin münhasıran Türkçe dışında başka dilde yayın yapmasını temin etmektir.
Özkan Öksüz (Konya) – Yapıyor zaten!
Oktay Vural (Devamla) – Yapıyorsa niye değiştiriyorsun?
Oktay Vural (Devamla) – Neresi dokunda sana o yapılan yayının.
Mehmet Günal (Antalya) – Adam konuşuyor orada. Lütfen
Özkan Öksüz (Konya) – Yapıyor zaten!
Oktay Vural (Devamla) – Yapıyorsa niye değiştiriyorsun? Demek ki engellenen birtakım hususlar var. O zaman engellenen nedir? Bu soruyu sorun. “Yapılıyor” diyor. Peki, yapılan neyi engelliyor? Değerli arkadaşlarım, neyi engelliyor. Genişleteceksen, RTÜK genişletir.
ASIM AYKAN (Trabzon) – Genişletiyor.
Oktay Vural (Devamla) – Kanunla, Türkçenin yanı sıra bir devlet kurumunda yayın yapma, devlet kurumunda yazışmayı ve iletişimi farklı dillerde yapmak demektir aynı zamanda. Böyle bir şeyi kabul edebilir misiniz?
ASIM AYKAN (Trabzon) – O da kanun, bu da kanun.
Oktay Vural (Devamla) – RTÜK düzenleme yapmış, kanun çıkmış, yönetmelik çıkmış ve “Bu konuda münhasıran Türkçe yapılması esastır.”
45 dakika yetmiyor mu size Özkan Bey?
Özkan Öksüz (Konya) – Yetmiyor.
Oktay Vural (Devamla) – Yirmi bir saat izle, git izle, git izle.
Özkan Öksüz (Konya) – Yetmiyor.
Oktay Vural (Devamla) – Yetmiyorsa izle. RTÜK‘e müracaat et
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Kafanızı kumdan çıkarın, orada 24 saat Roj TV’yi izliyorlar, TRT‘yi izlesin, ne var bunda?
Mehmet Günal (Antalya) – Fazla bağırma!
Rüstem Zeydan (Hakkari) – Bu nasıl bir anlayıştır?
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – TRT izlesin, ne var bunda?
Mehmet Günal (Antalya) – Fazla bağırma! Sakin ol!
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Senden daha fazla bağırmıyorum.
Mehmet Günal (Antalya) – Sakin ol! Parmağını da kaldırma! Tehdit etme! Elini indir!
Oktay Vural (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, ne hazindir ki, burada bir milletvekili “Roj TV’ye mukabil bir televizyon kurulmasını kabul edelim.” diyor. Roj TV’nin adını alıyor. Kimmiş bu Roj TV be! Bunu nasıl kabul ediyorsun? Senin kanun dışın saydığın bir televizyon yayınını nasıl kabul edebilirsin? Böyle bir şey olur mu?
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Ne var?
Mehmet Günal (Antalya) – Kırarım o elini! Elini indir!
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Gel hadi! Gel hadi!
Mehmet Günal (Antalya) – Kırarım o elini!
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Artistlik yapma!
Mehmet Günal (Antalya) – Beni mi tehdit ediyorsun el kol hareketlerinle?
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Artist! Vekil misin, artist misin?
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Kim kimin elini kırıyor! Terbiyesiz herif!
ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – Hareket çekme, bak o elini başkası kırar!
Mehmet Günal (Antalya) – Söylüyorum, böyle yapma diyorum, böyle yapma! Böyle yapma diyorum.
Mehmet Günal (Antalya) – Yapma diyorum, elini sallama diyorum.
Oktay Vural (Devamla) – Sayın milletvekilleri, belki bu konuda aklıselimle düşünemiyor olabiliriz, olamayabilirsiniz. Bir önerge gelmiştir, kimsenin haberi yoktur, bir tartışma vardır, “Milliyetçi Hareket Partisi aleyhte, bunlar muhalefettir, anlık şeyler söylüyorlar.” diyebilirler. Evinize gidin, bir düşünün, doğru mu yapıyorsunuz, değil mi, düşünün!
ÖMER FARUZ ÖZ (Malatya) – Biz çocuk muyuz?
Oktay Vural (Devamla) – Bu çocukça iş değil. Gülme bir kere! Böyle bir konu ciddiyetle ele alınacak bir şey.
ÖMER FARUZ ÖZ (Malatya) – Biz ne yaptığımızı biliyoruz ya!
Oktay Vural (Devamla) – İmzanız var mı?
ÖMER FARUZ ÖZ (Malatya) – Var.
Oktay Vural (Devamla) – Bilmiyordunuz bile önergeyi.
ÖMER FARUZ ÖZ (Malatya) – Biliyorduk.
Oktay Vural (Devamla) – Önergeyi bile bilmiyordunuz.
ÖMER FARUZ ÖZ (Malatya) – Arkasındayız.
(ANKA)
EG/ZG
(Ankara Haber Ajansı) 30.05.2008
29 Mayıs 2008′i unutma! 30 Mayıs 2008
Posted by Aybars in Hatırla!, Kürtçe-Kürtçülük.1 comment so far
Yeni Türkiye Partisi: AB reformunu destekliyoruz
YTP, `Kürtçe öğrenim ve yayın ile idam` da dahil AB yasalarının tamamını desteklediğini açıkladı. Demirel`in doktoru Osman Müftüoğlu`ndan sonra eski DİE Başkanı Orhan Güvenen de YTP`de
RADİKAL – ANKARA – YTP , ANAP lideri Mesut Yılmaz `ın liderler turunda sunduğu AB yasaları taslağına karşı çıkmadığını açıkladı. YTP `nin AB yasaları içinde yer alan idam cezasının kaldırılması ve Kürtçe yayın ile ilgili maddelere karşı olduğu iddiaları sıkıntı yarattı. Genel başkan Cem `in talimatıyla bu haberlerle ilgili yazılı bir açıklama yapıldı. Cem `in, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz `ın parti liderlerine sunduğu taslağa `engel değil, tam tersine destek olduğu` dile getirilen açıklamada şöyle denildi: `Yeni Türkiye ve ANAP genel başkanları arasında iki partinin yetkililerinin de katılımıyla gerçekleşen görüşmede, önerilen 13 değişim konusunda sayın Cem ve Yeni Türkiye `nin diğer yetkilileri şunları söylemiştir: AB `ye ilişkin önerilerin tümünü; idam, Kürtçe öğrenim ve yayın konuları dahil destekliyoruz. Bu üç konu bölücülük istismarına açıktır. Dolayısıyla istismarı sınırlayacak başka yasa önerileri ile bu AB paketinin bütünlenmesi daha doğrudur. Bu düşünce, Cem `in dışişleri bakanlığı döneminde de açıklanmıştır. Genel başkan Cem , Yeni Türkiye `nin istismarı sınırlamaya dönük bu önerisi kabul edilmese bile, ANAP `ın söz konusu değişim paketini YT `nin kamuoyunda ve TBMM `de destekleyeceğini sayın Yılmaz `a bildirmiştir.` Parti dışa açılıyor Bu arada parti, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel `in özel doktoru Prof . Dr. Osman Müftüoğlu `ndan sonra dün de eski Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE ) Başkanı ve Avrupa Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Güvenen `i saflarına kattı. İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Meral Gezgin Eriş , eski CHP `li Ercan Karakaş ve eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay `ın da YTP `ye katılacağı ifade edildi. `Örgütler boşalır mı?` Dışa açılan YTP `de bir yandan da il veya ilçe başkanlığına atanan isimlerin, milletvekilliği için aday olmaları durumunda, örgütlerin boşalması endişesi yaşanıyor. Bazı parti yöneticilerinin `İl başkanlarını aday olmayacak kişilerden seçelim` dediği öğrenildi. YTP Genel Sekreteri İstemihan Talay , il başkanlarının `gönüllü ve özverili ve güvenilir insanlar içinden seçileceğini, ancak adaylıklarına sınırlama getirilemeyeceğini` söyledi. Dar ve zor bir zamanda örgütlendiklerine dikkat çeken Talay , `İl başkanları veya ilçe başkanlığına getirilecek kişilerin ille de milletvekili adayı olacaklarına ilişkin bir kural yok, ancak bu konuda yasaklama da söz konusu değil` dedi.
Tansu Çiller, Kürtçe yayının TRT–INT’ten yapılmasını önerdi
DYP lideri Tansu Çiller, Türkiye’nin etrafında Arap, Türkmen, Azeri ve Kürt unsunlar bulunduğunu belirterek, TRT–INT’ten bu gruplara yönelik yayın yapılabileceğini söyledi.
Partisinin dünkü grup toplantısında konuşan Çiller, teknolojik imkanlar aracılığıyla dünyanın her yerinden yayın yapılabildiğini hatırlattı. TRT–INT’ten yapılacak yayının ötesinde “acil adımlar atılmaması”nı isteyen Tansu Çiller, eğitim dilinin ise Türkçe olarak kalması gerektiğini ifade etti.
ANAP lideri Mesut Yılmaz’ı AB konusunu “iç siyaset sömürüsü” yapmakla suçlayan Çiller, Türkiye’nin ABD’nin yakın bir müttefiki olarak AB içinde yerini alacağını vurguladı. Çiller, bunun bir dünya barışı projesi olduğuna dikkat çekti.
Konuşmasında ekonomik konulara da değinen DYP lideri Çiller, bir Bektaşi fıkrası anlatarak, hükümetin istifasını istedi: “Vatandaşın biri, (Allah’ım, kulağım duymuyor, gözlerim görmüyor, midem de iyi değil, ayaklarım da tutmuyor. Bana şifa ver, yardım et.) diye dua etmiş. Bunu duyan Bektaşi de, (Seninle uğraşacağına yenisini yaratır.) demiş. Bu hükümetin de yenisini oluşturmak lazım.”
Ankara, Zaman 14.03.2002
|
Kürtçe yayın önerisine destek Başbakan Yardımcısı ve ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz`ın, Kürtçe yayın hakkı verilmesi yolundaki önerisine ise siyasal partiler olumlu görüş bildirdiler. Siyasal parti sözcülerinin Hürriyet`e bu konuda yaptıkları değerlendirmeler şöyle: |
|
Aydın Tümen Kürtçe yayınlardan çekinmemeliyiz. Zaten bugünkü teknolojik ortamlarda bu yayınları engellemek mümkün değil. Bu yayınlar ülke açısından bir sıkıntı yaratmaz. Uluç Gürkan Mevcut teknolojik ilerlemeler karşısında yayın yasağı anlamını yitirmiştir. Türkiye `de, Türk yasalarına göre denetlenen yayınlar, her koşulda, çanak anten veya başka yollarla izlenen, kontrol dışı ve bölücülüğü tahrik edici, toplumlar arası nefreti körükleyen yayınlardan daha çok Türkiye `nin yararınadır. Salim Ensarioğlu GAP TV , eğitim amaçlı kurulmuş bir televizyon. Bölgede, 50 yaşın yukarısında olanların yüzde 50`si Türkçe bilmiyor. Bunlar ya MED TV , ya Erivan Radyosu `nu dinliyor. Burada Kürtçe ve Zazaca haberler verilmesi, sağlık, nüfus planlaması, eğitim, şarkı -türkü yayınları yapılması yararlı olur. Ancak bunu devletin televizyonunun yapması lazım. Yoksa özel tv `ler rekabetten MED tv`yi geçerler. Halka devletin televizyonundan (Size gelen dozerleri PKK yaktı. Hemşire, doktor ölüm korkusundan gelemiyor) diye Kürtçe , Zazaca halka tv `den anlatmak lazım. İnal Batu CHP `nin programında herkesin anadilinde eğitim görme hakkı bulunuyor. Kürtçe eğitim konusunda bizim partimizin programı çok açık. Biz herkesin kendi anadilinde dilinde eğitim ve öğretim yapmasına karışılmaması düşüncesindeyiz. Ancak bunu devletin bir görevi olarak da düşünmüyoruz. |
Yılmaz’dan Kürtçe yayın savunması
30/03/2002 (Radikal)
ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Kürtçe yayının serbest bırakılmasının kırsal kesimdeki vatandaşların Türkçe öğrenimi ve kullanımını kolaylaştıracağı görüşünü de savundu.
ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, MHP Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun yazılı soru önergesini yanıtlarken, Kürtçe yayının Türkiye için pek çok yararı olacağını ifade etti. Yılmaz, Avrupa Birliği’nin Kopenhag kriterleri çerçevesinde Türkiye’den beklentilerini, Katılım Ortaklığı belgesiyle ortaya koyduğunu belirtti.
Yılmaz, burada kısa vadede Türk vatandaşlarının kendi anadillerinde televizyon ve radyo yayını yapmalarını yasaklayan her türlü yasal hükmün kaldırılması, orta vadede ise, kültürel çeşitliliğin sağlanması ve kökenlerine bakılmaksızın tüm vatandaşların kültürel haklarının güvence altına alınması, bu hakların kullanılmasını engelleyen her türlü yasal hükmün, eğitim alanındakiler de dahil olmak üzere kaldırılmasının öngörüldüğünü bildirdi.
Yılmaz, Avrupa Birliği’ne üye ve aday ülkelerde, üniter yapıda olanlar dahil, resmi dilden farklı anadil öğrenimi ve anadilde yayın önünde yasal engeller bulunmadığına dikkat çekti. Yılmaz, anadillerin öğrenimi ve bunların kitle iletişim araçlarında kullanımının, bugün Avrupa’da bir yandan kültürel zenginliğin, diğer yandan da çağdaş bireysel insan hak ve özgürlüklerinin bir gereği olarak algılandığını vurguladı. Yılmaz, bu ülkelerdeki uygulamaların, resmi dilde eğitim ile isteğe bağlı anadil öğreniminin ve resmi dilin yaygınlaştırılması ile anadilde yayına izin verilmesinin ülkelerin birlik ve bütünlüğünü zedelemeyecek şekilde nasıl bağdaştırılabildiğini değişik örneklerle gösterdiğini kaydetti. Yılmaz, “Bu uygulamalar, yeknesak değildir, anadil öğrenimi ve anadilde yayının her ülkenin kendine özgü koşulları doğrultusunda değişik ilke ve usullere göre düzenlendiği görülmektedir. Her hal ve karda, bu tür yayınların bir hukuki düzenlemeye bağlandığı, uygulamalar arasında yayınların devlet eliyle veya özel çerçevede yapılması seçeneklerinin de yer aldığı gözlenmektedir”
dedi.
Yılmaz, Ulusal Programda, Türkiye’nin resmi ve eğitim dilinin Türkçe olduğu ancak bunun vatandaşlarının günlük yaşamlarında farklı dil, lehçe ve ağızların serbestçe kullanılmasına engel olmadığının, bu serbestliğin ayrılıkçı veya bölücü amaçlarla kullanılamayacağının yer aldığını kaydetti. Yılmaz, bu nedenle mevzuatın, Anayasa’da yapılan değişiklikler ve Ulusal Program’daki taahhüt doğrultusunda gözden geçirilmesi gerektiğini bildirdi.
