jump to navigation

Müslümanların durumu 19 Ocak 2009

Posted by Aybars in Müslümanlık.
add a comment

Ahmet Musaoğlu amusaoglu@ahmetmusaoglu.org

İradem dışında bana gönderilen, 17. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi Sonuç Bildirgesi’ne yönelik bir iki düşüncemi sizinle paylaşmak için yazıyorum:

1- Sonuç bildirgesinde, İslam dünyasının “Post Modern Sömürgeci” emperyalist yayılmanın hedefi haline geldiği vurgulandı (DENİYOR)… “Post Modern Sömürgeci” emperyalist yayılma TANIMLAMASI yanlıştır. Müslümanlar kendi tarihsel kültürel modellerine, kavramlarına göre konuşmalııdırlar. Sömürge sömürgedir, moderni veya postmodern’i olmaz. Sömürgecilik de emperayalizm değil, Batılı (köktendinci) Beyaz’ın, kendinden başkalarını insan bile görmeyen ve yeryüzündeki hammadde kaynaklarının sadece kendilerinin olması gerektiği İNANCIDIR…

2- Kongrede Kadın ve Aile, İnsan Hakları gibi konuların gündem yapılması, Müslümanların, Batılı Beyaz’ın kendilerine, bu “iki alan” üzerinden saldırdıklarının görülemediği olmaktadır. Ayrıca, çalışmaların; Siyasi İşler, İktisadi Sorunlar, Eğitim ve Kültürel Sorunlar, Sanayi ve Teknoloji, Kadın ve Aile, İnsan Hakları ve İnsani Yardımlaşma ve Dayanışma Komisyonları olmak üzere 7 Komisyon üzerinden değil, başta ve öncelikle, bunların hepsi olan KÜLTÜR üzerinden yapılması gerektiği, bu uygulamanın ancak “gerçek kimlik” oluşturabileceği kanaatini de taşıyorum…Kongrede, 37 ülkeden 70 yabancı ve 100 yerli katılımcının olması çok fazla bir şey ifade etmez, onlardan ne kadarının “gerçek tarihsel kültürel modele” sahip olup olmaması önemlidir.

4-Bildiride, bugün İslam dünyasının “Post Modern Sömürgeci” emperyalist yayılmanın hedefi haline geldiği vurgulanıyor, ırkçı- tekelci emperyalizmden SÖZ EDİLİYOR Kİ, bu değerlendirmeler çok yanlış. Doğrusu şu: “Köktendinci Protestan Hıristiyan-Yahudi”nin , Tanrının Krallığı düşleri-Günlerin Sonu misyonları için, Katolik Hıristiyanlığı yok ederken İslamı/coğrafyasını da yok etme uğraşı yaşanıyor.

5- Bildiride, “..adil olmayan uluslar arası düzen sorun üretmekte ve dünyamızı yoksulluk ve sefalete sürüklemektedir” DENİLİYOR….Müslüman Topluluklar denilenlerin, süren Küresel Isınma iddialarının Müslüman toplum denilenlerin tarım ve enerji politikalarını değiştirmekle yoksullaştırdığını görmesi gerekiyor.

6-Bildiride, “Kız çocuklarının eğitimi için Dünya çapında düzenli bir fon oluşturulmalı bu fondan İslam dünyasındaki başarılı çocuklar desteklenmelidir”. DE DENİLMEKTEDİR Kİ, bu fiilen Batılı Beyaz’ın Müslüman Toplumlara saldırı silahıdır…töre cinayeti, kadına şiddet denilerek yapılan da bu…sahi neden erkek çocuklar da değil de kızlar… -Ben Müslümanım diyenlerin ve onları idare edenlerin mutlaka bilgilenmeleri gerekiyor…İKRA, sadece OKU demek değildir, BİLGİLEN DE DEMEKTİR…yoksa her okuyan bilgilenmez…

 

