Menemen Olayları 20 Ocak 2007
Posted by Aybars in Kişiler, Menemen.add a comment
Menemen olayları (2)
MENEMEN olaylarının geçmişini anlatan Yesevi dergisinin Yazı İşleri Müdürü Erdoğan Aslıyüce ile konuşmamızı sürdürüyoruz:
Aslıyüce’ye soruyoruz:
- İsyanın elebaşısı olarak bilinen Derviş Memet’e gelelim.
- Derviş Memet olarak temayüz eden kişi de, 1847 isyanında Girit’e sürülen Bedirhaniler’dendir. Benim araştırmalarıma göre, Memet ilginç bir kişiliğe sahiptir. Bir kere yukarda anlattığımız Manisa Mutasarrıfı Hüsnüyadis’in akrabasıdır. 15 Mayıs 1919′da İzmir’in işgal edilmesinden bir gün sonra Dürzi Şeyh Sukuti, Menemen eşrafından Hacı Mehmet Efendi ve Efes Metropoliti Yuvakim Efendi ile beraber Yunan Komutanını ziyarete ederek, kendisini Manisa’ya davet ederler. Bu ‘ihaneti’ öğrenen Manisa Cezaevi’nin başgardiyanı ‘Parti Pehlivan’ Mehmet, cezaevinde bulunan 14′ü idam mahkumu olmak üzere 37 kişiyi silahlandırarak yollara düşer. İzmir’de işgal günü verilen 5.284 şehidin akıbetine Menemen’in de uğramaması için köylülerden adam toplamak ister. Köylüler ‘Sümbüller köyünde şeyhimiz var, onunla görüşün” derler.
37 kişilik grup, Sümbüller köyüne giderler. Parti Pehlivan Mehmet’in daha önce tanıdığı ve Nakşibendi olarak geçinen Giritli Derviş Memet’e giderler.
Parti Pehlivan, Yunan haçlılarının İzmir’deki vahşet ve katliamı tek tek anlatır. Anlatır anlatmasına da Derviş Memet, Parti Pehlivan’ı dinledikten sonra gururla ayağa kalkarak ‘Ben Yunt dağına kadar bu Türkmen ve Yörük köylerinin şeyhiyim. Bizim tarikatımız kurşun atmayacak, mehdi gelmeden
caiz değildir der’… Der ya, Giritli Nakşiben geçinen Derviş Memet, vatan işgal edilmiş, Yunan İzmir’i yakmış, ezanlar susturulmuş, camiler yakılıyor. Ve Derviş Mehmet, Yunan gavuruna kurşun atmayacağını ilan ediyor. Bunun üzerine Parti Pehlivan, ‘Sizin tarikatınız gavur tarikatı mıdır ki, gavura kurşun atmaz. Ne biçim laf edersiniz’ der. Ancak gün gelir 15 Haziran 1930′da Elefsis’te hazırlanan hain plan devreye sokulur. Ancak Türkiye sükun içindedir; düşman yoktur. Artık camiler yıkılmıyor; enaz okunuyor, genç Türkiye Cumhuriyeti kalkınma hamlesi içindedir. Atatürk, ülkenin gelişmesi için gecesini-gündüze katarken, dıştan destekli hainler ise Türkiye’ye karşı çeşitli hesaplar içindedir. Ve Menemen olayı bunun en önemli parçasıdır.
- Peki uyuşturucu işi nedir?
- Geleceğim… 15 haziran 1930′da kararı verilen ihanet planının uygulayacak olanlar korktukları için öncelikle örnek aldıkları Hasan Sabbah’tır.
Tarihte ‘yalancı cennetler’ vadetmekle ve kendilerine karşı gelenleri katletmekle bilinen Sabbah, ‘Alamut Kalesi’nde (1256′da Hülagü Han’ın yıktığı kale) fedailerine esrar çektirip terör eylemleri yaptırdıkları bilinir ya…
Bundan ilham alan Menemen’deki hainler de, korkularını yenmek için tarikat adı altında topladığı insanlara esrar içirerek cesaret veriliyor. Şahit ifadelerinden anladığımıza göre, Menemen kenarındaki zeytinlikte buluşan grup, önce zikrederler, arkasından esrarlı sigaraları içerler ve sabah namazından itibaren eyleme geçerler. Emri veren Derviş Memet’tir. Önce esrarkeşler, müftü mescidinden ‘yeşil bayrağı’ dalgalandırmasıyla harekete başlanır.
Camide bulunan cemaate karşı ‘mehdiliğini’ ilan eder. Yanında bulunan köpeğin de ‘Kıtmir’ olduğunu, bunun da ‘mehdiliğin’ alameti olduğunu ifade eder. Halkı da, 70 bin silahlı adamımız buraya geliyorlar, diye korkutur.