Yılmaz, Türkiye’de isteyen vatandaşların halen yabancı dillerin yanısıra Kürtçe yayın yapan ve bölücü odaklarca yönlendirilebilen dış kaynaklı radyo ve televizyonları izleyebildiğini de belirterek, “Mahalli dil, lehçe ve ağızlarda yayın imkanı tanındığı takdirde, şimdiki durumun aksine, tüm yayınlar Türk mevzuatı çerçevesinde RTÜK denetimine tabi olacaktır. Ayrıca, mahalli dil, lehçe ve ağızlarda öğrenim ve yayın yapılmasına Türkçe’nin yaygınlaştırılması hedefine de hizmet etmesi koşuluyla ve belli kurallar çerçevesinde imkan tanınması, Türkçe öğrenimi ve kullanımını özellikle kırsal kesimde yaşayan çok sayıda vatandaşımız açısından kolaylaştırabilecektir” dedi. Yılmaz, ülkenin birlik ve bütünlüğünü hedef alan her türlü faaliyetin hukuk sistemi çerçevesinde takip edilip, cezalandırılacağını kaydetti. Yılmaz, ayrıca Avrupa’daki kültürel çeşitlilik anlayışını ayrılıkçı ülkü ve faaliyetlerinin gerekçesi haline getirmek isteyenlere bu imkanın verilmemesi, bireysel hak ve özgürlükler ile terörist eylemlerin hukuk devleti temelinde birbirinden ayrılmasının, uzun vadede ülkenin birlik ve bütünlüğünü pekiştireceği gibi, terörist örgütlerin meşruiyet kazanma çabalarını da sonuçsuz bırakacağını savundu. ANAP Genel Başkanı Yılmaz, böyle bir gelişmenin, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini hızlandırmanın yanısıra, terörizmle mücadelede Avrupa Birliği ülkeleriyle işbirliği yapılmasını kolaylaştıracağını da ifade etti. Yılmaz, “Bu çerçevede, ülkemizin Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde, mahalli dil, lehçe ve ağızların öğrenimi ile yayın amacıyla kullanımı önünde mevcut olabilecek yasal engellerin ülkenin birlik ve bütünlüğü ile Türkçe eğitim esasını zedelemeden hangi ilke ve usuller çerçevesinde kaldırılabileceği, tüm yönleriyle değerlendirilecektir” dedi.
|
MHP Yılmaz`ın felaket senaryosuna kızdı Ulaştırma Bakanı, MHP`li Oktay Vural, ANAP lideri Mesut Yılmaz`ın, Türkiye`nin AB sürecinden kopuşunu bir felaket senaryosu olarak değerlendirmesine karşı çıktı: |
|
`Türk milletinin yüzyıllardır süregelen menfaatlerini dikkate alan bir devlet politikası vardır. Türkiye `nin kaderi felaketler senaryosuna dayalı olarak çizilemez.` Dün Devlet Hava Meydanları İşletmesi `nce düzenlenen ağaç dikme kampanyasına katılan Vural burada gazetecilerin sorularını cevapladı. Yılmaz`ın dün bazı gazetelerde yer alan açıklamalarının hatırlatılması üzerine Vural , Türkiye `nin, hem AB `ye girme yolunda önemli mesafeler kat ettiğini hem de milli menfaatlerini ve hassasiyetlerini koruma yönünde çok önemli bir müzakere safhasında bulunduğunu vurguladı. Vural , `Türkiye `nin AB `ye giriş sürecine devam edeceğine ve tam üyeliğin gerçekleşeceğine inanıyorum.` dedi. AB için 3 adım Önceki akşam Beykoz `daki evinde bazı gazetelerin yöneticileriyle bir araya gelen Yılmaz, Türkiye `nin üyeliğini istemeyenlerin oyununa gelinmemesi için üç noktada düzenleme yapılmasını istedi: `1– Anadil öğretimi engeli kalkacak. Bu, Kürtçe eğitimi anlamına gelmiyor. 2– Kürtçe yayın yasağını kaldırmak. TRT `den günde 2 saatlik yayın bu sorunu çözer. 3– İdamı, affı mümkün olmayan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürmek.“ Yılmaz, aralık ayında adaylık müzakereleri için bir tarih belirlenmemesi durumunda da felaket senaryosundan bahsetti: Güney Kıbrıs `ın AB üyeliği gerçekleşir, Türkiye de Kuzey Kıbrıs `ı ilhak eder. Hayal kırıklığı ile toplumda oluşacak AB karşıtlığı, ekonominin olduğu kadar sivil demokrasinin de kaderini kötü yönde etkileyecektir.“ / Ankara , aa 18.03.2002 |
|
`Önce idam, sonra Kürtçe` ANAP lideri ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, Avrupa Birliği (AB) ile ilgili çıkarılması gereken yasalar konusunda önceliğin idamın kaldırılmasında olduğunu söyledi. Yılmaz, Kürtçe yayın konusunun ise, idamdan sonra ele alınacağını vurguladı. |
|
ANAP Başkanlık Divanı `nda AB süreciyle ilgili açıklamalarda bulunan Mesut Yılmaz , idamın kaldırılmasında izlenecek yöntemin gerçekleştirilecek temasların ardından netleşeceğini ifade etti. Alınan bilgilere göre, ölüm cezasının tamamen kaldırılması konusunda iki seçenek bulunduğunu anlatan Yılmaz, `savaş, yakın savaş ve terör suçları dışında idamın kaldırılmasını öngören` hükümet tasarısının Meclis `te beklediğini hatırlattı. Yılmaz, `Tasarı idamın bütün suçlarda kaldırılacağına dair bir önergeyle değiştirilebilir.` dedi. Ancak, ANAP kurmayları bu durumda MHP `lilerin imzalarını geri çekebileceği uyarısında bulundu. İdam için yeni tasarı MHP `yi ikna etmeye çalışacaklarını belirten Yılmaz, bunun gerçekleşmemesi durumunda Çankaya Köşkü `ndeki liderler zirvesinde karara bağlanan AB Uyum Komisyonu `nun devreye sokulabileceğini kaydetti. Söz konusu komisyonun yeni bir yasa hazırlayarak Meclis `e sunabileceğine işaret eden ANAP lideri Yılmaz, anadilde yayın ve öğrenimin ise, idamdan sonra ele alınacağını vurguladı. Yılmaz, haziran ayında ölüm cezasının kaldırılmasının Meclis `e gelip gelmeyeceğinin ileriki günlerde netlik kazanacağını sözlerine ekledi. Yılmaz, toplantının ardından Türkiye –AB ilişkileri konusunda görüşmelerde bulunmak üzere Madrid `e gitti. Yılmaz, bugün İspanya Başbakanı ile görüşecek. Ankara , Zaman 12.06.2002 |
|
Yılmaz: MHP`yi aşamazsak yeni hükümet kurulur Eylül ayında Meclis`i toplayarak idamı çıkaracaklarını belirten ANAP lideri Yılmaz, MHP`nin Kürtçe yayın ve öğrenim konusunda direnmeye devam etmesi durumunda ise yeni hükümetin kurulacağını açıkladı. |
|
ANAP lideri ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz , Avrupa Birliği (AB ) ile ilgili düzenlemeler konusunda MHP `yi aşamadıkları takdirde yeni hükümetin kurulacağını açıkladı. Yılmaz, hükümet ortaklarının, `Hükümet yıkılırsa, Sezer, görevi tarafsız birine verip seçime götürür.` endişesi içinde olduğunu bildirdi. ANAP lideri Yılmaz, önceki gün yapılan Başkanlık Divanı toplantısında önemli açıklamalar yaptı. Edinilen bilgilere göre, ANAP `lı yöneticiler ANAP `ın önceliğinin hükümet değil, AB olduğunun altını çizdi ve `Hükümet için AB `yi feda etmeyelim. Gerekirse hükümetteki durumumuzu gözden geçirelim.` teklifini gündeme getirdi. Parti yöneticilerinin, `Böyle gitmiyor. MHP direnirse ne olacak?` eleştirileri üzerine Yılmaz, bundan sonra izleyecekleri stratejiyi şöyle anlattı: `İdam ve Kürtçeyi eylüle kadar dondurma kararı aldık. Eylülde Meclis `i toplayıp idamı kaldıracağız. Bunu yapınca Türkiye `ye kültürel haklar konusundaki kısıtlamaları 2003 başına kadar kaldırma şartıyla müzakere tarihi verilecek. AB `den böyle bir açıklama gelince kamuoyuna, `yüzdük yüzdük kuyruğa geldik` psikolojisi hakim olur. Oluşacak kamuoyu baskısına MHP zor direnir. Eğer, bu noktadan sonra da MHP `yi aşamazsak o zaman yeni hükümet kurulur. Hüsamettin Bey `le bu konuda anlaştık.` Sezer`e kalırsa seçime götürür Mesut Yılmaz , liderler zirvesinde MHP lideri Bahçeli`nin idam ve Kürtçe konusunda geri adım atmaması üzerine araya giren Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan `ın, `Bu masada erken seçim isteyen var mı?` sorusunu yönelttiğini kaydetti. Bu soruya herkesin, `Hayır` cevabı verdiğini ifade eden Yılmaz, bunun üzerine Özkan `ın, ` Hükümet yıkılır, Cumhurbaşkanı`nın eline düşersek, Sezer görevi tarafsız birine verir, seçime götürür.` dediğini aktardı. DSP `deki gelişmelere de değinen Yılmaz, bu partinin dağılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu savundu. DSP `de 3 ayrı grup oluştuğuna işaret eden Yılmaz, bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı: `DSP `nin dağılması çok büyük tehlike olur. DSP `nin bütünlük içinde kalması lazım, o yüzden ilişkilerimizde daha dikkatli olalım.` Yılmaz, Başbakan Ecevit `in liderler zirvesinde Devlet Bahçeli ve kendisinden hükümetin normal seçim tarihine kadar uyum içinde götürülmesi konusunda ricacı olduğunu belirtti. Yılmaz`ın `Sayın Başbakan, 2004`te yapılacak seçimlerden sonra da aynı hükümet yapısıyla devam etmek istediğini söyledi. Kendisini çok azimli, kararlı gördüm.` sözlerine ise ANAP `lılar , `Allah , Allah !` diyerek kahkahayla güldüler. ANAP lideri, Başbakan`ın sağlık durumuyla ilgili görüşlerini aktarırken de, `Doktor değilim ama, Sayın Başbakan`ın sağlığından ben de kaygılıyım.` dedi. Ömer Şahin / Ankara |
Baykal: Kürtçe yayın Türkiye’yi böler
CHP lideri, Başbakan Erdoğan’ın TRT’nin bir kanalından Türkçe yayın yapılacağına ilişkin açıklamasına kızdı: Devletin TRT’sinden ulusal bütünlüğü tehlikeye atacak bir anadil yaygınlaştırmasının kapısını açacağını söylüyor
15/03/2008 (1555 kişi okudu)
ZİHNİ ERDEM (Arşivi)
ANKARA – CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, TRT’nin Kürtçe yayın yapacağını açıklayan Başbakan Erdoğan’a yüklendi: “Devletin TRT’sinden resmi dil Türkçe dışında ulusal bütünlüğü tehlikeye atacak bir anadil yaygınlaştırmasının kapısını açacağını söylüyor.” Erdoğan’ın ‘PKK’yı terör örgütü ilan etmeyen DTP ile görüşmem’ diyerek ‘atmakta olduğu tehlikeli adımları’ örtbas etmeye çalıştığını da savunan Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün DTP’lileri kabul ettiğine dikkat çekerek “Cumhurbaşkanı’nın dili ‘terör örgütü’ demeye varmıyor. ‘İllegal silahlı güç’ diyor” dedi.
Erdoğan’ın önceki gün yaptığı “TRT Kürtçe yayın yapacak” ve PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmedikçe DTP’lilerle görüşemem” sözlerini kurmaylarına şöyle değerlendirdi:
Gül’e eleştiri: Başbakan DTP’lilerle görüşmeyeceğim diyerek atmakta olduğu tehlikeli adımları örtbas edemez. Bir yandan Başbakan ‘görüşmeyeceğim’ diyor, öte yandan Cumhurbaşkanı görüşüyor. Üstelik Cumhurbaşkanı’nın dili terör örgütü demeye varmıyor. ‘İllegal silahlı güç’ diyor. ‘Şiddet şiddeti doğurur’ diyor. ‘Kuzey Irak’a yapılan kara harekâtından herkes dersini almıştır’ diyor. (Iraklı yerel Kürt lider Mesut Barzani de Kuzey Irak’a yönelik askeri operasyondan sonra yaptığı ilk değerlendirmede böyle demişti). Başbakan kendisi görüşmüyor ama, yardımcısını görüştürüyor.
Tehlikeli adımlar: Devletin TRT’sinden resmi dil olan Türkçe dışında ulusal bütünlüğü tehlikeye atacak bir anadil yaygınlaştırmasının kapısını açacağını söylüyor. Yakında göreceğiz, Anayasamızdan Türk milleti kavramını çıkarmaya çalışacak. Yakında göreceğiz, yeni anayasada Türk milleti kavramı dışlanacaktır. Ve ulus-devletin parçalanmasına giden yolun altyapısı hazırlanacaktır. Türkiye’ye yönelik olarak dayatılan büyük senaryonun, siyasal çözüm aşamasına hızla girilmektedir.
PKK talepleri: Kuzey Irak’a yapılan askeri harekâtla belki Kuzey Irak’taki terör örgütü tasfiye edilememiştir ama öyle anlaşılıyor ki, terör örgütünün taleplerini Türkiye’de uygulamanın psikolojik ve siyasi şartları yaratılmıştır.
Bölücülere hizmet: Bu tehlikeli gidişe karşı herkesin dikkatli ve duyarlı davranması gerektiğini düşünüyorum. Başbakan bu konudaki sorumluluğunu PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmeyenlerle konuşmuyorum diyerek gözlerden saklayamaz. Görüşmüyorsun ama bölücülere hizmet ediyorsun.
Kendisiyle çelişti
“Devletin TRT’sinden resmi dil olan Türkçe dışında ulusal bütünlüğü tehlikeye atacak bir anadil yaygınlaştırmasının kapısını açacağını söylüyor” diyerek Erdoğan’ı eleştiren Baykal, geçmişte yaptığı açıklamalarla çelişti. CHP lideri, askeri operasyonlar sürerken Kuzey Iraklı Kürtlere yönelik açılım önermişti. Baykal, dört maddelik paketinde, bölgeye yönelik Kürtçe televizyon yayını yapılmasını istemişti. Baykal, “Bölgeye değişik dillerde Türkiye’nin görüşlerini aktaracak televizyon yayıncılığı yapılmalı” görüşünü savunmuştu.
BUGÜN DİYARBAKIR’DAYDI… Başbakan Erdoğan GAP Eylem planını açıkladı
”Bugün açıkladığımız bir rapor, proje veya dosya değildir. Takvimi belirlenmiş, somut olarak, müşahhas olarak tanımlanmış, kaynağı temin edilmiş bir eylem planıdır”
”Diyarbakır’da bu büyük hadisenin ilanı için buluşmaktan memnuniyet duyduğunu” ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
”Bu buluşmaya kabine arkadaşlarımın yarısıyla, milletvekillerimizle, partili partisiz ayırt etmeksizin bölge milletvekillerini davet etmek suretiyle, iş adamlarımızla, sivil toplum örgütlerimizle birlikte geldik. Hepimiz bugün aynı heyecanı, aynı mutluluğu yaşıyoruz. Hükümet olarak attığımız bu büyük adım, Güneydoğu Anadolu Projesi Yeni Eylem Planı ile diğer bölgelerde öncelikli projelerin hızlandırılmasıdır. GAP, KAP ve KOP olarak kısaltılmış adıyla bilinen bu projelerle ilgili ayrıntılı eylem planımızı tamamlamış bulunuyoruz. Finansman kaynağımızı belirledik, yapılacak işleri somut bir takvime bağladık. Bu projeler gerek bölge insanımız, gerek Türkiye’nin her tarafında bütün milletimiz için talih değiştirecek ve bunun yanında tarihe bir yeni dönemin başlangıcı olacak önemli oranda sonuçlar üretecektir.”
”DÜĞMEYE BASIYORUZ”
Başbakan Erdoğan, bunların bölgeler arasında ekonomik kalkınma ve sosyal gelişme farklarını ortadan kaldıracak, geri kalmışlığın getirdiği işsizlik ve göç gibi sorunlarda rahatlatacak kurtuluş projeleri olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
”Artık uzun yıllardır konuşulan ama bir türlü potansiyeli hayata geçirilemeyen bu kurtuluş projelerini elle tutulur, gözle görülür bir hızla tamamlamak için düğmeye basıyoruz. Yıllardır bölge insanımız başta olmak üzere milletimize evlat acısı yaşatan bölücü terör belasının istismar ettiği sosyoekonomik yaralar bu projelerle inanıyorum ki bütünüyle kapanacaktır.