Bildiriye çok daha fazla eleştiri yapabilirim de, gerek yok, Müslüman Toplum denilenler, başta temsil noktasında bulunanlar EĞER BİLGİ SAHİBİ OLSALARDI Müslümanlar bugünkü zelil durumda olur muydu, cevap; olmazdı…buna rağmen  siz arzu ederseniz, aksini de düşünebilirsiniz… çünkü, “yaşam tercih”tir, tercih sizin…

 

Kim beni iradem dışı bu guruba neden üye yaptı bilemiyorum, bana sorulması gerekirdi diye de düşünüyorum…Dahası bana meşguliyetim yetiyor…

Kimseyi incitmek için de yazmadım, yanlış anlamak isteyen olursa da bu onun “tercih sorunu” olur!..

 

saygı ile de…

—– Original Message —–
Sent: Monday, June 02, 2008 2:37 PM
Subject: Anafor…

“CAMİ HER ZAMAN CAMİ DEĞİL” miş! 4 Haziran 2008

Posted by Aybars in AB, Almanya, Müslümanlık.
1 comment so far
DER WESTEN: 
 
 ANKARA, 30/04(BYE)--- Almanya'nın Der Westen haber portalının 29 Nisan 2008 tarihli internet sayfasında, Dirk Hautkapp imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin çevirisi şöyledir:
 
     --Duisburg'da Alman Toplumuna Paralel Müslüman Bir Toplumun Oluşması... İnşaat İzni ve  Muhafazakar VIKZ--
     
Bu ülkede, Müslümanlara ait bir ibadethane inşasından mutluluk duyacak herhalde çok az insan vardır. Duisburg Belediye Başkanı Adolf Sauerland bu insanlardan biri. Köln'de planlanan cami yapımına karşı yoğun bir tepki 
yaşanırken, Duisburg şehrinin Marxloh semtinde büyük bir caminin açılışına az bir süre kaldı. Ancak, cami her zaman cami anlamına gelmiyor. Öğrenci yurdu ve dükkanlardan oluşan cami projesinin, yapılan gizli bir oylamayla -oy birliğiyle- Duisburg Belediyesince reddinden beri Belediye Başkanı zor durumda.
 
Endişelere anlayış gösterse bile, bir yönetici olarak  verilen ret kararını hukuka aykırı olarak değerlendirmeli ve Düsseldorf'taki bölge hükümetine danışmalı. Bunun nedeni, İslam Kültür Merkezleri Birliğinin (VIKZ) yapmak istediği 
inşaata bir engel olmaması ve böylece inşaatın "karar aşamasında ve kabul edilir durumda" olarak değerlendirilmesi.
     
Marburglu İslam bilimci Ursula Spuler-Stegemann 2005 yılında Hessen eyaleti adına hazırladığı bilirkişi raporunda, VIKZ'nin öğrencileri sert şeriat  kurallarını öngören İslam anlayışı doğrultusunda yönlendirdiğine ve gençleri Batı'ya, 
Hristiyanlığa ve Anayasa'ya karşı yetiştirdiklerine yer verdi. VIKZ, kendisini elit bir organizasyon olarak görüyor, öğrencileri itaatkar ve sıkı bir cinsiyet ayrımcısı olarak yetiştiriyor. VIKZ, o gün olduğu gibi bugün de bütün bu suçlamaları, yanlış ve taraflı olduğunu söyleyerek reddediyor. CDU'nun Başkan Vekili Wolfgang Bosbach için bu yeterli değil. Bosbach, partiden arkadaşı olan Mehmet Yılmaz'ın yönetimde,VIKZ hakkında ülke çapında ayrıntılı bir araştırma yapılmasını istiyor. Wolfgang Bosbach'ın şüpheleri, Köln polisinin 2006 yılında hazırladığı, içinde VIKZ'nin Batı ve demokrasi karşıtı ve de Yahudi düşmanı bir örgüt olduğu şeklindeki görüşlerin yer aldığı rapordan kaynaklanıyor. Burada esas konu, gerçekten inşaat izni mi? Yahut CDU'lu politikacı Elmar Klein'a göre, Türk dükkanlarının çevredeki diğer dükkanlara rakip olup olmayacakları sorusu mu? Bu durumudaha iyi anlamak için VIKZ'yi yakından tanımak gerekiyor.
    