Sabahın 07.20’sinde meydana ‘yeşil bayrağı’ dikerler. Ellerinde silahlarla,
bayrağın etrafında zikrederek dönerler. Ve yerden aldıkları toprakları da savururlar.
Bu arada gelişmeler üzerine görevlendirilen asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, -ki o da aslen Giritli’dir- başındaki komutanının, mermi almasını söylediği halde, göreve gerçek mermi almadan manevra mermisi ile olay yerine gider.
Açtığı ateş gerçek yerine manevra mermisi olduğundan, etkili olamaz isyancılara karşı…
Bunun üzerine Mehdi Memet, ‘Bakın bana kurşun işlemiyor. Ben Mehdi’yim, Şeriatı ilan ediyorum, bana kimse mukavemet edemez’ diye bağırır. Bu arada karşı bir ateşle Kubilay yaralanır. Yaralı olarak Kazez camiisinin bahçesine girer. Bunun üzerine Derviş Memet, halkın el çırparak teşvik etmesinden cesaret alarak ‘Şamdan Mehmet’ ile beraber Kubilay’ın peşinden gider ve yaralı durumdaki Kubilay’ın başını kör bağ testeresi ile keserek gövdesinden ayırarak yeşil bayrağın tepesine diker. Olaya müdahale eden iki yiğit bekçi Şevki ve Hasan da şehit edilir. Yani Zaman gazetesinin ‘bir avuç esrarkeş’ dediği olayın aslı kısaca budur.
- Yargılama…
- Yargılama sonunda 37 kişi idama mahkum edilmiş, bunlardan 28′inin idamı gerçekleşmiştir. Erbilli Şeyh Esat Efendi ve Mustafaoğlu Abdülkerim, yargılama sürecinde eceliyle hastanede ölmüşlerdir. Nalıncı Hasan ve Küçük Hasan’ın yaşları küçük; ayrıca Harputlu Mehmet ve Manisalı Hüseyin Çakıroğlu Ramazan da yaşları büyük olduğundan, idamdan kurtulmuşlardır. Kahyaoğlu İsmail ile Terzi Talat’ın idamları da TBMM kararıyla iki yıla indirilmiştir.
- Bunların yakınları…
- Menemen olayları sonrasında idam edilenlerin çocukları ‘şehit çocukları’ diye Manisa Kurşunlu Han’da özel eğitime tutularak devamlı olarak ‘Kubilay murdar gitti. Asılanlar şehitti’ diye çocuklarının beyinlerine ‘Cumhuriyet düşmanlığı’ kazınmıştır. Bu çocukları ölene kadar Manisa’da kalan Hüsniyadis’in kardeşi Zeber Çiçek, ondan sonra da Manisa’nın ‘ileri gelenleri’ tarafından himaye edilmiştir. Bu arada bir şeyi daha vurgulamak isterim. Manisa’da 1960′lara kadar Atatürk heykeli yoktu. Ayrıca, 8 Eylül 1922′de Manisa’yı Yunan işgalinden kurtaran Fahrettin Altay Paşa’nın adı da konulduğu caddeden kaldırılmıştır.
- Evet Manisa bu bakımdan hayli ilginç… Bugün Hüsnüyadis’in akrabaları veya mal-mülk var mıdır?
- Sanıyorum, herkes birbirinin ne olduğunu biliyor. Hüsnüyadis’in, malı-mülkü elbette vardı. Bunlara kim el koydu, şimdilik bilemiyoruz.
Aslıyüce’ye son olarak soruyoruz, bunların kaynakları nedir diye… En önemli belgeler tabii ki Genelkurmay’ın elinde olduğunu söylüyor. Yararlandığı kaynaklar isteyenlerin (e_asliyuce@yahoo.com) adresine not atabileceklerini söylüyor.
Kerem BAKIRCI
Meclis’te cuma namazı
ESKİ bir milletvekili dün cuma namazı kılmak üzere TBMM mescidine gitmiş. “Bunu size anlatmalıyım, gördüğüm manzara bir şov mudur, yoksa benim münafıklığım mıdır, bilemem” diyor.
Anlatıyor:
“Mescitte yeni ve eski vekiller ile Meclis personeli vardı; tıklım tıklım da doluydu. Hoca da Kuran’dan sureler okuyor, bizler de huşu ile dinliyorduk. Bu arada önden arka sıralara doğru 5-6 kişi ayağa kalktı. Kalkanların kulaklarında dinleme cihazı vardı. Anlaşıldığına göre bunlar Meclis korumalarıydı. Baktık ki, TBMM Başkanı Bülent Arınç geliyor. Ona eşlik ederek Arınç’ı, en öndeki yere kadar götürdüler. Bunlar Hz. Peygamberimizin men ettiği şeyler değil midir?”