Hatırlarsanız, biz bu yola çıkarken en son seçimde İstasyon Meydanında yaptığım konuşmada da ısrarla vurgulamıştım, bu yola çıkarken bir şey söyledim. Neydi o? Biz hep tek vatan dedik, biz tek bayrak dedik, biz biz tek devlet dedik ve yola böyle çıktık.
İşte bu anlayışladır ki bu büyük hamlenin yanı sıra Meclis’te bugün görüşmeleri başlayan özellikle dil konusuyla alakalı, televizyon-radyo yayınlarında yeni açılımımız terörün psikolojik ve kültürel zeminini de önemli ölçüde kurutacaktır. Yapılacak yeni düzenlemeyle TRT’nin bir kanalı bundan böyle bölgedeki dilleri sürekli olarak anons eder hale gelecektir. Hem sosyokenomik kalkınmayı sağlayacak olan yeni eylem planımız, hem yeni yayın açılımımız, toplumsal yapımızı, birlik ve bütünlüğümüzü güçlendiren bir sosyal restorasyon meydana getirecektir. Bölgelerimiz ve insanlarımızın yıllardır adete mahkum olduğu kötü talihi değiştirecek bu tarihi adımların hükümetimize nasip olmasından büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.”
”YENİ BİR MİLAT, YENİ BİR DÖNÜM NOKTASI”
Konuşması vatandaşların alkışlarıyla kesilen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Güneydoğu Anadolu bölgemizin kalkınması başta olmak üzere Türkiye’nin bütün bölgelerinin yüzünü güldürecek, Türkiye’nin topyekun bahtını açacak olan yeni projelerimizi açıklamanın şu anda farklı bir heyecanı içerisindeyiz. Bir az sonra ayrıntılarını açıklayacağım yeni eylem planımız hiç kuşkusuz Türkiye için yeni bir milat, yeni bir dönüm noktası olacaktır.
Fikirleriyle, önerileriyle eylem planımızın olgunlaştırılmasına katkıda bulunan herkese özellikle teşekkür ediyorum. Bugüne kadar bölgeye yönelik bir çok paketler açıklandı, birçok raporlar yayımlandı, birçok söylemler ortaya konuldu. Bunların hepsinin yanlış olduğunu düşünemeyiz. Ancak bu raporların bir çoğu doğrunun olması gerekenin yalnızca bir bölümünü ortaya koyuyor. Oysa olması gereken meseleleri bir bütün olarak doğru algılayabilmek, Türkiye bütünlüğünde düşünebilmektir. Yalnızca siyasi söylemlerle veya popülist bir kısım anlayışlarla netice alınamayacağı çok açıktır. Yine biliyoruz ki doğru teşhis ve tespitler kadar, bunları uygulamaya geçirebilme iradesi, kararlılığı ve azmi de önemlidir. İşte bugün açıkladığımız bir rapor, proje veya dosya değildir. Takvimi belirlenmiş, somut olarak, müşahhas olarak tanımlanmış, kaynağı temin edilmiş bir eylem planıdır.” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, GAP eylem planının, yüzyılın en büyük bölgesel kalkınma projelerinden biri olduğunu belirterek, ”Bu bir sosyal restorasyon projesidir, bir kardeşlik projesidir. Yeter ki sloganlarla değil, kör ideolojilerle değil, asabiyetle değil, akılla, ilimle, sevgiyle yüreklerimizi birleştirelim” dedi.
Erdoğan, demokratik siyasetin her türlü sorunun tartışıldığı, müzakere edildiği, çözüm yollarının arandığı zemin olduğuna dikkati çekerek, bütün sorunlar için çarenin daha çok demokrasi, çare daha çok özgürlük olduğunu ifade etti.
Başbakan Erdoğan, Diyarbakır Ziya Gökalp Spor Salonu’nda düzenlenen ”GAP Eylem Planı” tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, kalkınmanın, refahın temel dinamiğinin adalet olduğunu belirterek, insanların hayat kalitesini artırmanın, adaleti bütün ülkeye yaymanın, refahı eşit şekilde paylaştırmakla mümkün olduğunu kaydetti.
Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik, ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu ifade eden Erdoğan, ”Bu temel niteliklerin gereği milletimizi, ülkemizi bir bütün olarak kucaklamak, 81 vilayetimizi, 70 milyon insanımızı bir görmek, birimiz için olanı hepimiz için istemek, herkes için refah ve özgürlük üretmektir” dedi.
Konuşması, salonda bulunanların ”Diyarbakır seninle gurur duyuyor” sloganlarıyla sık sık kesilen kesilen Erdoğan, şunları kaydetti:
”Kardeşlerim; dinimiz, inancımız, düşüncemiz, yaşam biçimimiz, etnik kökenlerimiz her ne olursa olsun, unutmayalım ki millet olarak kaderimiz birdir. Aynı gök kubbe altında yaşıyoruz. Bütün farklılıklarımızın üzerinde bizi birleştiren, tek bir millet yapan yüksek değerlerimiz var. Bizi birleştiren temel paydamız da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Hepimiz aynı milletin, aynı cumhuriyetin hür ve eşit vatandaşlarıyız.
Hep birlikte kaybetmemek için hep birlikte kazanmak mecburiyetindeyiz. Bu gök kubbe altında, bu cennet vatanda, bütün renklerimizle biz bir ve bütünüz. Onun için ne diyoruz? ‘Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda/Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda/Canı, cananı bütün varlığımı da alsın Hüda/Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda’ diyoruz.”
”YOLUMUZ AÇIKTIR, GELECEĞİMİZ AYDINLIKTIR”
Başbakan Erdoğan, salondakilerin ”Vur vur inlesin Deniz Baykal dinlesin” sloganıyla kesilen konuşmasını şöyle sürdürdü:
”Bu bereketli topraklarda ekmeğimizi birlikte paylaşacağız, aşımızı birlikte büyüteceğiz. Birbirimize güvenerek, birbirimize yaslanarak, topraklarımızı birlikte yeşerteceğiz; şehirlerimizi birlikte mağrur hale getireceğiz, sorunlarımızı birlikte aşacağız. Herkes tam bir özgüven içerisinde olsun. Bu ülkenin bütün çocukları, bütün gençleri geleceğe emniyet içinde baksınlar. Yolumuz açıktır, geleceğimiz aydınlıktır.
Herkesin, her vatandaşımın başı dik olsun, çözemeyeceğimiz hiçbir meselemiz yoktur. Biz, birlik ve beraberliğimizi güçlendirdiğimiz, dostluk ve kardeşliğimizi pekiştirdiğimiz sürece aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Emin olunuz bu topraklar şaha kalkacaktır. Türkiye’nin bütün şehirlerinde, bütün topraklarında mayınlı alanları biz temizleyeceğiz. Ama kimlerle? Hep beraber, sizlerle birlikte temizleyeceğiz. Şunu çok açık net söylüyorum, bu ülkenin evlatlarını mayın döşemek suretiyle yok etmek isteyenlerin hesabını benim milletim hep birlikte soracaktır. Bu da açık bir gerçektir. 70 milyon vatandaşımızla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ait olmanın, aynı bayrak altında,aynı istiklali korumanın onur ve gururunu birlikte yaşayacağız.”
”DEMOKRASİ DE KALKINMA DA MİLLETİMİZİN ORTAK TALEBİDİR”
Türkiye’nin son yıllarda gerek ekonomik kalkınma, gerekse demokratik gelişme noktasında elde ettiği bütün kazanımların arkasında demokratik istikrar ortamının yer aldığının bilinmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, huzur ve istikrara hep birlikte sahip çıkarak, ortak gelecek hedefleri etrafında kenetlenileceğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, ”Unutmayalım ki, demokrasi talebi de kalkınma talebi de bütün milletimizin ortak talebidir. Bu gerçeği anladığımız gün hiçbir meselemiz kalmayacaktır. Bütün meselemiz, vatandaşlarımız arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin ülkemizin bütün insanlarını kazanmaktır” dedi.
”BU BİR SOSYAL RESTORASYON PROJESİDİR”
Salondakilerin ”Diyarbakır seninle gurur duyuyor” sloganları üzerine ”Biz sizlerle gurur duyuyoruz” diyen Erdoğan, sözlerine şöyle sürdürdü:
”Değerli kardeşlerim; burada attığımız adalet tohumları sadece Türkiye’nin güneydoğusunu, doğusunu değil Türkiye’nin yedi bölgesini de yeşertecektir. Buraya yaptığımız yatırımlar, yapacağımız yatırımlar Türkiye’nin geleceğine yapılmış yatırımlardır. İşte bugün hükümetimiz bölgesel farklılıkları ortadan kaldıracak devasa bir adıma daha imza atmaktadır. Bu, yüzyılın en büyük bölgesel kalkınma projelerinden biridir. Bu bir sosyal restorasyon projesidir, bir kardeşlik projesidir. Yeter ki sloganlarla değil, kör ideolojilerle değil, asabiyetle değil, akılla, ilimle, sevgiyle yüreklerimizi birleştirelim. Yeter ki gücümüzü dağıtmayalım, enerjimizi zayi etmeyelim, yeter ki sorunlarımızın çözümsüz olmadığına hep birlikte inanalım.
Demokratik siyaset her türlü sorunun tartışıldığı, müzakere edildiği, çözüm yollarının arandığı zemindir. Bütün sorunlarımız için çare daha çok demokrasidir, çare daha çok özgürlüktür. Çare daha çok yatırım, daha çok üretimdir, çare güvendir, istikrardır.
Şunu açıkça gördük ve yaşadık ki, güven ve istikrarın olmadığı hiçbir yerde gelişme olmaz, terör ve şiddetin var olduğu hiçbir yerde de kalkınma olmaz, huzur ve refah olmaz.”
”TERÖRÜN İNSANLIK DIŞI YÜZÜNÜ HERKES TANIDI”
Başbakan Erdoğan, milletin birlik ve beraberliğine, ülkenin huzur ve istikrarına, vatandaşların can ve mal güvenliğine kasteden terör örgütünün, menfur saldırılarıyla hiçbir hedef ayrımı gözetmediğini, hiçbir değer tanımadığını bütün dünyaya gösterdiğini söyledi.
Erdoğan, şöyle konuştu:
”Artık bölücü terör örgütünün insanlık dışı yüzünü herkes tanımıştır. Çok yönlü ve çok boyutlu yürüttüğümüz mücadele neticesinde terör örgütü içeride ve dışarıda hiç olmadığı kadar yalnızlaşmıştır. Siyasi, askeri, diplomatik, sosyokültürel ve sosyoekonomik tedbirleri eş zamanlı olarak uygulamaya koyuyor, topyekun bir mücadele yürütüyoruz. Terörün düşmanı refah ve özgürlük ortamıdır. Refah yayıldıkça, özgürlükler güçlendikçe insanımız top yekun kazanacak, kaybeden terör örgütü olacaktır. Bu son hamle ve açılımlarımızla terör örgütünün istismar ettiği varlık alanı her geçen gün daha fazla daralacaktır. Her türlü ilerlemenin öncelikli şartı güven ve istikrar zemini tesis etmek, asgari güvenlik şartlarını sağlamaktır.
Doğudaki, güneydoğudaki kardeşim ne istiyorsa, unutmayın batıdaki, kuzeydeki güneydeki kardeşim de onu istiyor. Demokrasinin gelişmesiyle ekmeğimizin büyümesinin birbirine ne kadar bağlı olduğu açıkça görülmüştür. Türkiye bugün hızlı ve istikrarlı büyüme ivmesini kazanmış ve belli bir noktaya gelmiştir.”
27.5.2008 Net Haber
11 Mayıs 2007 Cuma 10:13
Başbakan’a Kürtçe dilekçe gönderen Mahmut Alınak’a soruşturma
Türk Harflerinin Kabulü Kanunu’na muhalefetten…
vermesi bekleniyor. Sözkonusu kanunda devlet dairelerinde iş ve işlemlerde Türk harflerinin kullanılması öngörüyor ve resmi yazışmaların Türkçe harflerle yapılmasını düzenliyor. Savcılık soruşturmanın ardından suç unsuru bulması halinde Alınak hakkında TCK’nın 222. maddesi uyarınca 2 aydan 6 aya kadar hapis istemiyle dava açabilecek.
|
03 Aralık 2006 Pazar 11:44 |
Toplum |
Yargıtay, KÜRTÇE TEMYİZ DİLEKÇESİNİ kabul etmedi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bir temyiz başvurusunda Kürtçe yazılan dilekçeyi kabul etmedi.
Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Kürtçe temyiz dilekçesini kabul etmedi. Daire kararında, Anayasa’nın 3. maddesinde, ”Türkiye Devleti’nin dilinin Türkçe olduğu” hükmünün yer aldığı anımsatıldı. Kararda, Kürtçe temyiz dilekçesinin anlaşılamadığı, sanığın Türkçe bildiğinin tespit edildiği vurgulandı.
Türkçe temyiz dilekçesini dikkate alan Daire, yerel mahkemenin kararını, ”Kürtçe temyiz dilekçesi yönünden düzelterek” onadı.
|
19 Mart 2007 Pazartesi 08:12 |
Toplum |
İstanbul’da bazı semtlere belediye otobüsü girmesi yine yasaklandı…
PKK SEMPATİZANLARININ MOLOTOFLU SALDIRILARI NEDENİYLE İSTANBUL’DA BAZI SEMTLERE BELEDİYE OTOBÜSLERİ GİREMİYOR…
PEKİ NE OLACAK BU İŞİN SONU?
RADİKAL GAZETESİ BUGÜN, ESKİ EMNİYET MÜDÜRÜ NECDET MENZİR İLE İLGİNÇ BİR SÖYLEŞİ YAYINLADI…
İŞTE O SÖYLEŞİDEN ALTINI ÇİZDİĞİMİZ BÖLÜMLER:
Polisin giremeyeceği Harlemler yaratılıyor
İstanbul’da terör görüntüsü altında belediye otobüsleri yakılıyor bazı bölgelerde. Seferler içlere giremiyor. İdeolojik örgütler ve çeteler el ele, hırsız ve suçlular için kurtarılmış bölgeler yaratıyorlar
70′lerde Ümraniye olayların olduğu yerdi. Ümraniye zaman içinde ne oldu? İnsanlar bir yolla arsa sahibi oldu, binalar yapıldı. Herkesin koca binaları var şimdi. Zenginleştiler bu yoldan.
Çocuk suçluları Yassıada’daki boş okula yerleştirelim diyorlardı, olmaz diyordum. Şimdi olur diyorum. Çırak okulu gibi ıslahevi kuralım. Yoksa bu çocuklar yarının suç örgütü liderleridir.
NEDEN? Necdet Menzir
Ankara, Çankaya savaşlarına kilitlenmişken, Türkiye, tarihinin en büyük suç patlamasını yaşıyor. Büyük şehirlerde insanlar birbirlerine nasıl soyulduklarını anlatıyorlar. Hırsızlık, kapkaç, adam vurmalar, cinayetler, çete çatışmaları, haraç aldı başını gidiyor. Peki ne oldu? Türkiye, özellikle de büyük şehirler, neden birdenbire böylesine güvenilmez, yaşanılmaz bir hale geldi? İnsanlar neden kendilerini korumak için silahlanıyorlar? Hükümetin, yargının, polisin eksiklikleri neler? Canımızı ve malımızı korumak için hükümet derhal hangi önlemleri almalı? İstanbul’un eski Mmniyet müdürü 40 yıllık Emniyetçi Necdet Menzir bu hale nasıl geldiğimizi, tehlikenin giderek nasıl büyüdüğünü ve acilen alınması gereken önlemleri anlattı. Necdet Menzir, bir dönem DYP’den İstanbul milletvekili olarak Meclis’e girmiş ve Mesut Yılmaz’ın hükümetinde 1997-98 yıllarında ulaştırma bakanlığı yapmıştı.