İslam Kültür Merkezleri Birliği, 300 camisiyle ve yaklaşık 24 bin üyesiyle Almanya'daki üçüncü büyük organizasyon. Organizasyonun kökeni, Türkiye'de 1930'lu yıllarda ortaya çıkan ve Kemal Atatürk tarafından büyük bir oranda 
sınırlandırılan bir harekete dayanıyor. İslam Kültür Merkezleri Birliği, politik konularda açıklama yapmamasından dolayı, Anayasa koruyucularının hedefinde değil. 2005 yılında vergi kaçakçılığı gibi olumsuz bir olaydan sonra yönetim 
kademesi değişen organizasyon, İslam Konferansında yer aldı. Ancak İslam Kültür Merkezleri Birliğinin güvenlik güçlerini tedirgin eden ve bu organizasyona şüpheyle yaklaşmasına yol açan başka bir yüzü daha var. Sünni olan organizasyon, Kur'an'a muhafazakar bir yorum getiriyor. Eleştirmenleri özellikle rahatsız eden husus, organizasyonun gençlere ve çocuklara yönelik entegrasyon düşmanı faaliyetleri.
 
Yetkililer 2005 yılında İslam Kültür Merkezleri Birliği tarafından izinsiz olarak işletilen bir öğrenci yurdunu kapattı. İzinsiz olarak yapılan işler, dernekte sık görülen bir durum. Duisburg'daki Hochfeld Sokağı'nda da böyle bir 
öğrenci yurdu bulunuyor. Bölgede, yaşları 12 ila 19 arasında olan yaklaşık 40 
öğrenciyle burada akşam yemeğine kadar boş zaman değerlendirme ve ev ödevleri konusunda ilgileniliyor. Burada Türk ve Alman kökenli din adamları, pedagoglar ve eğitimciler görev alıyor. Bu binayla ilgili elle tutulur bir problem bugüne kadar duyulmadı. Eyaletin gençlerden sorumlu kurumu, İslam Kültür 
Merkezleri Birliğinin Köln ve Bergisch-Gladbach'da yurt açma taleplerini şekilsel nedenlerle onaylamadı.
    
Bugüne kadar, İslam Kültür Merkezleri Birliği hakkında ağzından tek bir olumsuz cümle bile çıkmayan CDU'nun entegrasyondan sorumlu Bakanı Armin Laschet, yurtlarda tam olarak ne yapıldığını öğrenmek istiyor.
 
NNNN

İslam dünyası tamamen kontrol altındadır 25 Temmuz 2007

Posted by Aybars in ABD, Kişiler, Müslümanlık.
add a comment

 Tempo TV: 30.12.2006 04/01/2007

      HYP Genel Başkanı Yaşar Nuri Öztürk’ ün, Saddam’ ın asılması ve diğer güncel konular hakkında Giresun Tempo TV Anahaber’ de yaptığı değerlendirme:

      “Ateş çemberine çevirdikleri bir ülkenin devlet başkanını alıyorlar, işgalci düzenin kurduğu bir mahkemede yargılıyorlar kendilerine göre ve ipe çekiyorlar; idam ediyorlar.

      Bu şu demektir: İslam dünyasının kişi düzeyinde de devlet düzeyinde de artık hiçbir dirayeti yoktur. Bu, emperyalizmin İslam dünyasını tamamen eline ve yönetimine aldığını, bütün kaynaklarını sömüreceğini ve işine gelmeyen davranışlar gösterenlerini de ya cezalandıracağını ya da yok
edeceğini ilan etmektir.