Sizinle bu konuşma için sözleştikten iki gün sonra, Etiler’de ana caddeye 10 metre mesafedeki bir apartmanın beşinci katında oturan çok yakın bir arkadaşımın evine sabah saat altı buçukta hırsız girdi ve yanında götürebileceği her şeyi aldı. Arkadaşım uyanıp da hırsızı kovalayınca ve balkondan hırsız var diye bağırınca, kendini çoktan sokağa atmış olan hırsız durup beşinci kata uzun uzun baktı ve arkadaşıma gülerek el salladı. Sayın Menzir, ne zamandan beri masum insanlar bu kadar korku dolu ve güvensiz, hırsızlar ise bu kadar güvenli ve cesur oldular?
- Türkiye büyük dönüşüm yaşıyor. AB’den tarih alabilmek uğruna alelacele uyum yasaları çıkarıldı. Altyapısı hazırlanmadan Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu değiştirildi. Bir geçiş süreci geçirilmediği için de suçlarda büyük artış oldu. Türkiye’deki bütün soruşturmalar 180 derece ters bir tablo içine sokuldu. Böyle olunca da mağdurların hakkını, hukukunu koruyan bir mekanizma kalmadı. İnsan hakları çerçevesinde, sanki suç işleyenlerin hakları korunuyormuş gibi bir tablo çıktı ortaya. Ayrıca bu hırsızlık işleri de artık bireysel yapılmıyor.
Nasıl yapılıyor?
Eskiden bireysel olarak yapılan hırsızlık şimdi organize bir iş haline geldi. Bu kapkaçları, hırsızlıkları bir organizasyon içinde yapıyorlar ve çoğu zaman da delil elde edilemiyor. Bu olaylarda daha fazla çocuklara suç işletiyorlar. 11 yaşındaki çocuk işlediği suçun farkında mı ki… Polisin bu çocuk suçlulara karşı yapabileceği bir şey yok. Polisin eli kolu bağlı yani.
Neden bağlı?
18 yaşından küçük olanlar ayrı bir yargılama ve soruşturma usulüne tabiler. Bunların ayrı mahkemeleri var ve bu çocukların ifadelerini ancak savcı alabiliyor ve doğrudan mahkemeye gönderiyor onları. Korkunç derecede bir ceza indirimi var bunlara. Bu sabıkalı çocuklar, yakalanıyor ve bırakılıyor. Aynı gün içinde gene suç işliyor. Bunların arasında 70-80 tane suç işlemiş olanı var. Adam, çocuğunu kapkaç ve hırsızlık yapması için örgütlere veriyor ve karşılığında bu örgütlerden maaş alıyor. Bu örgütler çocuklara, akşama kadar hırsızlık yaptırıyorlar. Size söyleyeyim. Bugünleri arar Türkiye.
Niye? Bunlarla mücadele edilemez mi?
Tedbir almak lazım. Çünkü çeteleşme noktasına gidiyor işler. Eskiden bireysel olarak suç işleyenler giderek organize oluyorlar. Tek tek suçlularla mücadele etmek kolaydır. Organize olduklarında ise çeteyle, örgütle mücadele etmek zordur.
01 Mart 2007 Perşembe 08:35
CHP’nin Kenan Evren’e eleştirileri var
7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ‘Kürt sorunu’ hakkında yaptığı açıklamalar tepki çekti. CHP’li Özyürek, ‘Bunları 12 Eylül’de söyleseydi kendisini hapse atardı’ dedi
Türkler ve Kürtlerin “tek bir hamur” olduğunu vurgulayan Evren, “Bizde ayrı gayrı yok. Genelkurmay başkanı olan Cemal Gürsel için de ‘Kürt’ derlerdi” ifadesini kullandı.
DTP’nin parlamentoda yer almasının Türkiye’ye uzun vadede fayda getireceğini savunan Evren, “İlk zamanlar belki çatışmalar olur, ama durulur. Kardeşçe geçinmeyi öğrenmeliyiz. ‘Baraj yüzde 7′ye indirilebilir’ dedim” diye konuştu. Evren, kendisinden randevu talep etmesi halinde eski DEP milletvekili Leyla Zana ile görüşebileceğini kaydetti.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek, “Bunları Konsey Başkanı olduğu günlerde söyleseydi kendi kendini hapse atardı. Söylediklerinin tam tersini yaptı” diye konuştu. AKP Adıyaman Milletvekili Faruk Ünsal da “Kürtler dağ Türkleridir. Dağda yürürken ayaklarından ‘kart-kurt’ diye ses çıktığı için Kürt denmiş’ diyen zihniyetin bugün bu noktaya gelmesi çok ibret verici” dedi. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ise “Anlaşılıyor ki, Evren yeni bir taşeronluk görevi üstlendi” yorumunu yaptı.
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, “Zana’nın Evren ile bir görüşme talebi oldu mu?” sorusuna, “Hayır, öyle bir talebinin olduğunu sanmıyorum” karşılığını verdi. Türk, “Diyaloğu önemseyen her düşünceyi doğru, mantıklı bir düşünce olarak kabul ediyoruz” dedi.
24 Şubat 2007 Cumartesi 08:24
Kürdistan haritası şeklinde havuz yaptırdılar
Diyarbakır’ın DTP’li Kayapınar Belde Belediyesi, 400 bin YTL’ye yaptırdığı bir parka, sözde Kürdistan haritası şeklinde süs havuzu da yaptırdı.
Havuzun çevresinde yer alan ve Irak, İran, Suriye ve Türkiye olmak üzere 4 parçaya bölünen sözde Kürdistan’ı simgelediği öne sürülen 4 yapay şelaleden akan suların, Kürdistan haritasına benzeyen havuza akması sağlandı. Eski Diyarbakır İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı olan Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin, parka sözde Kürdistan haritası şeklinde havuz inşa edilmesiyle ilgili de şunları söyledi: “Bunun farklı noktalara çekilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Böyle anlayışlar, böyle yorumlar ve varsayımları art niyetli olarak değerlendiriyorum. Biz bunları yaparken gerçekten o bölgeye iyi bir hizmet vermek için yaptık. Su ve şelale sesinden insanlar faydalansın diye yaptık. Kuşkusuz havuzun girintili ve çıkıntılı olmasındaki asıl amaç tamamen doğallığı vermek içindir. O alışılmış klasik, dikdörtgen ve yuvarlak şekilleri kırmak ve biraz doğal görüntü kazandırmak maksadıyla yapılmış bir havuzdur. Bunu başka maksatla yorumlamak doğru değildir. Tamamen bilimselliğe, doğaya, bizim yaptığımız hizmet anlayışına aykırı bir şeydir. Bunun kasıtlı bir söylenti olduğunu ve yıpratma kampanyası olduğunu düşünüyorum.”
|
21 Temmuz 2007 Cumartesi 13:47 |
Politika |
‘Eyalet sistemine geç Türkiye’ demişti… Leyla Zana: SÖYLEDİKLERİME KIZANLAR BUNU UYGULAYACAKLAR
Kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla Zana, ”İnancım şu ki söylediklerime bugün kızanlar, 5 ya da 10 yıl sonra bunu gerçekleştirecek ve uygulayacaklar” dedi.
Bir gazetecinin, açıklamalarının partinin mi yoksa kendisinin mi fikri olduğunu sorması üzerine Zana, şu yanıtı verdi:
”Söylediklerim tümüyle kendi fikrimdir. Parti bu fikrimi destekler mi desteklemez mi onların bileceği bir şeydir. Ahmet Türk demek sadece parti demek değildir. Partimiz içinde de değişik görüşler var.”
|
21 Temmuz 2007 Cumartesi 00:30 |
Politika |
Tayyip Erdoğan’dan ‘Türkiye derhal eyalet sistemine geçmeli’ diyen Leyla Zana’ya tepki: Savcılar harekete geçmeli
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde bölücü çıkışlar yapan Leyla Zana’ya tepki göstererek ‘Savcılar harekete geçmeli’ dedi.
”Bir defa bu yapılan açıklamalar çok talihsiz. Talihsizliğin ötesinde bu ülkede şu anda savcının devreye girmesi lazım. Ortada gizli bir şey yok, çok açıkça bu konuşulmuş, çok açıkça ortaya konulan şeyler. Ve siz kalkıp da bu ülkede bir bölücü yaklaşımı, bu ülkeyi bölebilecek bir anlayışı, yapıyı ortaya koyamazsınız ve seçimin arifesinde de böyle bir tahrik yapamazsınız. Bu bir defa bana göre bir hukuki sorun ortaya çıkarıyor ve haddini bilmez bir yaklaşım bu. Bu yaklaşımın da takibini herhalde yargı gereği gibi yapacaktır.”
LEYLA ZANA NE DEMİŞTİ?
Leyla Zana: ‘Türkiye’yi eyaletlere bölme zaman gelmiştir’
“Türkiye’nin eyaletlere bölünme zamanı gelmiştir. Ankara, Türkiye’yi eyaletlere böl ve Kürdistan eyaletini kur.”
Kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla Zana, Iğdır’da bağımsız milletvekili adaylarına destek vermek üzere düzenlenen mitingde, toplumun artık kendi kendini yönetmesi için rafa koyulan yerel yönetimler yasasının bir an önce yürürlüğe konulması gerektiğini savundu. Zana şunları söyledi:
“Kürtler 1999 İmralı süreci ile bir stratejik değişiklik yaptı. Dediler ki sınırları çizmeye gerek yok, halklar birlikte el ele gönül gönüle yaşayabilir. Yeter ki yönetici kadro bunu görebilsin. 8 yıl bunu uygulamaya çalıştık. Siz ne yaptınız, hiçbir şey. Bir iki adım attınız, geri çekildiniz.” TRT’ye de 45 dakika Kürtçe program konulduğunu ve milli kıyafetlerin serbest bırakıldığını anımsatan Leyla Zana, “Bunları yapacaktınız da şimdiye kadar neden yasakladınız” diyerek şöyle devam etti:
|
22 Haziran 2007 Cuma 12:44 |
Toplum |
Cengiz Çandar: PKK’nın alışılageldik şekilde sadece suçlanması ve kötülenmesini doğru bulmuyorum
PKK’yı IRA’ya benzeten Çandar, DTP destekli bağımsız adayları kastederek, ‘25-35 milletvekili PKK’nın Shin Fein’leri ve Türkiye’nin kanun yapıcıları olacak’ dedi.
PKK’nın alışılageldik şekilde sadece suçlanması ve kötülenmesinin bir netice getirmeyeceğini belirten Çandar, “PKK’yı sadece suçlamak, bizi bir yere götürmez. Politik açıklamalar yapmak kolaydır. Nitekim Amerikalılar bunu çok yapıyor zaten. Türkiye’ye iyi gözükmek için her zaman PKK’yı terörist örgüt olarak adlandırıyorlar, daha çok şey yapılması gerektiğini söylüyorlar, ama konuşmalar hep boş bitiyor. Bu tavır, Türk insanını kızdırıyor ve anti Amerikan çevrelere de pirim veriyor. PKK yerli bir örgüttür ve bu bir Türkiye’deki Kürtler sorusudur. PKK bir terör örgütü müdür? Evet; uluslararası oybirliği ile öyledir. Kimsenin aksini iddia etmesi bir mana taşımayacaktır. Türkiye’nin de bir parçası olmaya çalıştığı Batı toplumu PKK’yı terörist olarak tescillemiştir. Fakat bu terör örgütü, Türkiye’nin çözülmemiş Kürt sorusunun bir parçasıdır. Eğer biz meseleye geniş bir açıdan yaklaşmazsak, suçlamalarla kendimizi tekrar edip dururuz. Biz bunu neredeyse 20 yıldır yapıyoruz ve olduğumuz yerdeyiz” dedi.
PKK’nın çeşitli yönleri olduğuna ve mücadelede hedefin doğru olarak seçilmesi gerektiğine de dikkat çeken gazeteci Çandar, “Birçok PKK var. Ben PKK’nın ne olduğunu bilmiyorum. Bir tane PKK var ki, askeri hapishanede hayat süren Abdullah Öcalan ve askeri teftiş altında bile örgütünü yönlendirmek için emirler yayınlıyor. Bu bir tanesi ve çok önemlisi, çünkü örgütün lideri. Diğer PKK, yüksek seviye komutanları ve polit büro üyeleriyle Kandil dağlarındaki savaşçı olan. Bunların bir yerden emir mi aldıkları
yoksa kendi inisiyatiflerinde mi olduklarından emin değiliz. Bir diğer PKK var ki uyuşturucu ve narkotik trafiğinden büyük miktarda para biriktiren, bazı Batı Avrupa gizli servisleri tarafından kontrol ediliyor. Bir de Türkiye’deki Kürt nüfusu içinde PKK’ya sempati duyanlar var. Şimdi PKK’ya atfedilen bazı hareketler duyuyoruz. Ben hangi PKK’nın bu PKK olduğunu merak ediyorum. Genel olarak bir suçlama yapmak, son adam kalana kadar savaşacağız demek bence sorunun doğrulanabilir bir çözümü olmayacaktır” diye
konuştu.
Kuzey Irak’taki bölgesel Kürt yönetiminin de PKK mücadelesinde Türkiye’nin yanında yer almayacağına inandığını belirten Cengiz Çandar, şunları söyledi:
“Bölgesel Kürt Hükümeti PKK’ya karşı yapması gerekenleri yapıyor mu? Hayır, kesinlikle hayır. Problem de burada. Fakat bunlar, 1990′larda Türk Silahlı Kuvvetleri’yle birlikte savaşan insanlar. Mesut Barzani ile defalarca görüştüm. Ne zaman bu mesele gündeme gelse, bu mücadeleyi örnek vererek 3 bin tane savaşçılarını bu mücadelede kurban verdiklerini ve bir daha yapmayacaklarını söylüyor. Irak’taki bu son karışık durumdan dolayı Kürtler, Kürt olarak birleşik durmaları gerektiğine inanıyorlar. Bir kenarda
güvenli olarak durmak ve farklılıklarını minimize ettikleri sürece daha birleşik ve güçlü duracaklarına inanıyorlar. PKK, bütün bir Irak içinde, bütün bu Kürt yapılanmasın bir unsuru. İçinde yaşadığımız bölgenin problemleri, Rusların matruşkaları gibi iç içe. Onlara PKK ile savaşmaları söylenirse bunu yapmayacaklar ve bunu yapmayacaklarını da söylüyorlar”.
|
28 Mayıs 2007 Pazartesi 09:02 |
Politika |
DTP’nin eski eş başkanı, ‘kulağımıza İYİ GELEN bir makale’ YAZDI
Misak-ı Milli mutlaka korunmalıdır. K. Irak, Misak-ı Milli’nin parçasıdır. Kürtler, Türklere “sömürgeci” demesin. Türkler de Kürtleri “bölücü” görmesin.
TÜRKLER-KÜRTLER DOĞAL MÜTTEFİKTİR
Türklerle Kürtlerin birbirinin en doğal müttefiki olduğunu da hatırlatan Aysel Tuğluk, Kuzey Irak’ın da Misak-ı Milli’nin bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Sevr korkularının objesi Kürtler olmamalıdır. Komşu ülkede yaşananlar Türkiye’deki gerçeklikle örtüşmüyor. Zaten başka bir boyuttan bakılırsa orası da Misak-ı Milli sınırlarındadır. Bu işgalci bir yaklaşım değil, samimi ve gönüllü bir kucaklaşma olacaktır. Burada Kemalist aydınlara büyük görevler düşüyor. Bu kesimler unutmamalılar ki; korkular canlandırılıp iki toplum birbirine geriye dönüşümsüz düşman edilmek isteniyor. Söylemler buna hizmet etmemeli. Kürtler de bu durumu çağrıştırıp, korkuları anımsatan fotoğraflarda yer almamalı” dedi. Aysel Tuğluk, yazısında şunları da yazdı:
“Kan ve gözyaşı acıları büyütüyor. Şiddet ortamına hemen son verilirse harcanan enerji ülkenin birliğini korumak için yoğunlaştırılabilir. Burada dikkat çekmesi ve üzerinde durulması gereken husus, Türklerin Kürtlerin nezdinde sömürgeci ve despot, Kürtlerinse Türklerin nezdinde bölücü ve barbar olarak görülmesinin, bu tüm sıfatları kendinde barındıran Batı emperyalizminin işi olduğudur. Bu bakış açılarında direnmek Türkiye’yi bölünmeye, Kürtleri ise sömürülmeye götürecek esas neden olacaktır. Her iki toplum karşılıklı duygudaşlık kurabilirse geçmiş hatalar unutulup çözüme kavuşturulabilir (…) Bu ülkenin Kürt-Türk diye bölünmesinin maddi, psikolojik altyapısı asla oluşmadı. Emperyalist ülkeler kendi aralarında ilk kez biraraya gelip kalıcı hukuki, sosyolojik temelleri sağlam birliktelikler kuruyorlar. Oysa tarihleri kanlı çatışmalarla dolu. Bizler de aynı şeyleri kendi aramızda başarabiliriz. Yeter ki bize dayatılan kitle psikolojisiyle düşünmeyelim.”
Aysel Tuğluk, Atatürk’le ilgili olarak da şunları yazdı: “Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek. O bir mucizedir, ölümsüzdür. Uluslaşmada temel direktir. Türk halkının ortak bilincinde Sevr ve büyük kurtarıcı imgesi çok güçlü bir enerjiyle ortaya çıkmaya başladı.”
22 Ekim 2007 Pazartesi 17:45
Defalarca kapatılan gazete Özgür Gündem’den küstah manşet
Bölücü terör örgütünün yayın organı, Yüksekova’aki hain saldırıyı ‘8 asker esir alındı, 40 asker öldürüldü’ diye duyurdu.
‘Türk ordusu sınırötesi operasyon yapmak isterken ağır kayıp verdi. Alınan bilgilere göre 8 asker esir alındı ve 40 asker öldürüldü’ şeklinde verilen haberde, ‘Devam eden operasyonlarla askerlerin yaşamı da tehlike altına sokuluyor’ denilerek küstahça meydan okudu.
|
01 Ekim 2007 Pazartesi 06:52 |
Politika |
Kürtçe savunma anayasaya giriyor
Yeni anayasa taslağına göre yabancı dilde savunma hakkı, Kürtçe için de geçerli olacak.
AB ülkelerinin tamamında ve ABD’de uygulanan, sanığın duruşmalarda söz alarak iddia makamının (savcılığın) tanıklarını sorgulama hakkı, Türkiye’deki mahkemelerde de uygulanacak. Sanık, hangi suçlamayla yargılanırsa yargılansın, aleyhine ifade veren tanığa doğrudan soru yöneltebilecek ve tanığın iddialarını bu yolla çürütebilecek. Sanık bu hakkını, avukatı aracılığıyla da kullanabilecek.
KÜRTÇE TERCÜMAN
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) yer alan, “sanığa tercüman yardımı” hükmü, AKP’nin anayasa taslağına da girdi. Sanık, yeterli düzeyde Türkçe konuşamadığını belirtirse, tercüman aracılığı ile kendi dilinde savunma yapabilecek ve tercüman ücreti ödemeyecek. Yabancı dilde savunma hakkı, Kürtçe için de geçerli olacak.
ANAYASA KISA VE ÖZ DEĞİL
Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, “Bu düzenlemeler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde belirtilen temel hak ve hürriyetleri içeriyor. Zaten, mevcut Anayasa’da milletlerarası sözleşmelerin geçerliliği kabul edilmişti. Yeni bir anayasaya gerek olduğunu sanmıyorum. Bu özgürlüklerin taslağa eklenmesi, AKP’nin ‘kısa ve öz bir anayasa’ vaadiyle bağdaşmıyor” dedi.
Haber: Ersin BAL – Akşam gazetesi
|
10 Ağustos 2007 Cuma 11:24 |
Toplum |
‘Kürdistan’ sözünü kullanmak Bulanık’ta serbest, Viranşehir’de suç
Avukat Eren Keskin, Bulanık ve Viranşehir ilçelerinde ‘Kürdistan’ kelimesini kullandı. Bulanık’ta savcılık ‘Bu düşünce açıklamak’ dedi. Viranşehir Savcılığı’ysa dava açtı
Radikal gazetesinde İsmail Saymaz’ın haberine göre; İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin eski başkanı avukat Eren Keskin, Muş’un Bulanık ilçesinde yaptığı konuşmada ‘Kürdistan’ ifadesini kullanınca soruşturmaya uğradı. Bulanık Cumhuriyet Başsavcılığı, bu ifadenin, ‘her ne kadar kabul edilebilir olmasa da düşünce açıklamaktan ibaret olduğunu’ vurgulayarak, takipsizlik kararı verdi. Oysa Keskin, Şanlıurfa’ya bağlı Viranşehir ilçesinde aynı kelimeyi kullandığı için bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyor.
Muş’a bağlı Bulanık Belediyesi geçen yıl 17 Eylül’de Keskin’in konuk edildiği bir toplantı düzenledi. Keskin burada şunları söyledi: “Kürdistan’a gelmeden Kürt sorununu anlamak gerçekten mümkün değil, şöyle görüyorlar burada, PKK devlet gibi olmuş; bu bir gerçek, kabul ederek çözüm bulmaya çalışmalı.”
Konuşmasında, ‘Kürdistan’ dediği için Keskin hakkında, ‘Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma’ iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Bulanık Cumhuriyet Başsavcılığı 19 Temmuz’da düşünce ve ifade özgürlüğü için örnek oluşturacak bir karara imza attı. Takipsizlik kararı veren başsavcılık, ‘Kürdistan’ tabirini, ‘her ne kadar kabul edilebilir olmasa da düşünce açıklamaktan ibaret’ diye değerlendirdi. Kararın gerekçesinde şu ifadelere yer verdi: “Şüphelinin savunmasında Kürdistan kelimesindeki kastın Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı yer olduğu, bu nedenle böyle bir kelime kullandığını beyan ettiği anlaşılmakta olup şüpheli hakkında suç yokluğu nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına…”
Keskin, Şanlıurfa’ya bağlı Viranşehir’de 2 Ekim 2004′te düzenlenen festivalde ‘Kürdistan’ ifadesini kullanmıştı. Keskin, bu konuşması nedeniyle Viranşehir Asliye Ceza Mahkemesi’nde, ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek’ suçlamasıyla Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 216. maddesi gereğince bir yıldan üç yıla kadar hapisle yargılanıyor.
Bulanık’ta savcılığın verdiği takipsizlik kararı Eren Keskin’i de şaşırttı. Keskin, bunun örnek olduğunu belirterek şöyle konuştu: “301. madde ile ilgili yargılandığım 15 davam var. Nerede konuşma yapsam dava açılıyor. İlk kez böyle karar gördüm. İstisna gibi görünüyor ama umarım diğerlerine örnek olur.”
|
16 Kasım 2007 Cuma 07:17 |
Politika |
SON SÖZÜNDEN ÇIKAN SONUÇ BU OLDU: Tayyip Erdoğan’ın ‘Kapsamlı Kürt Planı’ mı var?
Rice ve Bush’a anlatılan ‘kapsamlı plan’a dair Erdoğan’ın son sözü şifre gibi: Tavrımız, her şeyden önce silahların bırakılması
Muhalefete ABD gezisini anlatacak olan Dışişleri Bakanı Babacan, Başbakan Erdoğan’ın ABD Dışişleri Bakanı Rice’la Ankara’daki ve Başkan Bush’la Washington’daki görüşmelerini yakından bilen çok az isimden biri. Rice’ın sözünü ettiği, Erdoğan’a ait ‘kapsamlı plan’ın ne olduğunu o biliyor. ‘Plan’ Erdoğan’ın sözlerinin satır aralarında seziliyor.
Harekât bilmecesi
Erdoğan’ın 13 Kasım’da Genelkurmay 2. Başkanı Saygun’la görüşmesi, ‘anlık istihbarat akışı için mekanizmanın kurulduğuna’ yorulmuştu. Sınır ötesi harekâtın kıştan önce yapılacağını da söyleyen Erdoğan, önceki günse, “Operasyon söz konusu değil. Tavrımız, her şeyden önce silahların bırakılmasına yönelik” dedi.
RADİKAL GAZETESİ ANKARA TEMSİLCİSİ MURAT YETKİN ŞÖYLE YAZIYOR:
Dışişleri Bakanı Ali Babacan bugün CHP, MHP ve DSP’ye Erdoğan-Bush görüşmesini anlatacak. Bu hem doğru bir adım, hem de doğrusu Babakan Tayyip Erdoğan dışında bu görüşmeye en çok vâkıf olan isim olarak Babacan bu sunumu yapacak (Erdoğan dışında) en doğru isim. Belki son günlerde fazla konuşmaması nedeniyle geride kaldığı izlenimine yol açsa da Babacan Irak-PKK operasyonunun tam göbeğinde yer alan birkaç yetkili arasında.
Babacan hem 2 Kasım’da Başbakanlık’ta Erdoğan ve ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice arasındaki görüşmede, hem de 5 Kasım’da Beyaz Saray’da heyetlerle görüşmeye geçmeden yapılan dörtlü görüşmeye katılmıştı. (Diğer üçü ABD Başkanı George Bush, Erdoğan ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley idi.)
Dolayısıyla Babacan, 2 Kasım’daki görüşmeden sonra Rice tarafından açıklandığı şekliyle, Erdoğan’ın sunduğu ‘kapsamlı planın’ ne olduğunu bilen çok az sayıda kişiden biri. Bu görüşmeye dek, ABD’nin önceliği Türkiye’yi Irak topraklarına müdahaleden vazgeçirmeye çalışmaktı. Bu dörüşmeden sonra ise, Türkiye’nin PKK saldırılarına karşı cevap verme ve önleyici tedbir alma hakkı ABD tarafından kabul edildi.
5 Kasım’da Bush’un “PKK ortak düşmanımız” diye Irak’taki Amerikan askeri gücüne açık talimatı bundan sonra geldi. Buradan, henüz içeriği Türk Meclisi’ne de, kamuoyuna da açık olmayan ‘kapsamlı planın’ ABD yönetimi (ve zincirleme olarak Irak Kürt yönetimi) nezdindeki değiştirici etkisinden söz etmek mümkün.
Başbakan’ın son demeçlerinde, çelişki olduğu izlenimi uyandıran bazı ifadeleri acaba bu ‘kapsamlı planın’ parçası, oradan haberler veren işaretler olarak okumak mümkün mü? Nedir Başbakan’ın dilinin altındaki?
Önce birbiri peşi sıra sarf edilen şu sözlere bakalım:
13 Kasım, AK Parti MYK toplantısı: Başbakan o gün akşam saatlerinde Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun tarafından ziyaret edilmiştir. Saygun, Başbakan’ın heyete üst düzey asker dahil edilmesi fikri üzerinde çalışan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın önerisiyle Beyaz Saray görüşmelerine dahil olan isimdir. Beyaz Saray görüşmesinin hemen öncesinde Pentagon’da ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral James Cartwright ile ikili bir görüşme yapmış, Beyaz Saray toplantısının hemen ardından eski hükümet Binasında yapılan (ve istihbarat paylaşımı dahil ortak hareket tarzının teknik ayrıntılarının konuşulduğu) devam toplantısına Başbakan’ın Dış Politika Danışmanı Büyükelçi Ahmet Davutoğlu ve Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Ertuğrul Apakan ile birlikte katılan da o olmuştur. (Muhatapları arasında ABD Genelkurmayı Harekât Müdürü ve Beyaz Saray’ın Irak (ve Afganistan) askeri danışmanı (Yani Irak’taki Amerikan Merkezi Ordusu-Centcom’un itibatı) Tümgeneral Douglas Lute, ABD Dışişleri’nin Irak Koordinatörü Büyükelçi James Jeffrey ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da vardı.) Dolayısıyla Saygun’un Erdoğan’a gelişi Ankara kulisinde Amerikalılardan anlık istihbarat akışı için gereken mekanizmaların kurulduğu tekmilinin verilmesi olarak yorumlandı.
Erdoğan’ın bu görüşme ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres için verdiği yemekten erken ayrılarak katıldığı MYK toplantısında verdiği iki önemli mesaj, böyle bir perde gerisi ışığında değerlendirilmelidir. Mesajlar şunlardı: 1- Erdoğan, Bush’a ‘Bundan sonraki süreçte Türkiye’nin mi yanında olacaksınız? Yoksa Barzani’nin mi?’ diye sormuş ve ‘Tabii ki Türkiye’nin’ yanıtını almıştı. 2- Irak’taki PKK varlığına yönelik operasyon, kış şartları ağırlaşmadan başlayacaktı.
14 Kasım, Başbakan Çek Cumhuriyeti için yola çıkarken: O gün üç önemli gelişme vardı. Siyaset, bir gün önce MHP liderinin yaptığı ve DTP’lilerin Meclis’ten atılmasıyla sonuçlanacak kısmi dokunulmazlık kaldırılmasını tartışıyor, DTP ise hükümetin siyasi projelerle gelmesi halinde silahları susturabileceklerini söylüyordu. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, bir gece önce Irak sınırları içindeki boş bir köye kendisine bağlı uçaklarca saldırı düzenlendiği iddialarını yalanlamıştı. Dışişleri Bakanı Babacan ise Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Dışişleri Bakanlığı bütçesinin görüşülmesi sırasında soruları yanıtlerken, ABD’den beklenen istihbarat akışının başladığını duyurmuştu. Beklenti, operasyonun her an başlayabileceği şeklinde yükselmişti.
Bu zeminde Esenboğa’da konuşan Erdoğan şunları söylüyordu: “Sınır ötesi herhangi bir operasyon söz konusu değildir. Ve bu operasyonlar noktasındaki tavrımız; Her şeyden önce burada silahların bırakılmasına yöneliktir.”
Başbakan’ın bu sözleri ‘Kış bastırmadan operasyon mu var, yoksa kış bastırmadan PKK’nın silah bırakması operasyonsuz mu sağlanacak’ çelişkisine yol açıyordu. PKK’ya silahı kim bıraktıracak, nasıl bıraktıracaktı?
Başbakan’ın yolculuk esnasında gazetecilere, DTP’lilere atfen ‘PKK’yı terörist ilan etmeyenlerle ne görüşebiliriz’ mealinde konuştuğunu ve muhalefete Bush ile görüşme konusunda bilgi verileceğini söylediğini öğreniyoruz.
Erdoğan, atılan her adımın diplomasi-askeriye-siyaset ‘tam mutabakatı’ içinde atıldığını her fırsatta vurguluyor. Askerlerin, hükümetin 24 Ekim’deki talebi üzerine seçenekli harekât planlarını sunup siyasi direktif beklemeye başlamaları üzerinden iki hafta geçtikten sonra, bugün, hükümet muhalefete 10 gün önceki Beyaz Saray görüşmesini anlatacak.
Bu adım da ‘zorlayıcı diplomasi’ stratejisi içinde bir aşamayı geride bırakıyor. Türk usulü zorlayıcı diplomasi uygulamasını yarına
bırakarak, Başbakan’ın ‘kapsamlı plan’ şifrelerini çözmeye çalışacağız.
|
14 Kasım 2007 Çarşamba 17:55 |
Toplum |
Amerika’da sözde Kürdistan marşı okuyan çocuk korosu hakkında inceleme başlatıldı
İçişleri Bakanlığı, ABD’de düzenlenen müzik festivalinde sözde Kürdistan marşını okuyan Diyarbakır’ın Yenişehir Belediyesi Çocuk Korusu hakkında inceleme başlattı.