      Tabi BOP Projesi ile ilgili bir mesajı da var bunun, o da İslam dünyasına verilen mesajın içinde. Burada bu cinayete taraftar olanların da tarih ve Tanrı önünde hesap vereceklerini kaydetmemiz lazım. Çünkü süper Haçlı güçlerin bu cüreti, bu zulmü, bu barbarlığı, bu cinayeti ve bu
dehşeti, içeriden Müslümanların arasında Müslüman kisvesinde bir takım hainlerle de işbirliğini gerektirir. O iş birliğini kurmadan hiçbir yerde başarılı olamazlar. Bugün o işbirliğini siyasal İslamcılarla kurdular ve Kürtlerle kurdular. İkisi de bunun faturasını çok ağır ödeyecekler. Bunu bir
zaman Araplar da yaptı. Allah adildir. Osmanlı’ yı Araplar arkadan vururken aynı oyun Araplar kullanılarak yapılmıştı. Yani Şerif Hüseyin’ in Osmanlı’ ya yaptığını bir düşünürseniz… Osmanlı’ nın dinsizleştiğini, dinini kaybettiğini, Müslüman olmadığını, artık dinlenmeyeceğini, İslam dünyasında
hiçbir şekilde geçerli kabul edilmemesi lazım geldiğini iki bildiriyle 1915′ te yayınlamıştı.  Sonra da ölürken İngilizlerden yediği kazık üzerine şunu tarihin önünde söylemiştir: “Osmanlı’ ya karşı çıkarak, kılıç çekerek Allah’ a isyan ettim, kötülük ettim Allah da beni çok ağır şekilde cezalandırdı”.

      Ama bir kıymeti yok ki… Osmanlı’ yı parçaladılar. Şimdi aynı şeyleri siyasal İslamcılar ve Kürtler Türkiye’ ye ve işte bazı Müslüman coğrafyalara karşı yapıyorlar. Emperyalist Haçlılarla işbirliği içinde… bunların da akıbeti ne olacaktır? Çünkü emperyalistler, Müslümanların güçlerini kırmak,
onların büyümesini önlemek için bir takım iç kırgınlıkları körüklüyor yani sizin başınızda taşıdığınız bir gözünüzü öbürüne düşman ediyor, bir kulağınızı öbür kulağınıza düşman ediyor.

      Şimdi düşünün Türkiye coğrafyasında, hele Ortadoğu’ da hatta bütünüyle, Türkle Kürtü – özellikle şu Türkiye Cumhuriyeti devletinde – birlikte savaş verdikleri, birlikte kurdukları bu devlette Türk-Kürt kavgasının yapılması kimin işine yarıyor?

      Bu; vücudu, bir gözü öbürüne, bir kulağı, bir eli diğerine düşman etmek, zaafa düşürmek ve işe yaramaz hale getirmekten başka bir şey değildir. Kürt bu oyuna geldi. İşte Irak’ ın toprak bütünlüğünü parçaladılar. Onlara taviz verdiler. Bu aşiret dalkavukları; “Bunun sonu
nereye gider, bu bizim torunlarımıza ne getirir?”  hesabını yapmadan emperyalist Haçlılarla işbirliği içerisine girdiler. Türkiye üzerinde de acı sonuçları ortaya çıkacaktır.

      Bakın Türkiye’ de kırk bin insanın ölümüne sebep olan bir terör başı var… mesela ABD onun kılına dokundurdu mu? Ama öbür tarafta bir devlet başkanı adamı – hiçbir kaygıya düşmeden dünyanın önünde ve dünyanın önünde yalan söyleyerek orayı işgal  ettiği ortaya çıktığı halde ve kendileri de bunu itiraf ettikleri halde, o işgalin, hiçbir insan haklarının  gerekçesi olmadığını ilan ettikleri halde – yine de orada mahkeme kurarak o kişiyi astılar.  Burayı haksız, insan haklarına aykırı işgal ettinizse sizin burada mahkeme kurmanızı hukuk nasıl kabul eder?

Eğer değilse bir adamı mahkemeyle yargılayıp idama nasıl mahkûm edersiniz? Dünya bağırıyor; “Bu mahkeme kanun ve hukuk dışıdır, nasıl idam cezası verilir?” diye. Bakın orada, uydurma
mahkeme kararının üzerinden iki ay geçmeden bir devlet başkanını ipe çekiyorlar.
      Şimdi İslam dünyası; siyasal islamcılar – Türkiye’ de bunlar iktidarda bugün – Haçlılara destek vererek güçlendiriyorlar. Bu hıyanete yarıyor ve bu; nasıl bir iştir ki; camileri dolduran, alnını secdeye koyan, kelime-i şehadet getiren insanlar bu oyunu fark etmiyor.

      Neticede bu olayla, İslam dünyasının hiçbir dirayetinin, şahsiyetinin olmadığını ilan etmişlerdir. Şimdi Saddam’ ın durumu budur. Saddam’ ı lanetleyenlerden biri de benim ama bu, her kafası esenin hesabına gelmeyen develeti işgal ederek oradakileri asmasını haklı göstermez. Böyle bir
şerefsizlik, böyle bir zulüm görülmüş müdür tarihte? Şimdi soruyorum Pinochet’ yi neden asmadı ABD?  Castro’ yu niye asmıyor? Çünkü onlar Hıristiyan; onlara dokunamaz. Peki kimi astı bugüne kadar, benzeri işler yapanlardan kimi astı?

      Siz dışarıdan gelip de bir devletteki haksızlıkları bahane ederek o devletin başındaki adamı nasıl asıyorsunuz? Bunun, Hammurabi Kanunları’ ndan beri icabını yapacak bir hukuk anlayışı var mı? Ben, kırk yıllık hukukçuyum.
Bunun dinle, imanla, insanlıkla izahı mümkün mü? Böyle bir zulüm imparatorluğu tarih görmüş müdür?

      Şimdi Saddam’ dır şudur budur… Buradaki mesele Saddam meselesi değil;  buradaki mesele hak meselesidir ve herkesi ilgilendiriyor.

Şimdi alnını secdeye koyanların, secdenin haysiyetine mensup olup olmadıklarını, o kıldıkları namazla ne yaptıklarını, o namazın kendilerinden şikâyetçi olup olmayacağını İslam dünyasının dört tarafındaki insanların oturup düşünmesi lazım… bu bir. İkincisi; İslam dünyasına oynanan bu oyunlar Türkiye’ de o kadar rahat oynanamıyor. Neden oynanamıyor?  Bunun sebebi petrol değil.
Bizde petrol yok ama bizde petrolden daha kuvvetli bir şeyin olduğu çıktı ortaya. Nedir o? Atatürk mirası… İslam dünyası akla ihanet etti, Osmanlıya ihanet etti, sonra da Atatürk’e ihanet etti.  Atatürk ona, emperyalist küfür ordularına karşı savaş vererek

Müslüman bir devlet kurmanın, Müslümanların bağımsızlığını simgeleyecek devlet kurmanın yolunu gösterdi, reçetesini gösterdi, uygulamasını gösterdi ve bunun nasıl olacağını, bütün unsurlarını
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Müslüman dünyanın önüne koydu.

      Fakat  Müslüman dünya emperyalist Haçlıların oyununa gelerek Mustafa Kemal’ i İslam dışı ilan etti ve onun reçetesinden yararlanmanın yolunu tıkadı. Allah da belasını verdi. Şimdi Türkiye’ de aynı oyunu oynamak istiyorlar, Mustafa Kemal’ in ana yurdunda. Siyasal İslamı subaşlarına
oturtmaları bundandır. AB düzeni, BOP düzeni içinde işbirlik kurmalarının sebebi bundandır. Yoksa ne siyasal islamcılar AB ve ABD’ ye yürekten samimiyetle inanır ne de AB veya ABD siyasal İslamcıları sever. Hiçbiri ötekini köpek ölüsü kadar değerli görmez. Ne için bu işbirliğini kuruyorlar?
Atatürk mirasını tahrip etmek için.

      Şimdi Türkiye de bu Saddam olayı ile bir kere daha geriye dönüp bütün meselelerini; Atatürk mirasının, Mustafa Kemal’ in manasının, ruhunun, ehemniyetinin neye tekabül ettiğini, ne demek olduğunu bir kere daha düşünmesi lazım. Bunu değerlendirmedikçe camilerde yatıp kalkmakla ne Allah’ ı memnunu edebilirler ne de Peygamber’ i.