Sözde Kürdistan bayrakları altında Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetiminin milli marşı olarak kabul ettiği “Hey Düşman (Ey Rekip)” marşını okuyan Yenişehir Belediyesi Çocuk Korusu hakkında İçişleri Bakanlığı tarafından inceleme başlatıldı. İçişleri Bakanlığı tarafından Diyarbakır Valiliği’ne gönderilen yazıda, çocuk korosunun ABD’de sözde Kürdistan bayrakları altında şarkı söyleyip söylemediğinin araştırılması istendi.
|
28 Kasım 2007 Çarşamba 11:31 |
Dünya |
AMERİKAN ELÇİSİ, ‘BİR DERDİNİZ VAR MI, SİZE NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ’ DİYE SORDU… Kürt kökenli siyasetçiler ABD Büyükelçiliği’nde
ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Kürt kökenli siyasetçileri ağırladı. Toplantıya büyükelçi Ross Wilson’ın yanı sıra ABD’den iki kongre üyesi de katıldı.
Edinilen bilgiye göre, Wilson görüşmede “PKK’nın ortak düşman olduğu” ifadesini yineledi, ayrıca “Örgütün tasfiye edilmesi gerekiyor” dedi.
Katılımcılar toplantıda çözüm için Kürt sorununun varlığının kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Bazı katılımcılar da Kürt sorunu çözülmediği takdirde, PKK dışında başka örgütlerin de ortaya çıkabileceği görüşünü savundu.
Toplantıya katılan siyasetçiler, Kürtlerin Türkiye’nin bütünlüğüne saygılı olduğunu, ayrı bir devlet istemediklerini anlattılar.
Bazı katılımcılar anayasada yapılacak düzenlemeler, ifade özgürlüğünü genişletecek değişiklikler ve bölgeye yönelik ekonomik önlemlerin sorunun çözümüne yardımcı olacağı görüşünü dile getirdiler.
DTP’nin kapatılmaması gerektiği konusunda ortak görüş bildiren siyasetçiler, aksi bir kararın PKK’ya yarayacağı saptamasında bulundular. Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi operasyonun da gündeme geldiği görüşmede, CHP’li değer dışındaki isimler operasyonun yapılmaması gerektiğini söylediler.
Kongre üyeleri ise siyasetçilere pişmanlık yasasının zamanında neden gerektiği gibi uygulanmadığını sordular.
Kongre üyeleri Güneydoğu’da yakınlarından biri PKK saflarında yer alan bir aile ile görüşmeyi planladıklarını da anlattılar. Bunun üzerine toplantıya katılan milletvekilleri şehit aileleriyle de görüşmeleri konusunda kongre üyelerini ikna etti.
|
22 Kasım 2007 Perşembe 09:38 |
Politika |
Mehmet Ağar: ‘Bana neden kızdınız?’
Başbakan Erdoğan’ın ’düz ovada siyaset’ eleştirisi Mehmet Ağar’ı çileden çıkarttı. Ağar, ‘Bir yıl önce söylediğimizi şimdi söylüyor’ dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Önceliğimiz silahların bırakılmasıdır” açıklamasını “af geliyor” şeklinde yorumlayan muhalefete yanıt verirken, “Biz birileri gibi düz ovaya kimseyi davet etmedik” suçlamasında bulunması, Mehmet Ağar’ı çileden çıkarttı. Erdoğan’ın çıkışı üzerine 22 Temmuz’dan bu yana sürdürdüğü suskunluğunu bozan DP Genel Başkanı Mehmet Ağar, önceki akşam HaberTürk televizyonunda yayınlanan bir programa telefonla katıldı. Başbakan’ın terörün önlenmesi konusunda yeni bir açılımı gündeme getirmekte geç kaldığını belirten Ağar, “Bizim 1 yıl önce söylediğimiz şimdi söylüyor. Aradaki tek fark, geriden gelmesi” dedi. “Biz örgüte yeni katılımlar önlensin, bunun için projeler üretilsin derken, silahla gelenin silahla gideceğini de söyledik” vurgulamasını yapan Ağar, “Biz kimseye düz ovaya gelin silahınızla oturun demedik. Bunu böyle anlamak en azından art niyettir” diye konuştu.
“Düz ovada siyaset” açılımını Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı felaketi görerek bilinçli bir şekilde gündeme getirdiğini de vurgulayan Ağar, “O noktada bizim söylediğimiz değerlendirilebilseydi, Türkiye bugünkü acı olayları yaşamazdı” dedi. Ağar, “1 yıl önce söylediğimde 1 gram yanlış yoktur. Ancak toplumsal iklim diye de bir şey var. Biz bugün o açılımla ilgili toplumsal iklimi kaybettik. Dağ başında eksi 20 derecede nöbet tutanlar var. Onların psikolojisini de düşünmemiz lazım” görüşünü dile getirdi. Ağar, Erdoğan’ı örtülü biçimde terör mücadelesini “siyasi çıkara alet etmekle” de suçladı ve “Gelecek seçimleri değil, gelecek nesilleri düşünerek politika üretmek durumundayız” diye konuştu.
ADAYLIK KAPISINI AÇIK BIRAKTI
2008 Mayıs’ında yapılacak kongreye yönelik mesajlar da veren Ağar, “Bazıları ’Ben yoksam partiye vereceğim birşey yoktur’diyebilir. Ben o değilim. Genel Başkan pozisyonunu muhafaza etme mecburiyeti yoktur. Her pozisyonda bu misyona hizmet edeceğim. Seçim sonucunu görmezlikten gelebilmem mümkün değildir” dedi. Ancak Ağar, kongrede aday olup olmayacağı yönündeki sorulara net bir yanıt vermeyerek, Genel Başkan adaylığına kapıyı “aralık” bıraktı. Ağar, “Değil ben gökten melek inse birşey yapamaz” dediği öne sürülen eski Genel Başkan Tansu Çiller’e tepki gösterdi. Ağar, Çiller’in bu sözlerine “DP’nin gökten inecek meleklere ve mucizelere ihtiyacı yoktur” diyerek karşılık verdi. Mehmet Ağar, “Benim de genel başkanlığımı yapmış bir isimle polemiğe girmem. Ancak herkesin, bu büyük köklü partiyi rencide edecek söylemlerden kaçınması lazım” dedi.
HEZİMETİN FATURASINI E-MUHTIRAYA ÇIKARTTI
Mehmet Ağar, “Seçim sonuçlarına ilişkin özeleştiri yaptınız mı?” sorusuna, “Yapmamak mümkün mü? Burada bir sorumluluk gördüğümüz için 22 Temmuz’da bu iradeyi ortaya koyduk. O irademizin de hala arkasındayız” yanıtını verdi. Ağar, “Sonucun gerekçesi nedir sizce?” sorusu üzerine de, Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin 27 Nisan’da Genelkurmay internet sitesinde yayınlanan “e-muhtıra” nın bu sonuçta etkili olduğunu savundu. Ağar, “Türkiye’de bir siyasi mesele bir başka mesele haline getirilmiştir. Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimini yeni bir seçimle yapabilirdi. Defaten söylememize rağmen o yapılmadı. 27 Nisan’da ortaya çıkan durum iktidar partisinin çok işine geldi. Onu süratle kullandılar. Bu noktada siyasete olan bürokratik müdahale seçimlerde son derece etkili hale geldi. Sürdürülen siyasi mücadele bürokratik müdahale ile siyasi mücadele olmaktan çıktı. Böyle bir sonuç ortaya çıktı” diye konuştu.
|
06 Aralık 2007 Perşembe 10:30 |
Dünya |
Cumhurbaşkanı Gül’ün eski danışmanı diyor ki, ”Türkiye bağımsız Kürt devletine karşı değil’…
Gül’ün Dışişleri Bakanlığı günlerinde siyasi danışmanı olan Altay Cengizer, Harvard Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada çok tartışılacak sözler sarfetti.
Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemde Gül’ün siyasi danışmanı olan ve İngilizceyi çok iyi konuşması nedeniyle “Shakespeare Altay” olarak tanınan Altay Cengizer, önceki gün Harvard Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada ilginç sözler sarf etti. Üniversitedeki yemekli toplantının misafiri olan eski BM Daimi Temcilsi Yardımcısı, “Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeniler’in öldürülmesi olayıyla ilgili bir tarih komisyonu kurmaya hazırız. Türkiye böyle bir komisyondan çıkacak sonuçları kabullenmeye hazır” dedi. Ancak “Ermeniler tabii ki öldürüldü. Ama biz buna ’katliam’diyoruz” sözleriyle şaşırttı. Kürt sorunuyla ilgili de “Türkiye bağımsız bir Kürt devletine prensipte karşı değil… Bunu demokratik yöntemlerle yaptıkları müddetçe bizim bir sorunumuz olmayacak” ifadesini kullandı. Harvard Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü tarafından düzenlenen toplantının ardından Harvard’lı öğrenciler Türkiye’nin dış politikasını kendilerine anlattığı için Cengizer’e teşekkür ederek toplantıyı gazetelerine taşıdı.
Tacikistan’da çok kısa süre görev yaptıktan sonra 2006 yılının sonunda Abdullah Gül’ün danışmanlığına getirilen Altay Cengizer, TED Koleji ve Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun. ABD’deki Columbia Üniversitesi’nde “önleyici diplomasi” üzerine uzmanlık yapan Cengizer’in “Shakespare” lakabı, yazışmalarda ağdalı ve mükemmel bir İngilizce kullanması nedeniyle aldığı söyleniyor. Altay Cengizer halen Harvard Üniversitesi bünyesindeki Weatherhead Uluslararası İlişkiler Merkezi’nde araştırmalarını sürdürüyor.
|
27 Aralık 2007 Perşembe 16:30 |
Politika |
DTP’li Fatma Kurtulan’ın ‘AKP’DE DE AKRABASI PKK’LI BAKANLAR VAR’ iddiasına Milli Eğitim Bakanı Çelik cevap verdi
DTP’li Kurtulan’ın, ‘Bazı milletvekillerinin terör örgütü üyesi akrabası olduğu şeklindeki iddiasına Bakan Çelik, ‘akrabamın akrabası’ yanıtını verdi.
Açıklamaların “AK Partiyi, Doğu ve Güneydoğulu milletvekillerini töhmet ve itham altında bıraktığını” ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
“Haber ve yorumlarda adı geçen ve benim amcamın oğlu olduğu ifade edilen Selahattin Çelik, babamın anne tarafından üvey amcasının oğludur. Adı geçeni çocukluk yıllarından beri görmedim, sesini bile duymadım.
Suçlu veya yanlış kişi sizin oğlunuz, öz kardeşiniz olabilir. Mühim olan sizin onunla aynı safta yer alıp almadığınızdır. Akrabanın sözlük anlamı ‘yakın’ demektir. Fikir ve siyaset dünyasında kan, soy-sop yakınlığı değil, zihniyet yakınlığı insanları bir araya getirir, yakınlaştırır.
Hukukun en temel prensiplerinden biri suçların şahsiliğidir. Benim 48 yıllık hayatımdaki duruşum, meslek hayatındaki tavrım, yazdıklarım, konuştuklarım hepsi ortadadır. Bütün bu süreçte beni milletime karşı utandıracak iğnenin ucu kadar bir leke olmamasından dolayı hep şükrettim. 9 yıldan beri milletvekili ve bakan olarak da halkımın huzurundayım. Başım dik, alnım açıktır.”
“Doğu ve Güneydoğu AK Partili bazı milletvekillerinin PKK terör örgütü yandaşı olan bir yakını var mı, yok mu? Bunu bilmiyorum” diyen Çelik, “Ama olsa bile bu hiçbir milletvekili arkadaşım için bir nakısa değildir” dedi.
Çelik, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Her biri yöresinde etkili ve saygın insanlar olan milletvekillerimizin ‘tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan’ idealini benimseyerek AK Parti saflarında siyaset yapmaları onların zaten duruşunu net olarak göstermektedir.
Adı geçen milletvekilinin kendi durumunu izah ederken partimizi ve doğulu milletvekillerimizi töhmet ve zan altında bırakan ifadelerinin bu açıklamalar ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir.”
|
26 Aralık 2007 Çarşamba 09:57 |
Dünya |
Sınırötesi DİL operasyonu
TÜRKİYE, BAŞBAKAN TALİMATIYLA ÇEVRESİNDEKİ ÜLKELERE YÖNELİK ARAPÇA, KÜRTÇE VE FARSÇA YAYINLARA BAŞLIYOR
Bugün gazetesinin manşetten verdiği haber şöyle:
Türkiye bir yandan terörle mücadele ederken, bir yandan da hem bölgesel konularda hem de küresel meselelerde söz sahibi olmaya yönelik politikaları da dizayn ediyor. Son olarak Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu Projesi’nin temelini atarak Avrasya bölgesindeki en önemli aktör olmaya doğru adım atan Türkiye, gerek bölgesel aktörlerin gerekse Batılı ülkelerin etkinlik kurmaya çalıştığı Ortadoğu ve Körfez bölgesi için de düğmeye basıyor.
MÜZİK, SPOR, HABER OLACAK
Bir süredir komşularla ticaret politikası uygulayarak ikili ilişkileri geliştirme yoluna giden, çeşitli kültürel programlarla geleceğe ortak zemin yaratma peşinde olan Türkiye, Arapça, Farsça ve Kürtçe konuşan topluluklara daha iyi ulaşmak ve olup bitenlere ilişkin bakışını daha net aktarabilmek için büyük bir projenin çalışmalarına başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde ekibine bir direktif verdi ve Türkiye’nin düşüncelerinin daha iyi aktarılması için televizyon imkanlarından yararlanmasını istedi. Başbakan’ın “Birçok ülke bu bölgede sesini duyurmak, görüşlerine uygun olarak burada yaşayanları yönlendirmek istiyor. Bölgenin en güçlü devleti olarak bizim atacağımız adımlar olmalı. Arapça, Farsça ve Kürtçe bir televizyon kanalı üzerinde çalışalım” dediği öğrenildi. Başbakanın bu talimatı üzerine çalışmalar hemen başlatıldı. Başbakanlık kaynaklarından edinilen bilgiye göre, ana ekseninde Irak, İran ve Körfez ülkeleri olan, ancak bölgedeki tüm Arapça, Farsça ve Kürtçe konuşan toplulukları kucaklayacak yeni bir TV kanalı projelendiriliyor. Kaynaklar bu kanalın müzik eğlenceden spora, haberden kültürel unsurlara kadar her alanda yayını içeren normal bir kanal olacağını, böyle bir ya da birden fazla kanal ile Türkiye’nin hem kültürünü, hem de bölgedeki ve dünyadaki gelişmelere ilişkin bakışını diğer ülkelerin halklarına aktarabileceğini dile getirdiler.
YAKINDA HAYATA GEÇECEK
Yeni kanalın TRT içinde mi yoksa farklı bir platformda mı olacağı henüz netleşmezken, ağırlıklı olarak yeni bir yapının ve yeni bir kanalın oluşturulmasının düşünüldüğü, TRT’nin mevcut kanallarından birisinin bu işte kullanılması gibi bir yaklaşımın olmadığı gelen bilgiler arasında. İlgili bütün birimlerin bu konuda çalışmaya başladığı ve yakın zaman içinde projenin şekillendirilip hayata geçirileceği de vurgulanıyor.
|
23 Aralık 2007 Pazar 21:21 |
Politika |
Hatip Dicle, ‘Bizi ölümden Çiller kurtardı’ demişti… Çiller, bu iddiayı YALANLADI
ÇİLLER’DEN HATİP DİCLE’NİN İDDİALARINA YANIT
Bazı gazetelerde, Hatip Dicle’nin, ”Bizi ölümden Çiller kurtardı. Tutuklanmasak öldüreceklerdi, Doğan Güreş bunu Başbakan Çiller’e söyledi” iddialarına ilişkin haberler yer almıştı.
|
02 Şubat 2008 Cumartesi 07:41 |
Politika |
‘NE MUTLU MÜSLÜMANIM DİYENE’… AKP, Kürtleri kazanmak için Fethullah Gülen’i kullanıyor
The Economist, AKP hükümetinin Kürtlerin desteğini kazanmak için İslam’ı kullandığını da dile getirerek, partinin Fethullah Gülen cemaatinin de desteğini aldığını ileri sürdü.
|
18 Ocak 2008 Cuma 09:01 |
Toplum |
TSK’ya Kürtçe yayınla destek
TRT, TSK’nın yürüttüğü mücadeleye destek vermek için bölge insanına yönelik Kürtçe yayın yapma hazırlığına başladı
Kanal sayısını artırarak izleyicilerin karşısına “tematik” kanallarla çıkmaya hazırlanan TRT, Kuzey Irak’tan da izlenebilecek Kürtçe yayınlar yaparak, bölge insanına kendi dilleriyle ulaşmayı amaçlıyor. Bu yöndeki projeleri doğrulayan Şahin, “TSK’nın silahlı mücadelesini desteklemek lazım” dedi.
Bugün gazetesinde yayımlanan bir araştırmada, Başbakan Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda başta Irak, İran olmak üzere Ortadoğu ve Körfez ülkelerine Arapça, Farsça ve Kürtçe yayın yapacak bir televizyon kanalının kurulması için çalışmalar yapıldığı kaydedilmişti.
Habere göre, Erdoğan, Türkiye’nin düşüncelerini bölge halklarına daha iyi aktarabilmesi için televizyon imkânlarından yararlanılmasını istemişti.
|
11 Ocak 2008 Cuma 00:23 |
Politika |
Hasip Kaplan, kürsüde böyle dedi: Nasıl bir ülkede yaşıyoruz. İngilizce, Fransızca, Arapça serbest, Kürtçe yasak
Bunun Adalet Bakanı Şahin söz aldı ve “Türkiye, devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bütündür ve dili Türkçedir” dedi:
DTP’li milletvekilleri Temel Ceza Kanunları’na uyum amacıyla hazırlanan ve “Temel kanun” olarak görüşülen tasarının 331′inci maddesine ilişkin değişiklik önergesi verdi.
Önerge hakkında söz alan DTP’li Hasip Kaplan, Diyarbakır Sur Belediyesi’nin çok dilli belediyecilik yapması üzerine İçişleri Bakanlığı’nın Danıştay’a başvurduğunu hatırlattı.
Danıştay’ın Sur Belediye Başkanı’nı görevden aldığını, meclis üyelerinin ise görevlerine son verdiğini ifade eden Kaplan, “Alanya’da, Bodrum’da, Antalya’da Arapça, İngilizce, Fransızca broşürler yayınlanıyor. Nasıl bir ülkede yaşıyoruz. İngilizce, Fransızca, Arapça serbest, Kürtçe yasak. Halkın bir dili, kültürü var. Bunu yok etmeye hiçbir partinin gücü yetmez” dedi.
Bunun üzerine söz alan Adalet Bakanı Şahin, milletvekillerinin Anayasa’nın üzerine yemin ederek görevlerine başladığını hatırlattı.
Anayasanın 3′üncü maddesinin, “Türkiye, devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bütündür ve dili Türkçedir” dediğini belirten Şahin, “tüm resmi işlemlerde kullanılacak olan resmi dil Türkçedir” hatırlatmasında bulundu.
Hasip Kaplan’a “Anayasa üzerinde siz de yemin ettiniz” diye seslenen Şahin, ” Zaten sizin sorununuz burada. Siz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı ve bu Anayasa ile şekillenen devlet düzenini bir türlü benimseyemediniz. Sorununuz burada” dedi.
“Önce Anayasa ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bir barışın. Kabul edin” diyen Mehmet Ali Şahin, bu durumu kabullendikten sonra Meclis’te istedikleri kadar bağırabileceklerini söyledi.
Şahin, “bir belediyede, Türkçenin dışında başka bir dille yazışma, işlem yapılamaz’ Önce bunu kabul edeceksiniz. Bu Anayasa yürürlükte kaldığı sürece…” dedi.
Sataşma olduğu gerekçesiyle söz alan DTP Van Milletvekili Özdal Üçer ise,”Biz bu ülkenin bütün demokratik değerlerini benimsedik, bütünlüğünü de benimsemiş durumdayız” dedi.
|
10 Ocak 2008 Perşembe 09:30 |
Politika |
CHP, meclise yeni bir yasa getirecek: Kürtçe eğitime özel okullarda İZİN VERİLSİN
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), oy oranını yüzde 5′lere düşürdüğü Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, seçmenin gönlünü yeniden kazanmanın yollarını arıyor.
CHP lideri Baykal, geçtiğimiz günlerde bombalı saldırı üzerine Diyarbakır’a giderek sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelmişti. 2 saat boyunca Diyarbakır’ın önde gelen isimlerinin partiye yönelik eleştirilerini dinleyen Baykal, CHP’nin Kürt sorununa bakışını anlattı. Görüşmeden memnun ayrılan CHP lideri, izlenimlerini dün Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında kurmaylarıyla paylaştı. Baykal, görüşmenin bölgede CHP’ye yönelik ‘önyargıların’ kırılması adına çok önemli olduğunu söyledi. Parti olarak bundan böyle Doğu ve Güneydoğu’yu ihmal etmemeleri gerektiğini kaydetti. Her vesileyle Güneydoğu’ya gideceğini açıkladı; parti yöneticilerinden de bölgenin sorunlarını yakından takip etmelerini istedi. Baykal, şöyle konuştu:
“Doğu ve Güneydoğu’yu ihmal etmeyelim. Bu konuya önümüzdeki dönemde ağırlık verelim. Bölgenin önde gelenleriyle sık sık temas kuralım. Öyle anlaşılıyor ki o bölgede partimiz ile ilgili yanlış ve haksız değerlendirmeler var. Sivil toplum kuruluşları ile çok seviyeli bir görüşme yaptık. Önce ben onları sakin bir biçimde dinledim. Sonra ben anlattım onlar beni büyük bir dikkatle dinlediler. Bu toplantının CHP’ye karşı var olan önyargının kırılması için çok faydalı bir toplantı olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra da her vesile ile Güneydoğu’ya gitmeliyiz. Ben gideceğim, siz de gidin.”
|
10 Mart 2008 Pazartesi 07:16 |
Toplum |
AB’nin parasıyla Kürtçe yayın için hazırlıklar tamam
Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Kültür Bakanlığı, yerel kanalların; farklı dil ve lehçelerdeki yayınları için hibe programını tamamladı.
Avrupa Birliği’nden sağlanan 2 milyon 150 bin Euro ile hayata geçirilen programla, 25 projeye onay verildi. Yerel kanallarda yayınlanan projeler arasında, Kürtçe, Rumca, Çerkezce, Süryanice, Lazca, Romanca, Gürcüce, Karapapakça, Boşnakça, Nogayca gibi diller de yer alıyor.
|
07 Mart 2008 Cuma 08:34 |
Dünya |
Yine bir Amerikan ‘numarasıyla’ karşı karşıyayız: Amerikalı generaller, Türkiye’nin PKK ile müzakeresini istiyor
AMERİKA DA SANKİ YALANLIYORMUŞ GİBİ YAPIYOR: Tipik Amerikan dışsiyaseti…
‘PKK ile müzakere’ ifadesini telaffuz eden ilk üst düzey ABD’li komutan, Korgeneral Ray Odierno olmuştu.
İki hafta öncesine kadar ABD’nin Irak’taki iki numaralı komutanı olan Odierno, Washington’a dönüşünde “PKK üzerinde baskı oluşturulmalı. Böylelikle bu terörist unsurlarla müzakere etmeye başlayabiliriz” dedi. Bunun üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı “Politikamızda değişiklik yok. Teröristlerle görüşmeyiz, başkalarının da görüşmesini savunmayız” açıklaması yaptı.
ABD Savunma Bakanı Gates de dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında şu değerlendirmeyi yaptı: “Geçen hafta Ankara’dayken, güvenlik önlemlerinin, örgütün militan topladığı Kürt nüfustaki bazı sivil kaygıların giderilmesine yönelik çabalarla birleştirilmesinin önemini geniş şekilde konuştuk. Sanırım Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan da buna başlanması yönünde kültürel, ekonomik ve politik alanlarda öneriler dile getirmiş bulunuyor. Konuştuğum hiç kimse, kesinlikle PKK ile görüşülmesi fikrinde değildi. Sanırım gerçek hedef, azılı teröristlerle uzlaşılabilir ve sisteme geri getirilebilir unsurların birbirinden ayrıştırılması.”
PKK ve Türkiye’nin kara operasyonu, ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’nde de konuşuldu. Oturumda bir milletvekili Yakındoğu bölgesinden sorumlu ABD’nin Merkez Komutanlığı Centcom’un komutanı Oramiral William Fallon’a TSK’nın operasyonda ABD ile işbirliği yapıp yapmadığını sordu. Fallon yanıtında, “Türk askeri istihbaratına dolaylı destek sağladık, anladığım kadarıyla operasyonun taktik başarı kazanmasına yardım ettik. Ancak sanırım burada kilit mesele, Türklerin, PKK konusuyla yüzleşmesi için bir yol bulunması, Türklerin (PKK’yı) sadece askeri yönden tasfiye etmesi değil. Onlar (PKK), kesinlikle Türkiye’de birçok soruna, can kaybına yol açtı. Ancak bana göre bunun durması için gerçek çözüm, bu grupla bir çeşit uzlaşmaya varılması” dedi.
Son açıklama Beyaz Saray?Sözcüsü Dana Perino’dan geldi. Perino, Türkiye’nin PKK ile masaya oturmama tavrını kararlı bir şekilde desteklediklerini açıklarken, “PKK ile müzakere ya da görüşmemiz yok ve olmayacak. Türkiye’den de bu yönde beklentimiz yok” diye konuştu.
|
05 Mart 2008 Çarşamba 10:45 |
Dünya |
Irak’taki görev süresini tamamlayıp Amerika’ya dönen general PKK BRİFİNGİ verdi… Bu birifing’de söyledikleri, TÜRKİYE’NİN SİNİRİNİ BOZABİLİR
PKK’YA SİLAH BIRAKTIRILSIN, SONRA DA MÜZAKEREYE BAŞLANSIN, DİYOR…
Odierno, “Tabii ki, terörist örgütlerin sığınak elde etmesine ve oradan başka ülkelere saldırılar düzenlemesine izin verilemeyeceği yönünde hepimiz aynı fikirdeyiz” dedi.
Ancak, Pentagon tarafından yayımlanan brifingin metnine göre, Korgeneral Odierno, bunun ardından, “Şuna da inanıyorum ki, kuzey Irak’ta uzun vadeli bir çözüm, askeri çözüm değil. Açıkça onlar (PKK) üzerinde baskı oluşturulmalı ki, böylelikle bu terörist unsurlarla konuşmaya ve müzakere etmeye başlayabilelim” ifadesini kullandı.
Korgeneral Odierno’nun bu sözleri, ABD tarafından terörist örgüt olarak görülen PKK ile ABD’nin görüşmediği ve görüşmeyeceği şeklindeki Washington’ın resmi politikasıyla çelişiyor.
Odierno, bu konudaki sözlerinin sonunda, “kuzey Iraklı Kürtlerin işbirliğinin önem taşıdığını” belirtti.
Irak’taki Çok Uluslu Kolordu’nun komutanlığı görevini iki hafta önce Korgeneral Lloyd Austin’e devreden Korgeneral Odierno’nun, Orgeneralliğe terfi etmesi ve Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığına getirilmesi öngörülüyor.
|
03 Mart 2008 Pazartesi 15:34 |
Politika |
Türkiye, bir milletvekilinin bu cüret’ini konuşmaya devam ediyor: ‘İsterseniz 40 bin insan daha yitirin’
DTP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata çok tartışılacak bir açıklama yaptı
“Bu eylem ve etkinlikler çözüm içindir. Bu halk demokratik barışa çözümdür. Fakat birileri halen çözümsüzlük, red ve imha politikasını dayatıyor. Yıllardır çözüm dedik. Hala barış için demokratik çözüm diyoruz. Nedense siyasi irade çözümsüzlükte diretiyor. Bu halk AKP’ye bir şans daha tanıdı. Ama gelinen noktaya bakın, değişen hiçbir şey yok. Bu ülkede AB ve demokratikleşme yönünde hiçbir adım atılmadı. AB süreci askıya alındı. Karşımızda körler ve sağırlar diyalogu vardır. Bunlar ya çözümden yana, ya da savaştan yana olacaklar. Bu ses ise demokratik talep isteyenlerin sesidir. Körler ve sağırlar diyaloguna söyleyebileceğimiz bir şey vardır; PKK bir neden mi, sonuç mudur? Biz sonuçtur diyoruz. İster 40 bin daha insan yitirin, ister yitirmeyin deyin. PKK bu ülkenin gerçeğidir.”
Sıkı güvenlik önlemi alan polis, 30 kişiyi gözaltına aldı.
|
13 Nisan 2008 Pazar 12:35 |
Politika |
Meclis, DTP’nin ‘Newroz’ yazan önergesini daha önce ‘x’ harfinin bulunduğu ‘EXPO Yasası’nı örnek göstererek işleme koydu
Böylece mahkemeye göre yasak olan ‘w’ Meclis’in yasak listesinden çıktı
ÖRNEK, EXPO YASASI
DTP, Nevruz’da yaşanan olayların araştırılması için iki ayrı önerge verdi. Önergelerin gerekçesinde, kutlamalarda yaşanan olaylara dikkat çekildi. Ölümlerin, insan hakları ihlalleri, gözaltı gibi işlemlerin Meclis’te kurulacak bir araştırma komisyonu tarafından incelenmesi istendi. 20 DTP’li milletvekili önergelere imza attı.Araştırma önergesinde, Nevruz yerine mahkeme kararıyla yasaklanan “w” harfi kullanıldı ve Newroz” yazıldı. Bunun üzerine, Meclis Genel Sekreterliği, Kanun ve Kararlar Müdürlüğü uzmanlarıyla bir toplantı yaptı. Konunun uzun uzun tartışıldığı toplantıda görüş ayrılıkları yaşandı. Anayasanın “resmi dil Türkçedir” hükmü ile harf devrimine dikkat çekildi. Bu tartışmalar sırasında, Meclis’te alfabede olmayan harfler kullanılarak çıkan yasalar ile yasa teklifleri tek tek incelendi, uygulamaların nasıl yapıldığı değerlendirildi. Meclis’ten en son geçen “EXPO” Yasası, ‘w’ye model oluşturdu ve “W” ile önerge verilebileceğini savunan uzmanlar, “Biz, EXPO adlı bir yasa çıkardık. Bu yasanın adı, Anayasa ve Harf Devrimi’ne aykırı değil mi? İçinde ‘x’ olan birçok düzenleme Meclis’ten geçmiş. Onları nasıl kabul ettiysek w’li önerge de kabul edilmeli” dedi. Bu görüş çoğunluk oluşturunca, DTP’nin önergesine yasal izin çıktı. Sıra sayısı ve numarası verilip işleme alın önerge Genel Kurul’da okundu. Newroz, Genel Kurul tutanaklarını “Nevruz” ya da “Nevroz” olarak girdi. Tutanaktaki farklılığın katip üyenin önergeyi okurkenki telaffuzundan kaynaklanmış olabileceği belirtildi.
|
11 Mart 2008 Salı 07:12 |
Toplum |
Talabani’yi Ankara’da, Hülya Avşar’ın halasının kızı olan siyasetçi Yüksel Avşar karşıladı
Yerel motifli giysisi ile Esenboğa’ya gelen Yüksel Avşar, Ankara’da Kürt siyasetçiler arasında tanınmış bir isim. Avşar, Şerafettin Elçi’nin lideri olduğu Katılımcı Demokrasi Partisi (KDP) Başkan Yardımcısı.
Yazıda; ünlü sanatçının “Ben Kürt kökenliyim. Birazcık Kürtçe konuşurum. Büyükannem Türkçe bilmezdi. Bana kendisinden söz ederken ‘benim kökenim Kürt’tür’ derdi” açıklamalarına yer veriliyor. Esmer dergisinde, Hülya Avşar’ın aile geçmişiyle ilgili şu bilgiler de veriliyor: “Hülya Avşar’ın halası Dilber Hanım’ın tüm çocukları Ankara’da yaşıyordu. Yüksel Avşar, Ankara’daki Kürt kolonisine hep yakın durdu.”