      Bakın; Allah, Peygamber diyerek bu milletten para ve imkân sonra da iktidar toplamış adamlar, İslam’ ın Peygamberi’ ne Katoliklerin başı Papa ağız dolusuyla sövüp küfrettiği halde bir tanesi çıkıp da “Sen ne yapıyorsun?” demedi.

      ***

      Deniz Baykal’ ın sine -i millet diye bir şeyden bahsetmesi absestir.
Sine-i milletten bu memlekette bahsedecek son adamdır Deniz Baykal. Taktik yapıyor, barajın üstüne çıkmak için. Şimdi ben kendisine soruyorum: Sine-i millete dönecek, niye dönecek? Cumhurbaşkanı olmasın diye Recep Tayyip Erdoğan… Peki Erdoğan’ ı başbakanlığa getirmek üzere Anayasa değişikliğine neden onay verdi? Vermeseydi, bugün  Erdoğan Meclis’ te değildi. Niçin
verdi? O zaman Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’ yi yönetmek üzere Büyük Millet
Meclisi’ ne başbakan sıfatıyla giriyordu. Şimdi niçin bu adam Cumhurbaşkanlığı köşküne çıkamasın? O zamandan beri Erdoğan’ ın bacağı, kolu mu, nesi eksildi, ne oldu?

      Erdoğan’ ın cumhurbaşkanlığına gelmesi tartışılabilir. Çünük Erdoğan bu ülkede Atatürk ve Atatürk mirasına sataşarak kariyer yapmış bir siyasetçidir. Ben bunu söyledim, beni dava etti. Davası geçenlerde Yargıtay tarafından benim lehime sonuçlandı. Onun için dava dilekçesinden alarak o cümleyi kullanıyorum. Dolayısıyla Erdoğan’ ın cumhurbaşkanlığı siyaseten
tartışılır ama hukuken orada bir Meclis var. Deniz Baykal’ ın katkısıyla ve hatta tek sebep olarak gelmiştir Büyük Millet Meclisi’ ne Erdoğan. Şimdi kalkıyor aynı adam cumhurbaşkanı olamaz diyor. Niçin? Bakın o gün öyle sükse yaptı, bugün de böyle sükse yaparak oy alıp barajın üstüne çıkacağını düşünüyor. Kendisini Cumhuriyet’ in müdafii gibi gösteriyor. Kendi laiklik
düşüncesiyle Türiye dincilerin batakhanesine döndü. Bu konuları başka bir zeminde konuşmak lazım.

      Türkiye’ de bir Anayasa var ve hâlâ yürürlükteyse – tabi onu AKP elli yerinden deldi kalbura çevirdi ama hâlâ yürürlükte – o Anayasa 367 tane insanın birinci turda orada olmasını şart koşuyor. Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanatoğlu söyledi bunu. 367 kişiyle teklif ettirir kendini
ondan sonra Meclis onu seçerse seçer; çünkü hukukî olan budur. Ama eğer bu hukukî olan işletilmez ve 367 kişiyle;  yani Anayasa’ nın öngördüğü üçte ikiyle getiremezlerse o zaman Anayasa’ ya göre kim getirilirse getirilsin seçilemez. Seçilir derlerse, seçerlerse, bu iş Anayasa mahkemesine gider ve bir hafta sonra Anayasa mahkemesi bunu bozar. Böyle bir durumda seçilmiş
olan kişi cümle âleme rezil olur. Onun için 367′ yi bulmadan Erdoğan veya başka biri kendisini aday göstermesin. Dünyanın önünde rezil olur. Ama 367′ yi bulursa Erdoğan bal gibi seçilir, hukuk budur. Deniz Baykal bu hukukî değil diyorsa o zaman Anayasa’ ya oy vererek Recep Tayyip’ i oraya
getirirken vicdanı sızlasaydı…”