TALABANİ’Yİ karşılayan ekipte yer alan Yüksel Avşar, Şerafettin Elçi’nin başkanlığını yaptığı Katılımcı Demokrasi Partisi’nin (KADEP) Genel Başkan Yardımcılığını yapıyor. Talabani yıllar önce Türkiye’ye geldiğinde kendisine yemek verdiklerini belirten Avşar, “Karşılamaya eşi geliyor diye katıldım. Parti olarak gittik. Kürtçe bildiğim için yardımcı olmak istemiştim. Ama olmadı. Sayın Talabani, beni görünce şaşırdı, ‘Aaaa” dedi. Kendisine ‘hoş geldin’, dedim, şifalar diledim. Bütün diyalog bu kadardı” dedi. Ankara’da Kürt siyasetçiler arasında tanınan bir isim olan Avşar, dayısının kızı Hülya Avşar ile birlikte anılmak istemiyor. Avşar, “Ben demokrat bir kadınım. İnsan hakları savunucusuyum. Bu uğurda cezaevine de girdim, bedel ödedim. Magazinle gündeme gelmek istemiyorum” diyor.
PEKİ TÜRKLER NEREDE? 22 Mayıs 2008
Posted by Aybars in Irak, Kürtçe-Kürtçülük, PKK, Satılanlar, Truva Atları, Türk Soykırımı, Unutma!.add a comment
PEKİ TÜRKLER NEREDE?
Bugün Kürtler Kerkük’e girdi. Yabancı ülkede yabancı radyodan bunun haberini dinliyorum. Başlarında bin kadar Amerikalı “özel kuvvet” askeri varmış. Bu radyo kanalı burada aydın kesimin dinlediği kültürel ağırlıklı yayın organı. Haftalardır, hattâ birkaç aydır, buranın tüm basın-yayınında olduğu gibi gene bir tek kez bile bir “Türkmen” lâfı geçmiyor. Halbuki, biliyorsunuz, Musul, Kerkük, ve taa Bağdat’a kadar uzanan bölge en az bin yıldır tam bir Türk ülkesidir. Türkiye Türklerinin de büyük çoğunluğu Türkmen/Oğuz kökenli. Yâni ayrı bir kavimden bahsetmiyoruz: “Türkmen” demek Türk demek. Irak’ta sayıları, resmîsi iki milyon, Kerküklü Türklere göre üç milyon; Irak nüfusunun her hâlükârda %15’inden fazla. Batı’nın niyeti bozuk. Onu yıllardır biliyor, gene yıllardır her fırsatta, Balkanlardakiler olsun, Irak’taki olsun, Türkiye’nin, oralardaki Türklerin durumunu, uğradıkları haksızlıklar ve mezalimi, sürekli, uluslararası kuruluşların, dünya kamuoyunun gündemine getirmesi gerektiğini yazıyor, TV’lerde haykırıyorduk. Düşmanın yaptıklarına şaşılmaz. En başta tepki göstermemiz gereken Türkiye’nin 1938’den beri süregelen tutumu:
Yabancı radyoda haberci devam ediyor: “Kürtlerin Kerkük’e girmesi Türkiye’yi endişelendiriyor, taşyağı (neft, petrol) kaynaklarını ele geçirir, ayrı devlet olurlar; bu sefer Türkiye’deki Kürtler de bağımsızlık isterler diye”. (Gene Kerkük’teki Türk/Türkmenlerin lâfı yok.) Sonra Türkiye’nin bir üst düzey yetkilisine bağlanıyor. O da diyor ki: “Povel bize söz verdi, ‘Kürtleri Musul-Kerkük’e sokmayacağız’ diye.” [Her zaman olduğu gibi gene bizimkinin ağzından da bir tek “Türkmen” sözcüğüü çıkmıyor. Dahası, bizimkilerin dedikleri hep Batılı’nın dediğini teyit edip düşmanın ekmeğine yağ sürer mâhiyettedir. Onlar zâten özellikle 70’lerden beri Kürtler konusunda Türkiye’ye iftiralar atıp durmuyorlar mı? Sen de tutup “Kürtlerin bağımsızlığı bizi endişelendirir” deyip duruyorsun. Pes yahu! Aklınız mı eksik, Türklük bilinciniz mi? Öyle geveleyip duracağınıza, altmış yıldır “dışarıdaki Türkmenlerin, Türklerin hakları deyip duracaktın. Hâlâ dilin dönmüyorsa, demek ki…]
Derken haberci yabancı yetkiliye bağlanıyor: “Povel öyle bir şey demiş olabilir; devletimizin verdiği hiçbir resmî teminat yoktur.” [Günaydın. Resmîsi, yazılısı, vb. olsa ne yazar? “Hedef Türkiye” (Otopsi Yayınları, İst. 14. baskı 2003) kitabımıza bakın. Orada anlatmadık mı Kızılderililerden başlanarak anlaşmaların, hemen arkasından nasıl bozulduğunu, onun için de o mazlumların “Anglo çatal dille konuşur” dediğini?]
Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz gibi, haftalardır, aylardır, daha da uzun süredir, “dostumuz”un yayınladığı, ikide bir TV’lerinde gösterdiği haritalarda Türkiye’nin yarısından çoğu “Kürdistan” diye gösteriliyor. Oralarda Türkler olduğu hakkında hiçbir îmâ bile yok. Bu yaban ülkesi ahalisinin çoğu zâten kara câhil bırakılmış; TV’lerde duydukları ( ve günde 50 kere tekrarlanan) lâflara inanırlar; dünyadan haberleri yoktur. Anladık ta, peki Türk Devleti’nden niye hiçbir itiraz gelmez? Niye Atatürk’ün vefatından beri bir “Türk” lâfı edilmez. Kosova ile, Bosna ile ilgili durumda da aynı şey oldu. Kosova’da Batı, ve de Türkiye, sâdece Arnavutlardan, Sırplardan bahsetti; halbuki tarafların tümü oralardaki Türklere çullandı (oralardan gelebilenlerle hele bir konuşun). Gene Türkiye’den resmî bir gık yok; ne dışarıda, ne içeride.
Yıllardır (1970’lerden beri), Avrupa’da, Amerika’da hangi yabancıyla tanışsam bana hemen Kürtleri sorar. Hattâ bana “Sen Kürt müsün?” diye soranlar bile olmuştur. Ben de, “Türkiye’de kim Kürt, kim Türk ayırt edemezsin. Bizde öyle ayrımlar zâten yoktur” derim. Yabancı ne bilsin, Türkiye ile ilgili, veya Türkiye’den, hiç bir Türk lâfı duymuyor ki. Türkiye, Avrupa şarkıcı yarışmalarına İngilizce şarkılarla katılır; Gezim (Turizm) Bakanlığı “tanıtım” diye Türkiye “Hiristiyanlık haritaları” dağıtır. Gelen yabancı, caddelerde Türkçe mağaza adları göremez. Okullarına gidip baksa Türkçe ile çocuklara ders veren hocalar (nerdeyse) göremez. Ne düşünecek? “Herhâlde buralarda Türk kalmamış” deyip sevinmektedir.
Durumun altında yatan bir şey daha var: [Allah korusun ama…] Dünya kamuoyu Irak’ta, Balkanlarda, Kıbrıs’ta, sonra Türkiye’de Türk varlığından habersiz ise, önce kültürel, sonra fizikî soykırımlar geldiği zaman, yapılanları örtbas etmeğe de gerek kalmayacaktır. Onun hazırlığı mı yapıldı? Yapılıyor?
Ey Türk Milleti! Kimliğine, varlığına, muhteşem Türk diline, gençliğinin, Atatürk’ün deyimiyle “Millî Eğitim”ine, tarihine, dinine, Asya’dan insanlık için getirdiğin binlerce yıllık tasavvufuna, Yunus Emre’lerinin, Hacı Bektaş Veli’lerinin anısına, Selçuklu, Osmanlı, Atatürklü dedelerinin mirâsına sahip çık artık. Pısıp kaldın; sanayiinden, tarımından, halkının refahından, sonra gıdasından, nihâyet topraklarından, VATAN’ından mı vazgeçtin? Unutulduysa eşine, dostuna, temsilcilerine, her fırkadaki büyüklerine hatırlat: “Türk Devleti’nin birinci görevi, diliyle, târihiyle, sanatı ve âbideleri ile, dünyaya ışık tutmuş insanlık anlayışıyla Türk adını, varlığını korumak ve ilelebet yaşatmaktır”.
Yazan: Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
Alinti http://www.sinanoglu.net/modules.php?name=Sections&op=viewarticle&artid=41
EMPERYALİZMİN PETROL SAVAŞI VE ÜLKEMİZ!!! 22 Mayıs 2008
Posted by Aybars in AB, ABD, AKP, Atatürk, Enerji, Ermeni, Harita, Hatırla!, Irak, Kafkasya, Kapitalizm, Kerkük, Kişiler, Kürtçe-Kürtçülük, Mesih/Armegedon, PKK, Petrol, Takip et, Unutma!, Zihin yönlendirme, İngiliz, İslam.1 comment so far
Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen milletler, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.
Mustafa Kemal ATATÜRK
![]()
100 yıl önce Sultan II. Abdülhamide sunulan,
Doğu ve Güney Doğu Anadoludaki Petrol noktaları.
(Dr. Orhan Koloğlu)
Değerli arkadaşlar,
935 yalan uydurarak ve demokrasi getireceğiz vaadi ile Irak’ı ikinci kez işgal eden ABD, şu an dünya petrolunun %65 ni kontrol eder hale gelmiştir. Petrole hükmeden, dünyaya hükmeder ilkesini uygulayan emperyalistler, binlerce masum insanın canına kıymaktan kaçınmıyorlar.
Değerli arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi petrol yasası geçen yıl TBMM den geçti ve değerli Cumhur başkanımız Sezer tarafından 06.02.2007 de veto edildi. Veto gerekçesinde; Yasanın devlet hissesini düzenleyen 19’uncu maddesi, üretilen ham petrolden yüzde 2-12, doğalgazdan yüzde 3-12 arasında kademelendirilen oranlarda devlet payı alınmasını öngörüyor. Bu düzenlemeyle üretilen ürünlerdeki devlet payını düşürüyor. Dünyada birçok ülkede, yüksek olan devlet payını daha da yukarılara çekmek için uğraş verilirken, Türkiye’de bu oranın yüzde 2’ye, kimi durumlarda yüzde 1’e kadar düşürülmesi haklı bir nedene dayanmıyor. Bu nedenle, yasanın devlet payı tutarının düşürülmesine neden olacak 19’uncu maddesindeki düzenleme ulusal çıkarlar ve kamu yararı ile bağdaşmamaktadır denilmektedir.
Ülkemizin bir petrol ülkesi olmadığını zannediyorduk. Ana gövdesi, 1950 yıllarında BP tarafından hazırlanan ve ancak geçen yıl yasalaştırılmaya çalışılan Petrol yasasının, bu dönemde niçin gündeme getirildi diye merak ediyorduk. Olay yavaş yavaş aydınlanıyor!!!
Esasen dört yanı petrol yatakları ile çevrili güzel ülkemizde de petrol yatakları varmış. Bu konuda Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yönetimindeki araştırma ekibi petrol konusundaki çalışmalarını 22 Ekim 1901′de Sultan II. Abdülhamid’e sunmuşlardı. Zamanımızda da birçok araştırmacı ve gazeteci çeşitli uyarılarda bulunmuştur (Ne hikmetse, bunlardan Gazeteci Vedat Yenerer yaklaşık 10 aydır hapiste ve yargılanmayı bekliyor!!). Meğerse bu uyarılar doğruymuş ve güzel ülkemizde;
DİYARBAKIRDA PETROL BULUNDU: 4 ay önce başlatılan çalışmalar sonucu Kocaköy ilçesinde kaliteli petrol çıkarıldığı açıklandı. TPAO Batman Bölge Müdürlüğü yetklilerinden alınan bilgiye göre, Yeniköy-39 kuyusunda 2325 m den çıkarılan petrol 32 graviteli (05.07.2005- Cumhur iyet).
MAYINLI ARAZİDEN PETROL FIŞKIRIYOR: TPAO Batman Bölge Müdürlüğü, Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde Suriye sınırının sıfır noktasında mayınların temizlendiği alanlara açtığı 25 kuyudan 21’inde petrol buldu. Tel örgülerle çevrili ve kırmızı renkli ’mayın’ yazılı levhaların asıldığı ’Çamurlu’, ’Batı Kozluca’ ve ’Sınırtepe’ bölgesinde açılan kuyulardan günde 2 bin 400 varil petrol çıkıyor. (07.08.2007 – Hürriyet).
YABANCIYA KİRALANAN ARAZİDE KALİTELİ PETROL: Diyarbakırın Bismil İlçesinde 4 ay önce açılan bir petrol kuyusunda 34 graviteli petrol bulundu. İngiliz Aladdin Middle East firmasının Birmilin Doruk köyü yakınlarında 4 ay önce açtığı Arpatepe 1 kuyusundan 2400 metrede kaliteli petrol çıktı. Yabancı şirketin 14 dönümlük alanı 15000 YTL ye bir yıllığına kiraladığı açıklandı (25.04.2008- Cumhur iyet).
Değerli arkadaşlar,
TPAO nun hiç vakit kaybetmeden bu bölgelerde petrol çıkarması ve ülkemizin petrol ihtiyacını karşılması için gereken çalışmaları yapması gerekmektedir. Çünkü maliyeti 14-18 $ olan bir varil petrolün şimdilik fiyatı 125 $ oldu. Önümüzdeki dönemde de 200 $ olması bekleniyor. Petrolün fiyatını arttırmak için uluslararası emperyalizm, çeşitli bahaneler organize etmektedir. Örneğin;
NİJERYA KISTI, PETROL ÇOŞTU: Ürettiği petrolün yarıya yakınını ABD ye ihraç eden ve dünyanın 8. büyük petrol ihracatçısı Nijerya Nisan ayında azalttığı petrol üretimini, bu ay Shell firmasına ait petrol üretim bölgelerine düzenlenen saldırılar nedeniyle daha da aşağıya çekmesi petrol fiyatlarının zirve yapmasına yol açtı (10.05.2008- Cumhur iyet). Hatta emperyalist ülke haber ajanslarından BBC, haberlerinde Petrolde varil fiyatının 120 doların üstüne çıkmasının bir nedeni olarak, ülkemizin Kuzey Irağa yaptığı hava harekatını göstermektedir.
Değerli arkadaşlar,
Yazımın ekinde, ABD nin 1991 de Baba Bush döneminde yaptığı birinci Irak işgali sonunda binlerce inasanın ölmesine karşın, uluslararası petrol şirketlerinin nasıl kar ettiğini Milan üniversitesi çok güzel açıklamaktadır. Yeniden bilgilerinize sunmak istedim.
Umarım yöneticilerimiz ve danışmanları petrol konusunda ayağımıza gelen kısmeti, güzel ülkemizin ulusal çıkarları dorultusunda çözerler ve bütçe açığımızın kapanmasına katkıda bulunarak tarihe geçerler. Yani Rusya örneğinde olduğu gibi petrol ve doğalgaz gelirlerimiz ile denk bütçeye kavuşuruz.
Sevgi ve saygılarımla (21.05.2008).
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
NOT:
ABD’ nin emperyalist baskısı ile 27 Şubat 2008 de Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Vakıflar Kanunu, önceki yıl 10. Cumhurbaşkanımız Sezer tarafından 29 Kasım 2006 da veto edilmişti. Veto gerekçesinde:
1- Vakıf kurumu siyasallaştırılmaktadır.
2- Gayri Müslim cemaat vakıflarına ilişkin düzenlemeler Lozan Antlaşmasına ve ulusal birliğe aykırıdır,
3- Atamalarda ve idari para cezasına ilişkin düzenlemelerde anayasal sisteme aykırılıklar vardır.